31 Tem 2008

Güzi Abla, Duy Sesimizi!

En yakın arkadaşım Güzin Abla'ya kızmış mail atmış. Neymiş Bekir Ö. diye biri varmış çok kötü yazmış kadınlar hakkında, Güzin Abla nasıl bunu yayınlarmış ( o da kadınmış).
Bi de maili bana ve ablasına yollamıştı dün gece ''millet dalga geçmeyin dayanamadım '' diye..
Ben de dalga geçtim tabi.
Çok komik ya, diyo ki buluşunca herşeyi anlatıcakmış, şimdi anlamsız görünen herşey anlam kazanıcakmış.
''E madem Güzine' e kızdın ona laf soksaydın'' dedim, yok o köşe Güzin'in kendi çöplüğüymüş, başkasının çöplüğünde laf sokulmazmış...
Bu yazıyı neden yazdım?
1- çok komik, gülmekten bi hal oldum, siz de gülün,
2- şuraya yazayım, çünkü unuturum ben bunu. Okur okur gülerim.
Bu arkadaşımın daha neleri var da, bütün chat kayıtlarını burdan yayınlayamam tabi. Bilgisayarımda kayıtlı bazıları, bunaldıkça okuyup gülüyorum.
Valla her eve lazım sizden; kod adı Sevnur B. :)

not: pardon, kod adı s. ö. ymüş :P

Teyzeler, Halalar

- Fatih Ürek transparanları çıkarıp takım elbise giymeye başladı diye bütün imajını sildik mi biz onun? Herşey unutuldu öyle mi? I ıh çok yanılıyo, ben unutmam.
- Kuşum Aydın da yurtdışında evlenmiş, acaba kiminle?

29 Tem 2008

Ey İş Görüşmeleri, Hepinizden Nefret Ediyorum

Dün gittiğim iş görüşmesinden bahsetmek istiyorum..

Açık açık bi kabalık yoktu, ama bana söyledikleri şeyler aslında çok kabaydı. İsim vermiyorum ama kendileriyle konuşur gibi yazmak istiyorum...

Ben bi tasarımcıyım, okulda da yanlızca bunun eğitimini aldım. Yani sizin bi tasarımcıdan beklediğiniz, hem flash'ı iyi bilmesi, yer yer action script yazabilmesi, hem çok iyi tasarım yapabilmesi, hem html bilmesi hem de sitelerin içeriklerini girebilmesi gibi özelliklerin toplamı bende yok.. Bu zaten hiçbir adamakıllı tasarımcıda yoktur. Olsa da 100 yıldır sektörde çalışıyo olması gerekir, ancak hepsini öğrenecek uzmanlaşacak vs.


Ben flash ve html biliyorum, bilmek zorundayım yapacağım tasarımların uygulanabilir olması için..

Ama bu benim işim değil, yani bi tasarımcı (okumuş, doğru dürüst olan bi tasarımcı) hem html yazıp, hem içerik girip hem de harika tasarımlar yapmaz. Siz o kişiyi ancak rüyanızda görürsünüz, varsa öyle biri buyursun gelsin ben de göreyim.

Bunları sınırımın sonuna kadar kendimi zorlayarak kibar bi şekilde anlatmaya çalıştım, ama siz buna ''bence bu bi eksiklik'' dediniz. Ben bildiğimi fakat yapmayı tercih etmediğimi söyledim, en az 7-8 kere bana hala flashla neler yapabildiğimi sordunuz.

Bi kere ajans (!) sahibi olmakla olmuyo herşey,

- Önce zaten çok yoğun geleni gideni olmadığını düşündüğüm ajansta sekreterinize gün içinde kimlerin geleceğini söylersiniz. Kapıdan girince yerinden bile kalkmayan bi kız, ''neden geldiniz?'' demez, ''buyurun'' der ilk olarak. Sonra ''iş görüşmesi için geldim'' diyen kişiye ''ne işi?'' demez. Zaten biliyo olması gerekir.
- Sonra görüşmeye gelmiş kişiyle biraz havadan sudan sohbet edilir, rahatlasın hava dağalsın diye.
- Bişeyler ikram edilir, sorulur.
-Dışarıda gök gürleyip şakır şakır yapmur yağarken ''peki, görüşmemiz bitti. Hoşçakalın'' denmez.. Yağmur dinene kadar beklemesi önerilir.
- Görüşmeye gelen kişiye kart verilir, adınızı titrinizi anlayabilmesi için..
- Eğitiminizden ve ajanstaki konumunuzdan bahsedersiniz, ne iş yaptığınızdan.. Bende bilirim ki karşımdaki sadece patron mu yoksa tasarımdan anlıyo mu? Benimle ne sıfatla konuşuyo yada ne sıfatla 'içerik girmediğim için!' ''bu bi eksiklik'' der.

Gerçekten olabildiğince kibar davranmaya çalıştım.. Neyse ki kendimi kaybetmedim..
Ayrıca bezoone hakkında söylediğiniz hiçbişeyin doğru olmadığına adım kadar eminim. Ne Levent ne de Orsan bunları yapacak kişiler değiller. En azından iş görüşmesinde ve çalışma sürecimde insanlara hak ettikleri gibi davranıp değer veriyolar. İnanılmaz iyi niyetli kişiler...

Bundan daha kötü tecrübelerim de oldu iş hayatında, bu sadece 15-20 dk. sürdü..

Görüşme de süper rolü oynayıp, sonra ayrılırken paramı vermeyen kırk türlü hakaret edip nasıl bi insan olduğunu gösteren Clik Line' daki Melek 'hanım!' gibi...
Paramı vermediğiniz halde bi de sodexo kartını istediniz defalarca utanmadan..
Ama konkurda bizi seçen 'eski' müşterinizle size güzelce sodexoların toplamını sunmuş olduk, unutmayın piyasa çok küçük! Emin olun heryerde anlatıyorum iş 'ahlakınızın' ne kadar üstün olduğunu...


Sinirlendim yine ya...

Saçın Psikolojimdeki Etkisi

İyi ki saçlarımı kestirmişim.
Orhan Amca, sen şu dünyadaki en tatlı, en babacan ve en iyi saç kesen kuaförsün..
İyi ki varsın..
O Mos'lar falan var ya, hepsi halt etmiş senin yanında.
Tamam yine arkadaşın olsunlar, sen yine hafta sonları onlarla denize açıl ama sankın tüyolarını verme :)
Zaten versen de beceremezler, çünkü her zaman dediğim gibi Orhan Amca bi kuaför değil, bi sanatçıdır...

Pazar, Pazarcı, Ben, Göztepe

Dün pazara gittim, Göztepe'de Özgürlük Parkının hemen yanındakine. Ancak akşam saatlerinde yetişebildim, 6 buçuk 7 ye geliyodu. Yalnızdım, dolaşırken abuk subuk bi sürü pazarcı saçma sapan laflar attılr, bazısının tezgahına gittim beni delirtti. Bi tanesi bana ''teyze'' dedi (yaşım 26!) ve sonra dönüp ondan fasülye almam için arkamdan bağardı. Herhalde sıcak kafasına geçmiş, hem sen gencecik bana teyze de hem de alışveriş yapayım öyle mi? Havanı alırsın..
Neyse bi süre dolandım bana sarkmayan ve laf atmayan düzgün insanların tezgahlarından alışveriş yaptım, eşim arabayla beni almaya geldi. Alacağım bişeyler daha vardı birlikte döndük pazara..
Şimdi soruyorum, ben yalnızken demediğinizi bırakmadınız, abuk subuk laflarınızla taciz ettiniz, yürürken bile sağdan soldan rahatsız ettiniz eşim varken neden hiçbiriniz tek kelime etmedi acaba?
10 dakika içerisinde çok mu çökmüştüm ve yüzüne bakılmaz hale gelmiştim acaba?
Nooldu, yemedi dimi?
Ayıptır, tek başına bi kadın pazara çıkamayacak mı? Bi daha da tek gelmem oraya ben.

Ayrıca da bikaç hafta evvel sabah geldiğimde neden daha çok para harcadım? Daha çok dediysem tam 3 katı! Dünde aynı miktarlarda aynı şeyleri aldım. Ayıp değil mi sabah gidince sök sökebildiğin kadar, akşam almayanı döv.. Ben salaktım o zaman önceki hafta dimi?
Uyuzlar sizi!

28 Tem 2008

Kırk Adam + Bir Kadın

Neden Dudaktan Kalbe' dizisinde herkes Lamia'ya, Binbir Gece'de de Şehrazat'a aşık?
Ortada bir kadın 38 erkek olmadan senaryo çıkmıyo mu canım ülkemde?

27 Tem 2008

Silkinin ve Kendinize Gelin

Size de uyuz oluyorum..
Evet evet yanlış okumadınız, siz bloğuma gidip gelip yeni bişey eklemiş mi diye bakan ama hiç yorum bırakmayanlar, lafım size..
Hepinizi takip ediyorum, google amca sağolsun..
Yok öyle sessiz sakin okuyup çıkmak.
Yazın iki satır adamı hasta etmeyin. Yazmaya da okumasın ona göre, kızdım bak hımmm!

Hepinizin ne yaptığını çok iyi biliyorum, şehir şehir dakika dakika ona göre.. Yok rss'ler, yok girip yazmamışım diye çıkmalar, yazılanı okumalar falan..
Beni açıklamaya zorlamayın :)

not: güldüğüme bakmayın!

25 Tem 2008

Beceriksiz Veteriner

Dün kedimi götürdüğüm veterinerde bi tane suratı sivilce dolu, kısa boylu, yeni yetme bi stajer vardı. Benim kızıma da laf etti, uçuyodum az daha ama ya sabır dedim sustum.
Kızım dışarı çıkmış, gitmekten nefret ettiği bi yere veterinere gitmiş, buz gibi soğuk bi masanın üzerine koymuşsunuz, biriniz dişlerine bakıyo biriniz gözkapaklarına.. Çekiştirip duruyosunuz. Ondan sonra da size tıss pıss yapınca laf ediyosunuz. Yok efendim neymiş ''sadece tipi iranmış da geri kalan herşeyi huyu suyu tekirmiş'', ''az önce başka bi kediye neler neler yapmışlar da bişe yapmamış , bizimkine ne yapmış ki tıss yapıyomuş''..

Bi kere sen nasıl stajer veterinersin, önce şunları öğren;

1. tekirler kedi türleri arasında en uysal olanlardır. Şimdiye kadar baktığım (ki çok kedi baktım) kediler içinde oyuncu ve kucaktan inmeyen yegane türdür.
2. tekir olmak kötü bişey değildir, kızıma tekirsin falan diyosun, onlar da çok güzellerdir.
3. kedi dediğin yabancı bi yere gittiğinde huzursuz olur, köpek sahibine kedi evine düşkün derler.
4. iran kedileri zaten aileden sadece bir kişi seçip onunla takılılar, hiç evdeki iki kişiye birden sevgi gösteren bi iran görmedim. Zira bizimki de benimle kankadır, şu an klavyenin yanında mışıl mışıl uyuyo ve dünyanın en tatlı kedisi bence.
5. sen nasıl mezun olucaksın? Bence olma, hayvanlara karından çok zararın olur. Zira bunu sevgili veteriner hekimimiz de farketmiş olacak ki muayene boyunca ona sadece bi peçete vererek yardımcı oldun, onu da kullanmadı zaten..
Sen kiiiim ( o sivilceli suratınla) benim şu dünyalar güzeli kızıma laf söylemek kim? Hıh!

Yap

Biraz da kendimde uyuz olduklarımı yazayım bari, hep başkaları mı kaka?
Mesela artık eskisi gibi okuyamıyorum, daha doğrusu okuyamıyorum.. Neden bilmiyorum, okumayı çok seven ve bol bol okuyan ben artık sadece dergileri karıştırabiliyorum. Ne oldu ki bana bu kadar uzaklaştım? Aslında biliyorum da, o konulara hiç girmeyeyim buradan.
Önemli olan soru ise tekrardan nasıl zevkle ve isteyerek okumaya başlayacağım... Önceden lise ve üniversite zamanında daha fazla olarak paramın neredeyse çeğreğini kitaplara yatırırdım. Aldıklarımı da deli gibi okurdum. Mesela tatile gitmeden önce yaşıtlarım kızlar mayo bikini seçerken ben kitap seçerdim. Tatil alışverişimin önemli bi kısmını da kitaplar oluştururdu.. Eee ne oldu bana? Yoksa internet mi bozdu beni? Bence hayatımda zamanımı alan başka zorunluluklar yanında bi de internet eklendi.. Nedir bu? Maillerime bakıyorum, arkadaşlarımla yazışıyorum, ilgimi çeen blogları hergün takip ediyorum, son zamanlarda bişeyler yazıyorum, merak ettiğim şeyleri araştırıyorum.. Zaman nasıl geçiyo anlamıyorum... Bazen diyorum ki ''bırak şu internet olayını, hiç girme. Hayatın eskisi gibi olsun, kendine daha fazla zaman ayır''.. Ama yapamam ki, işim de internetle alakalı, trendleri, tasarım ve web tasarımıyla ilgili herşeyi yakından takip etmek zorundayım ki bi zaman sonra bizim okuldaki hocalara benzemeyeyim. Kusura bakmasınlar ama bi çoğu böyleydi, hiç bişeyden haberleri yoktu..
Neyse işte, nasıl kopucam internetten? Bunu düşünürken bile yine bilgisayar başındayım..
Belli ki bu bilgisayar başında yazarken olmayacak... Aslında işin ilginç kısmı hayatımdan tamamen çıkarmak istemiyorum, ama başına oturduğumda da kalkamıyorum. Ama bikaç hafta evvel daha kötüydü bu durum tabi, laptopumuz bozuldu da ben de onu alıp salondaki koltuğa yatarak kah oyun oynayıp kah chatleşip, kah site dolaşarak saatlerimi harcamaktan kurtulmuş oldum. Ama ne oldu ki? Yine benim isteğimin dışında oldu bunlar. Ben mi sanki kendi irademle karar verdim bu duruma. Hayır.. Neyse olan oldu, şu aralar çok daha az zaman harcıyorum internette. Ama yine de harcıyorum. Hem de gereğinden fazla...

Bu konuyu geçiyorum. Başka bi kendimde uyuz olduğum noktaya geliyorum, artık resim yapamıyorum. Yani yapabiliyorum da yapmıyorum. İçimden gelmiyo. Halbu ki ne severdim çizmeyi boyamayı.. Ne oldu bana? Fotoğrafta çekmiyorum... İşten eve dönerken anayoldan eve 5 dk. da yürüyebilecekken tam yarım saatte gelirdim, herkes beni merak ederdi. O yolda bi sürü fotoğraf çekerdim. Şimdi sorsanız makinem nerde onu bile bilmiyorum...
Eskiden yapmaktan zevk aldığım hiçbişeyi yapmıyorum şu sıralar. Bunları yerine başka uğraşlar mı buldum? Hayır. Sadece hiçbişey yapmıyorum. Hiç bişey yapmamakta bişey midir? Evet, bişeydir. Ama gayet gereksiz ve kimseye faydası olmayan bişeydir...
Nasıl yapıcağım hakkında bi fikrim yok ama ben yeni benden hiç memnun değilim. Bişeyler yapıp eski halime dönmem lazım, acilen!

24 Tem 2008

Beyinsiz Futbolcu

Neden gerizekalı erkek çocukları futbol oynarken sürekli ünlü futbolcuların adını bağarırlar? Kendi isimleriyle futbol dünyasında bi kariyer sahibi olamayacaklarını mı düşünüyolar? Off çok aptalsınız, çok!

