30 Ara 2008

Tez Muhabbet Tez Ayrılık

Ablam ve en yakın arkadaşı bize gelecek, aradım 'kar yapıyor gelebilecek misiniz?' dedim..

Tantanayı görmeyin! Ablam bir yandan arkadaşı bir yandan 'ayyyy eğer işin varsa gelmeyelim, insanlık hali günün gününe uymaz. Birşey mi olduuu?' diyorlar.

'Ya benimle ne alakası var? Ben zaten evdeyim, gelecek olan sizsiniz. Zor olur mu onu soruyorum' dedim, Yine anlaşamadık.. Ablam benimle konuşurken arkadaşı arkadan 'ay bak gerçekten.. birşey olduysa söylesin bak, işi mi çıktı?' diyor.

Kırk kere 'hayıııııııııııırrr!' diye bağırdım, ama anlatamadım.

Neyse en son kapatırken ablam birşey alacakmış onu söyledi, 'alma ben buradan alacağım' dedim, bu defa arkadaşı arkadan yine 'ne istiyor alalım' dedi, ablamda 'bilmem neyi istiyor' diyor. 'Ya onu ben mi istedim? Sen alacağım diye tutturdun. Ben alacağım dedim ya buradan aaaaaaaaaaaaa' diye haykırdım, telefonu öyle kapattık...

Sabah sabah ne muhabbet sormayın... İyilikte yaramıyor..

29 Ara 2008

Bıktırdınız

Hay Facebook'un da, bu salak ''sizi arkadaş listesinden silenler, profilinize bakanlar, adınızı aratanlar'' grubunun da Allah cezasını versin!
Kaydolmuyorum kardeşim! İstemiyorum kim silmiş, kim bakmış öğrenmek.. Bana ne? Ben kendi sildiklerime bakarım..

Kapatsam mı şu facebook üyeliğimi ne yapsam?

Ne Dedim Ben de Anlamadım?!

Dün gece eşimle uzanmış televizyon izliyorduk, ben üstüste aynen şunları söylemişim;

- O sizin şirketteki kız da amma sallama iş yapmış, başıma iş aldım (yaptığı araştırmada saçma şirketlerin maillerini topladığı için),

- Armagedon şehir değil aptal, haberi yok (history channel'daki belgesel tanıtımı için),

- Bizim eski evin salonu şu kadardı dimi, ne küçükmüş ıyy (şimdiki salonun bir kısmını göstererek),

- Amma kilo aldı değil mi? (bal'ı göstererek),

- şu çerçeveleri de çakamadın (odadakileri kastederek),

- değiştirsene ya ben casper'dan nefret ederim (tv'yi göstererek)...

Eşim de şaşkın şaşkın bana baktı, 'ne diyorsun hiç birşey anlayamıyorum. Bu kadar bağımsız konuyu nasıl ard arda sıraladın?' dedi..

Gerçekten nasıl bu kadar hızlı düşünüp daha adamın cevabını bile beklemeden konudan konuya atlamışım hayret.. Zaten hastayım, burnum tıkalı sesim bir garip. Boğazım ağarıyor diye mız mız konuşuyorum, birde o daldan bu dala.. Zavallı adam ne yapsın?

Aslında bunu sürekli yaparım ben, arkadaşım Sevnur'la buluştuğumuzda ne deriz, ne konuşuruz kimse anlamaz.. Bunca zamandır birlikte olmanın verdiği anılarla kendimize özel bir dil oluşturmuşuz, çok komik ve saçma sapan cümleler kuruyoruz ama yine de anlıyoruz. Dışarıdan görenler de bizi manyak sanıyor..

Eşimle de uzun zamandır birlikteyim (Sevnur kadar olmasa da) O'nunla da garip konuşmalarımız olur, ama arkadaşım bana hemen uyum sağlarken eşim arada anlayamıyor..

Şu an bu yazıyı neden yazdığımı, sonunun nereye bağlanacağını bilmiyorum. Canım onu bu şekilde bırakmak, taslak halinde duran onlarca yazımın arasında unutmak istiyor ama yayınlayayım gitsin...

28 Ara 2008

Bi Şımarık Velet ve Ben

Turkcell'in Celocan'larıyla röportaj yapıyorlardı, 'oynadığın televizyon reklamını görünce ne yapıyorsun' diye sordular.
Kepçe kulaklı şımarık bir erkek çocuğu 'ayyy ben hemen koşuyorum seğrediyoruuum' dedi, kız ise 'o sesleri duyduğumda hemen odama koşuyorum, kapıyı kapatıp kulaklarıma da böööyle yastıkla bastırıyorum' dedi...

Çok güldüm, küçücük çocukla aynı tepkileri vermiş olmamız enteresan tabi...

26 Ara 2008

Hasta Tezgahtar

Bugün evlilik yıldönümleri olan bir arkadaşım için hediye bakmaya gittim, eşi hamile ve bir-iki haftaya kadar doğum yapacak..

Ablamla bebek kıyafetleri satan bir mağazaya girdik, çoluk çocuk işlerinden hiç anlamadığım için şaşkın şaşkın bakındım.

Tezgahtar kadın gelip yardımcı olmak istedi, ne aradığımı sorunca 'yeni doğacak bebek için' dedim. O bana gitti kocaman neredeyse bir yaşındaki çocuklar için kıyafetler gösterdi, ben de dedim ki, 'ufak olsun istiyorum ki hemen kullansınlar.'
Kadın, 'ama herkes verecek bunlardan, şunu alın seneye giyer' dedi. Yok dedim, doğunca giyeceği birşey almak istiyorum, kızdı.. Dandik tulumları göstererek 'o zaman bunlardan alacaksınız, başka çare yok' dedi.

Ben de bakmaya başladım, ablama 'pek güzel değil bunlar' dedim, kadın bilmem kaçıncı kere 'siz neden büyük almıyorsunuz anlamıyorum, bakın işte bunlar çok güzel' dedi.. Ben de dedim ki 'paşa gönlüm öyle istiyor, canım ufak almak istiyor, o yüzden. yeterli mi?'

Hemen döndü tabi, 'ay pardoooon.. öyle desenize, canınızın istediğini söyleyin bakın neler çıkaracağım şimdi size ben' dedi, önüme binbir çeşit güzel kıyafeti serdi, hemencecik aralarından birini seçip aldım..

Acaba baştan ısrar ettikleri ellerinde mi kaldı, bana zorla satmaya çalıştı? Demek ki neymiş, çemkirmek lazımmış...

Uyuzcadı'nın Mp3 Fabrikası

Herkes benden mp3 istiyor.

Ben nereden bulayım? Fabrikam mı var?
Kenime faydam yok ki benim, aynı şeyleri dinleyip duruyorum..
Bir de aceleciler ki sormayın, hemen olsun istiyorlar. Anında, dakikasında, saniyesinde.. O gün, o an..

Kelin ilacı olsa başına sürermiş, beni bi rahat bırakın ya!

25 Ara 2008

Çorap Delisi

Gördüm, şaşırdım, güldüm, sonra bir daha güldüm, kahkaha atmaya başladım, hala atıyorum..

Buyurun siz de eğlenin, Google arama sonuçlarında siteme gelen kişi şunu yazmış; ''teyzemin çoraplarını alırken yakalandım''..

Bu ne ya?

Büyük ihtimalle ''ablam corapsız yatmıs'' diyen kişi.. Aklını çorapla mı bozmuş nedir?

Sıçan ve Köfte

Ayşe Tüter'i biliyorsunuz, televizyonda bir yemek programı yapıyor. Tiyatrocu Ceren Erginsoy'da O'na yardımcı oluyor, daha evvel de biraz bahsetmiştim.

Ayşe Hanım, Ceren'i eze eze bir hal oldu, kızın yaptıklarını hiç beğenmiyor. Geçenlerde aralarında şöyle bir diyalog geçti, hala gülüyorum;

- aa Ceren bu soğanları çok büyük doğramışsın, olmaz,

- olsun Ayşe ablacığım bizim de mercimek köftelerimizde değişik bir tad olacak. soğanları hissedeceğiz, dişimize gelecek..

- buna sıçan dişi derler zaten hahaha.. mutfak sözlüklerinde büyük doğranan şeylere böyle denir..

Ayşe bir yandan Ceren' ters bakışlar atar, bir yandan da manalı manalı kameraya göz süzdürür... Sonra der ki;

- seğircilerimizden özür diliyorum, bugün böyle oldu..

Ceren ise her zamanki saflığı ile özürün büyük doğranmış soğanlara değil de yemek yaparken 'sıçan' dendiği için dilendiğini sanır (yada lafı çevirmek ister), der ki,

- olsun Ayşe ablacığım, o da doğada bulunan bir hayvanımız. var yani sonuçta..

Ah Ceren ah! Seni bu saflığın, iyi niyetin bitirdi kızım.. Ayşe ablacığın sana laf soktu orada, anlamadın.. Neyse, anlasan daha mutsuz olurdun zaten boşver..

Hadi Oradan!

Facebook'ta birşey arıyordum, karşıma çıkan yazı şu ; ''x için sonuç bulunamadı. kelimeleri doğru yazdığından emin ol.''

Ulen nasıl hemen senli benli olduk? Ayrıca bu ne kabalık, ne küstahlık?
'Emin ol'muş, insan bir 'emin olun' falan der, ukala!

Bloğum aracılığıyla Facebook'a 'popüler olduğunuz kadar küstahsınız da' demek istiyorum!

24 Ara 2008

Fatih Camii'si Kedileri İçin Çok Acil Yardım!

Fotoğrafa bakar mısınız?..


İçler acısı, yürekleri burkan, mideye ağrı saplayan, beni yine gözyaşlarına boğan, aklımı başımdan alan, sinirden üzüntüden vertigomu tetikleyen, başımı döndüren, insanlığımdan utandıran, yazarken bile hala ağlatan... Daha neler yazarım, ama gözyaşlarımdan yazdıklarımı da göremiyorum..

Burası bir caminin avlusu, fatih camii. O kadar büyük, geleni gideni bol olan bir yer..

Gidip namazını orada kılan, ibadetini eden herkes hiç mi görmüyorsunuz? Bu da ibadet değil mi? Allah'ın bizlere emanet ettiği canlara sahip çıkmak bu da sevap değil mi? Hem de en büyüğü... Her geçen 1 ytl bile verse bu hayvancıkların bir çoğu iyileşir, acı çekmez..

O kadar üzgünüm ki size anlatamam...


Lütfen, azıcık inancınız, azıcık sevginiz, azıcık vicdanınız varsa 5-10 ytl de olsa birşeyler yatırın bu hesaba, bu gece yastığa başınızı rahat koyamk için, ben insanın diyebilmek için, gerçekten sevap sahibi olabilmek için.. Artık ne için istiyorsanız onun için, ama lütfen lütfen biraz yardım edin..

