31 Ağu 2008

100

İstanbul iyice kalabalıklaştı. Bütün yaz başını bekledim de kendisinin, oradan biliyorum.
Sadık sevgilisiyim ben İstanbul' un, herkes tatile gidince kendisini yanlız hissetmesin diye bütün sokaklarını arşınladım durdum yaz sıcağında...
Ama bi baktım ki okuldu, şuydu buydu derken yine doluştular buralara..

Onlar çok çıkarcılar İstanbul' cuğum. Bak sıcak bastılrdığı zaman hemen kaçıveriyolar Ege' ye Akdeniz' e... Ama sonbahar gelince ne oluyo? Mecburen geri geliyolar..
Sen de azıcık kadir kıymet bil yaw! Kışın yollarda onlar kalsın trafikte ben uçarak gidip geleyim... Azıcık sadıklığımın tadını çıkarayım. Ama yooook, sen de hep aynısın! Onlardan bi farkın yok!

Artık iyice asabi oldum, herşeye takıyorum kafayı. Sinir harbi geçirmem için sokağa adım atmam yeterli.. Birinin yürüyüşü, birinin kıyafeti. O çanta onunla olmuş mu? O pantolonun altına o babet gider mi hiç? Saçının rengi ne çingene gibi olmuş? Önüne baksana be! Çarpa çarpa gidiyosun, salak şey!

Eee efendim, demem o ki... Bu kış hepinizden daha çok yoruldum.. Çünkü sinir kat sayım bir çok insana göre daha yüksek, herşeyi kafama takarım..

Hayatımda hiç bunalmadığım kadar bunaldım, ağlamadığım kadar ağladım.. Benim için pek hoş bi sene değildi yani.
Yazılarımdan belli zaten, bunlar normal bi insanın kafaya takacağı şeyler mi ki?

Her ne kadar insanüstü bi varlık, yani bi cadı da olsam benim de hava değişikliğine, denize, havuza girmeye, az karayım biraz daha zencimsi olmaya, sokaklarda avare avare dolaşmaya, benim canım kızım ne yapıyodur bensiz diye üzülmeye, bu evden, İstanbul' dan, bir yıldır yürüdüğüm aynı yollardan, hergün yemek pişirdiğim mutfaktan herşeyden ama herşeyden uzaklaşmaya ihtiyacım var...

Bu cadı iki hafta yok, ne yazık ki yazıları da yok..
Ama pembe defteri ve pembe kalemi hep çantasında, yanından hiç ayırmıyo onları. Aklına bişey takıldıkca yazıveriyo.
Üstelik cep telefonu da ufak tefek konu başlıklarıyla dolu.
Peçeteler, kitap içleri, onun sağı, bunun solu hep cadının uyzu olduklarıyla dolu.

Uzakta olduğu sürede de herşeye uyuz olacağına emin, çünkü 26 senede kendini çok iyi tanımış.. Size bi dolu yazıyla dönecek...

Tatilde olduğum sürede üzüleceğim tek şey, canım kızım Bal' ımı burada bırakmış olmam.. Ah aşkım, babanla araba almaya karar verdik, ben çaktırmadan çok uğraştım hemen alalım da seni de yanımızda götürelim diye ama, alır almaz uzun yola çıkılmazmış.. Ben bunu tahmin etseydim çalışmalara daha evvelden başlardım. Beni bu sene affet annecim, seneye inşallah seni de alıcam yanımda...

Ama senden ayrılacağım için şimdiden boğazıma ve mideme bi yumruk oturdu, gözlerime yaşlar doldu... Kimin o minnacık burnunu ısırıcam ben? Neyse sayılı gün çabuk geçer diyorum...

Herkse sevgiler, görüşmek üzre...

not: nasıl 100 yazı yazmışım aklım almıyo...

30 Ağu 2008

Gel, Yaparız Bişeyler

'Birilerini dövmek istiyorum ama benden büyük'

Bu cümle bi bıcırık tarafından google'a yazılmış, e dövmek istiyorum falan deyince de benim bloğumun çıkması çok doğal, çünkü ben sürekli birilerini dövmek istiyorum...

Bu yazdığı cümle o kadar hoşuma gitti ki, ilk okuduğumda kahkaha attım..

Kim bilir ne kadar canını sıkmışlar çocukcağızın, artık ne yapacağını şaşırmış..

Yerim seni ben! Sen kimi dövmek istiyosun, gel bana söyle.. Ben dövemesem de birilerini gaza getirip iki tokat attırırız hiç merak etme...

Na Na Na Na Na, Zıkkımın Kökü Zıkkımın Köküüüü

Şu Selena mıdır nedir bi çocuk dizisi var ya, nasıl bişey o?!

Dizideki başrol oyuncularımız minnacık boylarıyla birer sevgili yapmışlar..
Bi de iğrenç ve vıcık vıcık çift oluvarmişler.. 'Aşkıııııııaaaaammm', 'hayatıııııııımmmm', 'ama canım ben seni çok seviyoruuuuuuuuummmmm''...

Onlar nasıl çocuk öyle? Spastik spastik, elele dolaşmalar, dizdize oturmalar.
İzlesin çocuklar da bu dizileri ondan sonra hergün bir sevgili değiştirirler...

'Hayır Melisaaaaaa, seni sevmiyoruuuuaaaammm. Sen benim dünkü aşkımdın, ben bugün Selinsu'ya aşığııııaaam tamam mııı? Rahat bırak beniiiiiiaaa!!'

Noluyo ya, ne biçim çocuksunuz, ne biçim 'aşk' hayatlarınız var?
Bi makyajlar, bi kıyafetler, bi aksesuarlar.. 14 yaşındaki kuzenimin yaptığı makyajı 26 yaşımda olmama rağmen şu anda yapamam. Yada giydiği şeyleri giyip sokağa çıkamam.

Ben mi çok saftım, geç geliştim? Yada şimdikiler mi kaşar anlayamıyorum...

Aferin Bana

İndirimden aldığım kıyafet, çanta, ayakkabıların etiketlerini çıkartmıyorum.
Sonradan gidip gelip 'ya çok akıllı bi insanım. ne kadar ucuza almışım bunu ben böyle' demek için...

'E etiketiyle mi giyiyosun?' diceksiniz.. Giymiyorum ki.. Bu yaz kışa pek bi yatırım yaptım, özellikle de Mango'nun indiriminden çok çok ucuza bi dolu kışlık kıyafet aldım.
Şimdi dolabımı toplarken tekrardan kendimle gurur duydum...

Sivri Zekalar

Efendim adetim olduğu üzere, siteme arama sonuçlarından gelen insanların ne amaçla geldiğini okuyarak sıkca eğleniyorum..

Yani olmaz ya hani, bigün gelir eğer ben bişeye uyuz olmaz ve yazı yazamaz hale gelirsem, bu insancıkların google arama kutucuğuna bıraktığı izler bile beni ömrümün sonuna kadar götürür.

Bu defa uzun uzadıya yazmıyorum, kısa kısa yorumlarla asıl komikliğe odaklanmanızı diliyorum. Cevher bende değil yani, Türk insanlarında.
Şimdi cevher nereden çıktı? Sanki bana cevher diyen oldu?
Ama bi dakika canım Gülnur' cuğum bende cevher olduğunu söyler sıklıkla..
Ah Gülnur' cuğum ah, bi sen anladın kıymetimi...

Neyse başlayalım;

Cevher 1: 'ilk evlilik görüşmesinde neler konuşulur?'

- Anacım ben sana ne desem yalan yani...
Bi kere 'evlilik konuşması' ne ola ki?
Herhalde sen biriyle evlenmek istiyosun, adamla ilk buluşmamda ne halt edicem diyosun..
Evde kalmış ve son şansını deniyosan eğer, ben sana bol bol fingirde derim. Bu zeka seviyesiyle çok konuşmaman senin için faydalı olur.
Sen susta vücut dilin konuşsun, ne diyeyim ki başka?

Cevher 2: 'ille de roman olsun yarışmasından babasının kızı neden oyun dışı bırakıldı?'

- Ya kimin kızı? O 'babasının kızı' diye tarif ettiğin organizmada 'baba' kim, 'kız' kim? Senin kafan çok karışmış, benimkini de karıştırmadan çek git sitemden!

Cevher 3: 'havaalanına metroyla gidilirmi?'

- Evet!

Cevher 4: 'gerdek gecesi yapılacaklar'

- Liste olarak mı verelim, yoksa şöyle bi anlatalım sen doğaçlama mı takılmak istersin?
Hani 'marketten alınacaklar', 'yarına ödev olarak yapılacaklar' gibi zorunlu mu bunlar? Yapılacaklar- edilecekler...

Cevher 5: 'uyuzlar elele'

- Hahaha, bu ne demek ayol? Mesela Sevnur ve ben elele tutuşsak olur mu istediğin acaba?


Cevher 6: 'erkekleri koşturmak tüyolar'

- Şimdi bu genç kızımız da google' da arama yapmak için diğer arkadaşları gibi soru cümleleri, dertleşme isteği gibi şeylerin içine girmeden sadece anahtar kelimeler yazarak sonuca ulaşmaya çalışmıştır.
Hani ' bi erkeği peşimden nasıl koşturabilirim acaba google?' demek yerine 'erkekleri koşturmak tüyolar' demiş. Doğru yola biraz daha yaklaşmış, ama bı doğru sadece 'anahtar kelime' sahasında oluşmuş. Yani kafa olarak doğru yola gelmesine daha çok var, hatta doğru yola gelmeden kötü yola düşme ihtimali daha bi yüksektir..

Cevher 7: '
gerdekte ne yapılır?'

- Al bi salak daha!


Cevher 8: 'çağla şikelin saç rengini merak ediyorum'

- Ben de uzayda hayat var mı onu merak ediyorum, nolucak şimdi...

