30 Ara 2008

Tez Muhabbet Tez Ayrılık

Ablam ve en yakın arkadaşı bize gelecek, aradım 'kar yapıyor gelebilecek misiniz?' dedim..

Tantanayı görmeyin! Ablam bir yandan arkadaşı bir yandan 'ayyyy eğer işin varsa gelmeyelim, insanlık hali günün gününe uymaz. Birşey mi olduuu?' diyorlar.

'Ya benimle ne alakası var? Ben zaten evdeyim, gelecek olan sizsiniz. Zor olur mu onu soruyorum' dedim, Yine anlaşamadık.. Ablam benimle konuşurken arkadaşı arkadan 'ay bak gerçekten.. birşey olduysa söylesin bak, işi mi çıktı?' diyor.

Kırk kere 'hayıııııııııııırrr!' diye bağırdım, ama anlatamadım.

Neyse en son kapatırken ablam birşey alacakmış onu söyledi, 'alma ben buradan alacağım' dedim, bu defa arkadaşı arkadan yine 'ne istiyor alalım' dedi, ablamda 'bilmem neyi istiyor' diyor. 'Ya onu ben mi istedim? Sen alacağım diye tutturdun. Ben alacağım dedim ya buradan aaaaaaaaaaaaa' diye haykırdım, telefonu öyle kapattık...

Sabah sabah ne muhabbet sormayın... İyilikte yaramıyor..

29 Ara 2008

Bıktırdınız

Hay Facebook'un da, bu salak ''sizi arkadaş listesinden silenler, profilinize bakanlar, adınızı aratanlar'' grubunun da Allah cezasını versin!
Kaydolmuyorum kardeşim! İstemiyorum kim silmiş, kim bakmış öğrenmek.. Bana ne? Ben kendi sildiklerime bakarım..

Kapatsam mı şu facebook üyeliğimi ne yapsam?

Ne Dedim Ben de Anlamadım?!

Dün gece eşimle uzanmış televizyon izliyorduk, ben üstüste aynen şunları söylemişim;

- O sizin şirketteki kız da amma sallama iş yapmış, başıma iş aldım (yaptığı araştırmada saçma şirketlerin maillerini topladığı için),

- Armagedon şehir değil aptal, haberi yok (history channel'daki belgesel tanıtımı için),

- Bizim eski evin salonu şu kadardı dimi, ne küçükmüş ıyy (şimdiki salonun bir kısmını göstererek),

- Amma kilo aldı değil mi? (bal'ı göstererek),

- şu çerçeveleri de çakamadın (odadakileri kastederek),

- değiştirsene ya ben casper'dan nefret ederim (tv'yi göstererek)...

Eşim de şaşkın şaşkın bana baktı, 'ne diyorsun hiç birşey anlayamıyorum. Bu kadar bağımsız konuyu nasıl ard arda sıraladın?' dedi..

Gerçekten nasıl bu kadar hızlı düşünüp daha adamın cevabını bile beklemeden konudan konuya atlamışım hayret.. Zaten hastayım, burnum tıkalı sesim bir garip. Boğazım ağarıyor diye mız mız konuşuyorum, birde o daldan bu dala.. Zavallı adam ne yapsın?

Aslında bunu sürekli yaparım ben, arkadaşım Sevnur'la buluştuğumuzda ne deriz, ne konuşuruz kimse anlamaz.. Bunca zamandır birlikte olmanın verdiği anılarla kendimize özel bir dil oluşturmuşuz, çok komik ve saçma sapan cümleler kuruyoruz ama yine de anlıyoruz. Dışarıdan görenler de bizi manyak sanıyor..

Eşimle de uzun zamandır birlikteyim (Sevnur kadar olmasa da) O'nunla da garip konuşmalarımız olur, ama arkadaşım bana hemen uyum sağlarken eşim arada anlayamıyor..

Şu an bu yazıyı neden yazdığımı, sonunun nereye bağlanacağını bilmiyorum. Canım onu bu şekilde bırakmak, taslak halinde duran onlarca yazımın arasında unutmak istiyor ama yayınlayayım gitsin...

28 Ara 2008

Bi Şımarık Velet ve Ben

Turkcell'in Celocan'larıyla röportaj yapıyorlardı, 'oynadığın televizyon reklamını görünce ne yapıyorsun' diye sordular.
Kepçe kulaklı şımarık bir erkek çocuğu 'ayyy ben hemen koşuyorum seğrediyoruuum' dedi, kız ise 'o sesleri duyduğumda hemen odama koşuyorum, kapıyı kapatıp kulaklarıma da böööyle yastıkla bastırıyorum' dedi...