23 Tem 2008

Burjuva Kolye

Sezon başında accessorize'da bi kolye beğendim, ama çok beğendim... Fiyatı çok geldi, takı ile uğraştığım için ''amaan ben bunun aynısını yaparım'' dedim almadım. Sonra gittim boncukçudan benzer boncukları buldum, aldım.. Yaptım da.. Oldu da... Ama tabi ki aynısı olmadı, olsaydı bile ben gördüğüme takmıştım ya kafayı illa onu isteyecektim.. Neyse gel zaman git zaman mağaza indirime girdi. Ben evime yakın olan mağazada değil de tesadüfen taksim'deki mağazasında o bi zamanlar beğendiğim kolyeyi gördüm. Fiyatı o kadar düşmüştü ki sezondakinin yarısının bile yarısına.. Ne yaptım? Dayanamadım aldım. Sonra eve geldim. Aslında tabi ki de o kolyeden daha fazla para vererek aldığım çok takım var. Ama nedense o kolye ban açok burjuva geldi. Tıpkı şey gibi, hani zamanında çok ünlü olan bütün erkeklerin hayran olduğu, etrafında fır döndüğü, çok para kazanıp lüks içinde yaşamış aktristler vardır. Onlar yaşlanırlar, eski güzellikleri kalmaz, artık filmlerde oynamaları için teklifler gelmez. Ama yine de gururlu ve onurludurlar. Hiç bi zaman kafalarını öne eğmemiş kendilerini ezdirmemişlerdir..
İşte benim sezonda pahalı olan fakat yeni ürünler gelecek diye fiyatı 4te 1ine inen kolyem de tıpkı o aktrist gibi. Zamanında insanlar ona bayaa bi para saymış almışlardır, bense mağazaya her girdiğimde ''alsam mı ya? yok yok boşver'' demişimdir. Şimdi ise üç kuruş paraya benim elime geçmiştir. Ama yine de gururlu ve onurlu gibi geliyo bana, hiç diğer takılarım gibi onu bağrıma basamadım ve nedense aldığımdan beri hiç takmadım... Sanki dolapta da diğerlerine ''ben sizin aranıza düşecek kolye miydim? Ben zamanında neydim siz biliyo musunuz? Fazla yaklaşmayın bana '' deyip, ööyle uzaklara dalıyomuş gibi geliyo...

Manyak mıyım, komik mi?

22 Tem 2008

İnternet Öyle Kullanılmıyor Canım

Türk dizilerinde neden sekreterler mailleri çıktı alıp patronlarının masalarının üzerine koyuyolar? Mal olan sekreter mi, patron mu, yönetmen mi, izleyici mi?

Kopyacılar Sizi

Bi dizinin aslında Türk yazarlar tarafından yaratılmadığını yurtdışından araklandığını oyuncuların sürekli birbirlerinden özür dilemesi sonucunda anlıyorum. Normalde çok az Türk ailesinde babalar yada anneler çocuklarından özür diler, kocalar tokat atmaktansa ''karıcım nolur affet beni çok özür dilerim'' der çünkü...

Kedi Katili Olucam!


Atamam, Satamam.. O Benim!

Eşim gidip gelip ''ne çirkin bu site ya, gel şunun tasarımını değiştirelim'' falan diyo. İstemiyorum diyorum. Olmazmış böyle, o bi siteye girdiğinde tasarımı önemliymiş, böyle çirkin teması olan bi siteye girse okumadan çıkarmış.. Tövbe ya.. İnsanın sinirini bozuyo bak, içimden ''kıskanıyo musun bu harika sitemi yoksa?'' demeden edemiyorum :)
Geçen gün de bi tema bulmuş bana çok güzelmiş değiştirelimmiş. Aman çokta umrumda güzelliği. Ben yazıyorum rahatlıyorum işte. Güzel olsa nolur ki?
Benim için okumadan çıkacağım siteler karman çorman olanlardır. Heryerden bişeyler çıkar. Renkli renkli, gözleriniz kör olacak gibi gelir.. Hem nesi varmış, bembeyaz sade bi site işte..

Ben eşyalarıma bağlanırım. Bu site bi eşyam olmasa da benim sonuçta. Ona da bağlandım, hemen kıçım kalkıp tasarımını falan değiştiremem. Bu yola birlikte başkoyduk biz temamla. Anca beraber kanca beraber. Madem öyle en baştan o kadar şikayet yazısı yazdım deseydin gel değiştirelim diye.
Babamın bi eski renault'su vardı. Turuncuydu, sonra lacivert oldu, çarpıldı yamuldu falan. Ben de küçüğüm işte 5. sınıftan ortaokul sona kadar kaldı bizde o araba. Küçüklüğümden tek hatırladığım arabamız oydu. Ben onu çok severdim, ama tabanı falan delinmişti. İçeri su falan giriyodu. Artık kullanılacak gibi değildi. Çok dirensem de satılmasına engel olamadım. Onu sattı babam, hem de bi tamirciye, çalışan parçalarını başka arabalarda kullanmaları için. Gitti bi tane kıpkırmızı spor bi honda beğendi, beni de götürdü. Alma dedim, çok direndim ama aldı. Sonra satış işlemlerinden önce beni de arabaya bindirip tamirciye götürdü. Kontrol için. Ben de tamircinin tekinin önünden geçerken bizim o zavallı, terkedilmiş, bi kırmızı hondaya hemen satılmış lacivert eski renault'umuzu gördüm. Ağlamıştım... Annem amma dalga geçmişti, babam geçmez. Babam hiçbişeyimle dalga geçmez çünkü. Neyse annem hala anlatıp gülüyo bunu.. Bence de komik ama naapiim.. Sonra ben babamın başının etini yiyerekten o kırmızı hondayı sattırdım hahaha! Yerine benim istediğim başka bi araba aldık.
Sanki renault'umuzun kanını yerde bırakmamış gibi sevinmiştim..

Şimdi kendi sitemi de o zavallı renault'umuz gibi bi kenara atamam tamam mı? Mesaj alınsın, konu bi daha açılmasın lütfen!

Seç, Beğen, Al

Blogcu çeşitleri var bana göre.. Kimisi uyuz, kimi sevgi dolu, kimi fazla sevgi dolu, kimi orta karar, kimi bağrına basılyo, kimi bi soruya bile cevap vermeye tenezzül etmiyo.
Ben sitelere çok yorum yazmam, üşenirim açıkçası. Yorum yazdıysam o blog sahibini ya sevmişimdir yada çok merak ettiğim bişey vardır.
Mesela bazısına bi yorum yazıyosun bişey soruyosun ay hanımefendi kıçını kaldırıpta bi cevap yazamıyo. Uçasım geliyo ya, ''ne kadar gıcık bi insansın sen ya, amma kıçın kalkmış'' demek istiyorum. Sonra diyorum ki amaaaan şimdi kırk saat bana cevap vericek falan. Siteye bi daha girmiyorum oluyo bitiyo. Ama takıntılı bi insan olarak o sorunun cevabını hep merak ediyorum bi yandan da..
Bi de şunlar var okuyorum yorumları, bişey koymuş bloğuna iki kişi demiş ki ''ay çok güzeeeeaaalll, ne kadar yeteneklisiiiiiaaann, ağzımın suyu aktııı'' vs.. O blog sahibi (ki bu benim gıcık olduğum kategoriye giriyo) aynı tarz yorum yazan iki kişiden birine ''ay canııımm çok saol sende öylesin amaaaa'' demiş, diğerine de ''saol'' demiş. Ya ne kadar uyuzsun sen ya, ikisinin de ağzının suyu akmış yaptığın o dandik şeye. Niye birini kayırdın şimdi. O birisi tekrar gelmezse sana kapak olur işte. Hoş sen o kadar yetnekeli ve farklısın ki herkseten, sana hiçbişey koymaz yani. Kendin çalar endin oynarsın...
Mesela yorum yazanlara da uyuz oluyorum ben, kimisi amma kaptırıyo o site sahibine kendni. Sanırsın annesi, babası yada evladı falan.. Noluyo be! Alt tarafı bişeyler yazıyo, çiziyo, dikiyo, biçiyo oraya koyuyo işte. Nerden o kadar ayılıp bayılıyosunuz anlamadım. Hastalıklı şeyler sizi! Laf söyletmezler, biri çıkar ''bence o kadar da güzel olmamış'' yazar, amanııınn sen misin o beğenmeyen.. ''Sen kim oluyosun mahalle karısıııı, sen kimsin bizim site sahibimizin yaptığını beğenmezsin tüüüüü şır-pın-tıııııı!!'' diye üstüne gidiyolar. Yuh yani!
Noluyo be, size ne? Dünya üstündeki herkes beğenicek mi senin yaptıklarını? Hadi yapanı anlarım da o yorum yazanlara noluyo ki? Hatta bi tanesi şey yazmıştı ''yalakasıyım var mı bu blogcunun yalakasıyım'' Ooohaa! Sapıtmışsınız valla ben size ne diim. Bu tiplerin bütün gün evden çıkmayan yaşlı, çoluğu çocuğu arayıp sormayan insanlar olduğunu düşünüyorum. Yoksa akıl sağlığı yerinde olan hiç kimsenin iki şey dikti bişey yazdı diye sanal bi kişiliğe ''yalaka'' olabileceğini düşünmek istemiyorum.
Geçelim bu uyuz tipleri...
Şimdi de sırada ne alırsa alsın fotoğrafını çekip sitesine koyanlar var. İşte şu terliği aldım, şu donu aldım, bunu bilmem ne yaptım. Bence yakında semt pazarına gidip, sonra evde parkenin üstüne yada koltuğa falan yayıp fotoğrafını çekicekler... Dicekler ki, ''bugün pazara gittim, hava çok sıcak olmasına rağmen sizlerle paylaşabilmek için bi kilo patlıcan, üç kilo domates aldım, nasıl güzeller mi?''. Sonra o kimsesizlerden biri de altına yazıcak ''ay çok güzeeeeell, yalakanım var mı yalakanım, harika domates seçiyosun valla çok yeteneklisin''..
Moda bloglarını çok severim, modayı severim ondan. Alışverişe bayılırım, beğendiğim sitelerden tavsiye edilenleri de ciddiye alabilirim. Hatta bu sitelerden görüpte aldıklarım bile oldu. Ama abartmanın manası yok yani. Oraya buraya gidip iki üç parça dandik bişey alıp hemen terin soğumadan sitene koymakta saçma geliyo bana...
Bi de seni çok seven blogcular var. Niye beni o kadar seviyosunuz ki anlamadım.. Birkaç kere yorum yazmış bişe demişim, ne var o kadar sevgi pıtırcığı olacak? Herkesi sever, herkesi... Azıcık karakterli ol, her yorum yazana atlama bence.
Beni tanımadan nedensiz yere seven insanlar uyuz olurum. Zira o kadar çok varlar ki etrafımda... Direk önyargıyla sevmem o kişiyi. Annem çok sosyal bi insandır, tanıdığı, arkadaşı falan çoktur. Beni anlatır millete (çok matahım ya) sonra o insanlar bigün alakasızca karşıma çıkarlar, ''ay canıııım, gerçekten de çok tatlıymışsın seeeen.. Tü tü tü falan yaparlar'' Bense bu durumda sırf annem rezil olmasın diye zorla gülmeye çalışırım. Nerden tanıyosun ki beni sen, annem anlatmış ama o tanıyo kaç senedir. Ben sana az sonra laf sokucam mesela, napıcaksın yine de sevicek misin?

Ben galiba yazı yazamıyorum, yada ne galibası? Ben yazı yazamıyorum. Konu nerdeeeen nereye geldi? Konuşur gibi yazıyorum ordan oraya atlıyorum. Ama yine de yazmak hoşuma gidiyo...
Beğenmeyen okumasın...

20 Tem 2008

Hasta Ettiniz Beni

Birinin size bakmanız için kedisini bırakmasından daha kötüsü, bırakılan kedinin tam da sizdeyken azması ve sabahlara kadar ulumasıdır!
Bundan da kötüsü geliş tarihlerini ertelemeleridir..

Feleğin Sillesi

Şu bi zamanlar paraya para demeyen, ama sonradan cozutmuş ve herşeyini kaybetmiş ünlülere gıcığım..
Mesela eski türk filmlerinde oynayanlar, şarkıcılar falan. Zamanında o kadar şan şöhret varmış, iyi kötü çalışmış kazanmışlar ki biz de onları tanıyoruz.. Ama kimi kumara kimi içkiye kimisi de salak salak kadınlara yedirmişler paralarını, öyle kalakalmışlar. Para suyunu çekmiş, yaş ilerlemiş, devir değişmiş, eski ünleri saltanatları kalmamış... E nolucak şimdi? 3. sınıf magazin programlarına yada Esra Ceyhan'a(ki o 3. sınıftan da beter) çıkıyolar, ay şöyleydik böyleydik, paramız kalmadı kimse bizi sormuyo falan.. Tamam şu anki durumlarına üzülebilirim onları hiç tanımamış olsam ama, ah be kardeşim şimdiye kadar aklın neredeydi? O kadar kazanmışsın ama içkiden kumardan kenara üç kuruş para koymak aklına gelmemiş..
Yok şimdiki ünlüler niye yardım etmiyomuş? Niye etsin? Şimdikilerin çoluğu çocuğu, akrabası, kendi hayatları yok mu? Sen zamanında ye, iç, kumara içkiye yatır paranı. Şimdi de millet çalışsın sana baksın. Hadi ya yok öyle yağma.. Düşünücektin zamanında.. Aklın havada gezmicektin..
Çok acımasız bi yazı gibi gelebilir ama ne oldum değil, ne olucam diceksin..
Şimdi diceksiniz ki sen kendine bak, seni de görürüz falan.. Göremezsiniz çünkü ben ünlü değilim bu bir, henüz ne oldum kıvamına gelemedim o yüzden ne olucağımı düşünmeme çok var düşünmesem de olur bu iki, seni de görücez falan demeyin beni tanımıyosunuz bu bloğa yazmam olur biter kimse de beni göremez bu da üç!
Hadi bakiim herkes şimdi kendi ne olacağını düşünsün...

Bebek Mi, Hayıııır!

Of ya iki blog dolaşayım dedim, heryerde bebek fotoğrafları..
Ne bu ya sokağa çıkıyorum bebek arabaları, eve geliyorum bahçeden çocuk sesleri, tv açıyorum çocuklu filmler, diziler, reklamlar. Arkadaşlarım çocuk doğuruyo, peş peşe hamile kalıyolar. Aaaaayy!! Şahika gibi bağarasım geldi!
Noluyo ya hepinize, kafayı mı yediniz? Moda mıdır nedir, tavşan gibisiniz ya...
Azıcık aklınızı çalışıtırın... Hamile kaldın diyelim, miden bulanır, canın yemek ister. Yersin şişersin. Karnın kocaman olur, kocan elalemin fit kadınlarına bakar, sinirim bozulur ağlarsın. Doğum olayına hiç girmiyorum zaten. Sezeryan olsan dikişlerin ağarır, normal doğum düşman başına... Hadi doğdu diyelim, çalışıcak mısın evde oturup çocuk mu büyütüceksin? Çalışsan kim bakıcak çocuğa, bide vicdan azabı çekiceksin ben bakmıyorum diye. Aldığın maaşta zatan bez parasıyla elin ne olduğu belli olmayan gavur ruslarına yada azerilerine gidicek. Bide seni uyuz edicek. Evde yabancı bi kadın, kocana mı yazar çocuğunu mu döver belli değil...
E hadi çalışma eve gavur karısı sokma, bebeğe de sen baktın diyelim. Evde hamileyken aldığın kiloları veremiceksin, can sıkıntısından ve bunalımdan daha da şişiceksin. Çocuk ağlicak, zırlicak, işicek, uyumicak.. Onunla uğraşıcaksın. Evde sıkıntıdan beyin hücrelerin ölücek, napıcağını sanıyosun ki? Sabah Seda Sayanla başlayıp ordan Selin Karacehennem'e geçersin, o bitti derken Esra Ceyhan başlar onunla bi güzel ağlar içini dökersin.. Akşam oldu diziler sıra sıra. Nolur, buna beyin mi dayanır acaba? Kocan eve gelir acaba baaşkalarına mı baktı (çünkü dürüst olalım suratına bakılacak gibi diilsin artık, kilo aldın, saçlar rezalet, üstün kusmuk ve çiş kokuyo, kıyafet desen dizleri çıkmış bi eşofman ve emzirme kolaylığı sağlayan saçma sapan modelli bi badi) diceksin, krizlere giriceksin, adamı hayatı dar ediceksin. Ağlicaksın, zırlicaksın. Adam senden bıkıcak, gidicek işyerindeki güzel kadınlarla fingirdicek. Sonra evlilik terapistine falan gitmek isticeksin adam gitmicek. Bulmuş gül gibi kadını seni boşicak kalıcaksın öyle..
Ergenlik sendromlarına hiç girmedim bile.
Aaaaayy!! Yazasım olsa daha uzatırım ben bu konuyu size ama...
Benden söylemesi kendinize gelin, doğurup doğurup durmayın!

