17 Eyl 2008

İyi ki Yemek Bloğu Yazmaya Heveslenmemişim, Zira Benim Harcım Değilmiş!

Salak ben!

Birşey ters gitmeye başlarsa bir daha hiç düzelmiyor galiba.

Yazıya girmeden evvel yemek yapmaya evlendikten sonra başladığımı, başlarda fecahatken şimdilerde herkesin severek yediği yemekler yaptığımı söylemek isterim...

Bugün en sevdiğim yemek olan zeytinyağlı fasülye yapmayı planlamıştım. Fakat akşamüstü rahatsızlanınca planım suya düştü. Kendimi fasülye değil de resim yapıyor sandığımdan onları ayıklamak çok zamanımı alıyor.

'''Neyse'' dedim, ''buzlukta biftek var, ızgarada onu pişiririm. Yanına da pilav yapayım'', eşim sever.

Biftekleri ızgaraya koydum, yağı ve suyu ısıtmışken bir baktım pirinç bitmiş. Çıkıp almadım, patlıcan kızartayım dedim, eşim onu da sever. Nedense bütün yağlar üstüme sıçradı, neredeyse yanıyordum. Onları da sinirlenip bir kenara bıraktım. Sonra ''madem öyle biz de biftek, konserve! barbunya ve cacık yeriz'' dedim.

Masayı hazırlarken önüme bakmadığım için barbunyanın yağlarını yerlere döktüm. Sofraya oturduğumuzda bifteği (her zamanki gibi) yumuşak pişiremediğimi gördük..

Eşim ''yeriz ya, güzel olmuş. ama iyi çiğne'' dese de, pek yenecek halleri yoktu.

Biraz kıvranmadan sonra eşimin ''istersen kedilere verelim'' teklifine hayır diyemedim..

''Kahvaltı yaparız, üzülme'' dedi. Ama ben sinir olmuştum bir kere.. İştah falan da kalmadı, zaten çoktu ya...

Akşamın sonunda saçma sapan bir pide içine azıcık beyaz peynir koymuş kemirirken, eşim de bana ''cacığını da ye, bak çok güzel olmuş'' diyordu. ''Aman'' dedim, ''kahvaltıyla ne harika olur''..

İyi ki bir hasta oldum yani, salak bir akşam yemeği yedik(!), mutfak fecahat durumda ve ben neden bu kadar salak olduğumu düşünyorum...

Yetmezmiş gibi, bu türk filmi kıvamında yapan yağmurdan korkmuş olacak bir yavru kedicik deli gibi miyavlıyor.. Artık eve sokaktan bulduğum hayvanları getirmeyeceğime söz verdiğim için gizli gizli çıkıp aradım. Ama bulmamın imkanı yok, hem karanlık hem de çok yağmur kağıyor. Bir süre sonra vazgeçip dönmek zorunda kaldım. İşin garip kısmı, ben onu ararken susan kedinin tam koltuğa oturduğumda deli gibi miyavlamasıydı.
Tabi dayanamayıp tekrardan çıktım. Bu defa dönüşte yakalandım, ''sen benden gizli ne iş çeviriyorsun?'' diyen eşime durumu itiraf etmek zorunda kaldım.. ''Hani söz vermiştin?'' dedi, ben hemen ''ama bu havaada ölüceeeekk'' diyince ''iyi sen çıkma ben bakarım'' dedi..
Fakat baktığında bir binanın altında alamayacağımız kadar aşağıda ve korunaklı bir yerde olduuğunu görmüş. ''Birşey olmaz orada, hem annesi de gider yanına'' deyip Alice Harikalar Diyarında atmosferi yaratmaya çalıştıysa da ben bunu tabi ki yemedim. Ama iyi niyetini de takdir etmedim değil..

Şu an kedi hala miyavlıyor, benim içim içimi yiyor, ''acaba itfaye çağarsam, bir kedi için geldiklerini öğrenince beni dövmeye kalkarlar mı'' diye düşünmeden edemiyorum..

Ooof, şu hayvan sevgisi başa bela anacım.. Hiç rahat yok bana şu dünyada... Bulsaydım, kurutup doyurup şu koltuğun üstünde uyumasını seğretseydim, ne olurdu ki? Çok mu şey istiyorum?

Hiç yorum yok: