19 Eyl 2008

Gereksiz Bir Aktivite, Belki de Değil...

Denizden çok korkarım demiştim ya, az sonra anlatacağım şeye neden yeltendim hala bilmiyorum..

Tatildeyken birgün eşim olta almak istedi. Şehir merkezine gittik, yürürken tur şirketlerinin tanıtım broşürlerinden aldım bir tane.. Aslında pek bir amacım yoktu bunları alırken, hava sıcak sallar azıcık serinlerim mi dedim, ne dedim bilmiyorum.

Karıştırırken tüplü dalış turlarını gördüm. O an nasıl içim gitti anlamam. Dalmayı o kadar çok istedim ki, hemen eşime gösterip ''gidelim mi?'' dedim. Tabi ki ''hayır'' dedi, çünkü denizden ne kadar korktuğumu ve dalamayacağımı çok iyi biliyor. ''Hem ben pek yüzemiyorum'' dedi. Aslında atıyor kafadan, yüzüyor ama, herhalde ben vazgeçeyim diye böyle söyledi.

Az düşündüm, birkaç dakikalık sessizliğimin ardından ''lütfeeeen!'' diye iğrenç iğrenç ısrar etmeye başladım. ''Olmaz, zaten yapamazsın'' dese de, benimle birlikte tur şirketine gelmeye ikna oldu. İçeri girdikten yaklaşık 10 dakika sonra elimizde iki adet biletle çıktık. Nasıl olduysa o yüzemem korkusunu üstünden atmış, bense sanki denizden korkan başka biriymiş gibi çok heyecanlı ve mutluydum..

Ertesi gün için değil de bir sonraki güne kayıt yaptırdım. Bütün gün çok heyecanlıydım, korkuyordum ama dalacağıma emindim (nedense?!).

Gece uyurken en son hatırladığım düşünce ''giderim, ben de yüzerim. Dalmak isteyen dalsın. Zorla denize atacak değiller ya beni '' gibi birşeydi.

Sabah kalktığımda eşim suratında pis bir sırıtmayla ''hadi bakalım, nasıl dalacaksın bugün?'' dedi.
''Denizi bırak, şimdi sana dalacağım' diyemedim, çünkü bütün gün yanımdaki tek yakın insan, bir nevi dayanağım o olacaktı.. Kalbini kırıp kendimden uzaklaştırmak işime gelmedi açıkçası..

Gittik, tekneye bindik. Orta büyüklükte bir tekne, içi gavur dolu. Herkes turist, bir biz ikimiz Türk'üz. Bu durumda biz onların arasında turist gibi kaldık..

Tekne haraket etti, benim içim bir korku zaten sarmıştı, üstüne karın ağrısı başladı. Kendi kendime ''bana ne canım, kimseyi ilgilendirmez. İstemiyorum işte'' gibi asabiyetimi artıracak sözler söyleyip rahatlamaya çalışıyordum.. Kesin kararımı vermiştim, dalmayacaktım!

Toplamda 10-13 kişi kadardık, artı 4-5 tane de dalış hocası vardı. Herkes gayet şen şakrak, tabi benim dışımda.. Herkes sertifikalıydı. Bir ben ve eşim saftirik saftiriktik yani.
14 yaşında bir İtalyan kız tam 13 kez dalmış, ben yaşlarda başka biri ise 35 kere.. İnanamadım. Ama bir yandan da dünya gençliği için sevindim, belli ki hayatlarını bilgisayar başında geçirmiyorladı. Tabi bunun parayla da çok ilgisi var, öyle çok ucuz bir uğraş değil ne yazık ki..

Teknenin sahibi olan ve hareketlerinden 'manyak' olduğu kanısına vardığım cıvık çocuk yanımıza geldi, ''heeeey nasıl gidiyo haaa?!! Çok eğleniceeeez, süper geçicek'' gibi birşeyler saçmaladı. Hemen arkasından da üstüne vazife olmayan ''evli misiniz?'' ''nerde oturuyorsunuz?'' ''ne iş yapıyorsunuz?'' gibi sorular sormaya başladı..