not: neymiş, çocuk dünyanın en güzel şeyiymiş. hadi ordan!
not2: yazarken farkettim zavallı annem neler çekmiş benim yüzümden, soruyorum değdi mi anne?

Pazardır, Sıkıcıdır

O kadar sıkılmışım o kadar mutsuzum ki canım alışveriş bile yapmak istemiyo.
Garip gelebilir size, ama ben üzgün, sıkkın, bıkkın ve mutsuz olduğum zamanlarda alışveriş yapmasam bile yapma fikri bile beni neşelendirir. Tek bi çorap bile alsam mutlu olurum. Ama o bile yok şu anda....
Klavyenin önünde mutlu mulu uyuyan ve tırıldayan kedimin yerinde ben olmayı ne çok isterdim...
Tek derdi ''nerde uyusam?'' ''dolabın içine mi saklansam yoksa masaya mı çıksam, camın önünde mi kestirsem yatağın arkasına mı gizlensem?''...
Arada bi uyanıp iki tırıl bi mırıl yapıyo, onu sevgiye boğuyorum. Ne güzel, ne zaman istese (çoğu zaman istemese de ) onu çok seven birisi var... Böyle gamsız dertsiz uyur tabi...
Ben de tıpkı aycan gibi pazar günleri hiçbişey yapmak istemiyorum..
''Üffff!'' diyerek bu yazıyı noktalamak istiyorum...

19 Tem 2008

Nesin?

İlhan mansız o saç ve sakalla maymunluğa mı terfi etmiş?

18 Tem 2008

Biri Yese de Kurtulsak

Turkcell'in o aptal tavuğu çikolatadan mı?

17 Tem 2008

Hadi İyisin

Bugün için başka planlarım vardı, ama nooldu? Hiç söylemediğim yaparım demediğim şeyler demişim gibi algılandı, ben de bişey diyemedim. Yine (bugün) yapmak istemediğim şeyleri yapmak üzere harekete geçiyorum..
Eğer siz annem babam olmasaydınız ben size yapacağımı bilirdim ama hadi yine yırttınız :)

Kadın - Erkek

Ben işe giderken her sabah 7'de kalkıp, duş alıp, giyinip, makyaj yapıp, arada bir de olsa acele bi kahvaltı yapıp 7:30'da evden sessiz ve sakin bi şekilde çıkabiliyoken neden eşim bunu yapamıyo?
Normal günlerde tamam (uykumdan uyandırıp kuyruğunu ördürmeye çalışmasını saymadım), özel bi günde toplantısı falan varsa eğer evde sabah sabah kıyametler kopuyo..
Akşamdan ayakkabısına kadar ayarladığımız kıyafetleri sabah illa ki bi problem çıkarıyo, bişeylerin yerini bulamıyo, telefonunu unutuyo, parfüm sıkmayı unutuyo vs vs. Bense onun annesi gibi davranmak zorunda kalıyorum bu zamanlarda. ''Aa dur ben onu bulurum şimdi'', ''aman bırak ben hemencek hallederim sen başka bişey yap'' gibi gibi gibi...
Merak etiğim şu bi kere kız değilsin, en fazla tıraş edecek bi yüzün ve benim tarafımdan örülecek bi kuyruğun var. Akşamadan hazırladığımız bir gömlek, bir pantolon ve bir ayakkabıyı giyip çıkacaksın. Bu kadar, elini süreceğin tek kozmetikse parfümün, o da iki pıs bitti işte!
Merak ediyorum ey koca, ben sabahları kalkıp saçıma fön çekip, kıyafetime uygun makyaj yapıp, ne giysem ne taksam (ki bunlar yüzlerce seçeneğin içinden gerçekleştiriliyo) aşamasını başarıyla atlatıp, bide üstüne çanta seçip ayakkabıyı da giyerken sen sadece 3 aşamalı olan hazırlık olayını neden tek başına gerçekleştiremiyosun?
Bunu gerçekten merak ediyorum.
Toplantından çık, bu yazıyı oku, neden bloğuma yazdım diye sinirlenme (zira bloğum az bi okuyucu kitlesine ulaşabilmiştir, paniğe gerek yok. isimde vermedim) ve akşam eve geldiğinde bana bunu açıkla lütfen...

not: birlikte hazırlanıp dışarı çıktığımız zamanları saymıyorum. Ben hazırlığımın üstüne bide evde 40 tarafı toplarken sen sadece 1 kot 1 gömlek olayını halledemiyosun..


not 2: bu yazı tam da evlilik yıldönümümüze denke geldi, pek hoş bi karşılaşma olmadı ama napiim bütün sabah bunları düşündüm ve dayanamadım... Kusura bakma artık..

16 Tem 2008

Yeni Deyimler Sözlüğü

TDK'ya bir önerim var, ne kadar ciddiye alırlar bileme ama şöyle bi benzetme var benim kullandığım lütfen bunu bir deyim olarak tescilleyin; ''çağla şikel olmamak''.
Bu deyim(im) kişi kendine yakışmayan bi saç rengi seçtiğinde kullanılr.
Misal, ben biraz esmerim, ama saçımı açık kızıl tonlarında yapmak istiyorum soğan kabuğu gibi.
Az önce bi arkadaşım bana dedi ki;
- ''yok kızım esmer diilsin ki sen sana gider''
- ''o riski alamam bide çağla şikel olmayayım''.
Chat şöyle devam etti, bi süre sessizlik sonra ''muhahahah kızım manyak mısın? Lafa bak!''.