Bak canım bunu öğrenmek için google karşısında bu kadar ezilip büzülmeye gerek yok.
Çağla Şikel yazıyosun , sonra ordan beğendiğin saç rengiyle olan bi fotoğrafını çıktı alıyosun. Kuaförüne gidiyosun, ve asıl orda diyosun 'çağla şikelin saç rengini merak ediyorum'...
Kuaför kişi de sana diyo ki, şudur budur.
Paran varsa boyatıyosun, yoksa cevabını bulmuş bi şapşal olarak eve gelip kıçının üstüne oturuyosun..

Eğer deseydin ki 'saçımı çağla şikel gibi boyamak istiyorum', bak o zaman sana sadece rengi öğrenme tüyolarını vermelke kalmayıp, nasıl boyatacağını da anlatırdım.. İşte doğru kelimelerle arama yapmanın önemi burada devreye giriyo cicim...


not: bu kulvardaki eylemlerim devam edecektir...

Bitmez Çile, Kopan Bacak

Bu yazıma ek olarak dün akşam, yine aynı masa, aynı bacak ve ben...
Oturup bunu çizittiriverdim.


not: yaşadığım acıyı daha yakından görmek için resmin üzerine tıklatıveriniz...

29 Ağu 2008

Buruşuk Supangle

Bi reklam var ya, kadın supangle yapıyo eve gelen çocuklar ''aaaaa babaannem mi geldiiiii???'' diye çığırırken, babaları gelip şöööyle derince bi nefes aldıktan sonra ''aaaaa, aaannnneeee??!!'' diyo.

Ne şimdi bu?
Supangleyi mutlaka babaanne mi yapar?
Supangle yapmak için illa buruşmuş mu olmak lazım?
O evdeki kadıncağız iki tane çocuk doğurmuş alt tarafı bi dandirik tatlıyı mı yapamayacak?

Eğer verilmek istenen mesaj 'anne eli değmiş gibi' yse, evdeki anne değil mi yani?

Ah ben olacaktım o kadının yerinde, aaaahh!

Otur Aşağıya

İtiraf ediyorum; o yemek bloğunda 'misafirleriniz yaptığınız yemeyi beğenmezse ne yaparsınız?' gibi bi konuya 'beğenmezlerse zıkkımın kökünü yiyin derim' yazan bendim!

Ama ne yapayım? İçimden gelen oydu, herkes ' ay çok üzülürüm, hemen bişeyler daha yaparım' falan yazmış. Yalan! Kuyruklusundan hem de...

Uydurmayın, kibar olucaz diye yalancı olunmaz.. Yaparsınız tabi ama bütün gün misafir gelicek diye hazırlık yaptıktan sonra, 'ayyy ben bunu yemem amaaaa' diyen misafire kim seve seve başka bişeyler hazırlar ki? Eğer varsa bile, o ben değilim...

not: galiba tek dürüst bendim...

28 Ağu 2008

Saçma

Şarkı söylemeye neden şarkı 'okumak' diyolar hiç anlamıyorum.

Bu Ne Ola Ki?

Komşumuz teyze az önce bana iltifat etti; ''uzun boylusun ama bebek gibisin, maşallah''.

Şu an itibariyle anlamakta zorluk çekiyorum, iltifat mı etti yoksa çaktırmadan boyuma laf atıp, aşağıladı mı beni?

Boy dediğimiz de 1.71, öyle basketbolcu tipinde de değilim..

Anlayamadım, anlam çıkarabilen varsa bi adım öne çıksın...

Gözüm Arkada Kaldı

- 'Üzgünüm hanımefendi, kızınızı aldığı aşırı doz ısrar yüzünden kaybettik'
- 'Ama nasıl olur?'
- 'Elimizden gelen herşeyi yaptık, kurtaramadık.. Ama siz de kızınızın bu hale gelmesi için elinizden geleni yapmışsınız.'

Ölen kızın notu: vasiyet ediyorum, annem ve ablam artık kimseye ısrar etmesinler...

26 Ağu 2008

Hadi Lennn

Az önce arkadaşıma gtalk'tan bişeyler yazdım, gtalk ise bana şöyle bişey dedi;
''sevnur meşgul. Rahatsız ediyor olabilirsiniz.''


Biiiir, sana mı sorucam len ben en yakın arkadaşımla konuşup konuşmayacağımı?

İkii, öyle zengin oldun, internet dünyası senden soruluyo diye havalara girip insanların özel hayatlarına da müdahale etmeye başladın bakıyorum. Kendine gel!! Çok fena paralarım seni, ayağını denk al.

Üçç; bari de ki, 'şu an cevap veremeyebilir' falan. O ne öyle? Direk 'rahatsız ediyosunuz' defolun gidin, kızı da rahat bırakın gibi.


Bana bak Google efendi, haddini aştın iyice. Kendine gel...

Ne Bitmez İşler

Ablam ev kadını, işi evi dicem şimdi :)

Ama cidden öyle yani. Her zaman bi dolu bi dolu.
Ay hem çalışırsın, hem ev işleri falan asla ve asla onun kadar yoğun olma ihtimalin yoktur. Ne zaman konuşsak hep çok sıkışıktır, hep nasıl yetiştiricek bilemez.

Az önce konuştuk, pazar gecesi tatile gidicek. Ay valiz nasıl hazırlicakmış bilemiyomuş. Hiç vakti yokmuş.
Ay dedim 'ne var, valiz hazırlamak bir saatlik iş yani'. Dert ettiği şeye bak.

Ben hayatım boyunca çok son dakika tatillerine çıktım. Hatta annemlerle gittiğim hemen her tatil son dakikaydı. 'Napalım, gidelim mi?' 'E hadi hazırlanın o zaman, sabah çıkarız yola'. Bu konuşmalar genelde gece 12 ile 2 arasında gerçekleştirilir. Annem girer odasına ben odama yarımşar saatte hazırlanır uyurduk. Sabahta vınn...
Arkadaşlarım arar;
- 'ya biz sabah bilmem nereye gidiyoruz, hadi sen de gel'.
- 'Baba, gideyim miii?'
- 'e git'
- 'tamam o zaman'... Yine yarım saatte valiz, iki saat sonra vınn...


Yani diceğim o ki ablamın programı şuymuş; bugün bütün gün ütü yapıcakmış, şu saatten geceye kadar! Hayır mesleği 'son ütücülük' falan değil, çocuğu da yok. Bi kocası bi kendi.
Yarın manikürdeymiş, öbür gün mayo alıcaklarmış. Sonra arkadaşı gelicekmiş.
Çok işi varmış çoook.

Ay o böyle abarttıkça, gayet basit şeyleri bütüüün bi güne yayıp telaşlandıkça bana felakılar geliyo.
Abla bak canım, sen bi evkadınısın. Çocuğun da yok. Koskoca evde iki kişisiniz. Bütün gün sürecek ütü nereden çıktı?, bi manikür pedikürle bütün gün ziyan olmaz, ertesi gün de alt tarafı bi mayo alacaksın, oraya da kocan arabayla götürecek getirecek. Valizini de gelip ben hazırlicam en sonunda. Yeter artık söylenme olur mu?

25 Ağu 2008

Biri Hariç, Babam...

Babam hariç, tanıdığım bütün erkekler aynı! Ve babam hariç tanıdığım büütn erkekler, hepiniz çok uyuzsunuz!

24 Ağu 2008

Külkedisi, Sana Uyuzum

Şu külkedisi denen hatun var ya, ona pek bi gıcığım.
Daha doğrusu gıcık olduğum onun o kadar zavallı, iyi niyetli, güzeller güzeli ve harika, kızkardeşlerinin de çirkin, içleri dışları kötülük dolmuş, kıskanç ve şişko olarak tasvir edilmesi...


Karşıyım buna arkadaş!
Kim olsa külkedisini kıskanır ve onun kuyusunu kazar.
Ben de olsam yapardım, açık açık söylüyorum.
Düşünsenize siz ve kardeşiniz şişko, çirkin ama üvey kardeşiniz olan kız incecik ve çok güzel.

Hangimiz bizden daha fit ve zayıf görünen kadınları kıskanmıyoruz? Hadi dürüst olun itiraf edin. Kaçınız sahilde bikinisi üstüne acayip yakışmış, yada sokaklarda dolaşırken mini eteği cuk diye oturmuş, bacaklar cillop, kot pantolon tüm vücudunu sarmış fakat bir gram bile fazla yağı olmayan bi bayanı kıskanmayız? Kaçınız hayatında hiç rejim yapmamasına rağmen harika bi vücuda sahip? Hadi vücudu geçtim. Nicole Kidman'ı kim kıskanmıyo, o yüzünü? İtiraf edeyim ben pek beğenmem ama mesela Charlize Theron'a bakıp kaç kişi 'ama bu haksızlık yaaa, neden ben bu kadar güzel değilim yaaa ühühühü' demiyo?
Yada bu ikisini de beğenmiyosunuz diyelim, yok mu hiç görüpte 'ulan vay be, ne güzeller var haa' dediğiniz bi kadın? Var tabiki de var.
O zaman o zavallı hem şişko hem de yüzleri çirkin kızları anlayışla karşılamamız gerekir.
Şahsen benim evime Charlize Theron besleme olarak gelseydi, ona hayatı öyle bi dar ederdim ki doğduğuna pişman olurdu. Bu yanlış mı? Hayır, tabiki de değil. Öyle taş gibi hatun evin içinde dolanıcak, benim hiç işim gücüm yok zaten ayna hep elimde.
Bi ona bakıcam bi kendime 'ulaaaaan tutmayın beniiiieeeeee' diye uçardım günde üç posta.


Yaa sevgili okurlarım, olaylara bi de diğer taraftan bakmak lazım işte. Empati kuralım.

Haa, bi de prensin bulup getirdiği şu ayakkabıyı ayağına zorla giydirmeye çalışma muhabbeti var dimi? Ya insanoğlu ne kadar acımasız yahu..
Şahsen bu masalın yazarı kadın mı erkek mi bilmiyorum ama, bana kalırsa bi erkek yazmış bunu. Çünkü her kadın bi ayakkabının ne kadar cezbedici olabileceğini, ve sizi sizlikten çıkarabileceğini bilir...
Mesela ben.. Evet itiraf edeyim. 2-3 sene evvel bi ayakkabı aldım. Üstünde pembe çiçekleri olan bi converse. Ama nasıl, rüya gibi. O kadar güzel ki... Şimdi konumuzla ne alakası var?
Şudur; benim ayağım 38 numara, fakat aldığım o converse 37 numaraydı. Neden mi aldım? Çünkü 38'i yoktu ve gelmeyecekti. Ee napalım, o kadar güzeldi ki aldım ve ayağımı acıttığı halde onu defalarca da giydim. Pişman mıyım, hayır.
Ablama verdim ayakkabıyı, ona tam oldu. Hala gidip gelip ayakkabıya bakıyorum;

- 'sana oldu bu dimi, sıkmıyo ayağını'
- 'yok yok, tam oldu. Bi de her ayağımda gören baylıyo, herkes çok beğeniyo'
- 'hımm, iyi güle güle giy. Bana ufaktı ya zaten.'

Utanmasam ayakkbıyı geri isteyip, ayağımı vurmasına rağmen giyeceğim..

Bu tek örnek mi, hayır.
Geçen gün annemle dolanırken harika bi sandalet gördüm. O kadar güzeldi ki, hem de ucuz. Fakat 39 numarası kalmış bi tek. Anneme gösterdim, 'aa çok güzel ama büyük sana. Giyilmez o' dedi kesti attı. Ama ben atabildim mi içimden o sandaleti, hayır. 'Ama anne, bak bu bilekten bağlı, ayağımdan çıkmaz ki. Hem sadece bi numara büyük canıım, zaten yazın sıcaktan şişmiyo mu ayaklar' falan diye eveledim geveledim ama nafile.


Eee siz bi de o zavallı çirkin ve şişko kardeşleri düşünün. Hayır belki ayakkabı çok güzeldi. Ben diyeyim Chanel, siz deyin Gucci. Yani illa ki amaç prensle evlenmek midir? Beleşe bi Gucci ayakkabı sahibi olmakta olabilir, bi düşünün derim ben.
Şunu unutmayın ki bir ayakkabı hiçbir zaman bi 'araç' değil sadece ve sadece bir 'AMAÇ' tır.
Gelip bi peri giydirmedi mi o kül kedisi olacak Charlize'i? Eee peri dediğin öyle sırada ayakkabı giydirmez adama, mutlaka en güzelidir. Ben de olsam kıskanırdım yani...


Diceğim o ki sevgili çirkin, şişko ve kötü kalpli adlandırılan külkedisinin kardeşleri, ben sizleri anlıyorum..
Ruhunuz huzur bulsun, rahat uyuyun kardeşlerim....


23 Ağu 2008

Bi Ayarlayamadık

Neden canınız hiç konuşmak istemediğinde yada çok işiniz olduğunda çeşitli chat programlarında bi dolu arkadaşınız online olur da, sıkıntıdan patladığınız bi anda işe yarar herkes offline'dır?

22 Ağu 2008

Herkesin Babası Kendine

Eşim babamı dinliyo. Onun dedikleri mantıklıymış.
Hayır sorun babamın dinlemesi değil, zaten benim babam şu dünyadaki en mantıklı insandır.
Ama herkes kendi babasını dinlesin arkadaş!
Benim babam kendime, senin ki sana. Şimdi diceksiniz ki bu ne biçim evlilik falan..
Hiç demeyin, çünkü babamın şu dünyadaki en özel, en harika insan olduğunu bilmiyosunuz biçoğunuz. Ben babamı şu dünyadaki herşeyden çok severim, kimseyle de paylaşamam.
Çok pis olay çıkarırım! Çok insan paraladım, pişman değilim yine yaparım..
Annemi bile yanına oturtmam, elele tutuşturtmam.
Diceksiniz ki ne kadar gıcıksın, kıskançsın. Evet uyuzum ve de hayatta kimseyi kıskanmam ama babamı kıskanırım, bu da sizi zerre kadar ilgilendirmez!

Şu an size patladığımın da farkındayım, yapacak bişey yok. Burası içimi dökmek için açtığım bi site değil miydi? Bakınız .

Dalarım Sana

Ya bi insanın hayatı boyunca sahip olduğu bütün masalar mı ayağını keser?

Tabi şimdi hiçbişey anlamadınız.
Oturun bi çalışma masasına, bacak bacak üstüne atın. Bakın bakalım üstte olan ayağınızın tam bilek üstüne denk gelen kısmı nereye çarpıyo?
Dalasım geliyo bütün masalara. Hangi embesil tasarlamış bi fikrim yok ama, ben de çok leylek değilim yani. Standart bi boyum var, neden sürekli aynı şey oluyo yaaaa!!!

ufak not: bazen bu yüzden internete girmiyorum. 'amaaan' diyorum, 'şimdi gidicem oturucam yine, ayağımı kesicek'. bazen günde 2-3 yazı yazıyorum, bazen bi tane. işte o bi tane yazdığım gün bilin ki ben iyice psikopatım, sinirliyim ve masayı çekecek halim yok. yoksa oturup yazarım yani.. işte bikaç yazı yazdığım gün de daha bi iyiyim, masaya katlanabiliyorum demektir.

21 Ağu 2008

Uzaylı

Kısmen yorumsuz bi haberi paylaşmak istiyorum, kısa özet: Ece Erken kocasından boşanıyomuş, bunlarda nedenleri;

'Hatta (hatta yani düşünün, tuzu biberi. hatta!) iddialara göre, muhasebecisine eşinin hesabına her ay 3 bin YTL para aktarılması konusunda talimat veren Öztarhan'a sinirlenen Erken, çalışmak istediğini söyleyince ikili arasında tartışma yaşanmış.

Erken yakın dostlarına, "3 bin YTL ile nasıl hayatımı sürdürürüm? Üzerime kıyafet alamıyorum (bi de benim yazıma abartı diyenler okusun). Bu para kuaförüme bile yetmiyor (herhalde saçının uzunluğu bütün dünyayı üç kere dolaşıyo, bi fön bile 8000 ytl tututo)" diye dert yanıyormuş.

Öztarhan'ın ayrıca Ece Erken'e cip sözü verdiği ve Erken'in kendi Chrysler marka spor otomobilini satıp bunun parasıyla annesine yeni otomobil aldığı da konuşuluyor. Ancak Öztarhan eşine cip satın almaktansa, şirketinin üzerine kayıtlı olan Porche'sini eşine tahsis etmiş (hah işte bu tamam, bundan öncekilere abartı demiştim ama bi koca nasıl olur da karısına şirket üstüne kayıtlı Porche tahsis eder? Bu kadının hiç mi eşi dostu yoktur, hiç mi magazinci yoktur peşinde? Bu nasıl bi kocadır? Kocaların yüzkarasıdır) .

Aferin sana kız Ece, valla napıcaksın sana ayda 3000 ytl para ve altına Porche veren kocayı.

Aslında o adamın sana bi ufo satın alması gerekirdi. Gezegenine rahat gider gelirdin. Ne de olsa Mars'lı değil miydin canım sen? Biz sizin oraların adetlerini pek bilemeyiz. Ama sen hatayı en başta yapmışsın, dünyadan koca almayacaktın. Kendi gezegeninden biriyle evlenecektin, ne istiyosan yapıcaktı. Hakettiğin gibi yaşicaktın.. yazık oldu sana gül gibi kızdın valla...

20 Ağu 2008

Çok Şey Mi İstiyorum?

Eniştem evlilik yıldönümlerinde ablama tek taş yüzük almış. Ben de bazı şeyler istiyorum. Çok değil canım, şöyle;
- bi tane kafamdan da büyük tek taş pırlanta yüzük,
- bi tane kafamdan büyükten de büyük tek taş kolye,
- bi çift hem kafamdan da büyükten, hem de kafamdan büyükten de büyükten büyük tek taş küpe.

Bu kadarcık.Gördüğünüz gibi abartacak bişey yokmuş..




Sevgi, Dostluk, Barış, Dünya Kardeşliği Temalı Bir Kocam Var

Biraz da geyik yapalım, günlük hayattan bahsedelim. Takılalım yani kafamıza göre.

Yine sevgili 'eş insanım'a değinmek istiyorum.
Bi sosyal, bi sosyal sormayın... Bana anlatıyodu ara sıra ofisin ordaki börekçiyi, köfteciyi, kasabı.. Ben de herhalde biraz abartarak anlatıyo diyodum, ama tamamen yanıldığımı dün akşam anlamış bulunmaktayım.

Bizimkilerin ofisine uğradım, biraz takıldık, çıktık. Yolda gerçekten de arabaya varana kadar 5-6 dükkan sahibiyle selamlaştı. Yol dediğinde zaten 7 dükkan var, biri süpermarket olsa. Geriye zaten selamlaşabileceğin 6 dükkan kalıyo. Altısını da atlamadı sağolsun. Herbir dükkan sahibinin suratında sonsuz bi gülümseme ve mutluluk vardı el sallarken.

Ben bu tarz şeylerden haz etmem. Asosyal değilim ama annem o kadar sosyal bi kadındır ki. Sosyalliğin dibine vurmuş, abarttıkça abartmış. Bigün bakarım evde marketteki kasiyer kız var, bigün sabah yürüyüşünde tanıştığı bi kadın kahvaltıya gelmiş. Bu örneklemeler sonsuzluğa kadar uzanır, o yüzden hiç başlamayayım.

O yüzden bende bu denli sosyalikten tiksinti oluşmuş durumda. Bıktım insanlardan, kendi halimde olmak istiyorum. Evime çat kapı kimse gelmesin, az ama öz arkadaşım olsun.
Örneğin marketteki kasiyer kızla muhabbetim 'merhaba', 'hayır bilmemne kartım yok' 'teşekkürler' den öteye gitsin istemem. O kasiyerdir, çalışıp para kazanıyodur. Ben de işimi bi an önce biritip çıkmaya çalışan müşteriyimdir. Gereksizce uzatmayalım, niye onu çok seveyim ki?

İşte annemin sosyalliğinden bıkmışken 'eş insan' aynı şeyleri yapıyo.
Ona sorsan ama aynı mahalleyi paylaşıyolarmış, ne varmış ki insanlarla iyi ilişki kurmak güzel bişeymiş. Galiba annesini Adile Naşit babasını da Münir Özkul sanıyo kendisi. Ama değil, hiç alakası yok. Sen onların çocuğu değilsin ve hayatında 70'ler Türk filmlerinde geçmiyo. Yani biz babadan kalma eski ama içi sevgiyle dolu bi köşkte oturmuyoruz. 6-7 kardeş değiliz, annemiz ev kadını ve 'hih hih hih' diye sürekli gülücükler saçan biri, babamız da kah fabrika işcisi kah sütçü değil.
Artık 2008 yılındayız, o filmler ve o insanlar çooook eskide kaldı. Güzel değil miydi? Çok güzeldi, ama biz o döneme denk gelemdik anacım. Sen yine dön dünyamıza. Bu kadar sosyal olma..


not: üstteki resimde de mahallenin börekçisini görüyosunuz. utanıp kafamı çevirmeden sadece 2-3 saniye falan görebildim kendisini, ama şimdi bu resmin çıktısını alıp yanına gitsem arada hiçbir fark göremeyeceğime eminim.. kendisiyle politikadan konuşuylarmış. aslında börekçilik yapmak istemiyomuş, dizilerde film setlerinde çalışmak istiyomuş, ama olmuyomuş...
seni seviyoruz börekci kardeş!

not2: karşısına suratında sonsuz gülümsemeyle börekçiye selam vermekte olan eşimi de çizmek isterdim ama onun karikatürünü çizince biraz bozuluyo, çok benzetiyorum. kızıyo.

Millet Don Derdinde

Birisi dün google'a 'rüyamda kadın donu aldım' yazmış, ve yolu siteme düşmüş.

Nasıl telaşlanmış nasıl üzülmüş ki diğer kankaları gibi çareyi kankası google'la dertleşmekte bulmuş.

Ben yine misyonumu yerine getireyim, ve elimden geldiğince bu vatandaşımızın derdine de derman olmaya çalışayım.

Şimdi güzel kardeşim rüyada kadın donu almak, giymek hiç hayre alamet değildir. Benim tecrübelerime güvenirsen sen o aldığın donu önce bi kafana geçir. Sonra Avcı gibi, başka bi versiyonla 'çıksın donlar sütyenler, çıksın kadın çamaşırları rüyamdan' diye sokaklarda koşmaya başla.

Sonra bekle bakalım bi tarafın üç vakte kadar düşecek mi? Eğer düşmezse bu yöntemimiz işe yaramış demektir, yırttın. Artık bana bi teşekkür maili atarsın.


not: kardeşimizin kulaklarından fışkıran % 99 Türk erkeğinde olduğu gibi kıl yumağıdır..

Neden, Neden, Neden

- Neden biri bişey teklif ettiğinde cevabınız 'evet' ise hiçbir problem yoktur da, 'ya pek istemiyorum, gitmeyelim' dediğiniz de telefonu kapatırken illa ki 'konuşuruz o zaman tekrar' denir?
Benim bişeyleri istememe, hayır deme gibi bi şansım yok mudur? Vardır da başkalarının mı bundan haberi yoktur?

- Neden kedim bulduğu her poşetin ve kutunun içine girince mutluluktan nefesi kesilir? Neden koskocaman evde bi dolu koltuk, yatak, ve kendi yatağı dururken rafta duran kutuyu ısırırp kapağını açmaya çalışır? Ben açtığımda da hemen içine atlayıp 3 saniye içinde mutlu mutlu uyukuya dalmayı nasıl başarır? Ve kendisi neden şu koca dünyadaki en tatlı kedidir? Ben mi çok şanslıyımdır, yoksa 'yavrum bana güzel görünür' hesabı mıdır?
Kedimi bilenler hemen yorum yazıp 'evet, dünyadaki en tatlı kedi gerçektende seninki' desin, yoksa dalarım!.

öneri: üşeniyosanız yazdığım cümleyi copy-paste yapabilirsiniz, o da makbule geçer....

18 Ağu 2008

Tövbe Tövbeee

Efendim bir güzide yazımda daha size bloğuma google arama sonuçlarından teşrif eden bazı süper zeki insanların sorunlarından bahsetmek istiyorum. Dertlerine bir nebze de olsa derman olabiliyosam ne mutlu bana...

Şimdi bi tanesi ne yazmış hemen bakalım;
'tövbe etmek istiyorum bi daha aynı hatayı yapmaktan korkuyorum'.

ara not: bakınız 4. sırada çıkıyorum Allah'ıma bin şükür. tek istediğim buydu zaten...

Güzel kardeşim (muhtemelen kızsın (yada kızdın)) anladığım kadarıyla sen bi erkekle bi haltlar karıştırdın. Çünkü bi daha yapmaktan korkuyorum diyosan eğer belli ki işin içinde karşı cins var.

Bi kere öncelikle dün bana arkadaşımın anlattığı filmden yola çıkarak sana bazı önerilerde bulunmak istiyorum. Harika Avcı'nın bi filmi varmış.
Bu filmde Avcı'mız bi hayat kadınıymış, kötü yollarda dolaşıp duruyomuş. Günlerden bigün Tarık Akan'la evlenivermiş. Daha neler olmuş neler ama ben pek girmiyorum o konulara.
Asıl sana faydası olacak kısım şu; Avcı'mız evlendikten sonra tövbe etmiş ve gitmiş bi hamama (banyoda olur ama hamam daha etkili, fazla sıcak ya ondan herhalde) elinden tasla suyu kafasından dökerken 'çıksın ahmtler mehmetler, çıksın muratlar hüseyinler' demeye başlamış. Bunu bayaa bi süre yapmış (artık günahın sayısına bağlı herhalde ( sen sayısını hatırlamıyosan hamamda az üç gün takılderim ben sana )). Efendime söyliim sonra Harika'mız Avcı'mız piri pak olmuş, bütün günahlarından kurtulmuş...



Şimdi sen de bunu yap bence. Koskoca bu yollara düşmüş artistimizden daha iyi bilmiyosun herhalde dimi? O bu işin uzmanı olmuş filmde, yapıyosa bi bildiği vardır. Daha fazla dikbaşlılık etme. Daha sonrasında bu kirlerden arındıktan sonra Tarık Akan benzeri uzun boylu, yakışıklı bi erkek bulup evlenirsen daha iyi olur tabi. Ama dikkat et sonradan çocuğunun kalbi delik çıkabilir, tedavisi çok pahalı olduğu için sen bi adamla tedavi parasını çıkarmak için tekrardan fingirdemeye başlayabilirsin ve kocan seni bu durumda basar, eşşek sudan gelinceye kadar dövebilir. Yani biz madem bu filmi örnek aldık, devamını düşünmek lazım dimi anacım? Hım, hadi canım sen şimdi git bunları yap...

not: baktın daha da olmadı, dönüp dolaşıp aynı haltı yiyip duruyosun o zaman buraya canım hadi..

not2: eğer gavurla yediysen bu haltı o zaman da 'çıksın james'ler john'lar' diceksin tamam mı? bak unutma bunlar önemli..

bi not daha: anlattığım film de goggle'a yazılan cümle de tamamen gerçektir..

İkoncan, Tikican

Şu tikiler var ya..
Hani Nişantaşı'nda botokslu, solaryumlu, marka çanta ve kıyafetli, eller her daim manikrülü, saçlar fönlü, bakımlı olmaktan öldü ölecek tipler... İşte onlara çok pis gıcığım...

Bu hallerine gıcığım, o tamam da özellikle ismi 'Nişantaşı' olan semte 'Nişantaş' demelerine...
Ne o şimdi? Kısaltma mı, yoksa sana ayrı bi hava mı katıyo? Ben zaten hep buralıydım demek oluyo galiba. Noolmuş yani? ''Hep tikiydim yani, öz tiki benim bi kere''.
Hani Bağdat caddesi'ne 'Cadde' demek gibi mi? Bak ona hiç takılmıyorum, o cidden kısatma. Bi kelimeyi olduğu gibi atıyosun ve hala amacına hizmet ediyo. Anlatmak istediği yeri de anlatıyo hem de kısacık oluyo, çok uğraşmıyosun..

Ama ya 'Nişantaş'? Bu ne biçim bi kısaltma? 9 harfli bi kelimeyi 8 harfe indirmek mi kısaltma? Sonundaki bi harfi atıver olsun sana kısaltma.. Of anacım of, siz kısaltma olayını sadece eteklerinizde uygulayın bence. Zaten zar zor konuşuyosunuz ana dilinizi.. Cümle 6 kelimeyse içinde 4 tane ingilize kelime var. Bari bi tanesi düzgün kalsın kısalmasın, tamam mı?
Haa pardon ne deriz bi İngilizden çakma Türkler 'bari one ı törkişşş kalsın ok?'

16 Ağu 2008

??!!

Serçelerin güvercin yavrusu olmadığını üniversitede öğrenen bi arkadaşım var...

not: ama ne yapsınmış? hep yanyana dolaşıyolarmış...

15 Ağu 2008

Bıktım

Klavyeden, bilgisayardan, sitelerden, beğendiğim fotoğrafları kaydetmekten, bilgisayar başında bişeyler yemekten, chat yapmaktan, yanlış tuşa basıp silmekten, ilgi isteyen kedimin (bilgisayarı kapattığı için) habire burnuma dayadığı kuyruğunu indirmekten, bu mahalleden, bu evden, bu mutfaktan, bu havadan, bu trafikten, bu koltuktan, bu duvarlardan, bu arabadan, bu sıcaktan kısacası içinde bulunduğum herşeyden sıkıldım...

Bi günlüğüne de olsa, (belki iki gün. çünkü bugün yarım, sayılmaz) en azından bu bilgisayardan ve klavyenin tuşlarından uzak kalmak istiyorum. Tıpkı hayatımda bilgisayar yokken yaptığım gibi kitap okicam. Kendimle ilgilenip maske yaparım, saçımı boyarım, bi güzel film izlerim. Yürüyüş yaparım. En sevdiğim yemek olan taze fasülyeyi yaparım, afiyetle yerim..

İşte böyle bugün başka yazı girmiyorum.. Herkese 'bilgisayarsız da bi yaşam olur' u hatırlatmak istiyorum...

Sevgiler...

14 Ağu 2008

Koşturamazsın

Vah anacım vah..
'Bi erkeği peşinden koşturma tüyoları' yazmışsın google amcaya. Sonra da siteme gelmişsin, ne alakaysa artık bilemedim.. Durumun çok vahim kızım senin.
Acaba kimin aklına gelirdi böyle bi cümle yazmak? Tabi aynı senin gibi başka kankaları da var google'ın..

Valla yerinde olmak istemezdim ben şahsen, sana kolay gelsin sevgili google...

Karın Tokluğuna

Yemek programlarında asçı-çırak ilişkilerine ölüyorum gülmekten...

Mesela Ayşe Tüter'in bi programı var. Yanında bıçak getir, tabak bul, domates rendele gibi işleri yapan tiyatrocu bi kadın var. Ayşe Tüter bi asabi bi asabi anacım sormayın. Yine şu aralar azıcık daha iyi. Bi ara o kadıncağızı sürekli tersliyodu. Bi de kadın sürekli 'ayşe ablacım' 'ayşe ablacım' demiyo mu? Çok komikler valla. Yaptıkları yemeklere bişey diyemicem çünkü hiç baştan sona izlemedim. Mutlaka güzeldir, çünkü başka yemek programları gibi özenti yemekler hazırlamıyolar. Bildiğin Türk mutfağı yani. Ama konu şu ki Ayşe Tüter pek konuşkan değil galiba, yanındaki kadın program susmakla geçmesin diye yırtınıyo. Her dakika bişeyler söylüyo 'dimi ayşe ablacım' 'dimi ayşe ablacım'.. Ayşe ablacısı da 'evet' 'doğru' 'ee eskiden öyleymiş' demekle yetiniyo. Konu orda kapanıyo.. Ama biraz da çene yapmak lazım 'dimi ayşe ablacım'?


Sonra bi de Kanal A'daymış şimdi baktım. Arada rastladığım bi yemek programı var adı Olsa da Yesek.. Bu programda da tanımadığım bi adam yemek yapıyo, yanında da gençten bi kızcağız yine getir götür yapıp bi de üstüne sürekli azar işitiyo. O kadar çok gülüyorum ki.. Zavallı, tv de o kadar insnaın önünde paso laf yiyo. Bi de naapsın orda terslicek değil ya, hep alttan alıyo. Zavallı çırak.

O program da dikkatimi çeken başka bişey ise yemek yaparken kullandıkları malzemelerin kıt oluşu. Yemeğin içine değil de, işte kap kacak bıçak, kaşık gibi şeyler. Adam teflon tavadaki bi yemeği bildiğin yemek kaşığıyla karıştırıyo, domatesleri tabakta kesiyo falan. Ne biliim ben alışmışım Jamie Oliver izlemeye kusura bakmayın, ama adam da kırk türlü alet var. Ben de evimde mutfak eşyalarına çok özen gösteririm. Tv de yemek programı yapıyosun alıver iki eşya. Bakın İkea'da çok ucuz ve güzeller, benden söylemesi.

Neyse efendim zavallı çıraklara dünyayı dar eden yemek programları konumuzda üçüncü ve son
olarak Serra Yılmaz'ın sunduğu programa değinmek istiyorum. Bu programdaki çırak kişimiz en garibanıdır. Çünkü hiç söz hakkı yoktur. Daha bi kere bile konuştuğunu görmedim. Serra hanım der ki 'şimdi senden şunu istiyorum, bunu istiyorum, onu doğra şunu önce yap, aa ama hemen yap bak acil o''.. Zavallı çırak kişimiz de hemen koşturmaya başlar. Bence çırakta olsa 'yapabilir misin?' deseniz daha hoş olur. Sinir oluyorum.

Not olarak eklemek isterim ki aşcı olmak bana göre değilmiş anacım. Ben öyle kimsenin sömürgesi olamam. Sesim çıkıcak benim sesim. Onu istiyorum bunu istiyorum falan dicek
kaynar suyu dökerim valla kafasından... Adım üstümde uyuzum uyuz!

13 Ağu 2008

Maddiyatçıyım, Dış Görünüşe de Gereğinden Fazla Önem Veriyorum, Var Mı Ötesi?

Yaprak Dökümü tek takip ettiğim dizi.. Bence çok güzel..
Ama tabiki uyuz cadı durur mu? Bu dizide de uyuz olduğum şeyler var.

Fikret o kaynanasına neden o kadar katlanıyo? Ben olsam eve dönerdim. Nasılsa aralarıda düzeldi ailesiyle. Hayır bana hiç inandırıcı gelmiyo, elalemin çocuklarına bakıcam bi de o kaynanayı mı çekicem? Ne diye çekicem ki o kadını? Hoş biz izleyelim diye öyle ama. Sonuçta Fikret eve dönse, babası da Necla'yı eve almasa dizi biter. Bitsin bari ama mantıklı olsun yani. Dizideki herksete bi sabır bi sabır.. Gerçek hayatta kimse o kadar sabırlı diildir. Olmasın da zaten.
Niye hepiniz herşeye susuyosunuz? Yok efendim millet Fikret'in kocasıyla aşkına özeniyomuş. Kusura bakmayın, maddiyatçı falan dersiniz ama ben o adamla hiç mutlu olunabileceğine inanmıyorum. Ev gecekondu, bi acayip. Madem karısını çok seviyo iki eşya alıversin eve dimi?

Bi kere annesinin evi yok mu? Yolla oraya, kadın sapasağlam. Takılsın orda. Yok hem karımı hoş tutiim hem annemi. Yok öyle yağma. Anneni de hoş tut ama anne anne değilki, baş belası. Yolla evine gitsin.

Peki o salak Fikret'e noluyo acaba? Hadi kocanın annesi, senin neyin? Kadın uyuzun teki. İki laf sok, kavga et azıcık ağarlığını koy. Yok alttan al alttan al. Tövbe tövbeee... Yok neymiş zamanla öyle davranırsa kaynanası da sevmeyi öğrenicekmiş.. Hahaaay güliim bari. Hadi ordan kızım, manyak mısın nesin?

Bi de ben normal hayatta da filmlerde dizilerde de herkesin sevdiği tipleri pek sevemem, nedense artık. Mesela dediğim gibi Fikret, ben sevemedim o kadını. Sonra olaylara bakılırsa Leyla haklı, herkes acıyo ona. Necla'ya kızıyolar. Valla ben Necla'yı tutuyorum. Napiim Leyla çirkin, Necla'da esmer güzeli. İnsanın içinden çirkine hak veresi gelmiyo.. Üzgünüm... Hayır diilim...

12 Ağu 2008

Fetus

Eşim olduğundan daha genç gösterir.. Yaşı 33 ama bana kalsa 30-31 falan gösteriyo. Bence 33 olan birisi için 31 göstermek çok iyi bişey, yani o yaşlarda ben de 2-3 yaş ufak göstersem çok mutlu olurum..

Geçen gün bi müşterisi demiş ki 'evli misiniz?' 'evet' demiş. Ay müşterisi bi şaşırmış bi şaşırmış. Demiş ki 'sen taş çatlasa 24 gösteriyosun'.. Dün bunu bana anlattı mulu mutlu.. Ben ne yaptım? 'puhahahahahahah' diye bikaç dakika güldüm, gözlerimden yaşlar aktı. Sonra da dedim ki 'canım eğer sen 24 isen ben de fetusum'.

Güldü gülmesine de ondan sonra da 'ama genç gösteriyorum, ne var ki' dedi. Ben ona da güldüm. Genç göster tabi, zaten benim gibi güzel ve genç bi bayanın yanında çirkin ve yaşlı biri olmaz, yakışmaz! Ama anacım bi insan 9 yaşta küçük göstermez ki.. Di mi ama? Abartmış canım o müşterin senin. Yakalalık yapmış, fiyatı azıcık kırmak için seninle kanka olmak istemiş. Bence o adamla çalışma sen baksana yalanın bini bir para :) Dolandırır bu seni hahaha!

Alışveriş Canavarı

Kendime de uyuz oluyorum.. Alışveriş canavarı mıyım neyim? Aklım fikrim alışverişte.. O kadar çok şeyim var ki.. Ayakkabı, kıyafet, aksesuar, makyaj malzemeleri. Hatta ojelerim bile o kadar abartılı bi sayıda ki..

Hayır nedir yani? Nereye gidiyorum böyle ben? Bi de şey diyorum, yok efendim kendimi kısıtlıyomuşum ben şimdi, güzel bi iş bi bulsaymışım asıl o zaman alışveriş yapıcakmışım.. Laflarıma bak.. Ne sapıtmışım kendimden geçmişim ben ya...
Arkadaşımla konuşuyorum şimdi, o da benim gibi sıyırmış. Sürekli konumuz şu;
- 'a şu sitede bilmem ne var, gördün mü?'

- ' görmem mi, süper'
- 'ya benim onu almam lazım, çok beğendim'
- 'kızım sen mi, ben mi?'

- 'naapsak? yarın bakalım mı, işin var mı?'

Sonra gülücükler, bi şen kahkahalar.. Manyamış mıyız neyiz?
Bi kendimize gelmemiz lazım.İndirimlerden aldık alıcaklarımızı şimdi yeni sezonlar yavaş yavaş gelmeye başladı. Onlarla aşk yaşıyoruz.
Mango'da hırka gördük, bayıldık bittik. İlla almak lazım, alınmazsa uykulara girer. Bu sıcakta hırkayı alıp napıcaksın? Dolapta kışı bekleyecek.. Yok efendim hırkayla da bitmiyo, çanta görüldü yine. O çantayla o hırka harika gidermiş, süper olurmuşmuş. E tamam olur, ama bu süperler nereye kadar? Al al bitmezki. Tam kapitalist sistemin kölesi olmuşuz biz.


Kafama nerden DANK etti? Konuşuyoduk, dün yine o arkadaşımla kuaföre gittik, saçlar bi yenilendi. Yeni renkler peşine düşüldü, modeller değişti, kısaldı kahküller falan filan. O sırada bi işlem için arap sabunuyla yıkadılar arkadaşımın saçını. Eve gitmiş annesine anlatmış, annesi de
' babaannen hep onunla yıkardı' demiş. Bizimki şokta! E eski zamanda şampuan mı vardı? Babaannesi savaş görmüş. Tıpkı benim dedelerim ve anneannem gibi.. Yokluk bilirmiş kadın. Herşeyi tutumluymuş. Ne kadar şımarığız, hiçbişey bize yetmiyo. Hep yenisini istiyoruz. En son ne çıktıysa o bizde olmalı. Yoksa çirkiniz, yoksa demodeyiz, yoksa biz biz olamayız!
Ne saçma!..

Eşimin anneannesi de tutumlu. Teyzeleri gösteriyo bana bak şunu aldık bunu aldık falan. Anneleri de kızıyo 'vışş anam, çula çaputa para yatıririsiz. Aha bu elbisem on senedir var, yırtılmadıhca yenisini neydirsiz?' Amaaan diyoruz bizde, ne anlamış o. Biz genciz. Tabiki de alıcaz, giyicez. Değil işte, öyle değil. Bi dikili ağacımız yok, ama öyle ya biz genciz, bu yaşta ne ağacı? Valla ben biraz daha ölçülü davransam çok ağacım olurdu biliyorum.

Erkeklerde bi elektronik çılgınlığı.. Hep bi üst model, hep yenisi. Bir yıl önce alınmış cep telefonları artık eski, iphone alması lazımmış. Hadi ordan, elindeki de telefon işte. Yeni aldık. Yok efendim Gülnur'a söylicekmiş, o yollar mıymış? Çok gereksiz!


Şimdi bütün bunları yazdım, kendime kızdım.. Ama ne yapıcam biliyo musunuz? Yatmadan evvel o almak istediğim güzel çantayı hayal edicem (çünkü benim hiç çantam yok, hatta bi çanta dükkanı bile açamam onlarla), bi yeni çantaya ihtiyacım var. Belki de yarın gidip alıcam, bilmiyorum artık...
Buraya yazdım yazdım nooldu? Nolucak canım, burası benim yapılacaklar listem mi? Hayır. Sadece uyuz olduklarımı yazıyorum, oluyo bitiyo. Ben yine aynı ben.. Yaşasın alışveriş!

11 Ağu 2008

İş Kadınıyım, İşim Mal Mal Konuşmak

''Ben işkadınıyım, işim evim''...
Vah vah, zavallıcık iyice kafayı yemiş evde oturmaktan..
Ya yurdum reklamcıları ne kadar gerizekalı ya. Heralde hepsi salak Musa modeli bunların (salak Musa; bi zamanlar çalıştığım ajansta bulunan, gördüğüm ilk saniyeden itibaren iğrendiğim metin yazarı olduğunu sanan bütün gün nette dolaşıp yapması gereken her işi 3 gün sonra teslim eden solucan tip) ...
Yani aklınıza başka bişey gelmiyo mu bu reklamları yaparken? Herhalde erkekler yazıyo bunları, yoksa bi kadın başka bi kadını bu kadar aşağılamaz bence.
Bi kere canım o senin iş sandığın şey iş değil. Önce bi bunu bil de. O iş dediğin şey, dört duvar arasında ömrünü tüketmek. İşse bile karın tokluğuna çalışıyosun demektir. Yazık sana, ne öyle besleme gibi..
Ama yine de iş değil yani. O evi süpürmek, yemek yapmak falan filan var ya, veriyosun 50-60 ytl falan bi kadına geliyo yapıyo zaten. Sen de dışarda gerçek bi işte çalışıyosun. Sosyal oluyosun, cidden bi iş yapıyosun. Barbieleriyle oynayan küçük kızlar gibi kendini kandırmıyosun. Hem dört duvar içinde kalıp, kendini iş kadınıyım diye havalara sokmuyosun hem de uğraşmıyosun bunlarla.
Büyük ihtimalle sen değil kocan veriyo o parayı da sen de kendine göre takılıyosun işte. Yaşasın alışveriş durumları oluyo..
Gerçekten ben bu reklamı şikayet etmek istiyorum. Nereye edilir, dava falan açılır mı? Güzel ülkenmde bu dava ne kadar ses getirir? Hülya Avşar'ın selülütleri kadar ilgi görür mü bilmem ama, cidden bu reklam çıkınca benim sinirlerim fena oynuyo..
Bi de efendim neymiş kaynanası da demiş ki 'aa ne kadar temiz pencerelerin'... Bi kere kaynanaya ne benim penceremden.. İkincisi kaynana hayatımda neden bu kadar önemli bi yere sahip? Onun dediklerini göğsünü gere gere anlatan salak kadın zaten 50 yaşında, kaynanası kaç yaşında? Nasıl hala yaşıyo? Bence bu kadın kaynanasından çok çekmiş zamanında, bunun hiçbi yaptığını beğenmemiş. Kafasına kakmış durmuş. Ölünce de kadın kendi kendine böyle bi oyun icad etmiş. Ne yapsa 'kaynanam da bayıldı, kaynanam bitti, kaynanam hasta oldu' falan diyo..
Yazık... Hem işkadınıymış işi eviymiş, hem de kaynanası bayılıyomuşş..
Vah vaaahh!!

not: salak musa bunlar hep senin başının altında çıkıyo dimi? aşağılık kompleksli yaratık şey! solucan!

9 Ağu 2008

8'ler Kovalasın Sizi

08.08.2008
Bu yazım bi günlük bi gecikmeyle de olsa karşınızda. Ancak şimdi vakit bulabildim bu uyuz olduğum konuya değinebilmek için. Ama bundan size ne dimi?

Bu aptal tarihte evlenmek için millet sıraya girmiş... İnanamıyorum ya.

Evlendirme daireleri bugün için başvuranlarla 1 ay öncesinden dolmuş! Bi de efendim neymiş çiftler en çok saat 20:00 de evlenmek istiyolarmış..
Bi de teki demiş ki ''Biz 8 kardeşiz. Ben 38 yaşındayım. Evliliğimin de 4 tane 8’in bir araya geldiği 8 Ağustos 2008 saat 20.00’de olmasını istedim. Eşim de bugünün özel olduğuna inanıyor ve özel olduğuna inandığımız bu günde 8 kez ’evet’ diyerek dünya evine gireceğiz"...
Ya ne kadar malsınız ya, çüşşşşşşş hepinize! Noluyo be, bi kendinize gelin salak gerizekalılar. Hiç mi kafanız çalışmıyo sizin ya..
Madem yaşta da 8 olmasına özen göstermişsin 88 olmayı bekleseydin ya yiyosa
bu bir!
Evleneceksin de başın göğe mi erecek, nedir bu telaş bu heyecan iki!
O evlendiğin kadınla gerdeğe girmek içinde sekiz sene bekle o zaman tam olsun bu üç!
Tam sekiz çocuk yap bu da sana kapak olsun 4!
Evlendiğinin 8. gününde elalemin karısına kızına bakmaya başlayacaksın buna eminim bu 5!
Karını 8 kere aldat, o da seni boşanmamak için 8 yıl dirensin, sonra senden aylık 8000 ytl para almak şartıyla boşansın bu 6!
Günde 8 kere 'ulan nerden aldım ben bu belayı başıma, ne diye evlendim' de bu da 7!
Günde tam 88 kere dua et, belki sana sonradan az akıl nakli yapılabilir buda 8!
Al bak, bu da 8 oldu, ne güzel dimi? Ne mutluyuz aşkııııııaaam dimi biiiiiiizz? Yaşasın evlediiiiikk, hem de unutulmaz bi tarihteeeee... Evet aşkııııııaaam, bi bok oldu biz bu tarihte evlendiiiikkk! Yaşasın biz bu dünyanın en mal çiftiyiiiiiiizzzzz!! Dimi aşkııııaaamm! Evet evet evet evet evet evet evet eveeeeeeeeeeet!!
Yani ne diyim ben size Allah 8 kere belanızı versin!

not: bu bilgilerin hiçbirisi kendi araştırmam sonucu elde edilmiş değildir, ahan da bu cicinin bloğundan okudum.. o demiş ki herkese mutluluklar, bense ne dedim. napalım herkesin misyonu farklı şu hayatta, benimki de uyuzluk.. işinize geliyosa, yoksa hadi bakiim başka bloglara. bi daha da görmiim sizi buralarda, her horoz kendi çiftliğinde öter, hadiiii!

Çok Kolay

Sevgili google'a 'uyuzdan nasıl kurtulunur?' yazıp arayan ve siteme yolu düşen şahıs...
Bu yazım sana, eğer benden kurtulmak istiyosan siteme girmiyosun o kadar.
Ben Sezen Aksu değilim ki senin
yakana yapışayım..
Tabi bu sadece online olarak hayatında varsam geçerli.
Eğer gerçek hayatta da bi tanıdığımsan bana de ki 'ben senden kurtulmak istiyorum'. Bak nasıl bi törenle seni hayatımdan çıkarıyorum..
Çok güldüm valla sabah sabah 'uyuzdan nasıl kurtulunur?' hahahaha...

8 Ağu 2008

Türkiye'de H&M İstiyoruz!

Bazı markalara sinir oluyorum. Mesela H&M. Neden Türkiye'de yok? Biraz araştırma yaptım, yok efendim burada üretim yapıyolarmışta üretim yaptıkları ülkelerde mağaza açmıyolarmış. Gerizekalılar. Üretim yaptığın ülkede el altından satış yapılıyo sanki de mağaza açılmıyomuş. Ne kadar saçma bi bahane bu böyle.. Neye bahane derseniz ben de bilmiyorum, şu an sadece uyuz olduğum için bi sürü manasız şey yazabilirim. Siz ayrıntılara takılmayın bi zahmet, asıl konuyu sindirin.
Hayır elin gavurları burada dikilen şeyleri üç beş kuruşa alıyo, giyio kuşanıyo. Şıklıktan yanlarından geçilmiyo, bi de ucuz ötesi yani.. Bi bilsem nerede üretim yapılıyo gider basarım valla orayı. Yurt dışına yollanan tırların önüne atarım kendimi, boğaz köprüsüne zincirlerim. Yaparım işte bişeyler. Ya ben de istiyorum ya!
Bi de efendim bi gazetemizin güzide yazısına göre bazı bayanlar ''H&M Türkiye'ye gelmesiiiiieeennn!!'' diyolarmış. Yolarım kızım sizi ben. Kimsiniz bana söyleyin. Sosyetik paçozlar (Şahika ruhum ortaya çıktı)..
Neymiş, yurtdışından alıyolarmış burada olursa herkes aynı şeyleri giyermiş. Biz sizin gibi sosyetik miyiz kızım? Öyle bi ayağımız yurtdışında diil. Emekçiyiz biz emekçi! Çalışıyoruz milletin yanında ekmek paramızı çıkarmaya çalışıyoruz. Koca parası yiyip sosyetede sefa sürmüyoruz. Siz gidin Channel takılın, H&M bozar zaten sizi. Ucuz ya, ayarınız bozulmuyo mu giyince? Adi sosyetikler sizi, sizi botokslular, sizi yağ aldıranlar, sizi solaryumlu karalar, sizi saçları sarı boyalı gözleri mavi lensliler, sizi cadde gülleri, sizi jipliler, sizi bahçeli evliler, sizi özel şöförlüler, sizi görmemişler, sizi manükürsüz tuvalete gitmeyenler, sizi tarzı olmayanlar, sizi ne modaysa ne pahalıysa onu alanlar, sizi yeteneksizler, sizi amaçsızlar, sizi tikiler!!
Yolarım sizi!! Adam gibi konuşun bundan sonra. Haa bi de kimseniz çıkın ortaya, dalıcam size.

7 Ağu 2008

Maymuniye

Demek ki neymiş? Victoria Beckham' ı maymuna benzeten bi ben değilmişim şu dünyada...
Daha fazla benzer görmek için buraya.


6 Ağu 2008

Ali Zıkkım Yediiiii!!

Şu ''Ali'nin karnı acıktııııııaaa!!'' diye bağıran annenin olduğu reklam var ya. Ya ne kadar aptal bi reklam bu ya..
O kadının taşıyıcı anne yada azeri bi bakıcı olduğundan şüpheleniyorum. Bi kere bebeğin karnının acıkıcağı zaten belli bişey. Günde bilmem kaç kere acıkıp yiyolar işte. Önceden hazırlatsana madem öyle, tam son saniyeyi bekliyosun. Çocuk ölür açlıktan. Sen bi tarafını yırtıp bağarıcaksın o ses gidicek, elalem duyucak, senin çocuğunun aç olmasını sallicak, bahçelerden sebzeleri toplicak, yıkicak, pişireceki sana getirecek sen de vericen o çocuk yicek. Valla öldü o bebek Allah rahmet eylesin. Bi de bunu günde kaç kere yapıcaksın? Haa bu arada sen ne iş yapıyosun acaba salak kadın? Çocuğu doğurdun öyle koydun bi kenara. Elaleme bağır sonra ''Ali'nin karnı acıktııııııaaa!!'' diye.

Of ya içimden ne geliyo biliyo musunuz? O karı ordan bağarıyo ya ''Ali'nin karnı acıktııııııaaa!!'' diye.
Ulan biri de çıksa ordan ''sus lan kaltak karı! her dakika bağar bağar kulaklarım sağar oldu be. Ben mi doğurdum lan o çocuğu, doğurduysan doyur. Bak bi daha duymiim o bet sesini vururum lan ikinizi de !!'' desin..
Aaah, nerde?...

5 Ağu 2008

Çalış Köpek!

Şu Çağla Şikel'in de amma arayanı varmış.
Raporlara bakıyodum da günlerdir Çağla Şikel'le ilgili arama sonuçlarından siteme birileri geliyo. Hiç biri aradığını bulamıyo tabi ki.. Muhtemelen bi daha da uğramıyolardır. Ama o kadar komik ki google'a yazdıkları... Mesela bi tanesi arkadaşı gibi sohbet etmiş resmen google'la. Demiş ki ''çağla şikelin elbiselerini kim dikiyo?''.. Çok güldüm.
Kankandı ya google senin, sor bakiim ''bugün ben ne giysem acaba?'' diye.
Belki ona da bi cevap verir;
''Bunu mu demek istediniz?
bana en çok ne yakışıyo?''
bugün ben ne giysem acaba için yaklaşık 50 sonuçtan 1 - 10 arası sonuçlar (0,36 saniye)
''kırmızı badin sana çok yakışıyo onu giy'' der belki..
Böylece canımız sıkıldığında google' a girip içimizi döker sorunlarımızı paylaşırız.
Bu benim aklıma hiç gelmemişti doğrusu. Ben google'ı hep bişeyler araştırmak için kullanıyodum, azıcıkta bana çalışsın dimi ama?

4 Ağu 2008

Ayı

Dişçimden nefret ediyorum, ama yine de dünyadaki tek dişçi oymuş gibi başka bi yere de gitmiyorum. O kadar gıcık bi adam ki, insan psikolojisinden haberi yok. Okumuş ama adam olamamış derler ya, işte tam ondan. Saçma sapan konuşuyo, ayı ayı.
E neden ona gidiyorum? Hiç acıtmıyo da ondan... Ama bi tane daha bulayım öyle acıtmayan, arkama bile bakmadan kaçarım o ayıdan...
Ben bugün yine dişciye gidiyorum, herkes hakkını helal etsin.

Romantik Komedi Olmasın

Film izliyorum, mesela romantik komedi olsun.. O film boyunca neler olursa olsun biliyorum ki sonunda o çift birleşecek. Şimdi izlememin ne heyecanı kaldı? Değişen hiçbişey yok, sadece içerik değişiyo. Birinde İtalya'da geçiyo, birinde Amerika'da. Ya kız kaybolur, hafızasını kaybeder ne biliim bunun gibi bi sürü seçenek var. Ama kesin olan tek şey sonu, mutlu son. Onlar birleşecekler, ve sanki sonra hayatları Alice Harikalar Diyarında geçecek. Bence asıl Harikalar Diyarı birleşmelerinden önce olan kısım, zavallılar.. Haberleri yok.
Sonra mesela yaratıklı olsun filmimiz, uzaylılar dünyayı bassın. Ama illa ki Amerika'yı bassınlar. 7-8 kişi olsun , biri zencidir, bi sarışın ve bi şişko illa ki vardır. İlk bunlar ölür, genelde sarışın olan. Sırayla şişko ve zenci.. Ee sonu? Yine dünya kurtulur. En fazla bi tane yaratık yumurtası görürüz son karede, o kadar. İlla ki kurtuluruz, illa ki mutlu son olur. Hep kötüler kaybeder.
Yok mu be şöyle mutsuz bitecek bi film? Ama adamakıllı, izleyeyim romantik komedimi. Sonra bunlar ayrılsın birbirlerini kaybetsinler. Değişik bişey olsun.
Bi de herşey son dakikada olur. Adam elindeki bıçağı tam kadına saplayacakken arkadan gelen kurşun adamı öldürür, kadın kurtulur.. Hadi ordan. Ne kadar saçma.. Heyecanlı mı oldu şimdi bu? E ben zaten biliyorum o kadının ölmeyeceğini..
Yani işin özü şu ki ben film izlemekten de sıkıldım. Hele bi de digiturk sürekli aynı filmleri vermiyo mu uyuz oluyorum.

not: bi yazımda demişim ki hep romantik komedi olsun. yok öyle bişey, unutun. ben demedim onu, demek ki uyuzun da mutlu zamanları oluyomuş. mutlu mutlu film izlemek istiyomuş. ama şu an o an değil...

3 Ağu 2008

Gerçek Hayat!

Boyum 1.75 ve yaklaşık 52 kiloyum. Saçlarımın rengini sürekli değiştiriyorum, bazen sarı oluyo bazen kızıl. Ama şu günlerde kahverengiler. Bence bu renkte bana çok yakıştı. Bahçeli bi evim var, iki katlı. Bi danua ve chow chow'um var. Bi tane iran kedisi, hamster ve papağanım, kocaman akvaryumum da evin içinde. Köpeklerim çok akıllı, danuam bile acayip zeki. Ona yatmayı, kalkmayı, öl deyince ölü taklidi yapmasını ve en önemlisi eve işememeyi öğrettim bile. Evimin hemen hemen tüm eşyalarını ikea'dan aldım. Tabi kurmakla az uğraşmadım. Yemek yapmayı çok seviyorum ve gerçekten de çok güzl yemekler yapıyorum. Özellikle bahçedeki barbeküm süper. Yaz akşamları arkadaşlarımla birlikte bahçede yemek yiyoruz. Gündüzleriyse kocaman havuzumda çocuklar gibi oynuyoruz. Ev işleriyle aram pek yok, bi hizmetçim var. O hergün gelip temizliğimi yapıyo. Bahçeyle de pek ilgilenemiyorum. Bahçivanım var, haftada iki gün gelip temizliyo, ekiyo biçiyo. Organik sebze ve meyve yetiştiriyoruz. Portakallar, havuçlar, domatesler..
İş mi? Ne işi? Ben çalışmıyorum.. Kocam mı zengin? Hayır. Ben koca parasıyla lüks içinde yaşayacak biri değilim, beni hiç mi tanımadınız? Hatta kocam bile yok. İstediğim zaman iki saniye içinde servetime servet katabiliyorum. Bugüne kadar hiç para sıkıntısı çekmedim.
İki tane erkek arkadaşım var. Ayrı zamanlarda uğruyolar. Bikaç kez karşılaşıp kavga ettiler. Tekinin kalbi kırıldı ben de ona tokat attım. Haketmişti ama, bana karışamaz. İstediğimi yaparım!
Bahçemde bi de kayak pisti var. Kışın orda buz pateni yapıyorum. O da çok eğlenceli oluyo.
Başlarda pek beceremiyodum ama uğraştıkça öğrendim, çok zevkli.
Sıklıkla alışveriş krizim tutuyo, spor arabama atladığım gibi alışveriş merkezine gidiyorum. Her isteiğimi alıyorum. Denememe bile gerek yok, üstümde beğenmezsem giymem, nolur ki? Param mı biter sanki...