Çok güldüm, küçücük çocukla aynı tepkileri vermiş olmamız enteresan tabi...

26 Ara 2008

Hasta Tezgahtar

Bugün evlilik yıldönümleri olan bir arkadaşım için hediye bakmaya gittim, eşi hamile ve bir-iki haftaya kadar doğum yapacak..

Ablamla bebek kıyafetleri satan bir mağazaya girdik, çoluk çocuk işlerinden hiç anlamadığım için şaşkın şaşkın bakındım.

Tezgahtar kadın gelip yardımcı olmak istedi, ne aradığımı sorunca 'yeni doğacak bebek için' dedim. O bana gitti kocaman neredeyse bir yaşındaki çocuklar için kıyafetler gösterdi, ben de dedim ki, 'ufak olsun istiyorum ki hemen kullansınlar.'
Kadın, 'ama herkes verecek bunlardan, şunu alın seneye giyer' dedi. Yok dedim, doğunca giyeceği birşey almak istiyorum, kızdı.. Dandik tulumları göstererek 'o zaman bunlardan alacaksınız, başka çare yok' dedi.

Ben de bakmaya başladım, ablama 'pek güzel değil bunlar' dedim, kadın bilmem kaçıncı kere 'siz neden büyük almıyorsunuz anlamıyorum, bakın işte bunlar çok güzel' dedi.. Ben de dedim ki 'paşa gönlüm öyle istiyor, canım ufak almak istiyor, o yüzden. yeterli mi?'

Hemen döndü tabi, 'ay pardoooon.. öyle desenize, canınızın istediğini söyleyin bakın neler çıkaracağım şimdi size ben' dedi, önüme binbir çeşit güzel kıyafeti serdi, hemencecik aralarından birini seçip aldım..

Acaba baştan ısrar ettikleri ellerinde mi kaldı, bana zorla satmaya çalıştı? Demek ki neymiş, çemkirmek lazımmış...

Uyuzcadı'nın Mp3 Fabrikası

Herkes benden mp3 istiyor.

Ben nereden bulayım? Fabrikam mı var?
Kenime faydam yok ki benim, aynı şeyleri dinleyip duruyorum..
Bir de aceleciler ki sormayın, hemen olsun istiyorlar. Anında, dakikasında, saniyesinde.. O gün, o an..

Kelin ilacı olsa başına sürermiş, beni bi rahat bırakın ya!

25 Ara 2008

Çorap Delisi

Gördüm, şaşırdım, güldüm, sonra bir daha güldüm, kahkaha atmaya başladım, hala atıyorum..

Buyurun siz de eğlenin, Google arama sonuçlarında siteme gelen kişi şunu yazmış; ''teyzemin çoraplarını alırken yakalandım''..

Bu ne ya?

Büyük ihtimalle ''ablam corapsız yatmıs'' diyen kişi.. Aklını çorapla mı bozmuş nedir?

Sıçan ve Köfte

Ayşe Tüter'i biliyorsunuz, televizyonda bir yemek programı yapıyor. Tiyatrocu Ceren Erginsoy'da O'na yardımcı oluyor, daha evvel de biraz bahsetmiştim.

Ayşe Hanım, Ceren'i eze eze bir hal oldu, kızın yaptıklarını hiç beğenmiyor. Geçenlerde aralarında şöyle bir diyalog geçti, hala gülüyorum;

- aa Ceren bu soğanları çok büyük doğramışsın, olmaz,

- olsun Ayşe ablacığım bizim de mercimek köftelerimizde değişik bir tad olacak. soğanları hissedeceğiz, dişimize gelecek..

- buna sıçan dişi derler zaten hahaha.. mutfak sözlüklerinde büyük doğranan şeylere böyle denir..

Ayşe bir yandan Ceren' ters bakışlar atar, bir yandan da manalı manalı kameraya göz süzdürür... Sonra der ki;

- seğircilerimizden özür diliyorum, bugün böyle oldu..

Ceren ise her zamanki saflığı ile özürün büyük doğranmış soğanlara değil de yemek yaparken 'sıçan' dendiği için dilendiğini sanır (yada lafı çevirmek ister), der ki,

- olsun Ayşe ablacığım, o da doğada bulunan bir hayvanımız. var yani sonuçta..

Ah Ceren ah! Seni bu saflığın, iyi niyetin bitirdi kızım.. Ayşe ablacığın sana laf soktu orada, anlamadın.. Neyse, anlasan daha mutsuz olurdun zaten boşver..

Hadi Oradan!

Facebook'ta birşey arıyordum, karşıma çıkan yazı şu ; ''x için sonuç bulunamadı. kelimeleri doğru yazdığından emin ol.''

Ulen nasıl hemen senli benli olduk? Ayrıca bu ne kabalık, ne küstahlık?
'Emin ol'muş, insan bir 'emin olun' falan der, ukala!

Bloğum aracılığıyla Facebook'a 'popüler olduğunuz kadar küstahsınız da' demek istiyorum!

24 Ara 2008

Fatih Camii'si Kedileri İçin Çok Acil Yardım!

Fotoğrafa bakar mısınız?..


İçler acısı, yürekleri burkan, mideye ağrı saplayan, beni yine gözyaşlarına boğan, aklımı başımdan alan, sinirden üzüntüden vertigomu tetikleyen, başımı döndüren, insanlığımdan utandıran, yazarken bile hala ağlatan... Daha neler yazarım, ama gözyaşlarımdan yazdıklarımı da göremiyorum..

Burası bir caminin avlusu, fatih camii. O kadar büyük, geleni gideni bol olan bir yer..

Gidip namazını orada kılan, ibadetini eden herkes hiç mi görmüyorsunuz? Bu da ibadet değil mi? Allah'ın bizlere emanet ettiği canlara sahip çıkmak bu da sevap değil mi? Hem de en büyüğü... Her geçen 1 ytl bile verse bu hayvancıkların bir çoğu iyileşir, acı çekmez..

O kadar üzgünüm ki size anlatamam...


Lütfen, azıcık inancınız, azıcık sevginiz, azıcık vicdanınız varsa 5-10 ytl de olsa birşeyler yatırın bu hesaba, bu gece yastığa başınızı rahat koyamk için, ben insanın diyebilmek için, gerçekten sevap sahibi olabilmek için.. Artık ne için istiyorsanız onun için, ama lütfen lütfen biraz yardım edin..

Demişler ki;

"Whiskas,Goody ve Micho dışında herhangi bir mama markası olabilir.Bebek kedilerimiz kalmadığı için yetişkin kedi maması kullanıyoruz.Kurban bayramında atılan artıklar yüzınden parazit hastalıgı,kedi nezlesi,grip had safada ve onları klinige alıp tedavi ettirip artık bu işi bitirmek istiyoruz."
Kuru mama yardımı yapmak isteyenler benimle baglantı kurabilirlerse sevinirim.
fatihkedileri@gmail.com
maddi destek vermek isteyenler için
PETMANİA VETERİNER KLİNİĞİ
Barış mahallesi Atatürk Bulvarı Günes Apartmanı Arka Girişi Beylikdüzü İstanbul 212 873 93 23
MURAT AYTAÇ-ÖZGÜR ŞİMŞEK
garanti bankası florya şubesi ( 00407 )6699505 MURAT AYTAÇ
lütfen yollayacagınız yardımlarda FATİH CAMİİ'SİNDE BULUNAN KEDİLERİN TEDAVİSİ İÇİN diye belirtirseniz bir karışıkla karşılaşmayız
fatihkedileri@gmail.com a da makbuzlarınızı yollayabilirseniz hesabı kontrol etme olasılıgım da olur.ve boylelikle yapılan bagışlar normal hasta ödemelerine karışma gibi bır olay biter.Attıgınız her makbuz mailine cvp alamazsanız mail elime geçmemiştir lütfen buna dikkat edin
Bilgi alabilmek icin 533 341 26 25 - 555 858 79 30
-- FATİH CAMİİ GRUBU BADE ERGUVAN"


Kuru mama yardımı yapmak isterseniz www.arkadaspet.net adresinden promosyonlu ve size uygun fiyatlarla mama yardımı yapabilirsiniz. ''

not: sağırkedi, eğer sen olmasan bütün bunlardan hiç haberim olmayacak, hem duyarlılığın hem de gerçek bir insan olduğun için sana çok teşekkür ederim..