Demişler ki;

"Whiskas,Goody ve Micho dışında herhangi bir mama markası olabilir.Bebek kedilerimiz kalmadığı için yetişkin kedi maması kullanıyoruz.Kurban bayramında atılan artıklar yüzınden parazit hastalıgı,kedi nezlesi,grip had safada ve onları klinige alıp tedavi ettirip artık bu işi bitirmek istiyoruz."
Kuru mama yardımı yapmak isteyenler benimle baglantı kurabilirlerse sevinirim.
fatihkedileri@gmail.com
maddi destek vermek isteyenler için
PETMANİA VETERİNER KLİNİĞİ
Barış mahallesi Atatürk Bulvarı Günes Apartmanı Arka Girişi Beylikdüzü İstanbul 212 873 93 23
MURAT AYTAÇ-ÖZGÜR ŞİMŞEK
garanti bankası florya şubesi ( 00407 )6699505 MURAT AYTAÇ
lütfen yollayacagınız yardımlarda FATİH CAMİİ'SİNDE BULUNAN KEDİLERİN TEDAVİSİ İÇİN diye belirtirseniz bir karışıkla karşılaşmayız
fatihkedileri@gmail.com a da makbuzlarınızı yollayabilirseniz hesabı kontrol etme olasılıgım da olur.ve boylelikle yapılan bagışlar normal hasta ödemelerine karışma gibi bır olay biter.Attıgınız her makbuz mailine cvp alamazsanız mail elime geçmemiştir lütfen buna dikkat edin
Bilgi alabilmek icin 533 341 26 25 - 555 858 79 30
-- FATİH CAMİİ GRUBU BADE ERGUVAN"


Kuru mama yardımı yapmak isterseniz www.arkadaspet.net adresinden promosyonlu ve size uygun fiyatlarla mama yardımı yapabilirsiniz. ''

not: sağırkedi, eğer sen olmasan bütün bunlardan hiç haberim olmayacak, hem duyarlılığın hem de gerçek bir insan olduğun için sana çok teşekkür ederim..

Hala Taksi Sevmiyorum

Geçen gün Aycan'la buluştuk. Biraz dolaştıktan sonra bizim eve gidiyorduk, çok yorulduğumuz için taksiye bindik, yolda erkeklerin (aycanın'ın eniştesi) evden çıkmaması hakkında sohbet ediyorduk.
Taksici aynadan bakıp ''naaapsın ablaaaa? siz bekarsınız herhalde bekara karı boşamak kolaay! adam evde otursa kabahat dışarı çıkssa kabahat'' dedi.
İkimiz de kaldık, birbirimize baktık
(ben farkında değilim ama gözlerimi kocaman açıp tek kaşımı kaldırmışım), sinirli bir şekilde 'efendim?!' dedim, adam devam etti 'sokaklarda mı dolaşsın adam naapsın?!' dedi..

Aptal! Bir kere sen o konuştuğumuz kişiyi tanıyor musun bu biiirr, sana ne bu ikii, biz karısını da alsın çıksın diyoruz çapkınlık yapsın değil bu üüüüç, sana ters ters baktım anlamadın hala mal mala konuştun bu dööört..
Aycan da 'e biraz çıksın' dedi, zavallı O da anlayamadı ki ne olduğunu..

Neyse sonra ben önünden geçtiğimiz bir sokakta baktığımız bir evi anlatmaya başladım. Yatak odasının ortasında kocaman bir kolon vardı, ve kirası da o eve göre çok pahalıydı. Daha Aycan ağzını açamadan şöför yine 'bi de bir milyar isterler dimi ablaaa? bu ülkede o parayı kazanamayan kaç kişi var hiç düşünmezleer' dedi.

Bense 'ee biz uygun bir yerde inelim'' dedim..

Anlıyorum, taksicisin bütün gün canın sıkılıyor konuşmak istiyorsun ama böyle daan diye konuya dalınmaz ki canım.. Sana ne biz ne konuşuyorsak konuşuyoruz, derdi sana mı düştü?
Eşim olsaydı derin bir sohbete dalardınız, ama ben az kalsın sana dalacaktım...

23 Ara 2008

Erikli'den Şikayetçiyim

Yeni evimize taşındığımızda nereden su alacağız diye araştırırken eşim yakınlarda biryer bulmuş, birkaç defa aldık ama tadı çeşme suyu gibiydi..

Ne yapsam dedim, Erikli'ye abone oldum. İstedim, geldi. İyi güzel, tadı hoş. Hem yemeklere de içme suyu kullandığımızdan hem de ben çok su içtiğimden zırt pırt istiyoruz.

Pazar günü de arkadaşım vardı, biz yemek hazırlarken (daha doğrusu Aycan hazırlayıp ben O'na bakarken) eşime 'su ister misin?' dedim. Saat 6-6 buçuk civarıydı.

Sonra gece oldu, uyuduk. Sabah 10 civarı su geldi, ben unutmuşum bile istediğimizi. 'Ben bunu kaç saat evvel istedim, almayacağım' dedim. Suyu getiren adam kapıda bana bağırdı ve tersledi. ''O zaman git üyeliğini iptal ettir bana bağlı senin burası'' falan dedi. Ben de tamam dedim, kapıyı kapatırken o hala bana kızıyordu.

Yarım saat sonra çok az daha kibar bir adam aradı, pazar günleri 6 da kapatıyorlarmış, sabah görmüş getirmişler.. Tamam onlar da haklı olabilir, kapalıysa nasıl getirsinler? Ama ben onların saat kaçta kapattığını bilmek zorunda mıyım? Üstelik istediğim saat geç değildi. O zaman bir uyarı çıksın ben siparişi verdiğimde, kapalıdır vs gibi. Ben salak salak bütün akşam su mu bekleyeceğim? Yada dışarı çıkacağım belki, beklemek zorunda mıyım?

Zaten abone olmadan evvel şikayetimvar.com'da okumuştum. Özellikle de bizim oturduğumuz semt ile ilgili şikayetler vardı.. Şimdi bu sabah başka bir yeri aradım, ablam oradan alıyor.
6-7 dakika içinde su gelmişti bile, hem de çok kibar biri tarafından, azarlanmadan..

Üstelik Erikli'den gelenler suyu kapı eşiğinden içeri bile bırakmıyorlar, asansörden indirdiği yerde kapının önüne bırakıveriyor. Ben tek başıma o kocaman şeyi nasıl içeriye götüreyim?

Parası da diğer sulardan çok daha fazla, anladık temiz ve güzel tadlı bir su. Ama sadece bununla bitmiyor, çalışanlarınızın da belirli bir terbiye seviyesinde olması lazım. Abone olurken iyiyiz, kötü hizmet verince abonelikten çıkarken azar işitiyoruz. Bu nasıl iş ben anlamadım..

Kimseye de tavsiye etmeyeceğim...

Bu Bloğu İzle veya İzleme

Blogger'da bir eklenti var ya hani, 'bu bloğu izle' diye..

Beni izleyenler, yada izlemeyi düşünenler.. İyi karar verin!
Ya öyle zart diye hemen izlemeye almayın, yada aldığınız zaman ilel ebet öyle kalın.
Sürekli sayı değişiyor ya, gözüm de takılıyor. Bir aşağı bir yukarı. Zorunuz ne kardeşim?! Dengesiz misiniz? Bi karar verin..

Zaten takıntılı bir insanım, her defasında kim izlemeden çıkmış diye meraktan çatlıyorum..
Hayır kime kin güdeceğim, kimi dengesiz belleyeceğim şaşırdım kaldım...

En sonunda bana ekran görüntüsünü kaydettirip, sonra eksilen olunca kontrol ettirteceksiniz.. O zaman anlayacağım işte kim silmiş, kim silmemiş..

Bir oturun oturduğunuz yerde, adamı hasta etmeyin! Dengesiz yazarın dengesiz okuyucuları siziiii...

22 Ara 2008

Hiç Birşey Yapmadan Karşınızdakini Sinir Etme Sanatı

Nasıl olur demeyin, oluyor işte..

Bizim bu Türk milletimiz var ya, her şekilde her durumda başkasının hakkını yemekte, kendi işini şip şak halletmek uğruna diğerlerini hiçe saymakta, şeytana pabucunu ters giydirmekte bir numara...

Markete gittim, (zaten nefret ediyorum) bir de kalabalık.. Yürümekte zorluk çekiyorum, herzamanki gibi zırt pırt birileri benden birşey istiyor,

- 'ay evladım gözlüğüm yok yanımda şu bilmemne kaç para?' (alsana gözlüğünü, evden dışarıya adım atınca 18'lik mi oluyorsun?) ,

- 'ay pardon sizin boyunuz uzun şu bilmemneyi bana verir misiniz?' (sanki görevli yok orada)

- 'evladım bu promosyon ne içinmiş bi anlatsana' (tabi teyze ben de zaten onu çalışıyordum çıkmadan evvel, ve çok ilgimi çekiyor bütün hepsi ezberimde) gibi..

Bütün bunları atlatıp sıraya geldiğimde upuzun bir kuyrukla karşılaştım, beklerken etrafımdaki insanların kıyafetleri, akşam yemeğe ne yapacakları, saç renkleri vs ile ilgilenerek vakit geçirmeye çalışırken tam arkamda duran kadın sürekli yüzüme doğru eğilmeye başladı. Ensemde nefesini hissediyordum, katil midir nedir?

Tam dibimde kızgın boğalar gibi puff puff diye nefes alıp veriyor ve elindeki bir paketle sağa sola sallanırken bir yandan da inatla yüzümü görmeye çalışıyor.

Niyetini anladım tabi , hiç üstüme alınmıyorum..

Sonra nihayet sıra bana gelmiş ve arabamdakileri tezgaha koyarken 'ayy, benim bir tane var bi halledeyim' dedi, ben de daha fazla ensemde puffff pufff yapmasın diye 'olur' dedim. Hay demez olaydım, kadın bir kahkaha attı ki herkes bize baktı. Gevşek midir nedir, alt tarafı sıramı verdim nedir bu neşe?

Anlamadığım nokta, be kadın on dakikadan fazla bekledik, sen neden beni seçtin? Benim önümdekilere neden sormadın? Bir paketin vardıysa eğer niye onca zaman bekledin? Beklediysen eğer neden tuttun da kancayı bana taktın? Benden sonra da sen varsın zaten, az dişini sıksana..

Neyse, iade yapacakmış (zaten hep böyle üç kuruşun hesabını yapanlar sıra isterler). Kasadaki kız 'çok uzun sürer, bayanı bekletecek misiniz?' dedi, ben daha ağzımı açamadan 'aaa tabiiiii, ben izin istedim zateeeen' dedi.

Kız da acıyarak bana baktı ve 'peki' dedi.

Teyzenin şen kahkahasını, sıranın artık ona ait olduğuna dair duyduğu aşırı güveni ve beni bekletebileceğine ve salak olduğuma dair aşırı inancını yerle bir etsem de kendisini bir güzel kenara iteledim ve işimi hallettim.

