4 Eki 2008

Evcilik, Misafircilik

Bazı kadınlar aileleri onları okutmadığı ve görücü usulü sevmediği bir adamla evlendirmiş, elinde hayatına dair verebileceği hiçbir karar olmadığından mecburen ev kadınıdır.
Kimisi 'okusaydım eğer, filanca mesleği yapardım' deyip iç çekerler.
Kimisi de hayatında evden başka hiç birşey görmediğinden bunun merakını yada acısını bile hiseetmeden mutlu mesut yaşar.

Bunlardan bazıları kendilerini ev kadınlığına öyle bir kaptırmıştır ki, iki gün toz almasınlar kendilerini müthiş bir boşlukta hissederler.
Yemek yapmak, şık sofralarda misafir ağırlamak onlar için hayatın anlamlarındandır.

Bunlardan biri de bizim yazlıkta komşumuz.
Tatile gelmiş, fakat yine de hergün çeşit çeşit yemekler hazırlıyor. Sabah 6-6:30 gibi uyanıp piknik sepetine çeşitli peynirler, küçük kaselerde reçeller, birkaç çeşit salata ve kızarmış ekmek koyarak yaklaşık yarım saat yürüyüp plaja gidiyor.
Orda da hiç üşenmeden pitikareli mavi masa örtüsünü sererek sepetinden çıkardıklarını özenle üstüne yerleştiriyor. Her koyduğu objenin masanın görüntüsü ve düzeni adına lekesel birer görevi var.
Sofra tamam olduğunda yüzündeki mutluluk kelimelerle tarif edilecek gibi değil.

Göz ucuyla şaheserine bakıyor(çokta üstelemesin canım, sonuçta bu onun için özel değil ki. alelade bir durum, güzel sofralar hazırlamak onun genlerinde var) herşeyin mükemmel olduğunu gördükten sonra misafirlerini kibarca sofrasına davet ediyor.
Evet, yanlış okumadınız. Tatilde, sabahın yedisinde, üstelik yarım saat yürüme mesafesindeki deniz kenarına misafir davet ediyor.

Tatil, dinlenme zamanıdır. Ama onun için, birilerini yedirmek içirmek ve 'ay ne becerikli kadın ayol neler yapmış neler' cümlelerini işitebilmektir.
Dur durak bilmez. Günlük programına alelade bir biçimde, yani yukarıda yazdıklarımı yaparak başlar. Eve dönüp suratsız alman görümcesi için Türk kahvesi hazırlar. 'Birşey istiyor musunuz?' diye sorduktan ve gitmek için izin istedikten sonra yarım saatliğine havuza girer. Yüzme bilmediğinden kah sığ yerlerde kah kenarlara tutunaraktan serinlemeye ve eğlenmeye çalışır. Fakat bu arada aklı öğle yemeği için kaçar çeşit zeytinyağlı, et yemeği ve salata pişirsemdedir.
Hızlı hızlı havuzdan çıkar, kurulanma faslı güneşlenme şeklinde değil de mayo değiştirerek gerçekleşir. Ne de olsa kaybedecek vakti yoktur, yemek yapmalıdır.
Koşa koşa öğle yemeği için hazırlıklar yapar. O biter yine çay, kahve faslı başlar. Akşamüstü için çeşitli peynir, üşenmeden fırına yürünüp alınmış sıcak poğaçalar, reçeller ve mutlaka en az bir çeşit ev yapımı salata eşliğinde bir ikram hazırlanır.
Sofra toplanınca hemen markete gidilir, akşam yemeği hazırlıkları başlar.

Sonra akşam saat 9' da uyuyakalır. E, bu yorgunlukla normal tabi.
O uyuyunca site sakinleri için de asıl dinlenme zamanı başlamış olur.
Etrafta bir sessizlik, çat çat diye hızlı hızlı bir yere bir ayak tabanına çarpan terlik sesi olmadan her yer pek bir sakindir.

Bir sabahta kendisi evden üç adet masayı havuz kenarına indirmiş, özenle hazırladığı kahvaltı masasın tam yanındaki ağacın dallarına masa örtüsüyle takım olan bir kumaştan küçük şeritler kesip bağlamıştı. Dekor yapmışmış, güzel olmuş muymuş...

Ay yazarken bile yoruldum!

2 yorum:

a. gizem dedi ki...

peki bu kadar yemek üzerine çalışan(!) bu kişi kaç kilo lalecim?

uyuz cadı dedi ki...

gayet normal diyebileceğimiz kilodalar. nedeni ise koştururken hepsini yakıyolar.