27 Haz 2008

Home Tv İzlemek Yada İzlememek

Ben aşçı olmak istiyorum.

Değişik yemekler hazırlamak zamanımı domates ve patlıcanlar arasında geçirmek istiyorum. Photoshop'ta efektler arasında değil.
Neymiş benim mesleğim çok saygınmış, benim okuduğum üniversiteye girmek için insanlar bi taraflarını yırtıyomuş, yetenekliymişim, onca sene boşuna mı okumuşum bla bla bla...

Evet arkadaşım boşuna okudum, var mı!!! Sanki isteyerek okudum da... Lafa bak.. Öldüm bittim de grafik okumak için, şimdi vazgeçtim..

Hiç bi zaman grafik tasarımcı falan olmak istemedim ben. Babam ben kursa giderken tutturdu ''iç mimar ol'' diye.. ''Aman'' dedim ''yapma''... ''O zaman grafik yaz bari'' dedi. Ben de gittim bütün sınava girdiğim okullarda resim, heykel yazdım. Sonra da okulumda 3. tercihime yazdım, hadi bi tane olsun arada babamın gönlü olsun. Der ki ''benim kızım zamanında o bölümü de kazanmıştı'' diye...
Neyse sen git kazan resimleri heykelleri. Sonra hayatından hiçbir zaman sana en ufak baskı yapmayan baban ''illa grafik okicaksın'' diye tutturdu. Hiç tartışmayan biz baba kız kavga ettik, ben babama küstüm.
Nooldu?? Ben grafik tasarım okudum... Okul zamanında da hiç mutlu olmadım. Hep boş zamanlarımda resim, heykel, seramik atölyelerine gittim.. Off, içime sıkıntı bastı...

Şimdi de popüler ya meslek illa yap. Ben istemiyorum kardeşim, is-te-mi-yo-ruuum!!
Belki home tv'ye bile çıkabilirdim, hayatımla oynadınız!!

25 Haz 2008

Hangi Oje Yakışmaz ki Kız Sana??

Duman dinliyorum.. ''Hangi Oje Yakışmaz Ki Kız Sana??''
Bu şarkıyı dinlerken banyoda kooocaman bi kutunun içinde duran yaklaşık 55-60 tane ojem aklıma geldi.. Aslında bu bi aşk şarkısı ama benim ojelerimle yaşadığımda küçük çaplı bi aşk aslında.. Hakkını yemeyelim.
Oje harika bişeydir. Çünkü moralim bozuk olduğunda ben de tipik bi kız gibi kendimi alışverişe vermek isterim. Saçma sapan şeyler almaya bayılırım. İtiraf edeyim ki ilk aklıma gelen yer accessorize oluyo bu durumlarda. Çantalar, aksesuarlar içinde kendimi kaybedip dertlerimden arınıyorum. Tek derdim ''bu kolye hangi kıyafete gider?'', ''O küpe mi güzel?'', ''yok bunun siyahı var bende.. Amaaaaan olsun bi de pembesi olsun hem moralim bozuk şu anda ne yaparsam yapayım affedilebilir'' dir.. Ama sakın ha küçümsemeyin bu derdi ( kızlar size demiyorum, nasılsa anlıyosunuz beni).. Neyse işte nerden nereye, ojelerden konu açılmıştı.
İşte bu gibi bunalım durumlarında oje daha da kutsal olur benim için. Ee çok ucuz, kaç tane alırsam alayım hiç vicdan azabı çekmem. Hem de o renkleri beni benden alıyo, çok mutlu oluyorum oje alınca... Ve ben de o kadar çoklar ki.. Bu da ne demek oluyo bu durumda? Ruh halim hiç iyi değil. Her bunalıma girdiğimde 2 tane oje alsam 30 kere bunalıma mı girmişim yani son 1 yılda?? Durumum ne kadar vahim..

Bu arada ben hiç oje sürmem...

Neredesin ctrl+z??!!

Hayatımda o kadar çok şeyi ''ctrl+z'' yapmak istiyorum ki...
Eskiden çok aptalmışım, bisürü güzel olabilecek şeyi kaçırmışım, bisürü aptal aptal şeyler yaşamışım... Ağladığım şeyleri hatırlıyorum da, ağlamak dediysem öyle böyle değil.. Cuma akşamı okuldan eve gelinir pazartesi sabahına kadar odadan çıkmamak, yemek yememek, tonlarca mendil israfıyla ufak çaplı bi ormanı yok etmek, anne babayı üzüntüden ve şaşkınlıktan ne yapacağını şaşırtmak, 10 dk. da bi başka bi arkadaşı arayıp üzmek ve pazartesi sabahı ''bu şiş gözlerle nasıl insan içine çıkıcam ben yaaaa'' diyerek yeniden ağlamaya devam etmek şartlarıyla...
Ah ''ctrl+z'' sanallıktan çıkıp azıcık gerçek olsan yaa.. Ne severdim, ne bağrıma basardım seni!!!

19 Haz 2008

Ayılar Maç İzlemesin!!!

Bi maç sevdasıdır gidiyo.. Türkiye kaptırmış kendini milli maçlara.. Reklam kampanyaları bi yandan, her tarafı saran spor programları bi yandan, haber bültenlerinin 20şer dakikasını futbola ve maçlarla ilgili sokak röportajları bi yandan... Az evvel de bi doktor ''kalp rahatsızlıkları olanlar izlemesin'' dedi.. Olaya bak, eğleniceklerine millet nasıl kasıyo ki kalp krizi geçirip ölenleri görmüş doktor, anlatıyo..,
Üff bıktım!! Gerçekten bıktım.. Maç izlemek istemiyorum, izleyenleri de sonrasında insan olmaya davet ediyorum.. Bi yere gittiysek eğer ''aman maç bitmeden eve gidelim, şimdi başlarlar ateş etmeye'' demek istemiyorum.. Magandalarla aynı çevrede yaşamak istemiyorum. Geçen maç sonrasında atılan silahlardan o kadar çok korktum ki nerdeyse masanın altına giricektim!! Allah hepinize akıl versin. hoşunuza gidiyosa oturun adam gibi izleyin, ayılığa gerek yok!!

17 Haz 2008

Sıyırmışım Kafayı

Ben mi çok takıntılıyım acaba, yoksa normal olan mı bu? Evet evet ben çok takıntılıyım...
Şu ''annem'', ''yengem'', ''patates'', ''domates'' ve ''kahvaltı'' kelimelerine takmış durumdayım.. Kendimi bildim bileli bu böyle.. Son yıllarda buna ''şarj'' eklendi.. Bugünse ''cennet''.. Vatanımıza milletimize hayırlı uğurlu olsun...
Nedir şimdi, neden takıksın diceksiniz.. Anlatayım..
Şimdi şu ''annem'' var ya, bazı gıcık tipler ona ''AAAne'm' diyolar. Yani ''a'' yı uzatıyolar ve kalınlaştırıyolar. Bilemedim nasıl anlatılır ama mutlaka herkesin çevresinde vardır o tiplerden..
Mesela ''yEEEEngem'' gibi. Kahvaltıya da ''kavaltı'' diyen var.. Nasıl oluyosa heralde ''kahvaltı'' vakit ayırılıp güzelce yenen sabah öğünü, ''kavaltı'' da ise bişeyler eksik. Ya yumurta yok, ya kızarmış ekmek, yada belki kahvaltı ruhu yok onda. Mesela işe yetişmek için çabucak atıştırılan öğün gibi mi? ( Hızlıca söylüyosun çıkıp gidiveriyo ağzından... Malum ''h'' harfi kelimeyi biraz daha zorlaştırıyo, deneyin göreceksiniz..) Hani ortadaki ''h'' harfi eksik ya, sanki eksiklikleri olan bi öğünmüş gibi geldi ordan çıkarttım bütün bu sonuçları... Benim bi çocukluk arkadaşım vardı, ve üniversitenin yarı zamanlarına kadar da hep birlikteydik tee ilkokuldan.. Hatta üniversitede bile aynı sınıftaydık.. İşte o arkadaşım annesine ''AAAAAnne'' kahvaltıya ise ''kavaltı'' derdi.. Ben bütün bu birlikte geçirdiğimiz zamanlar boyunca ona ne kadar gıcık olduğumu söyleyemedim. Hatta üniversitede edebiyat dersimize Sunay Akın geliyodu, o da çok takıktı bu durumlara. Bigün derste bundan bahsetmişti, arkadaşım da katıla katıla gülmüştü. Sanki o çok düzgün konuşuyodu da.. Amaaan üf, nerden nereye geldim ya...

''şarj'' a, ''şarzz'', patatese ''patatezz'', ''domates''e ''domatezz'' diyenlere uyuz oluyorum...

not: ne kadar çok tırnak işareti kullandım bu yazıda, o kadar çok var ki dönüp onları silmeye de üşeniyorum. Kalsınlar öyle bi zahmet...

not2: çok gereksiz bi yazı oldu.. Ama o kadar yazdım, silmeye üşeniyorum.. Kalsın böyle bi zahmet...

Harikasınız!!!

Herkesin huzurunda google adsense' i ''bi tarafınızı büyütmek ister misiniz? '' diye bi reklamı bloğuma uygun gördüğü için bütün içtenliğimle tebrik etmek istiyorum..
Gerçekten de içerik açısından bu reklam için daha uygun bi blog yoktur herhalde yeryüzünde!!!

14 Haz 2008

Türkçe Konuşabilceğniz Mi?

Ey Mehmet Ali Birand, kaç senelik gazetecisin ben bilmiyorum. Zaten yaşım da yetmez. Yıllardır da haber bültenleri sunar, programlar hazırlarsın.. Bana mı düşer bilemiyorum ama bence düşer, çünkü seni ben de izliyo ve dinliyorum.. Lütfen anadilin olan ve sana para kazandıran Türkçe'yi düzgün kullan. Çıkıpta ulusal bi kanalın haber bültenine ''bunu yapıcağnız mı, ediceğniz mi, napıcağnız??'' falan diyosun ya, sanki etlerimi kesiyolar benim. Nasıl sinir oluyorum, sana anlatamam.. Kaç yaşında adamsın, anadilini düzgün kullan lütfen, yada başka bi iş yap ben de seni duymayayım...

12 Haz 2008

Randevulaşmanın Zorluğu

Biriyle konuşursunuz, dersiniz ki ''şu saatte şurada buluşup şu işimizi halledicez''.. Buraya kadar sorun yok. Ama telefonunuz çalar bi de nedense hep buluşmanıza 5 dk. kalana kadar falan olur, ''işte bilmem ne işim çıktı yarım saat sonra buluşalım''. ''İyi'' dersiniz insanlık hali, olabilir tabi ki...
2. randevunuza da 5 dk. kala bi telefon daha gelir, ''ya biraz işim uzadı bilmem ne çıktı, uzaydan taş düştü, keçiler arabamı yedi, bulunduğum yeri çekirgeler sürüsü bastı'' gibi nedenlerle randevu bi daha ertlenir. ''1 saat sonra buluşalım'' denir. Siz de ''tamam sen gelme ben kendi işimi kendim hallederim'' derim. ''Ya ne uzatıyosun yarım saat geç kalıcaz dedik'' der. ''E hani 2 sn. önce 1 saatti nasıl yarım saate indi?'' dersiniz. ''Sen şimdi trip mi yapıyosun'' der. Ben de derim ki ''hadi güle güle''...
Kim alınırsa alınsın!!!

9 Haz 2008

Asıl Hayvanlar Dışarıda!!!

Dün çok uzun zamandır gitmek istediğim biyere sonunda gittim.. Neresi mi? Darıca hayvanat bahçesi.
Hayatı boyunca hiç yakından fil görmemiş biri olarak tek hayalim fil görebilmekti. Bi de zürafa olursa değmeyin keyfime.. Gittik, ama içeri girerken kapıdaki yazıyla birlikte hayvanat bahçesi yerine şoka girmiş oldum.. ''Ziyaretçi tarafından verilen yanlış yem sebebiyle zürafamız ölmüştür!!''... Ne denirki? Ne söylenir? Bu mudur hayvan sevgisi? Sevmeyin, bırakın!!
Bahçeyi dolaşırken timsahların yanında başka bir yazı şöyle diyordu ''timsahımız atılan taş nedeniyle ölmüştür''.. Kimsen sen insan kılığı altında dolaşan, bim kat beteri sana olsun inşallah!! Hayatım boyunca etmediğim küfürleri bedduaları ettim... Sonra ayılara baktım, onlar ölmemiş ama yakında ölürler bence.. En azından bunalımdan ölürler... Oldukları yer içler acısıydı, taşlar içerisinde ne bi yeşillik ne bi dal bi toprak.. Sadece beton, taş ve bikaç tır lastiği.. Hımm evet, gerçekten de doğal ortamlarında ayılar lastiksiz yaşayamaz.. Çimen, ot, ağaçta neymiş. Zaten orman yerine sıklıkla lastik fabrikalarında rastlanır ayılara. Hatta geçen akşam nat. geo. 'te bi lastik fabrikasında sırf lastiklere yakın olabilmek için çalışan ayıların hayatını anlatan bi belgesel vardı.. O hayvan ne yapsın toprağı? Yani o kadar üzüldüm ki anlatamam. Onca hayvana bakmak kolay bi iş değil, ben evdeki kedime bile ancak bakıyorum yani. Yoj gözü akar, yok burnu akar. Tüyünü tara, aşısı vs. Ama ben de 1 tane hayvana bakıyorum sonuçta. Madem hayvanat bahçesi açtınız, o zaman o hayvanların mutlu olabileceği bi ortam yaratın. Hem ordan gidemiyo, hem de mutsuz mutsuz yaşıyo. Yazık değil mi? Kendinizi onların yerine koyun...
Haklarını da yemeyelim, bazı hayvanların keyfi çok yerindeydi. Güzel çimenler otlar arasında olanlar da vardı. Ama ayılara çok üzüldüm, çok...

Bu arada ''lütfen yemek vermeyin'' yazan kafeslerin önünde hayvanlara çekirdek verenler mi dersiniz, çubuk kraker verenler mi? Ne ararsanız var?

Hatta bazı dışarıda gezenleri görünce (kılık kıyafet, davranıi, görgü, saygı, çocuk terbiyesi vs vs) ''bunları içeri kapatalım, içeridekileri dışarı bırakalım. daha medeni olacaklarına eminim'' demeden de geçemedim...

not: fil yoktu!!

5 Haz 2008

Israr Etmeyin, Rahat Bırakın!!!

Isrardan nefret ediyorum!! Her türlüsünden...
Yemek yemem için, spor yapmam için, doktora gitmem için, resim yapmam için, bi yere davet edildikten sonra illa ki gelmem için, dışarı çıkmam için, istemediğim bi filmi izlemem için, istediğim bi filmi izlememem için, daha fazla çanta almamam için, accessorize'da dakikalarca dolaşmamam için, hiç istemediğim bi kitabı okumam için, cola içmemem için, çikolata yememem için, balık yemem için, garip garip sebze çorbaları içmem için, bi kediyi eve almak için, bi kediyi eve almamak için, çalışmam için, tasarım yapmam için, illa ki oturduğum yakada evime yakın bi ajansta çalışmam için, vitamin iğnesi olmam için, akşamları sahilde yürümem için, uzak yerdeki spor salonuna gitmemem için, kahvaltı yapmak için, haftada en az bir gün kırmızı et yemem için, canımın görüşmek istemediği arkadaş toplantılarına gitmem için, daha az aksesuar almam için, aksiyon filmi izlemem için, romantik komedi izlememem için, cinli perili ruhlu korkunç filmlerden korkmamam için, bunları izlesem de normal hayatıma evde yanlız kaldığımda korkmadan devam etmem için, saçımı kahverengiye boyatmamak için, kızıl kalmam için, eve kendini zorla davet ettiren misafirler olduğu için, onlara mecburen vakit ayırdığım ve sıkıntıdan patladığım için, çalışmak istediğim için, çalışmak istemediğim için, resim yapmak istediğim için, resim yapmak istemediğim için, kendimi hiç anlamadığım için, ruh halim bi iyi bi kötü olduğu için, şu an dışarı çıkmak zorunda olduğum için, bu yazıyı sayfalarca uzatamayacağım için....

Bilemiyorum nedir bu ruh halim, nedir bu sıkılmışlığım. Neden bu kadar bıktım herşeyden, nasıl kendime gelebilirim.. Hiçbi fikrim yok.. Ama tek bişey biliyorum, ısrardan NEFRET E-Dİ-YO-RUM!!!

not:cümle sonlara doğru biraz kaymış olabilir. O kadar kusur kadı uyuzunda da olur diyorum...

4 Haz 2008

Mehmet Öz, Affet Beni

Kaç zamandır aklımdaydı. Yaz geldi, karpuz kabuğu suya düştü ama Mehmet Öz nerede? Düşündüm, acaba geçen senelerde hangi tarihlerde gelmişti diye, bulamadım...
Ama geçen hafta Oprah'ta gördüm, içime su serpildi.. Hah dedim iyiymiş demek..
Az önce karpuz kabuğuyla birlikte Türkiye'ye uçtuğunu gördüm, yine haberlerdeydi. Her yıl olduğu gibi diyetler, egzersizler anlatıyo. Mutlaka bi kanal evine de gider, akşam yemeğini çeker. Ne varmış ne yokmuş diye.. Sonra her yemeği tek tek açıklarlar.
Tıpkı Esra Ceyhan gibi. Geçen gün bi dr. çıkmış programına yine klasik diyetler anlatılıyo. Önlerinde bi masa anlattıkları bütün sebze, meyve ve hayvansal gıdalara da o masanın üzerinde. Dr. diyo ki ''haftada bilmem kaç gün balık tüketilmeli..'' Esra Ceyhan hemmenn kesiyo sözünü, ''bi dk. hocam bi dk.'' deyip masadaki balığı kaptığı gibi kameralara ve izleyicilere gösteriyo. Ve biz de diyoruz ki ''aaa evet, işte balık buymuş. Ben de yanındaki lahanayla (ki bunun da adını yine sevgili esra ceyhan öğretti bana) karıştırmıştım..
Neyse dönelim Mehmet Öz'e.. Esra Ceyhan çok ayrı bi konu, hatta tez konusu..

Tamam anladık, kendisi çok ünlü ve başarılı bir doktor. Ama her yıl yaz tatiline geldiğinde haberlere çıkıp aynı şeyleri anlatmak zorunda mı? Ben şahsen Mehmet Öz'ü tv de görmeden yazlıkları çıkartmıyorum dolaplardan. Ne sandalet giyeriim ne de kısa kollu giyerim... Ona göre.. Siz de bekleyin derim. Sonra Mehmet Öz kızmasın...

Şimdi gördüm ya, içim rahat rahat yaz havama girebilirim..

not: bugün akşam yemeğinde kremalı tavuk yemeyi planlıyorum, acaba Mehmet Öz kızar mı?