Bir dahaki sefere elindekini gözüme sokup 'benim bi tane' diyenlere, 'bak benimkiler on tane. neymiş, on birden büyükmüş, neymiş on tane alan bir tane alandan daha iyi müşteriymiş, neymiş o zaman daha iyi muameleyi hak ediyorlarmış, neymiş işini hemen halledip çıkması gereken aslında oymuş' deyip sıramı vermemeyi düşünüyorum..

Tabi o anda cümlemi bu kadar düzgün ve giriş-gelişme-sonuç olarak kuramasam da içerdiği mesaj bu olacaktır..

19 Ara 2008

Kürk Gimeyin!

Eğer ben insansam o zaman kürk giyenler ne?
Eğer benim vicdanım sızlıyorsa, içim parçalanıyorsa, elim ağayım titriyor mideme kramplar giriyorsa ve ben kendime 'insan' diyorsam onlar kim?

Bana söyleyin, deyin ki 'ben kürk giyiyorum, hayvanlar umurumda değil ve evet, kendime insan diyorum'. O dakika ben insanlığımdan vazgeçerim, sıfatlar umurumda değil çünkü. Asıl umurumda olan vicdanım, beni ben yapan sevgim, beni insan yapan acıma duygum, merhametim, yaşam hakkına duyduğum saygı...

Bir kampanya başladı, duymuşsunuzdur. Bilmiyorsanız ayrıntılı bilgi burada..

Lütfen okuyun, biraz vakit ayırıp anasayfadaki Okan Bayülgen'in konuyla ilgili program videosunu izleyin. Eğer vicdanınız ve bir bloğunuz varsa lütfen 'kürke hayır' logosunu bir yerine iliştirip kampanyaya destek verin.. En önemlisi kürk giymeyin, hayvanlara kıymayın, kıyanlara pirim vermeyin...

İnsanlığımdan utanıyorum, böyle bir dünyada yaşadığım için utanıyorum...

not: kim daha çok kan kokuyor? anketinde ben oyumu Gülşen'e verdim.. ne oldu? hani hayvan seviyordun? yazıklar olsun...

Ödüm Kopuyo

Var Mısın Yok Musun'a 50 Cent geliyormuş, amanın tutmayın beni! Hemen kendimi koltuğun altına atıp, o Türkiye'den gidene kadar bir daha çıkmamalıyım..

Ünlüymüş, zenginmiş, kızlar kul köleymiş... Ben anlamam, adamdan korkuyorum ya! Var mı daha ötesi? O nasıl bir siyahlıktır, o nasıl iri bir vücuttur, o nasıl korkunç bir surattır..

Bu program başladığında herkes bana katılsana diyordu, işim olmaz dedim.
En dandik malzemeden yapılmış, kötü bir maviye boyanmış aptal kutudan birşeyler hissedemeyeceğime göre yada numara yapamayacığıma ve orada olan herkesi kayıtsız şartsız çok ama çok sevemeyeceğime göre katılmanın bir anlamı yoktu. Üstelik kaç para kazanacağın da belli değil, üç kuruş için elalemin ağzına sakız olmaya değer mi?

Neyse işte, iyi ki de katılmamışım, mazallah seçilseydim eğer 50 Cent'le aynı stüdyoda mı olacaktım?

Kesin ödül falan istemiyorum der kaçardım..

En iyisi şu sıralar Kapalı Çarşı'ya falan da gitmeyeyim ben...

Çocuk Kiiiim? Ben Kim?

Bebe diye bir firma var, mail adresimi nereden almışlar bilmiyorum ama bana sürekli kampanyalarıyla ilgili bilgiler yolluyorlar..

Bir kere benim size mailimi vermeme imkan yok, sitenize girmiş olamam. Çünkü çocuk sevmem, olsun da istemiyorum.

Gelenleri her defasında spam diye işaretliyorum, ama bıkmadan usanmadan hala devam ediyorlar..

Kardeşim bakın, bebek kiiiim ben kim? Evlendik diye hemen çocuk mu yapmak lazım yani? Üremeyelim, ne olur? Benim genlerimde bu yok, yani çocuk mocuk istemiyorum, görünce 'ayyy Allah annesine babasına sabır versin' diyorum, heveslendiğim hiç olmaz, 'ay canıııım' dediğim pek nadirdir..

Eğer 'belki cici bici ürünlerimizi görür de özenir' diye yolluyorsanız, çok yanlış bir insana baskı yapıyorsunuz.. Açmıyorum bile mailleri, direk spam diyorum..

Beni unutun tamam mı? Umudu kesin, anaç ve normal dişilere yönelin, hadi bakayım...

18 Ara 2008

Değişik Bir Durum

Hayatımda okuduğum en komik 'haber'i sizlerle paylaşmak istiyorum. Dün arkadaşım bana yollamıştı, hala etkisindeyim...

Kahramanımız şarkıcı Faruk K ve yine şarkıcı Yeliz, aşk yaşamışlar sonra da ayrılmışlar. Normal olarak aşk yaşadıklarını ayrılık haberiyle öğrenmiş oluyorum.. Faruk K bir açıklama yapmış, aynen şöyle ;

''YELİZ DÖVÜYOR OSMAN ISIRIYORDU

Şarkıcı Faruk K kendisinden 20 yaş büyük, şarkıcı Yeliz ile yaşadığı aşkın neden bittiğini 'Orada Neler Oluyor'da açıkladı. Faruk "Bu ilişki başladığında herkes bana aradaki yaş farkının sorun olacağını söyledi. Sorun yaş farkı değil, Yeliz'in bana uyguladığı şiddetti" dedi. Yeliz'den 3 kez dayak yediğini itiraf eden popçu sözlerine şöyle devam etti: Yeliz çok zor ve uçlarda yaşayan bir kadındı. Bütün gün evden çıkmaz, ruh hastası kedisi Osman ile oturur. En küçük bir tartışmada üzerime yürüyüp, vurmaya çalışırdı. İlk ikisinde ses çıkarmadım. 'Hassas bir dönemden geçiyor' diye düşündüm. Ama üçüncü kez yaşadığımız olay utanç vericiydi. Yeliz Bağdat Caddesi'nin ortasında, kalabalığın içinde bana tekme, tokat vurmaya başladı. 'Dur' dedikçe delirdi, bağırdı. Ondan ve beni ikide bir tırmalayıp, ısıran ruh hastası kedisi Osman'dan zor kurtuldum" dedi.''

Gülsem mi ağlasam mı bilemedim, bunu yollayan arkadaşıma yaptığım ilk yorum ise ''zaten ağzı da yamuk'' oldu. Ne alaka bilmiyorum, öyle söyleyiverdim işte.. Alakasız dediysem, ağzı yamuk olmasına yamuk tabi de, olayla ilgisi yok.. Galiba insanların dış görünüşleriyle fazla ilgiliyim..

Ne diyeyim Faruk K'cığım, bundan sonra yolun açık olur umarım!

not: haber sevgili Faruk ve güzel bir fotoğrafı eşliğinde burada...

17 Ara 2008

Bir Fil, Bir Çocuk, Bir 'Bey'

Birkaç hafta evvel Dudaktan Kalbe dizisinde Hüseyin Kenan kızını özlediği için ağlıyordu, bu normal. Fakat kokusunu duyabilmek için sarıldığı oyunca Selpak firmasının promosyon olarak verdiği şu fil değil miydi?
Adam o kadar ün, zenginlik, şan, şöhret, yalılar, son model arabalar, hizmetçiler, konserler vs içinde yaşarken biricik evladına oyuncak diye vere vere bu iki-üç kutu tuvalet kağıdı alana hediye edilen fili mi layık görmüş?
Hiç yakıştıramadım, cık cık cık..

Ayrıca takıldığım bir nokta da şu Lamia'nın zamanında her haltı karıştırıp evlilik dışı bir çocuk peydahladığı Hüseyin Kenan'a 'Hüseyin Bey' demesi..
Kızım beyi meyi mi kalmış, sen almış yürümüşsün.. Kimi kandırıyorsun?

16 Ara 2008

Arama Yasağı Getiriyorum

Ne zaman birşey yapmaya kalkışsam, ya telefon çalıyor ya kapı...

Arayanla konuşurken kendimi başladığım işi bırakmış ve Zuma oynarken buluyorum.. Konuşma bitiyor, telefon kapanıyor ben hala oynuyorum. Sonra arada bırakıp bir-iki blog geziyorum, maillerime bakıyorum, az biraz gazete okuyorum derken bir bakıyorum ki kocamaaaan bir zaman havaya uçmuş gitmiş.
Kendi kendime 'ya deli misin nesin? kalk işini yap' diyorum. Bu defa da tee en başta ne yaptığımı hatırlayamıyorum..

O iş öyle yalan olup gidiyor. Aramayın beni kardeşim!

11 Ara 2008

İzmir Hayvan Barınağı'na Yardım!

Bu önemli konu için suskunluğuma ara verebilirim, Sağırkedi'nin bloğundan aynen aldım yazıyı.
İzmir'de olanlar lütfen yardım etsin...



''Arkadaşlar İzmir-Şopen'deki hayvan barınağında bulunan köpekler şu anda açlıktan zor durumdalar...O civarda bulunan fabrikalar yemek artıklarını hayvanlara ayırıyordu ama kriz yüzünden fabrikalar kapandığı için barınağa artık yiyecek gitmiyor.Şu anda zavallı köpekler kepek tozu ile beslenerek bir deri bir kemik kalmış durumdalar...Oradaki hayvanseverler elinden geleni yapıyorlar ama yetmiyor.Çünkü 1000 den fazla köpek var.Sizde yardım etmek isterseniz makarna ve süt alıp barınaktaki gönüllülere vermeniz yeterli...Eğer tanıdığınız lokanta ve fabrikalar varsa yemek artıklarını hayvan barınaklarına vermesini rica ediniz.
DHA'dan okuduğum yazıyı aynen kopyalıyorum:
"Yıllardır barınakta çalışan Nebiha Deprem üzgün: “Kısırlaştırma yapmayan belediyeler çöp döker gibi köpekleri barınağa bırakıyor. Beş yıl önce bir avuç hayvanseverin büyük fedakârlıklarla oluşturduğu barınakta 85 sahipsiz hayvan vardı. Bugün bu sayı 1500. Kriz, olumsuz etkiledi. Üç aydır doymaları için un ve kepek karışımıyla yal yapıyoruz. Bütçemiz ancak buna yetiyor. Büyükşehir Belediyesi, aylık bir ton mama yardımı yapıyor. Ancak bu mama sadece barınaktaki yavru ve felci hayvanlara yetiyor.” Nebiha Deprem, çevredeki yemek fabrikalarını, fırıncıları, iş adamlarını, tavukçuluk işletmelerini, makarna fabrikalarını, hayvanların açlık sorununa sahip çıkmaya, duyarlı olmaya çağırdı. (dha)"

not: sağırkedi, bilgilendirdiğin için teşekkür...

5 Ara 2008

Öyle

Blog alemi bana dar geldi, üstümde bir sıkıntı bir bıkkınlık..

Az müsade, hoşçakalın..