O an zaten sinirli, gergin ve karnı ağıran ben gayet rahat bir biçimde, ''hayır evli değiliz, yıllardır birlikte yaşıyoruz. Hatta tam beş tane gayrimeşru çocuğumuz var. Eşim mafya, bense onun öldürdüğü adamların kanlarını temizliyorum. Bir nevi temizlik şirketim var yani.'' demek istesem de, eşim yine her zamanki sosyal ve sevimli kişiliğiyle uygun cevapları verdi.

Sonra da cümlesi biter bitmez hemen beni ispiyonladı, ''ama o dalmak istemiyor, köpekbalıklarından korkuyor''.. Haaah, aferin sana, madalya verecekler şimdi.

Sonra 'manyak' çocuk ve karnı ağaran asabi bendeniz arasındaki gereksiz sohbet başlamış oldu;

- 'aa neden korkuyosun kiiii?'

- 'söyledim ya, köpekbalığından'

- 'aşağısı çok güzel ama, inan ben sekiz yıldır dalıyorum ve tek hayalim bir köpekbalığı ile karşılaşmak. hiç korkma yok burada.

- 'niye? burası kocaman bir açıkdeniz. tabi ki de vardır'

- 'ama bak hiç görmedim ben'

- ' herşeyin bir ilki vardır'

- 'aaa, yapma ama çok eğleneceksiiiin'

- 'üf!'

Bu konu burada kapandı mı, tabi ki hayır. Çocuk yanımızdan gider gitmez eşime 'ya burası onların Varan' ı, Ulusoy' u neden anlamıyorsun?' dedim. O anladı ama sizler için açıklama yapayım..

Hep şöyle düşünmüşümdür, bizler yemek yemek ve dinlenmek için şehirler arası yollarda ne yaparız? Ulusoy ve Varan gibi tesislerde dururuz. Karnımızı bir güzel doyurduktan sonra yolumuza devam ederiz.
İşte açıkdenizdeki adalar da köpekbalıkları için böyle tesisler manasında. Denizde biryerden başka biryere giderken adalarda durup birşeyler atıştırdıklarını, dinlendiklerini düşünüyorum. Tabi bu duruma benden başka hemen herks 'ay ne saçma' diye bakabilir. Siz yine de dikkatli olun, birgün son nefesinizi verirken bloğumu ve bu yazımı hatırlamanızı istemem.

Neyse efendim gittikte gittik. O sırada benim karnım acıktı, dalmadan yemeyecekmişim. Zaten dalmayacapım desem de bana baştan peşin peşin parasını ödemiş olduğum yemek verilmedi.
Aç billaç, sinirli, korkan ve karnı ağırarak öyle bekledim.

Bir koyda durduk, işte Ulusoy tadında bir yer. Birileri daldı çıktı. Ben sıkıldım, arada denizin dibi gözüktüğü için 'dalsam mı?' dedim, sonra vazgeçtim..
Bir saat kadar sonra o ilk Ulusoy' dan ayrılıp başka bir Varan'a geldik. Yanaşır yanaşmaz hemen ''eveeet, hadi sizi alalım'' dediler.

Teknenin üst katından alta indim, çocuğun biri anlatıyor. Nasıl nefes alacakmışız, deniz altındaki işaret dilleri vs vs.

Eşime dedim ki ''bütün bunları dinliyorum ama, altın bilezik sonuçta. Genel kültür, bilelim nasıl oluyormuş''..

Sonra çocuğun teki dalgıç kıyafetimi getirdi, ''hiç bırakma, ben dalmayacağım'' dedim. O an suratındaki ifade o kadar komikti ki.. ''Ben bırakayım, fikir değiştirirsen alırsın'' dedi. Ben de ufak bir 'hıh' hareketiyle başımı çevirdim.. Çocuğun ne suçu var, ama ısrar etmesin. Hayır dedik ya..

Merdivenin tam yanında duruyordum, dalış tüpleri, maskeler vs yanıma doğru gelirken ben hemen 'istemiyorum' deyip merdivene sarıldım. Güya aklım sıra yukarı çıkabileceğim. Eşim bırakmadı.. Beni ikna da edemedi, yine o 'manyak' çocuğu başıma saldı..