Hala Taksi Sevmiyorum

Geçen gün Aycan'la buluştuk. Biraz dolaştıktan sonra bizim eve gidiyorduk, çok yorulduğumuz için taksiye bindik, yolda erkeklerin (aycanın'ın eniştesi) evden çıkmaması hakkında sohbet ediyorduk.
Taksici aynadan bakıp ''naaapsın ablaaaa? siz bekarsınız herhalde bekara karı boşamak kolaay! adam evde otursa kabahat dışarı çıkssa kabahat'' dedi.
İkimiz de kaldık, birbirimize baktık
(ben farkında değilim ama gözlerimi kocaman açıp tek kaşımı kaldırmışım), sinirli bir şekilde 'efendim?!' dedim, adam devam etti 'sokaklarda mı dolaşsın adam naapsın?!' dedi..

Aptal! Bir kere sen o konuştuğumuz kişiyi tanıyor musun bu biiirr, sana ne bu ikii, biz karısını da alsın çıksın diyoruz çapkınlık yapsın değil bu üüüüç, sana ters ters baktım anlamadın hala mal mala konuştun bu dööört..
Aycan da 'e biraz çıksın' dedi, zavallı O da anlayamadı ki ne olduğunu..

Neyse sonra ben önünden geçtiğimiz bir sokakta baktığımız bir evi anlatmaya başladım. Yatak odasının ortasında kocaman bir kolon vardı, ve kirası da o eve göre çok pahalıydı. Daha Aycan ağzını açamadan şöför yine 'bi de bir milyar isterler dimi ablaaa? bu ülkede o parayı kazanamayan kaç kişi var hiç düşünmezleer' dedi.

Bense 'ee biz uygun bir yerde inelim'' dedim..

Anlıyorum, taksicisin bütün gün canın sıkılıyor konuşmak istiyorsun ama böyle daan diye konuya dalınmaz ki canım.. Sana ne biz ne konuşuyorsak konuşuyoruz, derdi sana mı düştü?
Eşim olsaydı derin bir sohbete dalardınız, ama ben az kalsın sana dalacaktım...

23 Ara 2008

Erikli'den Şikayetçiyim

Yeni evimize taşındığımızda nereden su alacağız diye araştırırken eşim yakınlarda biryer bulmuş, birkaç defa aldık ama tadı çeşme suyu gibiydi..

Ne yapsam dedim, Erikli'ye abone oldum. İstedim, geldi. İyi güzel, tadı hoş. Hem yemeklere de içme suyu kullandığımızdan hem de ben çok su içtiğimden zırt pırt istiyoruz.

Pazar günü de arkadaşım vardı, biz yemek hazırlarken (daha doğrusu Aycan hazırlayıp ben O'na bakarken) eşime 'su ister misin?' dedim. Saat 6-6 buçuk civarıydı.

Sonra gece oldu, uyuduk. Sabah 10 civarı su geldi, ben unutmuşum bile istediğimizi. 'Ben bunu kaç saat evvel istedim, almayacağım' dedim. Suyu getiren adam kapıda bana bağırdı ve tersledi. ''O zaman git üyeliğini iptal ettir bana bağlı senin burası'' falan dedi. Ben de tamam dedim, kapıyı kapatırken o hala bana kızıyordu.

Yarım saat sonra çok az daha kibar bir adam aradı, pazar günleri 6 da kapatıyorlarmış, sabah görmüş getirmişler.. Tamam onlar da haklı olabilir, kapalıysa nasıl getirsinler? Ama ben onların saat kaçta kapattığını bilmek zorunda mıyım? Üstelik istediğim saat geç değildi. O zaman bir uyarı çıksın ben siparişi verdiğimde, kapalıdır vs gibi. Ben salak salak bütün akşam su mu bekleyeceğim? Yada dışarı çıkacağım belki, beklemek zorunda mıyım?

Zaten abone olmadan evvel şikayetimvar.com'da okumuştum. Özellikle de bizim oturduğumuz semt ile ilgili şikayetler vardı.. Şimdi bu sabah başka bir yeri aradım, ablam oradan alıyor.
6-7 dakika içinde su gelmişti bile, hem de çok kibar biri tarafından, azarlanmadan..

Üstelik Erikli'den gelenler suyu kapı eşiğinden içeri bile bırakmıyorlar, asansörden indirdiği yerde kapının önüne bırakıveriyor. Ben tek başıma o kocaman şeyi nasıl içeriye götüreyim?

Parası da diğer sulardan çok daha fazla, anladık temiz ve güzel tadlı bir su. Ama sadece bununla bitmiyor, çalışanlarınızın da belirli bir terbiye seviyesinde olması lazım. Abone olurken iyiyiz, kötü hizmet verince abonelikten çıkarken azar işitiyoruz. Bu nasıl iş ben anlamadım..

Kimseye de tavsiye etmeyeceğim...

Bu Bloğu İzle veya İzleme

Blogger'da bir eklenti var ya hani, 'bu bloğu izle' diye..

Beni izleyenler, yada izlemeyi düşünenler.. İyi karar verin!
Ya öyle zart diye hemen izlemeye almayın, yada aldığınız zaman ilel ebet öyle kalın.
Sürekli sayı değişiyor ya, gözüm de takılıyor. Bir aşağı bir yukarı. Zorunuz ne kardeşim?! Dengesiz misiniz? Bi karar verin..

Zaten takıntılı bir insanım, her defasında kim izlemeden çıkmış diye meraktan çatlıyorum..
Hayır kime kin güdeceğim, kimi dengesiz belleyeceğim şaşırdım kaldım...

En sonunda bana ekran görüntüsünü kaydettirip, sonra eksilen olunca kontrol ettirteceksiniz.. O zaman anlayacağım işte kim silmiş, kim silmemiş..

Bir oturun oturduğunuz yerde, adamı hasta etmeyin! Dengesiz yazarın dengesiz okuyucuları siziiii...

22 Ara 2008

Hiç Birşey Yapmadan Karşınızdakini Sinir Etme Sanatı

Nasıl olur demeyin, oluyor işte..

Bizim bu Türk milletimiz var ya, her şekilde her durumda başkasının hakkını yemekte, kendi işini şip şak halletmek uğruna diğerlerini hiçe saymakta, şeytana pabucunu ters giydirmekte bir numara...

Markete gittim, (zaten nefret ediyorum) bir de kalabalık.. Yürümekte zorluk çekiyorum, herzamanki gibi zırt pırt birileri benden birşey istiyor,

- 'ay evladım gözlüğüm yok yanımda şu bilmemne kaç para?' (alsana gözlüğünü, evden dışarıya adım atınca 18'lik mi oluyorsun?) ,

- 'ay pardon sizin boyunuz uzun şu bilmemneyi bana verir misiniz?' (sanki görevli yok orada)

- 'evladım bu promosyon ne içinmiş bi anlatsana' (tabi teyze ben de zaten onu çalışıyordum çıkmadan evvel, ve çok ilgimi çekiyor bütün hepsi ezberimde) gibi..

Bütün bunları atlatıp sıraya geldiğimde upuzun bir kuyrukla karşılaştım, beklerken etrafımdaki insanların kıyafetleri, akşam yemeğe ne yapacakları, saç renkleri vs ile ilgilenerek vakit geçirmeye çalışırken tam arkamda duran kadın sürekli yüzüme doğru eğilmeye başladı. Ensemde nefesini hissediyordum, katil midir nedir?

Tam dibimde kızgın boğalar gibi puff puff diye nefes alıp veriyor ve elindeki bir paketle sağa sola sallanırken bir yandan da inatla yüzümü görmeye çalışıyor.

Niyetini anladım tabi , hiç üstüme alınmıyorum..

Sonra nihayet sıra bana gelmiş ve arabamdakileri tezgaha koyarken 'ayy, benim bir tane var bi halledeyim' dedi, ben de daha fazla ensemde puffff pufff yapmasın diye 'olur' dedim. Hay demez olaydım, kadın bir kahkaha attı ki herkes bize baktı. Gevşek midir nedir, alt tarafı sıramı verdim nedir bu neşe?

Anlamadığım nokta, be kadın on dakikadan fazla bekledik, sen neden beni seçtin? Benim önümdekilere neden sormadın? Bir paketin vardıysa eğer niye onca zaman bekledin? Beklediysen eğer neden tuttun da kancayı bana taktın? Benden sonra da sen varsın zaten, az dişini sıksana..

Neyse, iade yapacakmış (zaten hep böyle üç kuruşun hesabını yapanlar sıra isterler). Kasadaki kız 'çok uzun sürer, bayanı bekletecek misiniz?' dedi, ben daha ağzımı açamadan 'aaa tabiiiii, ben izin istedim zateeeen' dedi.

Kız da acıyarak bana baktı ve 'peki' dedi.

Teyzenin şen kahkahasını, sıranın artık ona ait olduğuna dair duyduğu aşırı güveni ve beni bekletebileceğine ve salak olduğuma dair aşırı inancını yerle bir etsem de kendisini bir güzel kenara iteledim ve işimi hallettim.

Bir dahaki sefere elindekini gözüme sokup 'benim bi tane' diyenlere, 'bak benimkiler on tane. neymiş, on birden büyükmüş, neymiş on tane alan bir tane alandan daha iyi müşteriymiş, neymiş o zaman daha iyi muameleyi hak ediyorlarmış, neymiş işini hemen halledip çıkması gereken aslında oymuş' deyip sıramı vermemeyi düşünüyorum..

Tabi o anda cümlemi bu kadar düzgün ve giriş-gelişme-sonuç olarak kuramasam da içerdiği mesaj bu olacaktır..

19 Ara 2008

Kürk Gimeyin!

Eğer ben insansam o zaman kürk giyenler ne?
Eğer benim vicdanım sızlıyorsa, içim parçalanıyorsa, elim ağayım titriyor mideme kramplar giriyorsa ve ben kendime 'insan' diyorsam onlar kim?

Bana söyleyin, deyin ki 'ben kürk giyiyorum, hayvanlar umurumda değil ve evet, kendime insan diyorum'. O dakika ben insanlığımdan vazgeçerim, sıfatlar umurumda değil çünkü. Asıl umurumda olan vicdanım, beni ben yapan sevgim, beni insan yapan acıma duygum, merhametim, yaşam hakkına duyduğum saygı...

Bir kampanya başladı, duymuşsunuzdur. Bilmiyorsanız ayrıntılı bilgi burada..

Lütfen okuyun, biraz vakit ayırıp anasayfadaki Okan Bayülgen'in konuyla ilgili program videosunu izleyin. Eğer vicdanınız ve bir bloğunuz varsa lütfen 'kürke hayır' logosunu bir yerine iliştirip kampanyaya destek verin.. En önemlisi kürk giymeyin, hayvanlara kıymayın, kıyanlara pirim vermeyin...

İnsanlığımdan utanıyorum, böyle bir dünyada yaşadığım için utanıyorum...

not: kim daha çok kan kokuyor? anketinde ben oyumu Gülşen'e verdim.. ne oldu? hani hayvan seviyordun? yazıklar olsun...

Ödüm Kopuyo

Var Mısın Yok Musun'a 50 Cent geliyormuş, amanın tutmayın beni! Hemen kendimi koltuğun altına atıp, o Türkiye'den gidene kadar bir daha çıkmamalıyım..

Ünlüymüş, zenginmiş, kızlar kul köleymiş... Ben anlamam, adamdan korkuyorum ya! Var mı daha ötesi? O nasıl bir siyahlıktır, o nasıl iri bir vücuttur, o nasıl korkunç bir surattır..

Bu program başladığında herkes bana katılsana diyordu, işim olmaz dedim.
En dandik malzemeden yapılmış, kötü bir maviye boyanmış aptal kutudan birşeyler hissedemeyeceğime göre yada numara yapamayacığıma ve orada olan herkesi kayıtsız şartsız çok ama çok sevemeyeceğime göre katılmanın bir anlamı yoktu. Üstelik kaç para kazanacağın da belli değil, üç kuruş için elalemin ağzına sakız olmaya değer mi?

Neyse işte, iyi ki de katılmamışım, mazallah seçilseydim eğer 50 Cent'le aynı stüdyoda mı olacaktım?

Kesin ödül falan istemiyorum der kaçardım..

En iyisi şu sıralar Kapalı Çarşı'ya falan da gitmeyeyim ben...

Çocuk Kiiiim? Ben Kim?

Bebe diye bir firma var, mail adresimi nereden almışlar bilmiyorum ama bana sürekli kampanyalarıyla ilgili bilgiler yolluyorlar..

Bir kere benim size mailimi vermeme imkan yok, sitenize girmiş olamam. Çünkü çocuk sevmem, olsun da istemiyorum.

Gelenleri her defasında spam diye işaretliyorum, ama bıkmadan usanmadan hala devam ediyorlar..

Kardeşim bakın, bebek kiiiim ben kim? Evlendik diye hemen çocuk mu yapmak lazım yani? Üremeyelim, ne olur? Benim genlerimde bu yok, yani çocuk mocuk istemiyorum, görünce 'ayyy Allah annesine babasına sabır versin' diyorum, heveslendiğim hiç olmaz, 'ay canıııım' dediğim pek nadirdir..