Karman Çorman

Az evvel zaplarken Derya Baykal'ın programını gördüm, engellilerle ilgili birşeyler anlatıyordu. Yardım için sms yollanabilirmiş, fakat ücretlendirilebilmesi için ardından bir de mp3 indirmek gerekiyormuş, anlattı. Yanındaki konuğu da nasıl yapılacağını sordu, Derya Hanım'da 'onu bilmiyorum, seğircilerimiz yapacak' dedi..

Ardından da yine engelliler tarafından yapılan cam üzeri süslemeler için iletişim adresi vermek istedi ve 'efendim gmail'den giriliyo, oradan ulaşıyorsunuz' gibi birşeyler söyledi..

Oldu mu şimdi? Gmail'den nasıl girsinler, olsa olsa mail atarlar. Ayrıca mp3 indirmeyi seğircileriniz nasıl yapsın? Zaten büyük çoğunluğu orta yaşta ve ev hanımı olan kişiler değil mi? Nereden indrisinler, nasıl yapsınlar?

Başka bir amaç için olsa umursamaz bana ne derdim, ama madem bir yardım kampanyası için çağrı yapıyorsunuz o zaman şu işi doğru dürüst sorup ondan sonra söyleseniz olmaz mı?
İnsanlar cam ürünlerinden satın almak isterlerse, ne adresi belli, ne web sitesi, ne de iletişim maili.. Hepsi birbirine karıştı, hiçbir şey anlamadım..

Ulusal bir kanalda hergün program yapıyorsunuz, izleyeniniz de çok. Ne var biraz daha düzgün hazırlansanız?

Adsız

Takip etiğim bloglarda yada benimkinde olumsuz gelen yorumlar nedense hep 'adsız' adı altında..

Sonuçta herkes benim gibi düşünmek zorunda veya bütün görüşlerime katılmak zorunda değil. Olumsuz eleştiriler de olabilir, işin ucu kaçmadıkça ve hakaret içermedikçe yayınlıyorum zaten.
Şimdi size bloğunuzun adını, yada isminizi soyisminizi yazın demiyorum (yazsanız ne olur??) en azından sadece adınızı verebilirsiniz.

Benim de sevmediğim, saçma bulduğum yada yazılanlara katılmadığım bloglar oluyor. O zaman yorum yazmamayı tercih ediyorum, buna vakit ayırmak istemiyorum.

Beğenmesem de o blogger yazısı için vakit ve emek harcamış, neden insanların şevkini kırayım? Neden mutsuz edeyim? O da öyle olsun, o da okumadığım bir blog olarak kalsın, ne olur yani?

Bu şekilde kendinizi mi tatmin ediyorsunuz? Hayatınız boyunca ciddiye alınmadınız da böyle özel mi hissediyorsunuz? Açıkçası yazdıklarınız umurumda değil, mantıklı olanı alıp geri kalanı çöpe yolluyorum zaten, takıldığım nokta isminizi verecek kadar cesaret ve özgüven sahibi olmamanız..

Düşüncelerinize mi güvenmiyorsunuz, lafınızın arkasında mı duramıyorsunuz, karşınızdakinin vereceği tepkiden mi çekiniyorsunuz? Hiçbirini bilmiyorum, ama şunu söyleyeyim, bizi biz yapan düşündüklerimizdir. Bence iyi yada kötü konuştuklarınızın arkasında durun, bu şekilde çok acınası gözüküyorsunuz..

3 Ara 2008

Benim O Ben

Firefox kullananınız vardır elbet, ayarlardan pop-up pencere açılmasını yasakladım.
Bunu isteyen her sitede şöyle bir şikayetle karşılaşıyorum ''Firefox bu sitenin istenmeyen pencere açmasını engelledi''..

Onu yapan Firefox değil canım, benim. Kimi kime şikayet ediyorsun anlamadım..

Bari biz Türkler gibi Google'a da yaz tam olsun..

Turkcell Senden Nefret Ediyorum

İçime fenalık geldi, bütün tv kanallarında reklamlar Turkcelli, bütün web sayfalarında bannerlar Turkcell'li, bütün billboardlar, otobüs duraklarındaki afişler, telefon bayileri her yer her yer Turkcell'li..

Yeter!

Çok uzun zaman ben de kullandım, fakat geçen sene Vodafone'a geçince rahat bir nefes aldım..
Hattım yaklaşık 10 yıllktı ve hergün gelen kampanya sms'lerinden bayılacak hale gelmiştim.
Günde en az on tane, bazen daha fazla 'oraya bağlanın', 'internet yükleyin', 'şu kadar konuşun bu kadar bedava gelsin', 'onu yapın', 'bunu yapın', neredeyse 'akşam yemeğinde onu değil bunu yiyin', 'üstünüz ince çıkmadan bir kazak giyin'e varacak kadar fazla sms geliyordu.

Bütün gün boyunca onları okumak, sonra sinirlenmek, daha sonra istemediklerimi silmek, üstüste gelenleri iptal etmek, bir geldi kabul etmedin olmaaaz ''ikinci şansınız sürüyor, 1o dakika içinde evet yazın kazanın''lara bela okumak gibi bir dolu şeye harcadığım vakitle çocuk büyütürdüm ben be!

Eşim arayıp kampanyalarla ilgili herhangi bir sms almak sitemediğini söylemişti, sonrasında banka onay mesajları bile gözükmez oldu. Öyleymiş, ya hepsini alacakmışız (reklamlar vs) yada herşey kapatılıyormuş...

Süper hizmet!

Üstelik bütün reklamlarınız berbat, o kıro recep ivedik nedir? Sizin şirket prıfilinizin de öyle olduğunu düşündürüyor insana, sanki müşteri hizmetlerini ararsam karşıma küfür edip geğiren bir recep çıkacak.
Hele o tavuk!? Onun o pis poposundan çıkan kampanyalara mı kaldım? Iyyy..

Zaten tavuk değil çikolata mübarek! O renk ve dokuda tavuk hiç görmedim hayatımda...

Diyeceğim o ki, sizden kurtuldum Vodafone'a geçtim, ne reklamlarınızdaki gibi müdür olacağım zaman ses kesiliyor, ne de günde onlarca sms alıyorum..
Ayda sadece bir kere fatura bedelimi ve son ödeme tarihimi yolluyorlar...

Paranız da mı bitmedi onca senede anlamıyorum ki, bu reklamlar ayda-yılda kaç paraya mal oluyor? Bir batsanız yada yönetiminiz el değiştirse süper olacak..

Marka bilnirliği mi yaratmaya çalışıyorsunuz yoksa bölünen pazarda azalan payınızı mı yükseltmeye çalışıyorsunuz bilemiyorum ama reklam sektörüne 'marka bıkkınlığı' 'marka kusmuğu' gibi terimler kazandırdığınız kesin..

Oh be , rahatladım..

Bir Diş Macunu, Bir Güvensiz Anne, Bir Sorumsuz Baba

Bir İpana reklamı var ya, hani kız çayına şeker atarken annesi 'çaya dört şeker atarsan dişlerin çürür, en iyisi babaya soralım' diyor.

Şimdi bazı sorularım var bu reklamın metin yazarına, şöyle ki;

Kızcağız annesinin 'şeker atma' demesine itiraz etmedi ki zaten, fırsat verseydi belki de 'tamam anne' diyecekti.
Galiba bu hatun kocasının sekreteriyle yada hastalarıyla falan fingirdediğinden şüpheleniyor ki, daha kız ağzını açmadan torlayıp toplayıp babasının muayenehanesine götürdü.. Orada da çaktırmadan ortalığı süzecek, olay mahalinde herhangi bir ipucu var mı diye bakınacak ve eğer fingirdenen kişi sekreterse 'bak ben buradayım, henüz ölmedim. bu adam sahipsiz değil, sana kaptırmam' diye gözdağı verecek..

Bir başka takıldığım noktaysa, bu doktor olacak baba hiç eve gelmiyor muymuş? Akşamı bekleyemediler mi sormak için? Yada bir telefon açıp soruverin, ne diye dalıyorsunuz adamın işyerine?

Baba kızına ne kadar ilgisizmiş böyle anacım! Dişlerinin durumuna hiç mi bakmamış? Hadi onu da geçtim, kız çayına şeker atarken hiçmi görmemişte uyarmamış?

Anladım ben, bunlar haftada bir defa sadece pazar kahvaltısı sebebiyle bir araya geliyorlar.

Doktor olacak o baba da kafasını gazeteden kaldırmıyor. Kızının yüzüne bile bakmıyor.

Doktorsun, iyi kazanıyorsun aladık. Ama babalık öyle sadece para vermek, boş vakitlerinde de sekreterinle fingirdemekle olmuyor canım. Ağaç yaşken eğilir!

Doğurup atmak kolay.

İşte günümüz gençliğinin de en büyük problemi bu bence, anne baba herşeyi önlerine serip yüzlerine bile bakmıyor..

Lütfen tv' de halkımızı bu şekilde olumsuz etkileceyek örneklere yer vermeyelim. Sayın RTÜK uyuyor muyuz?!

Sizi Üşengeçler Siziiii

Hani hep arama motorlarından siteme gelenleri yazıyorum ya, bir de hergün onlarca sayıda 'uyuzcadi' 'uyuzcadi.blogspot.com' 'bi uyuzun uyuz olduklari' 'bi uyuzun uyuz' 'www.uyuzcadi.blogspot.com' gibi aramalarla siteme gelenler var.

Bunlar tamam, ama bazen şu oluyor 'bi uyuzun'..
Bu ne ki şimdi, üşengecin en önde bayrak sallayanı değilsin de nesin?
Yakında 'u' yazsanız ben çıkacağım karşınıza, ha gayret..

2 Ara 2008

Sanki Bilmiyoruz

Eşim de, iş ortağı da her yaptıkları yeni sitenin adresini gtalk'larına yazıyorlar, bu yaklaşık iki senedir böyle..
Anlamadığım şu, zaten hepimizin gtalk'u msn'den hallice, yani az kişi var. Bir de yine hepimizin listesi üç aşağı beş yukarı aynı insanlarla dolu, yine hepimiz neyin yeni, neyin online olduğunu biliyoruz.
Bu haberdar etme sevdası nereden çıktı? Her açtığımda ikisinde de aynı yazıları görmekten içime fenalık bastı, körler sağırlar birbirlerini ağırlar durumu olmuş iyice..

1 Ara 2008

Çıkarcı Bir Uyuzum

Önceki gün abuk bir yere freelance iş görüşmesi içi davet edildim, dün de gittim...
Sitemi nereden buldunuz dedim, İngiltere'de biriyle iş yapmışım ordanmış. Nasıl yalan!
Ben hayatımda hiç freelance iş yapmadım, İngiltere'de de olsa olsa Siemens olur, onların da tutup beni referans etmekle uğraşacak vakitleri olduğunu hiç sanmıyorum..


Neyse, gittim..
Bana neler yaptığımı sordular, ben herzamanki gibi anlatmaya başlayınca ilk cümlemin sonunda 'ya sizin işleriniz hep birbirine benziyor, neden?' dedi biri. Diğeri de arkasından 'evet, sanki template gibiler, hazır alınmışta ufak tefek uygulamalar yapılmış gibi geldi bana' dedi.