Bu yazdıklarım örnek cümle içi kullanıma da bi açıklık getirmiştir herhalde. Ama farkettiyseniz olumlu değil bu deyim, Çağla Şikel olmak bence iyi bişey değildir, ama kendisi kariyerini çok iyi hamlelerle sağlamlaştırmaktadır. En son ''İlle de Roman Bilmemnesi Olsun'' yarışmasında o ten ve saç rengi uyumsuzluğuyla yarışmaya cuk olmuştur.. Devam etsindir :)

itinayla Kedi Bakılır

Ben bu bloğu eşe dosta falan yaymadım. Yani tanıdık kimselere pek söylemedim, bikaç yakın arkadaşım biliyo o kadar. İyi ki de söylememişim, zira herkes bu bloğa meze olabilir. Söylediklerim beni uyuz edicek bişey yapmadıklarından meze falan olmazlar, olsa olsa komikliklerini falan yazabilirim.
Neyse asıl konuya gelelim şimdi, eşimin bi arkadaşı var üniversiteden. Birbirlerini kaybetmişler facebook sağolsun (!) buldu. Neyse buluştuk bigün onlara gittik. Evlenmiş barklanmış. Bi tane de kedileri var, hayvancağızı sayko yapmış. Kediyi kucağıma alıyorum sürekli adamı takip ediyo. Delirmiş, köşe bucak kaçıyo kedicik. Geçen gün de aradılar tatile gidiyolarmış biraz sizde kalabilir mi diye.. E mecburen evet dedim. Aslında kedi çok şeker, burda gayet normal bi psikolojiye büründü hayvan. Biraz bizimkine tısladı pısladı ama benim akıllı kızım cevap bile vermedi uyumaya devam etti :) Bütün gün peşimde dolanıyo, ben koltuğa oturmadan koşa koşa oturup benim gelmemi bekliyo falan. Tabi ben üşengeç ötesi bi iran annesi olduğum için bana bu yakın hareketler garip geldi. Olay şu ki kedi sürekli bi yerlere işiyo. Gece masanın üzerinde olan eşimin çantasına işemiş, sabahta benim daha yeni aldığım ve bayıla bayıla sadece 1 kere giyebildiğim badime işemiş.. Kızamadım da tatlı bişey diye...
Acaba geri dönüp alıcaklar mı kediyi merak ediyorum.. Eşi hamile zaten, kediyi postalicak yer arıyolar. Aklıma gelmedi değil! Bütün gün çiş temizlerim artık. Sonra kedi iki mır bi tır yapar bişe de yapamam, kalırım öyle.

15 Tem 2008

Rüya

Rüyamda sık sık aynı şeyi görüyorum..
Şöyle ki; bi evde oturuyorum. Bu ev zaman zaman bahçeli oluyo ve ben o bahçeye metrekare başına bir köpek sığdırmışım. Bazen bahçemde yetiştirdiğim sebzeleri topluyorum, başka bi zamanda meyve ağaçlarımdan meyveleri topluyorum.
Bu evin çok ama çok güzel bi mutfağı var, tıpkı Jamie gibi ben de kendimden geçiyorum bu mutfakta. Deliriyorum, sürekli yeni bişeyler deniyorum. Aydınlık, kocaman dolapları olan, 3 tarafı tezgahlarla çevrilmiş (aynı ülkemiz gibi, tek fark deniz değil tezgah olması :)) bembeyaz bi mutfak. Tabi içinde kıkırmızı çok güzel bi buzdolabı var.
Neyse işte, bazen o ev teraslı oluyo, o da tam hayalimdeki gibi. Kocaman bi teras, kooocaman saksılarda yemyeşil bitkiler var. Büyük yapraklı çiçekler, bi hamak, ayaklarımı uzatıp uyuyakalabileceğim şezlonglar. Öğlen sıcağında güneşi kesecek bi tente. Ama tabi bunların en büyük özelliği çok dekoratif olması, herbir parça çok özenle seçilmiş, hepsi çok hoş gözüküyo...
Buraya kadar tamam. Rüyam normal, herkes görebilir bunları. Bu anlattığım kısım toplamda 1-2 dk. arası sürüyo, fakat asıl uyanana kadar sürdüğünü düşündüğüm kısım ise şu; kah bahçeli kah teraslı olan bu evimin bi kapısı var. Bildiğimiz sıradan bi dış kapı bu. Fakat tıpkı Lost Room'daki gibi bu kapı canı nereye isterse oraya açılıyo. Açıldığı yerlerin tek bir ortak özelliği var, hepsi benim alışveriş yapmaktan hoşlandığım yerler.. Mesela bigün çıkıyorum o kapıdan, hava çok güzelmiş Bağdat Caddesinde salınıyorum, Top Shop'tu Zara'ydı derken iki sokak ötede birden Beyoğlu'nda oluveriyorum. Heryer birbirine çok yakınmış.. ''Aa'' diyorum ''ne iyi oldu yol çekmeden hemen gelivermişim buraya''... Sonra Beyoğlu'ndaki pasajlara dalıyorum. Ordan onu çek burdan birinin elinden bişey kap falan derken o pasajlar birden Kadıköy'e çıkıyo. Sevnur'la bulduğumuz gizli dükkanlarımıza bakıyoruz. Yazsa eğer tunik munik alıyoruz kışsa hırkalar falan. Bu arada Sevnur'da dahil oldu alışveriş turuma ya, o da enteresan.
Resmen klip gibi rüyam, hani olur ya ordan oraya hafif bi blur efektiyle geçiverirsin. Ama şarkıcı bu arada sanki hiç bişey yokmuş gibi önüne bakarak hızlı adımlarla şarkısını söylemeye devam eder. Olanların hepsi normalmiş gibi çığırmaya odaklanmıştır. Aynı öyleyim..
Yürürken yolum Moda'ya düşüveriyo, Kırıntı'ya giriyorum. Artık et yiyo olmama şaşıran garsonlar benimle dalga geçiyolar, ''hani yemezdin nooldu?'' diyolar (uyuz şeyler:)) ''ama'' diyorum ''mecbur kaldım, yoksa yer miydim, çok hastalandım naapsaydım, artık ayakta durucak takatım kalmamıştı''.. Sonra vicdan azabı çekiyorum, eğer zamanında yeterli baklagil tüketseydim böyle olmazdı.
Sonra Moda'dan Cevahir'e gitmişim, Bershka'ya bakıyorum... Dolaş dolaş ayaklarımın altına kara sular iniyo. Cevahir'in kapısına doğru ilerlerken bi bakmışım evdeyim..
Eve gelince diyorum ki ''ya galiba Taksim'de de Bershka açılmıştı, oraya bi gidemedim ya tüh!''...
Uyanıyorum, belki inanmazsınız ama ertesi gece de Taksim Bershka'dayım. Nasıl oluyo anlamadım...

Bu rüyamı bi psikoloğa anlatmak isterim doğrusu. Ama şimdi ben bi psikoloğa gitsem, vericem bi seansa 150 ytl. Neymiş sırf rüyayı merak etmişmişim.. Boşversene zaten ben psikoloğa gitsem 150yle kurtulamam ki, ne çok arızam var benim. Bi yerden yakalayıverir, (hoş yakalamasına gerek yok rüya zaten açıkça anlatıyo ama) sömürür beni valla. İlaç falan verir, kilo alırım. O rüyamda aldığım hiç bişey olmaz üstüme. Neme lazım kızım, sen al çok sana battıysa o 150 ytl'yi git bak indirim zamanı şimdi. Ne istiyosan al, ''rüya canım nolucak ki sanki gerçek mi? herkes neler görüyo rüyasında'' deyip otur aşağıya....
En temizi budur!

12 Tem 2008

Bırak Ya, Bırak...

Sevgili Sezen Aksu'cuğum.. Seni çok seviyorum, hem de çok.. Miniş miniş çok tatlısın.
Lakin... Siten ilk açıldığında bi üye oldum, yolladığın e-postaların haddi hesabı yok be anacım... Seni çok sevdiğimden bişey demedim, zaman zaman okumadan sildim, içim cız etmedi değil. Ama hepsini de okuyamazdım ki... Sonra bi süre sonra sıkıldım bu silme işleminden, spam diye işaretledim. Çok üzgünüm, beni buna sen zorladın!.. Amma velakin hala spam'e düşmüyo bu mailler.
Nedir anlamadım? Nasıl oluyo da hala mail kutuma düşüyo? Senin için insanüstü bi kadın derlerdi inanırdım ben yine de, benimle uğraşma bu kadar ya.. Bırak peşimi nolursun..
Bütün albümlerin var bende. Ne yalan söyliim mp3 lerin de var, ama albümlerini de alıyorum gerçekten. Hatta en sonuncusunu da aldım. Beğenmeyip ablama verdim, acaba buna mı kızdın? Bak gidip tekraran alıcam dinlicem, söz...
Bırak peşimi ya, korkuyorum!

Taksi Sevmem

Taksi şöförlerine gıcığım.. Yani bunca yıllık ömrümde arada çıkan bir iki taneyi tenzi ederim, lütfen alınmasınlar...

Ne zaman taksiye binmek zorunda kalsam daha boş taksi var mıdır diye düşünmeye başlamadan beni bi stres sarıyo. Elimde olsa hiç binmem ama, mecbur kalıyoruz bazen işte...

Ne istiyolar anlamış değilim, kısa mesafeyi beğenmezler, uzuna laf ederler.. Yakın bi yere gitmek istersin o surat yerleri süpürür, kırk kere üfler püfler. Kimisi zaten söylediğin an ben gitmem falan der. Giden ise söylenir de söylenir.
Uzun mesafedeyse kırk kere yok trafik sıkışıktır falan derler.

Eski işyerim Maslak'taydı ve ben bazen evden işe bazen işten eve taksiyle dönerdim (lükse bak yanlız, şirket ödüyo bana ne:) onlar da vergiden düşüyo, neyse olan devlete mi oldu şimdi bu seyahatlarimde? Ee onlar da bi gemicik az alıverirler olur biter..)
Neyse işte, Maslak'tan binersin taksiye Ziverbey'e dersin.. Ooo o suratı görme yani. Yok köprü sıkışıkmış, yok 2. köprüden gidelimmiş (bu olay da sana, şirkete yani devlete fazladan 30 ytl demektir, olmaz tabi düşünmemiz lazım gemileri) ''hayır'' dersin..
Bütün yol boyunca sana ''2den gidelim mi ha ne dersin, 2 den gidelim sıkışıktır şimdi of yaaaaaaaaa, bak demiştim kaldık işte burda. Ne vardı gitsek'' falan der.
İnesin gelir, ama eve nasıl dönüceksin şimdi dimi, yemez.

Hayır anlamadığım sen şöförsün ve İstanbuldasın. Nereye gidersen trafik olmaz? Her yer sıkış pıkış işte. Adamla kavgaya tutuşursun. Yanındaki seni sakinleştirmeye çalışır. Bu gıcığı niye savunuyo diye yanındakiyle kavgaya tutuşursun.. Öyle stresli iğrenç bi yolculuk olur.


Kısa ise ayrı bi sitres kaynağıdır, yok ben gitmem oraya, yok çok yakın bilmem ne..
Ay anlamadım yani o zaman cama yaz de ki ''bilmem nerden aşağısı kurtarmıyo''. Biz de bilelim, uğraşmayalım.
Bi defasında teki indirmek istedi ben gitmem diye, nasıl sinirlendim ''inmiyorum'' dedim, yine yanımda birileri zorlamıştı inelim diye. Şu yanımdakiler de uyuz ediyo beni, ne bu sevgi pıtırcığı halindeler? Sevgi olsun, barış olsun.. Olmasın!
Adam beni hasta ediyosa olmasın! Yok tanımadığım insanlara karşı çok sertmişim. O insan eğer benim damarıma basıyosa sert olurum tabi.

Geçen gün akvaryumcudayız, malum şahıs tutturmuş akvaryum alalım diye. Hem de kocaman, yer yok salonda eşşek ölüsü gibi şeyi koymaya. ''Almayalım'', ''yok lütfen alalım ama çok mutlu olucam'' falan felan konuşuyoruz. Ben dedim ki ''akvaryumcu bizi dinliyo uyuz oldum (çünkü lafa karışıp duruyo) gel dışarda konuşalım''.
Çıktık azıcık uzaklaştık, adam sen bizi dinle, arada bana döndü dedi ki ''siz parayı sorun ediyosunuz ama aslında bu akvaryum hiç pahalı diil'' bilmem ne.. Benim gözlerim sen bi dön adama kızdım tabi ki.. Aman efendim niye adama kızmışım yazıkmış, ne varmış dediyse ''hımm'' diyip gidicekmişim.

Hadi ya, elin akvaryumcusu beni gizli gizli dinlicek bide üstüne cimrilikle suçlicak ben de susucam. Niyeymiş? Aldırmadım ya o akvaryumu, sırf o adama gıcıklığına iyi oldu. Ama geçen gün önünden geçerken beni çağardı azarladığım adam içeri hala bana iyi davranıyo
(para işte nelere kadir) bi tane coocker vardı, alsana falan dedi. Ay valla bütün sinirimi unutup alırdım hemen onu ama işiyolar çok fena eve. Neyse konu ne kadar dağıldı....

Bi de sürekli konuşmaya çalışan taksiciler var. Tamam anlıyorum sıkılıyolar bütün gün arabada, gelenle gidenle konuşmak istiyolar. Ama bakalım ben hiç tanımadığım bi insanla havadan sudan konuşmak istiyo muyum?

Bigün takside ağlıyodum (sanki çok normal bişeymiş gibi, anlatışıma bak) adam amma sıkıştırmıştı beni anlat diye.. Tövbe ya, diyo ki ''anlat hadi''. Ben de ''teşekkür ederim ilgilendiğiniz için ama anlatmak istemiyorum'' dedim ( o halde bile kibarım yani) yok tutturdu bu illa anlatıcaksın, bana seçenekler falan sunuyo, ''sevgilinle mi kavga ettin, yok kedin mi öldü, biri mi hasta?'' Aaaaa ''rahat bırak istemiyorum işte'' dedim. Yok dinlemiyo. İnicem desem ölümü gör gitme gel konuşalım falan dicek, belli o halinden.. O da ayrı bi saçmalıktı yani.

Bi defa da yine işe gidiyorum. Yaşlı bi amcanın taksisiydi. Adam bana bi üzüldü, uzak yerde çalışıyorum diye. Tutturdu sen bu yakada bi yerler bul çalış. Amca yok bizim sektörde bu yakada iş yerleri diyorum anlamıyo. Yok komşusu varmış Altunizade'de çalışıyomuş. Ya sanki ben manyaktım bayılıyorum hergün 3 saat yollarda perişan olmaya, yok işte! Onunla da mücadele etmiştim. Bi de bana kızdı, niye geç gidiyosun işe seni kovarlar bu saatte gidilir mi diyo. Ay dedim geç gidiyorum geç çıkıyorum. İkna da olmadı. Ay amcaaa, amma uzattı ha!..


Bi de tabi havaların sıcaklığı soğukluğu klasik mevzudur. İlla bi aman ne sıcak aman ne soğuk konuşulur.

Bi defasında da yine işe giderken sabah, ben o kadar sıkılmışım ki çalışmaktan yollarda fotoğraf çekiyodum sürekli. Eğlence oluyodu. Köprüye gelmeden evvel yanımdakiyle konuşuyoruz siyasi meselelerden. Şöför de bizim karşı görüşümüzdeymiş. Yanımdaki sustu ama ben susamadım, haretlice tartışıyoruz.
Ama şöför o kadar komik ki, köprünün üstündeyiz bi yandan ben rahatca fotoğraf çekiim diye sağa yanaşıyo neredeyse durucak o kadar yavaş gidiyo. Bi yandan da birbirimize laf yetiştiriyoruz. Ben de arada çekiyorum.. Of çok komikti ya, ne saçmaydı...


Ne kadar gereksiz hatıralarım var. Kim bilir daha ne taksi maceraları çıkar, yazdıkca aklıma geliyolar.. Minübüs maceraları var tabi onlar ayrı bi seri konusu..


Taksilerde bi de bozuk para skandalı yaşanır. Yok 10 verdin niye 5 vermedin falan filan. Sanki adam evinde oturuyodu ben de gittim kapısını çaldım para bozmasını istedim. E taşı yanında bozuk para kardeşim. Belli ki birileri binicek arabana her yolcu da 1 ytl halinde bozukluklar mı olması lazım? Bi de sanki 100 ytl veriyoruz. Dün mesela vermişim adama 20 tyl alıcak 10 ytl bozuk yok mu diyo? Tövbe tövbe..
Bi de hiç kibar diilller hep sen bozdur istiyolar, in sen bozdur beni kız halimle indiriyosun arabadan bakkala falan yolluyosun. Neyse ki bakkallar nazlı diil, (kız gördüklerinde (taksiciler hariç neredeyse bütün erkekler gibi) hemen) bozuveriyolar parayı..

Amaan böyle işte canım bloğum.. Bu taksicilere gıcığım sen de bil istedim...
Azıcık rahatlamış olabilirim...

11 Tem 2008

Azıcıh Gahır Çekin!

Ayıp mı bilmiyorum ama minübüsteyken sağımdaki solumdaki insanların konuşmalarını dinliyorum.. Ne yapsaydım yani, kulağıma pamuk mu tıkasaydım? Oturuyoruz işte, onlar da konuşuyo, duyuluyo.. Şu an kendi kendimle kavga ettiğimin farkındayım.. Neyse..
Geçenlerde yine minübüsteyim, iki yaşlı teyze oturuyo ön koltukta. Kesin Erzurumlular, aynı öyle konuşuyolar. Çok hoşuma gidiyo tabi o şive, dinlemeyeceğim varsa bile şive yüzünden dinlemek istiyorum. Teyzenin yeğeni mi ne birisi boşanmış. Erkek tarafındalar bunlar, şimdi diyo ki;
- '' vışş anam daha 1 sene oldu, hemen ayriliyirler''
- '' e anam nesi varmış bizimkinin, gül kimin(gibi demek) oğlan
- '' ne bilem, şimdiki zaman garıları da hiç gahır(kahır demek) çekmir''
- '' he anam, biz öylemiyıh?(öyle miyiz). Ben 50 senedir çekirem. Daha bigün olsun ağzımı açıpta bişe dememişem.
- '' he anam, gız da çalışir ya gendi parasını gazanir. Hemen boşanah diyir. Daha ne anladın sen gocandan, azcıh otur evinde.''
- '' anlaşamirlemiş. Beğenmirmiş bizimkinni. E beğenme nolir ki yani. Azıcık gahır çek anam nolacah sankim..''
- ''he anam şimdiki zamandakiler hiç gahır çekmiler..''

Ne yazık ki inmek zorunda kaldım. Keşke o teyzelerle eve kadar gidebilseydim de onlardan evliliğin ''gahır çekmek'' olduğuna ikna olabilseydim..
Çok merak ediyorum acaba oğlan değil de kız tarafı olsalardı '' o gaddar okumuş, kendi parasını gazanir ne diye el oğlunun gahrını çeke, he anam biz gün görmedik o göre'' demicekler miydi?
Ah teyzeler ah, çok betersiniz...

7 Tem 2008

Konser (net ve kısa bi başlık işte daha noolsun?)

Geçen akşam Nilüfer konserindeydim. Ben Nilürfer'i pek sevmem, uyuz olmam ama konserine de gitmek istemem yani.. Neyse, ablamın zoruyla (yine bi zorlama!) gittk bi kere.. Konser başlamadan bile saatime bakıyodum, of ne zaman biter acaba diye.. Sonra Nilüfer çıktı sahneye, konserin ilk yarısı üzerindeki müthiş elbise ve ayakkabıyı süzmekle geçti, ne çabuk bitti anlamadım :)
Arada çok eğlenmekte olan ablamın kulağına ''ayakkabısı var ya d&g bilmem kaç ytl, yok takısı şurdan burdan'' gibi şeyler söyleyerek oyalandım ki ablam ''vay be kızım nerden biliyosun hepsini'' desin, benim de hoşuma gitsin :) Sonuç olarak pek sevmediğim Nilüfer'i konserinden çıkarken sevmiş bulundum (gerek giyim kuşam zevki, gerek hanımefendiliği, gerekse de güzel sesiyle).. Ama öyle sanıyorum ki yine de bi daha konserine gitmem :)
Gelelim yazımı bloğuma yakışır bi hale getirecek ayrıntılara...
Bi kere arkamda konserin Açıkhava'da olmasından kuvvet alıp sigara içen bi dişi ayı vardı. Dalıcaktım, başkası daldı. Önümdeki sırada ise 2-3 şarkıda bir yanındakini de zorla kaldırıp oynamaya başlayan bi dişi ayı daha vardı. Anma cüsse ve davranış tarzıyla ''ayı'' sıfatını resmen hakediyodu bence. Yanında da kocası mı nedir artık biri vardı. Adam bira içip durdu bütün konser boyunca, yanındaki ayı kadın oynuyorum sanıpta koca popsunu bi oyana bi o yana sallarken o popo her defasında adamın tam suratına denk geliyodu. E bu duruma da olsa olsa birayla katlanılır gerçekten... Adama acıdım ya, o popo her dalgalanarak adama doğru yaklaştığında biradan bi yudum daha alıyodu :) Çok komikti.
Gelelim seğirci-şarkıcı diyaloglarına. Nilüfer istediğiniz şarkıları bana söyleyin dedi. İnsanlar saydılar işte şudur budur diye. Ama bu isteklerinden yarısını bile söyleyemedi. Çünkü nerdeyse hemen hepsi Kayahan tarafından yasaklanmış. Ben bunu bilmiyodum, çok şaşırdım... Kayahan'ı hiç sevmem, adam 100 yıldır aynı askılıkla yaşıyo ya. İnanamıyorum. Heralde yapışmıştır o vücuduna. Ben çocuktum o Kayahan ''bir aslan miyav dedi minik fare kükredi'' isimli harika parçasını Trt'de falan söylerdi. Taaa o zamanlar o askı yine üstündeydi çok iyi hatırlıyorum. Tamam bi insan tarzını oturtmuş olabilir buna söylicek bişeyim yok, ama tarz diye de 100 yıldır aynı askıyı oturtmazsın vücuduna dimi?? Ayrıca o şarkıları sen söylesen noolur, seni kim dinliyo çok merak ediyorum. Kadın söylüyo işte sesi de ne kadar güzel, ayrıca kariyerinde ''bi aslan miyav dedi'' gibi bi hata da yapmamış. Ne istiyosun ki?? Ayrıca her ikinizin de çocuklarına bakıyorum da Nilüfer'in kızı çok tatlı gerçekten. Kendi halinde bi çocuk. Ama Kayahan senin o ''iyyyykkk'' sesli gıcık kızın var ya, ona tahammül edemiyorum gerçektende.... Reklamlara falan çıkmıştı bide. Ay sevimli olucam diye yani o çocuk şekilden şekle girmişti..
Ayrıca büyük kızın da Tayfun'la evlenmişti (onun hakkında bu cümle yeterli olacaktır daha fazla açıklama yapmama gerek yok). Neyse şimdi bana da dava açar, ben de banyoda falan onun şarkılarını söyleyemem yasaklanırım neme lazım dimi ama...
Her neyse.. Bu konserden çıkardığım sonuçlar şunlar,
- yaz da olsa açık ayakkabıyla ve ince bir üstle Açıkhava'da konsere gitmeyin, donarsınız,
- ablanızı seviyosanız istemeseniz de onun için bişeyler yapın, o mutlu olunca siz de oluyosunuz,
- açıkhava'da konsere gitmeden evvel Cevahir'e uğrayın, Bershka'da indirim var :),
- Nilüfer bu yaşında hala incecik, siz de kilo almayın,
- Nilüfer çok zevkli bi kadın, harika giyiniyo,
- Nilüfer çok az makyaj yapmıştı ve çok tatlı gözüküyodu, kendinizi güzel olucam sanıpta boya küpüne çevirmeyin,
- Kayahan'ın ''bir aslan miyav dedi'' şarkısını çocuklarınıza dinletmeyin, ya Tayfun'la evlenirler yada reklamlarda sevimli çıkıcam diye psikolojileri bozulur, garip bişeye dönüşürler...