Eğer 'belki cici bici ürünlerimizi görür de özenir' diye yolluyorsanız, çok yanlış bir insana baskı yapıyorsunuz.. Açmıyorum bile mailleri, direk spam diyorum..

Beni unutun tamam mı? Umudu kesin, anaç ve normal dişilere yönelin, hadi bakayım...

18 Ara 2008

Değişik Bir Durum

Hayatımda okuduğum en komik 'haber'i sizlerle paylaşmak istiyorum. Dün arkadaşım bana yollamıştı, hala etkisindeyim...

Kahramanımız şarkıcı Faruk K ve yine şarkıcı Yeliz, aşk yaşamışlar sonra da ayrılmışlar. Normal olarak aşk yaşadıklarını ayrılık haberiyle öğrenmiş oluyorum.. Faruk K bir açıklama yapmış, aynen şöyle ;

''YELİZ DÖVÜYOR OSMAN ISIRIYORDU

Şarkıcı Faruk K kendisinden 20 yaş büyük, şarkıcı Yeliz ile yaşadığı aşkın neden bittiğini 'Orada Neler Oluyor'da açıkladı. Faruk "Bu ilişki başladığında herkes bana aradaki yaş farkının sorun olacağını söyledi. Sorun yaş farkı değil, Yeliz'in bana uyguladığı şiddetti" dedi. Yeliz'den 3 kez dayak yediğini itiraf eden popçu sözlerine şöyle devam etti: Yeliz çok zor ve uçlarda yaşayan bir kadındı. Bütün gün evden çıkmaz, ruh hastası kedisi Osman ile oturur. En küçük bir tartışmada üzerime yürüyüp, vurmaya çalışırdı. İlk ikisinde ses çıkarmadım. 'Hassas bir dönemden geçiyor' diye düşündüm. Ama üçüncü kez yaşadığımız olay utanç vericiydi. Yeliz Bağdat Caddesi'nin ortasında, kalabalığın içinde bana tekme, tokat vurmaya başladı. 'Dur' dedikçe delirdi, bağırdı. Ondan ve beni ikide bir tırmalayıp, ısıran ruh hastası kedisi Osman'dan zor kurtuldum" dedi.''

Gülsem mi ağlasam mı bilemedim, bunu yollayan arkadaşıma yaptığım ilk yorum ise ''zaten ağzı da yamuk'' oldu. Ne alaka bilmiyorum, öyle söyleyiverdim işte.. Alakasız dediysem, ağzı yamuk olmasına yamuk tabi de, olayla ilgisi yok.. Galiba insanların dış görünüşleriyle fazla ilgiliyim..

Ne diyeyim Faruk K'cığım, bundan sonra yolun açık olur umarım!

not: haber sevgili Faruk ve güzel bir fotoğrafı eşliğinde burada...

17 Ara 2008

Bir Fil, Bir Çocuk, Bir 'Bey'

Birkaç hafta evvel Dudaktan Kalbe dizisinde Hüseyin Kenan kızını özlediği için ağlıyordu, bu normal. Fakat kokusunu duyabilmek için sarıldığı oyunca Selpak firmasının promosyon olarak verdiği şu fil değil miydi?
Adam o kadar ün, zenginlik, şan, şöhret, yalılar, son model arabalar, hizmetçiler, konserler vs içinde yaşarken biricik evladına oyuncak diye vere vere bu iki-üç kutu tuvalet kağıdı alana hediye edilen fili mi layık görmüş?
Hiç yakıştıramadım, cık cık cık..

Ayrıca takıldığım bir nokta da şu Lamia'nın zamanında her haltı karıştırıp evlilik dışı bir çocuk peydahladığı Hüseyin Kenan'a 'Hüseyin Bey' demesi..
Kızım beyi meyi mi kalmış, sen almış yürümüşsün.. Kimi kandırıyorsun?

16 Ara 2008

Arama Yasağı Getiriyorum

Ne zaman birşey yapmaya kalkışsam, ya telefon çalıyor ya kapı...

Arayanla konuşurken kendimi başladığım işi bırakmış ve Zuma oynarken buluyorum.. Konuşma bitiyor, telefon kapanıyor ben hala oynuyorum. Sonra arada bırakıp bir-iki blog geziyorum, maillerime bakıyorum, az biraz gazete okuyorum derken bir bakıyorum ki kocamaaaan bir zaman havaya uçmuş gitmiş.
Kendi kendime 'ya deli misin nesin? kalk işini yap' diyorum. Bu defa da tee en başta ne yaptığımı hatırlayamıyorum..