Eşim de yanımdaydı, o sırada telefonla konuşuyordu olanı biteni duymadı..
Benim o anda ne kadar sinirlendiğimi tahmin edebilirsiniz herhalde, kaşlarımı olabildiğince çatıp, sesime ve duruşuma verebildiğim en kızgın şekli verdikten sonra 'siz benimle ne biçim konuşuyorsunuz?' diye başlayıp susmadan uzunca bir süre konuştum.
'Benim işlerimden kaç tanesi ödüllü haberiniz var mı?' dediğimde salak salak bana bakıyorlardı, en son şişko olan toparlamak için 'yanlış anlamayın, ben öyle hissettim' dedi, 'çok yanlış hissetmişsiniz, çok.. Ben hayatımda hiç böyle bir ithamla karşılaşmadım. O işlerin hepsine gözümün nurunu akıttım ben, her bir santimi ne kadar özenle çalışıldı haberiniz yok tabi konuşuyorsunuz ileri geri' dedim..


Sonrasında kırk kere lafı düzeltip 'kusura bakmayın' falan dediler. Eşim de o anda konuşmasını bitirmişti, ne olduğunu anlamaya çalışırken bir anda O da çok sinirlendi, yalnız olsam kesin çıkar giderdim, ama bir saat kadar daha kaldık.

Olayın sonrasında ben bir daha hiç konuşmadım, etrafa baktım, anlattıkları saçma sapan şeyleri dinledim.. Sıkıldım, pıkıldım, ofladım, pufladım..


En sonunda biz kalkarken şişko olan ithalatlarını yaptıkları inci tozu kreminden, bir de vermek istediğim birkaç kilo için bir zayıflamaya destek ürün hediye etti, benim açımdan olay bir güzel tatlıya bağlanmış oldu.
Şu an hem şişkoya hem de zayıfa karşı herhangi bir kızgınlık hissetmiyorum, bu adam böyle eli açık olsun ben oralara daha çok gider gelirim ne olacak ki?


İşte görüyorsunuz, biz dişiler (benim gibi uyuz ve kindarları bile) herhangi bir kozmetik ürününe ve gideceği vaad edilen iki-üç kiloya hemen tav oluyoruz..

Şu an dün sabah yaşadığım olaya bakış açım budur; Hayat herşeye rağmen güzel!

Bir Berber Bir Berbere...

Yine Googel arama sonuçları;

''gerdeğe girmeden önce gerdek gecesinde napılır''

Gerdeğe girmeden gerdek gecesi olamayacağı için senin önce gerdeğe girmen lazım..

30 Kas 2008

İmajı Batasıca

Sabah sabah iyi güldüm, buyurun bakın google'dan kimlerin yolu düşmüş;

''kendime nasıl bi imaj yaparım''

''erkek olarak nasıl bı ımaj yaparım''

Şimdi öncelikle bu iki aramayı yapan kişinin de aynı olduğundan şüpheleniyorum.
Önce 'nasıl imaj yaparım' demiş, büyük ihtimalle kadınsal süs püslerle karşılaştı, sonrasında 'erkek' diye belirtti. Her iksinde de yolu siteme düşmüş, sanki stil danışmanıyım da..

Eğer bir dişi olsaydın sana çok daha fazla tavsiyelerde bulunabilirdim kardeş, madem erkeksin öncelikle şu beynini biraz geliştir diyeceğim. Az kitap oku, biraz gez, dolan ufkun açılsın. Sonrasında imaj zaten kendiliğinden gelir, ne de olsa akıllanacaksın.. Çünkü ne beyin, ne de dış görünüş Google'a yazmayla oluşacak şeyler değildir.

Hem sende bir komiklik sezdim ben, kadınlar komik erkekleri sever. Çirkin olsa da çok popüler olan onca stand-up'cımız mevcut, bana sorarsan imaj ilk görünüşte çok önemli olsa da asıl önemli olan komik ve eğitilmiş bir beyindir..
Haydi bakalım...

28 Kas 2008

'Pet Shop'tan Aldığım 'Maymun' 'Erkeğime' 'Haksızlık' Yaptı

Bu arama sonuçlarını çok fazla yazıp baymak istemiyorum ama demin kahkaha attım, paylaşayım siz de gülün..

pet shoptan maymun alıcam

- alıyosan al bize ne?..

erkeğimi peşimden koşturmak için tüyolar


- bakın dikkatinizi çekerim, daha evvel yazanlar 'erkekleri' falan diyordu, bu bir tane bulmuş yetmemiş sonuna kadar sahiplenmiş, bir de 'erekğim' diyor.. Allah o erkeğine kolaylıklar versin canım..

birgün haksızlıklar son bulcak

- ah keşke..

Msn, Çık Hayatımdan

Msn'den nefret ediyorum!

İtiraf ediyorum işte, hayatımda msn kadar gereksiz çok az şey gördüm..

Bir açmayayım yandım, kırk kişi birden aynı anda birşeyler yazıyor, o oradan çekiştiriyor bu buradan..

İş dünyasında da pek bir popüler, geçen hafta gittiğim iş görüşmelerinden birinde adam bir yandan benimle konuşurken bir yandan da laptopuna bakarak chat yapıyordu..
Ben giyinmişim, süslenmişim, düzgün konuşmaya, adam gibi iletişim kurmaya çalışıyorum o ne yapıyor? ''Bir saniye'' deyip iki satır yazıyor, sonra bana bir cümle kuruyor..
Çok profesyonelsiniz gerçekten de, böyle devam edin..

Bu sabahta bir zayıflama ilacı ithalatçısı firma tarafından mail aldım, sitemi görmüş işlerimi beğenmişler, bir iki yerden de methimi duymuşlar, freelance çalışmak istiyorlar..
'İyi' dedim, 'çalışalım'. Ama muhattap olduğum kişi msn adresimi istiyor, 'kullanmıyorum' dedim..

'Ama karşılıklı görüşmeden isteklerimi nasıl anlatacağım?' demiş.. Karşılıklı görüşmenin yolu bu mudur? Bir toplantı ayarlarsın, beni çağarırsın. Ben hem firmanızı hem sizi görürüm, güvenirim. Siz de beni tanırsınız, konuşuruz, anlaşırsak çalışırız.

Msn'den kamera aç bari, bana firmayı göster, patron gelsin oradan görüşerlim, olsun bitsin..

Bu nasıl bir iş etiği anlamadım. Zaten freelance iş yapmak risklidir, adam işi iki günde alel acele yaptırır sonra paranızı 50 şer ytl parçalar halinde bir yılda öder...

Hatta bazısı hiç ödemez, o yüzden bu tarz işlerde karşılıklı görüşmekte ve bir anlaşma imzalamakta sonsuz fayda var..

Şimdi bu adam benimle 'hırçın bilmemne' diye bir adresten iletişim kurmaya çalışıyor, soruyorum Bay Hırçın, isminiz iyi hoşta, ben sizden paramı istediğimde de böyle hırçın mı olacaksınız acaba?

Herkes mi böyle, hep beni mi buluyorlar gerçekten merak ediyorum...

27 Kas 2008

Cadı Hasta

Tam azıcık toparlandım derken dün arkadaşımla dışarı çıktım, hava günlük güneşlikti. Akşam çok fena yağmur bastırdı, taksi de bulamadık. Çok ıslandık, şu an yine dibe vurmuş durumdayım, bir toparlanamadım gitti..

Demem o ki, mecburi yatak sürgünündeyim.. Bana bugün izin, dışarı çıkarken de yanınıza şemsiye almayı unutmayın...

26 Kas 2008

Bilmiyorum Ki..

Google arama sonuçlarında bugün de dizilerden gidiyoruz, bakalım;

''dudaktan kalbe dizisinde lamia'nın giydiği elbiseleri nereden bulabilirim''

- Dizinin sonunda sponsorlar çıkıyor ya, oradan bakıver.

''kıvanç tatlıtuğ sigara kullanıyor''

- Cık cık cık, hiç yakıştıramadım.. Ama aferin sana, iyi ki söyledin Google amca kulağını çeker onun...

''tarık akan evlendimi gerçek hayatta''

- Yanlış anlaşılma olmasın, gerçek hayatta dedik!

Uyuz Cadı Ölecek Mi Ne?

Bloğumun temasıyla çok uymasa da, bugün duyduğum çok güzel söler yüzünden sevgi pıtırcıklığım üstümde..

Markette bir adama sinirlendiğim için açtığım bloğum hiç ummadığım yerlere geldi, beni okuyan bir sürü insan oldu.. Hepinize çok teşekkür ediyorum...

Sevmeyenim de var, olsun... Onlardan çok çok daha fazla sevenim olduğunu biliyorum..

Yüzünü bile görmediğim, sesini duymadığım insanların acılarına, sevinçlerine ortak olma çok değişik bir duygu.. Bir sürü arkadaşım oldu bu blog sayesinde, hepsi de benim için ayrı ayrı çok değerli..

Moralim bozuk olduğunda, birşeye sıkıldığımda yada 'bırakacağım artık yazmayı' dediğimde, nedense hep bu anlarda mail kutuma öyle şeyler geliyor ki mutluluktan uçuyorum.. Kötü zamanlarımda (bilmeden de olsa hep onlara denk) gelen güzel yazılarınız için çok teşekkür ederim..

Beni seven, yazılarımı okumaya, yorum yazmaya vakit ayıran herkese çok teşekkür ederim..
Bu yüzden bu bloğu çok seviyorum..

Yarın uyuzluklara devam ama şimdi sevgi kelebeği olup mavi gökyüzüne doğru kanat çırpmaya gidiyorum, hoşçakalın :))

Boynunun Borcu

Her zaman bakımlı olmak zorunda mıyım? Eşime göre evet, aslında bana göre de evet ama bazen olamıyor işte..

Bu taşınma döneminde ev ararken ne kadar yorulduğumuzu bloğumu takib edenler bilir, bulunca da evi tam iki günde kutuladık, sonra taşıdık..
Ertesi gün de eski evin yaptırdığımız boyasını kontrol etmek için yoldayız, saat sabahın altı buçuğu. Ben ben olalı o saatte dünyayı hiç görmemişim, zaten heryerim ağarıyor, yorgunluktan sol ayağımın üzerine basamıyorum, topallayarak yürüyorum ve çok uykum var. Eşim araba kullanırken döndü bana baktı ve dedi ki; ''makyaj niye yapmadın?''

Pes, cidden pes.. Anacım o anda uyanık ve ayakta durabildiğime şükretmen lazım, bir makyajım kusurdu..

Bazen de değişik birşeyler yaptığımda, mesela yeni bir takı almak, farklı bir makyaj yapmak gibi 'niye birşey demedin' diyorum, 'ama sen zaten her zaman bakımlısın, dikkatimi çekmedi' diyor..

Ondan sonra da bir allık, rimel sürmedik diye hesap soruyor.. Zor işler bunlar...