- 'aaa, neden böyle yapıyorsun ama, bak gerçekten çok güzel'

- 'anlattım ya'

- 'ya bak korkacak hiçbir şey yok, 9 yaşındaki çocuk dalıyor'

- 'bana ne ondan?! daha beyni gelişmemiş onun, gözü kara'

- 'olur mu ya, 60 yaşında adamlar da dalıyo'

- 'ay kusura bakma ama, onun da tek ayağı çukurda zaten. şimdi yapmazsa ne zaman yapacak?'

- 'ama bak ben de...'

- 'ya kendini hiç söyleme. ben seninle ayn mıyım?'

- 'tabi ki aynısın, ne farkımız var. sen de yapabilirsin'

- 'onu demiyorum. kendine bir baksana, deli misin nesin. yaptığın hiçbir haraket normal değil ki. ordan burdan atlıyorsun zıplıyorsun. bir de üstüne köpekbalığı görmek istiyorsun. ikimizi bir tutma!'

'Manyak' çocuk gülüyor. Tövbe yaa, ben ona söylemediğimi bırakmamışım. O kızıp beni rahat bırakacağına kahkaha atıyor.
Yanlış tepki canım, ben sevimli falan değilim. Uyuzun alasıyım, git başımdan..

- 'o zaman sadece üstte dolaş, seni derine indirmeyelim. öyle takıl yukarıda olur mu?' dedi.

''Peki'' dedim, ''nasılsa derine inmek yok.''

Mayomun üstüne dalış kıyafetimi giydim. Onun üstüne yaklaşık 6-7 kilo ağırlık taktılar. Can yeleği, ona bağlı bir oksijen tüpü. Gözlük, palet. Üstümde neredeyse 30 kilo bir fazlalıkla denize attım kendimi.. Yanımdaki eğitmenim çok tatlı bir adamdı, elimi tuttu. ''Hiç bırakmayacağım, bana güven. Sadece üstte dolaşacağız'' dedi. Sonunda teslim oldum, ama tek şartla, dalmak yok!

O ana kadar ''yanımdan ayrıllmaaaa'' diye yapıştığım eşimi de unutmuşum. Bir baksam ki başka bir eğitmenle yüzüyor. Tabi o hiç sorun çıkartmadı..

Yüzerken birden hocam maskemi çıkartmamı söyledi, ''seni bir metre aşağıya indirdim. farketmedin değil mi?'' dedi..
Çok şaşırdım, hiç anlamdım ki..

Sonra yavaş yavaş daha da derine gitmeye başladık. Tek elim eğitmenimin eline sıkı sıkı yapışmış, öbürü de nefes almamı sağlayan hortumda.. Çıkar falan neme lazım, ben tutayım da!

Sürekli 'iyi misin' diye soruyor ben de 'evet' diyorum. O an tek derdim nefes alabilmek. Etrafıma bile bakamadım. Yavaş yavaş aşağıya indik, dizlerim zemine sürttü, taşlar biraz kanattı. Birden dank etti, kafamı kaldırıp yukarıya baktım. O kadar aşağıdaydım ki, bir an sanki ciğerlerim patlayacak gibi hissettim. Hemen çıkmak istiyorum dedim. Çıktık. Aşağıdan yukarıya baktığımda, yukarıdan aşağıya bakarken gördüğüm ışık yansımalarını gördüm. Bir de solda adanın sahiline vuran dalgaları alttan görmek beni bitirdi.. O kadar korktum ki, ölüyorum sandım.

Çıktığımızda biraz su yuttum. Hocam ''aa ne oldu ama, korkma bak ne kadar yolu sorunsuz geldik'' dedi. Döndüğümde tekneyle aramızda o kadar çok mesafe gördüm ki, üstelik karaya doğru değil de açığa doğru gitmiştik.. ''Hemen dönelim'' dedim, ''ama üstten, dalmak istemiyorum''. ''Tamam sen maskeni tak'' dedi.