Bütün bunlar gerçekten benim, ama gerçek hayattaki ben değilim. Sims oynuyorumi deli gibi. İstediğim herşeyi yapıyorum. Bi sürü hayvanım var, hiç sorumluluğum yok. Lüküs hayat lüküs hayat, bak keyfine yan gel de yat!

Gerçek hayat mı? Gerçekte ise boyum 1.75 değil, taş çatlasa 1.72 falan. Kilom da 53 değil ( bi ara 50'ye bile inmiştim ama) şu an tam 59! Saçlarımın rengini sürekli değiştirmiyorum, bi renk 3-5 sene gidiyo. Hiç sarışın olmadım, ama kızıl oldum. Şu an kahverengiler.
Bahçeli evim yok, ama eşimin iki teyzesinin var. İsteyince gidip onlarda takılıyorum.
Bi danuam gerçekten de vardı, ama hiç akıllı değildi, bırak yatmayı kalkmayı eve işememeyi bile öğrenemedi. Ve 8 ay sonra vermek zorunda kaldım.
Bi iran kedim gerçekten var, fakat kocaman bi akvaryum yerine 5 yıldır ölmek bilmeyen ve neredeyse kedimin boyuna gelmiş bi japon balığım var. Hamster? O da vardı, hatta 3 tane. Benimkinin adı Lola'ydı. Dünyadaki en tatlı hamsterdı. Eşiminkinin adı da Reha. Biri de isim bile koyulamadan Reha tarafından öldürüldü. Zavallıcık. Aradan bikaç hafta geçti, Reha Lola'yı öldürmüş, borulardan evinin en alt katından tee 3. katına taşımış bi de kafasını yemişti. Ama Lola'm da arbede sırasında Reha'nın tek kulağını koparmış. Neyse, Reha' da iki sene sonunda geçen aylarda rahmetli oldu. Lüferlere bile ağlayan ben üzüldüm mü? Hayır, o benim güzel kızım Lola'yı öldürdü.

Şu an çalışmıyorum evet, ama yaklaşık bir ay içerisinde tekrar çalışmaya başlicam. O zaman yine canım sıklıkla alışveriş çekicek, ve ben gidip bisürü şey alıcam. Ama Sims gibi bonkör olamicam, en azından alırken denemem gerekicek. Olsun, hiç alışveriş yapamayabilirdim de!

Şu an yazdığım son cümleden sonra, Sims'teki hiçbi şeye özenmiyorum, neden mi? Alışveriş yapabileyim, bu bana yeter...

lüküs hayat
lüküs hayat
bak keyfine
yan gel de yat
ne güzel şey
oh ne rahat
yoktur eşin
lüküs hayaaaat!

2 Ağu 2008

Amacına Hizmet Edemeyen Haberler

Haber bültenlerinde bölümler vardır ya, yok büyük ucuzluk yok bilmem ne. Kıyafetler, mayolar, ayakkabılar mağaza fiyatlaının yarısından da ucuz gibi.. Şimdi bu haberler güzel, hoş.. Ama ben nerden bileyim kardeşim bu mağazanın yerini? Gidiyosunuz çekiosunuz millet ucuz ucuz alırken biz de ekrandan mal mal izliyoruz.
Saçma değil mi bu? Ya o haberi yapma, millet ucuza ne almış görmeyeyim bilmeyeyim, yada mağazanın yerini söyle. Çıkıp İstanbul'u semt semt sokak sokak dolaşıcak halim yok ya!
Hiç kafanız çalışmıyo sizin ya...

Tutmayın!

Eşim balık tutmaya gidiyo son bikaç haftadır. Ben de hiç sitemiyorum gitsin, hayvanları yakalsın ölsünler, can çekişsinler vs. vs... Neyse artık binbir ikna çabaları sonucunda ben gitmeyeceğimi anlatabildim. Bugün de ''gidiim mi?'' dedi, ''git'' dedim ama içim nasıl acıyo o hayvanları düşününce.
Sonra şöyle gelişti;
- yakala ama sonra yine suya bırak olur mu? yazık, ölmesinler
- ya 2-3 tane yakalayınca zaten bırakıyorum ama bikaç tane daha olursa bahçedeki kedilere veririz
- ya getirme bırak suya, ben veriyorum onlara yemek
- ama balık seviyolar
- ya getirme dedim, yazık balıklara
- yesinler yazık işte, kediler balık sever
- ...
- aa niye ağlıyosun? lüfer onlar lüfer, hiç minicik balık için ağlanır mı? aa aağlıyosun ya??...
- ...

Manyak mısın sen cidden lüferlere mi ağlıyosun demeyin? Evet manyağım, balık tutma olayına da kanımın son damlasına kadar karşıyım. Böyle hobi olmaz olsun! Sen hayvanın ağzına çengel mi iğne mi ne ondan tak, sonra sudan çıkar, çırpınsın dursun. At kovanın içine can çekişsin ölsün, sonra da ben rahatlıyorum de. Yazıktır günahtır! Neymiş hisleri yokmuş..
Ama benim hislerim var! Bizleri onlardan ayıran tek şey de hislerimizin olması değil mi?

Balık avlamayın, uyuzum hepinize! Hayvanları öldürmeden de o cani ruhunuzu rahatlatacak bişeyler bulursunuz elbet, azıcık düşünün bi zahmet...

not: eşim de gaza gelip tutuyorum bak demesin ve balıkları öldürmesin diye onun zaten balık avlayamadığını buraya hiç yazmicam bile...
not not: acaba ben de gidip onu tutabildiklerini denize mi atsaydım? ama diğer tutulanlar nolucak, başksının kovalarındakiler? kavga edicem milletle.. neyse ben en iyisi ben yine bir yıldır düzenlenmeyi bekleyen klasörlerimi düzenlemeye devam edeyim...

Yerini Bil Kardeşim!

Kimse kimsenin annesine babasına anne baba demesin!
Ne bu böyle? Bana hayatım boyunca hep çok saçma gelmiştir. Bi başkasının annesine anne dicem, ne o evlendim diye. Tamam o bi başkası eşiniz oluyo evlenince ama annesi nasıl benim annem olucak? Anne nedir? Seni karnında taşımıştır, doğurmuştur, büyütmüştür vs vs. Kadıncağızın senin elinden çekmediği kalmamıştır, ama yine de deli gibi seni düşünür, sever, kollar...
Eee nooldu şimdi? Nasıl iki dakikada bi ''evet''e sattın anneni.. Pis satıcı!
O sonradan anne dediğin kişi (eşinin annesi) seni karnında taşıdı mı, hayır. Doğurdu mu, hayır. Küçükken götündeki bokları temizledi mi, hayır. Büyüdün hala yemek ye diye peşinden koşuyo mu, hayır.
Yatarken, uykuda, kalkınca seni düşünüyo mu, hayır. Günde bin kere aklından geçiyo musun, hayır.
Bütün bunlara cevabın evet mi? Hadi ordan yalancı seni! Ya sen hayal dünyasında yaşıyosun, yada eşinle sen aslında kardeşsiniz ben sana söyliim. Sen bi daha araştır bu durumu derim.

Şimdi nooldu sen sana bütün bunları yapmış anneni hiçbirini yapmamış, sana arada laf sokuşturmaya çalışan bi kadına mı satıcaksın hemencecik..

Adi seni, pis satıcı. İki dakikada ''nerelisin? Kocam köylü'' oldun dimi?
Benim çocuğum olsa, evlense gitse anne dese kaynanasına, doğurdum falan demem vururum!
Herkes kendi annesine anne desin. Annene anne demem, anneme anne dedirtmem.

Bi de şöyle tipler var benim annem ve babamın çevresi çok geniş olduğundan, arada bazı salak gerizekalı ve yalaka kızlar çıkıp anneme anne babama baba falan deme gafletinde bulunuyolar. Biz iki kardeşiz, anneme babama ablamdan başka böyle hitap eden kim olursa olsun çok fena oyarım! Çok oymuşluğum da var. Hoşt! derim arkalarına bakmadan kaçarlar. Çok demişliğim ve kaçırtmışlığım var.
Annemin telefonunda ''anneciğim bilmem ne bilmem ne'' diye mesajları yakaladığımda hem annemi hem de o mesajları yazan salak gerizekalı ve yalaka kızı titretmişliğim var.

Herkes haddini bilsin, adamı hasta etmeyin!

not: bu yazıyı okuyupta şaşıracak zavallı eşim, konunun bizimle ilgili hiç bir güncelliği yoktur, şaşırıp üzülme. sadece çok laf sokasım vardı, dün akşamdan aklımda bu konu kalmış. yazdım rahatladım. sen işine bak, kafanı da bana yorma...

Ruh Hastası

İnsanın canı karpuz ister, kimilerinin iskender ister, dondurma ister, çikolata ister...
Benim de canım birilerine ''laf sokmak'' istiyo...
Nasıl bi psikolojim var benim ya!

Cık Cık Cık, Çok Ayıp!

Dün dişçiye gittim, ne zaman gitsem en az bi yarım saat bekletir.
Tv açıktı bi tek ben varım bekleme salonunda. Belgesel izliyodum, ben seviyorum özellikle hayvanlarla ilgili olanları..
Yardımcısı kız yanıma geldi ve ''aaa bu mu açık kalmııış? Değiştir ya bak kumanda burda, mecbur diilsin yani açık diye izlemeye '' dedi. Ben de güldüm..
Sanki açık saçık bi film izlerken yakaladı beni de, ''aa bunu mu izliyosun'' diyo. Ne var ki orda oturmuş yavru hayvanları falan izliyorum...

Belgesel izlemek ayıp mı?