25 Kas 2008

Zıkkımın Kökünü Arıyorum / 2. Round

Merak edeneler için, cevap geldi ''Lale ok''
---------------------------------------------------
Önceki yazımda bahsettiğim maile gelen cevabı noktasına virglüne dokunmadan kopyalıyorum;


''Lale,

Eğitimini aldığım tasarım işini yapabileceğim,

Grafik tasarim oluyormu egitimin...screen basedmi....basilimi?

benden html yada action script yazmamı beklemeyen, sürekli banner yaptırmaya çalışmayan,

OK


bilgime ve tecrübeme saygı duyacak,

OK


bir kolda kırk karpuz taşımamı istemeyecek,

Valla Turkiyede bu zor...ve ozelikle bu donemde...dunyada karisik...bu istegi gozden gecirmeni tavsiye ediyorum...

mümkünse evime yakın,

evin nerde?


maaşı benim istediğim gibi olan,

bu ne kadar...?


çalışıyor olsam da benim de bir insan olduğumu unutmayan ve ona göre davranan, her hafta sonu mesaiye kalmamı istemeyen, kaldığımda ise en azından bir teşekkürür çok görmeyen bir işveren ve iş arıyorum..

OK

umarım açıklayabilmişimdir

evet...

cevaplarini bekliyorum...

GK''


Güler misin, ağlar mısın? Birde kendi kendine 'ok' falan demiş, sanki uyuyor mu diye soran oldu da..

Aslında çok şey yazardım ama abartıp muhattap olmayalım.. Cevbım kısa ve net oldu;

''Gökhan 'Bey' öncelikle merhaba,

Daha evvel selamlaşmadık galiba. Sorduğunuz sorular zaten cv'mde ve portfolyo sitemde mevcut.
Okumadığınızı varsayarak (öyle olsaydı zaten sormazdınız) ben size tekrardan yazmak isterdim..

Fakat işe almak istediği (yada ilgilendiği) kişilerle bu tarz bir iletişim kurmayı tercih eden firmayla çalışmak istediğimi sanmıyorum...

İyi akşamlar, iyi çalışmalar...''

Umarım bir yanıt daha gelmez, zaten cinlerim tepeme çok yakın dolaşıyorlar olacaklardan ben sorumlu değilim...

Zıkkımın Kökünü Arıyorum

Az evvel cv'mi yolladığım bir firmadan şöyle bir cevap maili geldi, aynen kopyalıyorum;

'Lale, nasıl bir iş arıyorsun? Gökhan'

Tövbe ya, bu ne şimdi?
Ben senin için ne ara Lale Hanım'lıktan çıkıpta Lale oluverdim?
Ne ara bir merhaba denildi?
Ne ara cv'mi okudunuz da oradan kafanız basmadı, ne tarz bir iş istediğimi sorur oldunuz?
Ne ara bir 'hoşçakalın' denildi?

Hammallık isteyecek halim yok herhalde, herşey cv de ve sitemde mevcut..

Ne kadar dangalaksınız ya, hiç insan ilişkileri, görgü, eğitim vs yok sizde..

Yazdığım cevabı da aynen kopyalıyorum, şimdi de gelecek tepkiyi merak ediyorum...

''Eğitimini aldığım tasarım işini yapabileceğim, benden html yada action script yazmamı beklemeyen, sürekli banner yaptırmaya çalışmayan, bilgime ve tecrübeme saygı duyacak, bir kolda kırk karpuz taşımamı istemeyecek, mümkünse evime yakın, maaşı benim istediğim gibi olan, çalışıyor olsam da benim de bir insan olduğumu unutmayan ve ona göre davranan, her hafta sonu mesaiye kalmamı istemeyen, kaldığımda ise en azından bir teşekkürü çok görmeyen bir işveren ve iş arıyorum.. Umarım yeterince açıklayabilmişimdir..''

Daha yazardım da, neyse..

Farkettiyseniz ben de karşı taraf gibi ayılık yapıp selam vs vermedim, sonunda iyi çalışmalar da demedim. O bana dedi mi? Hayır, o zaman bende demem..
Ne salaklar var ya...

24 Kas 2008

Yine Yeniden

Efendim, adetimize devam ediyoruz, arama sonuçlarına göz atıyoruz.. Başlayalım;

''görümceyle anlaşamamak'';


- Ben de anlaşamıyorum, o yüzden bir tavsiyem olamayacak.. İstersen benim gibi yap kafana göre takıl, yer yer yokmuş gibi yap. Bazen kız bazen kızma, zaman öylece geçsin gitsin..
Elbet akıllanır, olmadı boşver...

''geci boynuzu'';

- Hahaha, 'keçi' boynuzu yaz, belki o zaman çıkar..

"gerdek gecesi" + yapılacaklar ;

- O 'artı' da neyse? Galiba hem gerdek gecesinin anlam ve önemini hem de yapılması gerekenler listesini merak etmiş..

''16 yaşındayım ama daha büyük gözüküyorum yanıma yakışan makyaj ve saçlar'';

- Yanıma yakışan erkek arıyorum der gibi, o ne biçim cümle? 16 yaşında olduğun nasıl da belli.. Anlayamadığım şu, bir insan evladının beyni koskoca 16 sene de nasıl gelişemez yahu?

''5 yıldızlı tatil köyünde neler bulunur'';

- Beş tane yıldız, ıyy iğrencim!

''aileye hepinizden bıktım demek günah olurmu'';

- Bence deme.. Bu bloğa da hep günahlar soruluyor, hoca mıyım neyim haberim yok?

''ah bir zengin olsam lüküs hayat yan gel de yat'';

- Bu da benim kafadan..

''adamin adi çikinca kadar canin çiksin'';

- Haklısın kardeş.

''ablam corapsız yatmıs'';

- Tüüüü, utanmaz, arlanmaz, terbiyesiz!! Çorapsız nasıl yatılır? Alnınıza kara leke sürmeye utanmıyor mu bu ablan? Çok ayıp!

''derya baykal şımarıklığı'';

- Hangi biri?

''annemle tezem'';

- Annemle te'y'zem olabilir, ayrıca da dünya üstündeki tek anne ve teyze seninkiler mi yazınca hemen çıkacak? Öyle olsa bile google seni nereden bilsin, dna testi mi yapıyor da senin sen olduğunu anlasın?
Dna testinden evvel bir zeka testi yaptırsan daha iyi olur..

Vah Vaaaah

Pınar Altuğ' a nasıl bir antipati beslediğimi anlatmak için yeterli bir kelime dağarcığım yok..
Her hareketi, o bilmiş bilmiş konuşmaları, ay ne bileyim yaptığı herşey beni sinir ediyor. İlk ne zaman niye taktım bilemiyorum ama kadını görmeye dayanamıyorum..

Şimdi habere bakın lütfen, yine bir Hürriyet 'haber'i.. Doğru mu yanlış mı bilemiyorum, okuyalım;

''Görüntümde değişiklikler oldu ve hareketlerimde kısıtlanmalar başladı..
Mesela bu yaz sürat motoruna binemedim. Denize atlayarak giremedim, su kayağı yapamadım ve kışın kayağa gidemiyorum. Motosikletimi de garaja kaldırdım.

Alkol alamıyor, her şeyi yiyip içemiyorsun.
Böyle olunca benimle beraber Yağmur’un da hayatı kısıtlanıyor. Duygusallık olarak bakarsak bu durumu birkaç kere yaşadım. Herkesin yaşadığı mide bulantıları, aşermeler ve bayılmalar bende olmadı. Dördüncü katta oturuyorum ve hala evime yürüyerek çıkıyorum. Zahmetsiz bir hamileyim...''

Şİmdi bunları okurken o surat ifadesini, ses tonunu ve bik bik konuşmasını hayal edebiliyorum, iyi ki haberde görüntü yok..

Daha evvel Sibel Can'ın benzer açıklamalarını yazmıştım, şimdi de Pınar Altuğ..
Ya şaka mısınız kardeşim? Vah vah, çok üzüldüm gerçekten, bu yaz sürat motoruna binememiş.

Önceki söylediklerimi tekrarlayacağım, bu ülkede millet ekmek parası bulamıyor, doğalgaz yakamıyor, elektirik kullanamıyor, çocuğunu okutamıyor, siz ne söylediğinizi sanıyorsunuz? Kimsiniz, nesiniz? Bu lüksler nedir? Hayat standartınız yüksek olabilir, ama bunu aç, soğukta ve asgari ücretle hayat savaşı veren insanların gözüne sokmaya ne hakkınız var?

Dünya tersine dönsün istiyorum, başka da birşey demiyorum...

23 Kas 2008

Neden?

Eşim sabahtan beri saçıma bakıp 'ne bunlar, nasıl bu kadar beyazladı?' diyor, ben de 'amaan beyaz değildir' diye geçiştiriyorum.
Ama az evvel aynada acı gerçekle karşılaştım, sağ tarafım çok beyazlamış. Hem de çok kısa bir sürede, sol tarafım daha duyarsız ve vurdumduymaz galiba, hiç beyazı yok..
Şimdi saçımın sağ tarafına sola uymasını tavsiye ediyorum, 'hayat kısa, hiçbir şeyi kafaya takmaya değmez' diyeceğim kendisine. Lütfen daha fazla üzülüp beni beyazlara boğmasın..

Daha yaşım kaç benim ya, çok mutsuzum!

22 Kas 2008

Çiçek Blogcuları

Yazılarına gelen yorumları onaylamadan direk yayınlanmasına izin veren blog sahiplerinin dünyaya pembe gözlüklerle baktığını ve hayattaki duruşlarının 'barış, dotluk, dünya kardeşliği, çiçekler ve böcekler' olduğunu düşünüyorum..

Lütfen onaya alın şunları yahu, biri gelecek abuk subuk birşey yazacak ondan sonra üzüleceksiniz..

Abla Sensin, Hıh!

Eşimin 8 ve 9 yaşlarındaki üç yeğeni bile bana 'laloş' 'laleş' 'şişştt' 'pişştt' gibi kelimelerle hitab ederken, içeride boyu benimkinden uzun, kazık kadar olmuş ve yaşı benden sadece 2 yaş ufak olan hiphopçu kişi bana 'abla' diyor..
Çok sinirlendiğim suratımdan belli mi acaba? Belli olmasını tercih ederim de, anlasın ve 'tüh ya, ayılık mı ettim' desin..

Hiphoptan nefret ederim, içerideki 'kardeşim!' beyaz çorap giymiş, beni yakından tanıyanlar beyaz çoraba nasıl baktığımı da çok iyi bilir, bunlara rağmen ilk başta sempatiyle yaklaşmaya kendimi zorlarken, şu andan itibaren bakış açım budur; 'sana dalarım adam'...

Bir an evvel kalksa gitse de eşime söylensem..

not: bu arada sevgilisi de benim yaşlarımda, acaba ona da mı ''abla'' diyor çok merak ettim doğrusu...

Takıntılarım / O kadar Çok Ki...

Nazo'cum beni sobelemiş, bu konu başladığından beri ne kadar eğlendiğimi size anlatamam. Özellikle de Ebru'nun yazdıklarına kahkahalar attım, fakat nedense 'ay umarım kimse beni sobelemez' diyordum..
Çok garip huylarım var, ama ne yazacağımı hiç bilemedim.. Bakalım aklıma gelenler nelermiş;

- Evde sürekli korkarım. Bekarken babam yapardı, evlendikten sonra da eşim bu görevi devralmış durumda. Ben bir işle uğraşırken sessiz sessiz gelip birden tam dibimde konuşmaya başlamaları beni çileden çıkarır. Eşime gelmeden evvel haber ver diyorum, ama bu defa da yine birşeye dalmışken 'ben geliyoruuuuum' dediği için korkuyorum.. Bu işten kaçar yok, hep korkacağım galiba..

- Evin kapısını kilitlemezsem hiç birşey yapamam. Gündüz yada gece farketmez, hem kilitler hem de zinciri takarım..

- Sifon çekme hastalığım var.. Başka bir yerdeysem yada banyonun yakınlarında birileri varsa asla tuvaletimi yapamam. Çok mecbur kaldıysam sürekli sifonu çekerim..

- Sürekli ellerimi yıkarım..

- Saçımla başım derttedir. Her zaman harika olmak zorundadır, yoksa insan içine çıkamam.

- Biri konuşurken çok yaklaşırsa nefesimi tutarım..

- Koltuk yastıklarını sürekli düzeltme gibi bir hastalığım var, günde kaç kere yapıyorum bilmiyorum, ama eğer onlar yamuksa ev dağanık demektir..

- Elimi her yıkadığımda banyo lavobosunu da yıkarım, en ufak bir kıl yada kir görmeye tahammülüm yoktur. Eğer dışarı da yıkayacaksam önce suyu açar lavabonun heryerine dökerim, birşey kalmadıktan sonra elimi yıkamaya başlarım..

- Kitaplarımı asla ama asla kimseye vermem. Bugüne kadar benden okusun diye kitabımı alabilen kimse yoktur, evlendikten sonra eşimin birkaç defa verdiği oldu, çok pis kavga ettim..

- Resimlerimi de kimseye vermem, hediye ettiğim tek kişi eşimdi. Ona da zaten evleneceğiz geri gelecek mantığıyla verdiğimi itiraf etmek isterim.. Ama şimdi çocukluk arkadaşım için resim yapacağım, demek ki onu haddinden fazla seviyormuşum..

- Yemekte sürekli su içerim, misafirlikte de su şişesini yanıma alır kimselere vermem. Eğer ilk kez gittiysem sürekli isteyemediğim için susuzluktan bayılma noktasına gelirim..

- Bir şarkıyı çok seversem birkaç gün boyunca sürekli dinler, sonra da midem bulanır ve yıllarca bir daha dinleyemem..

- Biri yemek yerken ağzını şapırdatırsa sinirim tepeme çıkar, yemek yemeyi bile bırakabilirim..

- Misafirlikte masa hazırlıyorsam herşeyi kontrol ederim, en temiz gözüken bardak, tabak, çatal vs yi kendi oturacağım yere en pisini de ev sahibininkine koyarım.. Mantığım da şudur, o zaman temiz yıkasaymış kendi de temiz yerdi..

- Dışarıdayken sürekli tabelaları okur ve çift harf mi tek harf mi diye kendimi yer bitiririm.. Harfleri eşleştirmekten deli olurum..

- Bazı günler konuştuğum herşeyi içimden ingilizceye çeviririm, saçma sapan bir durum gerçekten...

- Bina katlarını sayarım, onu da tek mi çift mi diye incelerim..

- Yolda yürürken sürekli önüme bakarım, özellikle de Kadıkör rıhtım'da, pis birşeyin üstüne basmayayım diye aklım çıkar.

- Bir insanı ilk gördüğümde 6-7 saniye içinde sevmediysem bir daha asla sevemem..

- Süreki kızları incelerim. Bir yerde yürürken veya otururken kıyafetlerine, saç ve makyajlarına bakar eğer yanımdaki bir kız arkadaşımsa dedikodusunu yaparım.

- Bir sürü şeyi yarım yapmışlığım vardır. Bir müzik enstürümanı çalacağım diye tutturup gitar almıştım, sonra bıraktım piyanoya taktım bir süre ders alıp onu da bıraktım. Şu anda kemana taktım, en kısa zamanda onu da alıp bir köşeye atmayı planlıyorum...

- En önemlisi ve hayatımı etkileyen şey biri bana bakarken hiç birşey yapamam. Yemek yapmakta bile zorlanırım..
İşimi ise asla yapamam, bilgisayarda bir tasarım yaparken, resim yaparken, bir yazı yazarken hatta okurken bile biri bana bakarsa o an işimi elimden bırakır gitmesini isterim. Eğer gitmiyorsa yapmam, gidiyorsa arkasından iyice takip eder beni izlemediğine kanaat getirdikten sonra işime dönerim..
Bu takıntım o kadar ileri boyutlarda ki bir defa bilgisayarım ofise dönük ve herkes görebilir diye işten ayrılmışlığım vardır.. Zaten çalışamıyordum, ne yapacakatım? Gündüz ofiste çalışır gibi yapıp akşamları da evde iş mi yetiştirseydim?
Söyledim, çok meraklılarsa yerimi değiştirselermiş..

- Babama karşı çok acayip hislerim var. Çocukluğumdan beri geceleri kalkar sürekli nefes alıyor mu diye kontrol ederdim, babama duyduğum sevgi hiçbir şekilde tarif edilemez. Haftada birkaç defa rüyamda onun öldüğünü görür, ağlaya ağlaya uyanır bir süre de öyle ağlar, sabahta ilk iş olarak yine ağlar vaziyette babamı ararım. Zavallı O da alıştı artık, sesimden anlayıp direk 'ölmedim kızım bak burdayım' diye teselli etmeye başlar..
İşte babama takıntım o kadar fazla ki şu satırları yazarken bile gözlerim doldu..

- Bir de enişteme takıntılıyım, ne yapsa ne dese gözüme bir türlü giremedi. Nedenini ben de bilmiyorum ama sanırım ilk andan gıcığım kendisine..

- Sürekli olmusuz düşünüp 'uyuzcadı'lık yapmama rağmen eğer eşim birşeyi eleştiriyorsa hemen savunurum. Nedenini bilmiyorum ama niyeyse o kötülenen kişinin bana ihtiyacı olduğunu düşünür kanımın son damlasına kadar arkasında dururum..
Hatta bazen 'ne kadar iyi niyetlisin sen de' gibi şeyler söyler, haklı da.. Aslında içimden haklı olduğunu düşünsem de hep karşısında olmayı tercih ediyorum.
Bu trafikte hiç tanımadığım biri bile olabilir, 'ama sen yanlış çıktın adam haklıydı' diye gıcıklık yapmakta üstüme yoktur.
Eğer diğer şöför hatalıysa da 'kim bilir ne derdi var adamcağızın, aklı nerededir' der, yine karşı taraftakini savunurum..
Şimdi yazarken de kendimi sorguladım, cidden manyak mıyım?

- Eve misafir gelecekse kendimi paralarım. Bu çok yakın bir arkadaşım da olsa ilk kez gelecek biri de olsa yorgunluktan hasta olma derecesine kadar temizlik yapar, menü düşünür hazırlarım.. Sonra da 'ee ne oldu ki? o kadar uğraştım2-3 saat kalıp gittiler, salak mıyım neyim' der, bir dahakine aynını tekrarlarım..

- Birini sevdiysem çok zor gıcık olurum, ama bir de beni sinir etmesin o zaman direk silerim..
Kaç tane yakın arkadaşımı hayatımdan çıkartmışlığım var saymak istemiyorum..

- Dediğim gibi birilerini hep savunur, sonra sinirimi tepeme çıkardıklarında onlar için çok pis şeyler yapar hayatlarını dar ederim.. Beni karşılarına aldıklarına pişman olurlar, özür dilendiğinde de asla hemen kabul etmem, uzun süre süründürür sonra tamam derim..
Tabi bu söyledikleri herkes için geçerli değil..

- Bunu da şimdi hatırladım, bloğuma yazı yazarken çok dikkat ederim, her paragrafı yazdıktan sonra okur kontrol ederim. Yazı bittikten sonra bir daha okurum, yayınladıktan sonra tekrardan bakarım, içim dışım o yazım olur yani. Neymiş, imla hatası, düşük cümle vs olmayacakmış.. Olsa ne olur? Asacaklar mı beni?

Şİmdilik bunlar geldi aklıma, elbet daha da vardır ama bulamadım..

Ben de Gizoş'u sobeliyorum. Nişan telaşı bir bitsin cevaplar elbet :)

21 Kas 2008

Herkes Deliye Muhtaç, Biz De Akıllıya

Annemin meşhur sözüdür bu, ne saçma..
Sapıttığım zamanlarda hep bana bunu söyler, ben de 'anne millet neden deliye muhtac olsun ki' derim, o ise yaptığım hareketi eleştirmeye devam eder..

Ben de önceki gün dedim, 'herkes deliye muhtaç biz de akıllıya' diye..
Akşam karşıya geçmek için vapura bindim, içeride yer yoktu dışarıda oturayım dedim. Soğuktan büzüşmüş bir halde tam güneşin batma saati olduğundan güzel manzarayı kaçırmamak adına bir yandan da fotoğraf çekiyorum. Adamın biri gidip gelip bana bakıyor, sinir oldum. Pek aldırmadım ama, en sonlarda artık bakıp sırıtıp içeri kaçıyor, sonra tekrardan geliyor..

Yolculuğun bitmesine az kalmıştı, önümden geçecek sandım meğer yanımdaki bir çantanın sığabileceği kadar boşluğa oturmak için gelmiş..
Oturur oturmaz gözlerime bir santim kalacak kadar yaklaşıp ''fotoğraf çekiyosun dimiiii??'' diye bağarmaya başladı. Ağzı inanılmaz içki kokuyordu, azıcıkta yarım akıllıydı. Önce bir şaşırdım, ''evet'' dedim toparlanırken..
''Geldik dimi 5 dakika 5 dakika' der demez, ''evet çok az kaldı, bak sen burada otur ben üşüdüm içeriye gidiyorum tamam mı?'' dedim, kaçtım.. Bir baktım, peşimden bu da kalktı, geldi.. Hoppalaa..

Aralardan sıvıştım, kaçtım izimi kaybettirdim.. Sonra da inince taksiye bindim, bulamadı beni.

Şu an da, salak vapura bütün İstanbul halkı sığmaya çalıştığı için dışarıda oturan ben, hastalıktan başımı kaldıramıyorum, heryerim ağarıyor. Gripten gideceğim galiba diğer tarafa...
Anneme söylemedim, duyunca yine kızıp 'gerçekten de herkes deliye muhtaç biz de akıllıya' diyecek...