Hoppalaaa, yine daldık. Anacım, sen ne dersen de bildiklerini yapıyorlar. Bu defa açığa gitmeye devam ettik. Koskoca kayalıklar, aralarında yarıklar o kadar korkunçtu ki. Ordan o salak gri suratıyla bir köpekbalığının geldiğini hayal ettim, hemen döndüm.. Meğer beni o kayalıkların içine götürecekmiş, orası çok güzelmiş.. Aman kalsın!

Dönerken eşimi gördüm, o da benim gibi su üstüne çıkmıştı. Biz de çıktık. Az konuştuk, benim eğitmenim 'süper gidiyoruz' dedi, eşiminki ise onu öven herhangi bir söz söylemedi..

Tekrar daldığımızda eğitmenim elime mor bir deniz kestanesi verdi. Çok güzeldi, hareket ediyordu. Yukarı çıkar onu diye işaret etti, ama ben tabi ki kıyamadım. Çıkarırsam ölecekti zavallı. Kayaya ufak taşlarla vurduk, değişik balıklar geldi. Elimi uzattım kaçmadılar. O sırada eşim ve eğitmeni de geldi. Bir baktım onun gözlüğü buhar içinde, çok komikti. Yine talihsizliği tutmuş, galiba bıyıktan dolayı gözlük tam kapanmamış. İki aradan bir dereden birşeyler görmeye çalışıyordu. Gülmemek için kendimi zor tuttum, zira gülersem boğulabilirdim..

Geri döndük, çıktığımızda eşim gereksiz bir güvenle ''vay be, süper daldık!'' dedi.
Eğitmenimse ''hayır sen değil, Lale süper daldı. Sen debelendin durdun'' dedi.
İşte o an gülebilirdim, çünkü yukarıdaydım..

Kısacası güzeldi, belki bir daha dalarım..

Ne kadar uzun bir yazı olmuş yahu.. Sonuna kadar okuyan çıkarsa bana bir ses versin, kendisini tebrik etmek isterim...

9 yorum:

claire dedi ki...

ben okudum:)

SU dedi ki...

okumuşum galiba :)

lale dedi ki...

arkadaşlar ikinizi de ayrı ayrı tebrik ediyorum :)

a. gizem dedi ki...

ben de okudum da:))
ama seni gerçekten nası ikna ettiler bi anda onu anlayamadım...
geçen gün bizi denizden korkut korkut :) sonra gel mis gibi denizleri anlat, dalışını anlat:))
laleeee ben sadece yüzerim!
amaaaa sevgilim var ya o sevgilim hem 1 yıldız dalgıç hem de profesyonel su altı hokeycisi. Sence bu evlilik yürür mü :P

lale dedi ki...

Yürür Gizemcim hiç merak etme :)
Ne güzel, keşke ben de o kadar korkusuz olsam sevgilin gibi, daha profesyonelce dalmak isterdim..

beni de sadece 'dalma, suyun üstünde gez, aşağıyı seğret' gibi birkaç cümle tavladı, şimdi bakınca ben de nasıl ikna olduğuma anlam veremedim :)

AssoRTieK dedi ki...

süpersin yaa,onca korkmana ragmen sana bunu yaptırmışlar snde yapmışın ya brawo:)değişik bi tecrübe olmuş işte,belki bidaha denersin hı?
manyak çocuua manyak demen süpermişş:)

lale dedi ki...

belki bir daha yaparım ama denizin dibini görmem lazım :) su açık renk olucak, bakınca karanlık suyun dibinden ışıklar görmicem, anca o zaman..

manyak çocukta tam manyak çıktı yani. neler dedim vazgeçmedi kızmadı da.. enteresan bir kişilikmiş kendisi.

sana da tavsiye ederim, eğer benim gibi çok korkmuyosan daha da fazla zevk alırsın..

pammuk dedi ki...

ben ölsem giremem zira aynı köpekbalığı deniz canlıları korkusu bende de mevcut.Üstte yüzerken bile dört saniyede bile ayaklarıma bakıyorum denizin dibine bir de aşağıya inicem ha:)
cesaretinden dolayı tebrik ediyorum.Eminim aynı hisler içindeyiz kendimi düşünemedim hiç :)

lale dedi ki...

ben de nasıl yaptığımı anlamış değilim zaten..
şimdi yazarken bile düşündüm cidden nasıl girmişim diye :)