Anneciğim ben senden evvel davranıp bu lafı hem kendime, hem de peşime takılan manyağa söyledim bile, sen zahmet etme..

20 Kas 2008

Lüküs Hayat Yan Gel de Yat Merakım

Dün gece yorgun argın salondaki koltuğa uzanmıştım, en son gecenin bir yarısı tekrarı verilen ''bol bol zıkkımlanıyoruz ama bir halt beğenmiyoruz çünkü hepimiz gurmeyiz, hepimiz ingiliz soylusuyuz'' temalı programa bakıyordum. Kızın teki 18 yaşındaymış, yemek yapmaya çalışıyor, beceremiyor.

Bir yandan eşime 'ay sus ama yaa, ne kadar çok kaptırıyorsun kendini' derken bir yandan da uyumak istemediğimden müthiş bir mücadele içerisindeydim..

Şımarık zengin kızı hemen herşeyi hizmetçisine yaptırdı, en son kızın pilav yapamayışını hatırlıyorum...

Sonra üstümde zıplayan şu salak şey beni uyandırdı.. Yatağıma gittim,gece rüyamda hep hizmetçiler gördüm. Bu kadar burjuva meraklısı bir insan değilimdir normalde ama, şu sıralar canım hiçbir şey yapmak istemiyor..

Güzel yemekler olsun, hazır önüme gelsin ben yiyeyim. Evi hiç ellemeyeyim, uyandıktan sonra bir bakayım yatak hoop toplansı, sabah mis gibi kahvaltım hazır olsun, hergün toz alınsın, biri kedilerle ve kumlarıyla ilgilensin, koltuğun salak yastıklarını her dakika düzeltsin, evin kalan eşyalarını yerleştirsin, hatta bir zahmet atölye yapmak istediğim odamı dekore etsin yerleştirsin bana bir tek orada resim yapmak kalsın, eve gelince ayakkabıları dolaba koysun, banyoyu toplasın, market alışverişlerini yapsın, pazara gitsin... Yapsın da yapsın..

Kısacası ya o 18lik kız olmak istiyorum yada eşim.. Çünkü her ikisi de bütün bunları yapmıyor, aralarındaki fark eşim için büütn bunları ben yapıyorum ve bunu paraya çeviremiyorum. Kızın hizmetçisi ise para kazanıyor, üstelik eminim tatil zamanı ve bir mesai saati vardır..

Neyse işte, ben kısacası şu yazımdaki gibi ucuza hizmetçi arıyorum, bir bilen duyan varsa lütfen bana haber verir mi??

Bir Minübüs, Bir Ayı, Bir Sinir Hastası

Minübüste, vapurda, dolmuşta, otobüste bacaklarını çocuk doğurur gibi iki yana açmış yayıla yayıla oturan erkeklerden nefret ediyorum.

Burası babanızın tarlası değil ne diye o kadar yayılıyorsun, bu bir,
Görgüsüz bir ayısın, bu iki,
Senin gibi bir öküzle muhtemelen fikri sorumladan görücü usulü evlendirilmiş olan zavallı kadına ve bu kafayla yetiştireceğin çocuklara çok acıyorum bu 3,
Yatıp kalkıp medeni bir ailede doğmuş olmama, okutulup adam edildiğime, çocukluğumdan beri fikrime saygı gösteren bir anne ve babaya sahip olduğuma şükrediyorum...

Pek sayın ayı, kısacık bir minübüs yolculuğumda sinir hastası oldum sayende!

19 Kas 2008

Seriyi Tamamladım, Sonra??

Burger King'in reklamları var ya hani, 'oyuncakların hepsini topla, seriyi tamamla!' diye bangıra bangıra çocukları gaza getirmeye çalışıyorlar..

Anlamadığım şu, sen eğer bu kadar promosyon yapacak kadar ürününe güveniyorsan, reklamını yapıyorsan o serinin bana birşey vaad etmesi lazım..

Yani 'hepsini toplarsan seri tamamlanır' mantığı benim için hiç ikna edici değil..

Ne olacak seri tamamlanınca, altı oyuncak birleşip sirk kuracak ben yattığım yerden para mı kazanacağım? Yada altısı birden ev işlerine girişecek ben ''lüküs haya lüküs hayat'' diye salınacak mıyım?
Eğer bir çocuk içinse ödevlerini yapabilir, onun yerine össdir oksdir sınavlara girebilirler.
Yada arabamı yıkasınlar, hiç olmadı evin market alışverişini yapsınlar canım!..

Bizi o kadar gaza getir, gidelim basalım parayı altısını birden saçından sürüye sürüye eve getirelim, eee? Baş köşeye kurulsun keyif çatsınlar.
Yok öyle yağma, dört ytl' ye köle satın almak istiyorum arkadaş!

not: hiçbir işe yaramasalar da evimde bir sürü mc donalds ve burger king oyuncakları dolu. özellikle de burger king' in saponge bob'ları, taşınırken heryerden fışkırdılar.. ben o sponge bob'larla hamburgerci dükkanı açayım en iyisi...

18 Kas 2008

Bir Çöküş Hikayesi

Liseden arkadaşım çığrından çıkmış...

O kadar güzel bir kızdı ki, hepimiz ergen ve çok çirkinken o kuğu gibi süzülürdü.. Okulun bütün erkekleri ona hastaydı, kızlar bile güzelliğini seğrederdi..

Ne olduysa lise bittikten sonra oldu, her zaman içinden fışkıran şarkıcılık merakı iyice depreşti. Kendini 'son derece gereksiz bir assolist' in vokalisti olarak buldu... Ağır makyajlar, garip saç modelleri, saçma sapan kıyafetler.. Her akşam televizyonda izler, ''aaa ne yaptı bu kız kendine yaa'' derdik..

Sonunda oldu, kaset çıkarttı.. Başı göğe erdi mi belmiyorum ama bu uğurda her tarafını açtığı kesin..
Bugün de yeni klibini yollamış, poposuna zoom yapıyorlar, nasıl klipse anlamadım, sinir oldum.

''Çok bozdun kızım kendini'' diye mail atacaktım, ''boşver'' dedim ''bana ne..''

Kankisi olan diğer güzel arkadaşımız da, okul biter bitmez evlendi, iki çocuğu var. Kendi halinde bir ev kadını olarak yaşayıp gidiyor.

Ben her ikisinin de hayatını beğenmiyorum, cidden bana neyse?

not: ay bende de bir esrar bir esrar, noluyorsa? her ismi gizliyorum, sanırsın paparazziyim..

''Çok Güzelsiniz'' Tepkileri

- ''hahahahahahahahahaaaaayyyyytt! canım benim ya, ay kız valla çok seviyorum seni ben, canım canımmm.. ''

Her iltifatta kendilerinden geçerler, çevrelerinde şen kahkahalarıyla tanınırlar. Yaş ortalaması elli ve üzeridir. Genelde sarı ve fönlü saçları olup makyajsız gezmezler..

- ''Ay evet ya, kilo verdim iyice güzelleştim değil mi?''

Ukala tip, vermiş 250 gr. herkesin ona iltifat etmesini bekler..

- ''Kim, ben mi? hadi canım''

Aşırı güvensiz tip, nedense kendini hiç beğenmez..

- ''İşe alındınız''

Genelde ömrü babasından kalan fabrikayı yönetmekle geçmiş, işten başını kaldırıpta aşk yaşayamamış, gençliğini para kazanmak uğruna çürütmüş elli ve üzeri yaşlardaki kadın modelidir. Kafasındaki asortik şapkayla o büyük masası ve deri koltuğunda otururken aniden bir iş başvurusu için gelen gence vurulur ve ilk adımı atar, 'işe alındınız'..

- ''İşte en sevdiğim gelinim bu, bak yeminlen güzel dedi diye değil, zaten hep sevmişimdir..''

Arkasından at, tut, bir ilitfata tav ol.. Diğer gelinlerin şimşeklerini de bu salağın üstüne çek, olacak şey mi? Cık cık cık...

- ''Yok be, gözlerim büyük, alnım geniş, boyum çok uzun, burnum da yüzüme göre çok ufak.''

Neredeyse altın oran diyebileceğimiz yüz hatlarına sahip olmasına rağmen kendini beğenmeyen arkadaşım, lafım sana!

- ''Ay yok ya, bu aralar pek bir çöktüm ben''

Bu da aynı arkadaşım..

- ''Ay şekerim, herşey sağlıklı beslenmekle başlar. bak şimdi sana da anlatayım...........''

Çekilmez tip, kırk saat sağlık seminerine başlar, uzak durulması tavsiye olunur.

- ''Ay evet ya, sarı bana çok yakışıyor değil mi? Ben de kendi kendime çok güzelsin dedim bu sabah ama sen de farkettin demek ki..''

Ukala!! Dünyada bir güzel sen vardın zaten..

- ''Ah bir de benim koca görse şunu''

Yazık...

- ''Çirkin şansı olacak insanda''

Her güzellikte illa bir olumsuzluk bulması gereken tip.

- ''Güzellik geçicidir kızım, kafayı doldurmak lazım''

O eskidenmiş..

- Evet, seninle evlenirim. yüzlerce, binlerce kez evet!!

Her halttan nem kapan, yıllardır tozlu raflarda birinin ona evlenme teklif edeceğini hayal etmiş kız kurusu. Vay geldi ona iltifat edenin başına!..

Bir Rica Daha

Bugün alttaki banner'ı birçok blogda gördüm, şöyle yazıyordu;

'' Benim bloguma şu an bakıyorsan ve bir şekilde bu yazıyı okuyorsan senden rica ediyorum. Her kim olursan ol eğer blog sahibiysen blogunun içeriği ile ilgisi olmasa bile lütfen bahsedeceğim yazıyı yaz.
Eğer blogun yada web siten yoksa "insan insan" olmanın görevidir diye düşün ve bahsedeceğim siteyi mail listende ki her arkadaşına yolla! Avaz avaz bağırmak ve dur demek istiyorum bu gidişhata
! http://kampanya.annecocuk.com/.com/''

Ben de bu gidişata dur demek istiyorum. Lütfen hiç biriniz imzalarınızı eksik etmeyin...

Fakat konunun öneminden bağımsız bir sitemde bulunmak istiyorum..

Kısa bir süre evvel her iki bloğumda da hayvanlara yapılan işkenceler, barınaklarla ilgili birer yazı yazdım.. Altına da not düştüm, lütfen herkes bloğuna koyar mı diye?

Aramızdan benim görebildiğim sadece sağırkedi, gizem ve eshter'in bloglarında bu yazı yayınlandı..

Çocuklar çok önemli, vereceğimiz imza çok önemli, ama hayvanların da hepimiz kadar yaşamaya hakları var..

Lütfen bu imajı da bloglarımıza koyalım, birlikten kuvvet doğar...


not: yazımdan sonra bu çağrımı dikkate alıpta ilanı bloğuna ekleyen arkadaşlarıma çok teşekkür ederim, bir kişi bile okuyup dikkate alsa en azından bir sokak hayvanı tek gece tok yatabilir..
yazmayanların da canı sağolsun...