O iş öyle yalan olup gidiyor. Aramayın beni kardeşim!

11 Ara 2008

İzmir Hayvan Barınağı'na Yardım!

Bu önemli konu için suskunluğuma ara verebilirim, Sağırkedi'nin bloğundan aynen aldım yazıyı.
İzmir'de olanlar lütfen yardım etsin...



''Arkadaşlar İzmir-Şopen'deki hayvan barınağında bulunan köpekler şu anda açlıktan zor durumdalar...O civarda bulunan fabrikalar yemek artıklarını hayvanlara ayırıyordu ama kriz yüzünden fabrikalar kapandığı için barınağa artık yiyecek gitmiyor.Şu anda zavallı köpekler kepek tozu ile beslenerek bir deri bir kemik kalmış durumdalar...Oradaki hayvanseverler elinden geleni yapıyorlar ama yetmiyor.Çünkü 1000 den fazla köpek var.Sizde yardım etmek isterseniz makarna ve süt alıp barınaktaki gönüllülere vermeniz yeterli...Eğer tanıdığınız lokanta ve fabrikalar varsa yemek artıklarını hayvan barınaklarına vermesini rica ediniz.
DHA'dan okuduğum yazıyı aynen kopyalıyorum:
"Yıllardır barınakta çalışan Nebiha Deprem üzgün: “Kısırlaştırma yapmayan belediyeler çöp döker gibi köpekleri barınağa bırakıyor. Beş yıl önce bir avuç hayvanseverin büyük fedakârlıklarla oluşturduğu barınakta 85 sahipsiz hayvan vardı. Bugün bu sayı 1500. Kriz, olumsuz etkiledi. Üç aydır doymaları için un ve kepek karışımıyla yal yapıyoruz. Bütçemiz ancak buna yetiyor. Büyükşehir Belediyesi, aylık bir ton mama yardımı yapıyor. Ancak bu mama sadece barınaktaki yavru ve felci hayvanlara yetiyor.” Nebiha Deprem, çevredeki yemek fabrikalarını, fırıncıları, iş adamlarını, tavukçuluk işletmelerini, makarna fabrikalarını, hayvanların açlık sorununa sahip çıkmaya, duyarlı olmaya çağırdı. (dha)"

not: sağırkedi, bilgilendirdiğin için teşekkür...

5 Ara 2008

Öyle

Blog alemi bana dar geldi, üstümde bir sıkıntı bir bıkkınlık..

Az müsade, hoşçakalın..

Karman Çorman

Az evvel zaplarken Derya Baykal'ın programını gördüm, engellilerle ilgili birşeyler anlatıyordu. Yardım için sms yollanabilirmiş, fakat ücretlendirilebilmesi için ardından bir de mp3 indirmek gerekiyormuş, anlattı. Yanındaki konuğu da nasıl yapılacağını sordu, Derya Hanım'da 'onu bilmiyorum, seğircilerimiz yapacak' dedi..

Ardından da yine engelliler tarafından yapılan cam üzeri süslemeler için iletişim adresi vermek istedi ve 'efendim gmail'den giriliyo, oradan ulaşıyorsunuz' gibi birşeyler söyledi..

Oldu mu şimdi? Gmail'den nasıl girsinler, olsa olsa mail atarlar. Ayrıca mp3 indirmeyi seğircileriniz nasıl yapsın? Zaten büyük çoğunluğu orta yaşta ve ev hanımı olan kişiler değil mi? Nereden indrisinler, nasıl yapsınlar?

Başka bir amaç için olsa umursamaz bana ne derdim, ama madem bir yardım kampanyası için çağrı yapıyorsunuz o zaman şu işi doğru dürüst sorup ondan sonra söyleseniz olmaz mı?
İnsanlar cam ürünlerinden satın almak isterlerse, ne adresi belli, ne web sitesi, ne de iletişim maili.. Hepsi birbirine karıştı, hiçbir şey anlamadım..

Ulusal bir kanalda hergün program yapıyorsunuz, izleyeniniz de çok. Ne var biraz daha düzgün hazırlansanız?

Adsız

Takip etiğim bloglarda yada benimkinde olumsuz gelen yorumlar nedense hep 'adsız' adı altında..

Sonuçta herkes benim gibi düşünmek zorunda veya bütün görüşlerime katılmak zorunda değil. Olumsuz eleştiriler de olabilir, işin ucu kaçmadıkça ve hakaret içermedikçe yayınlıyorum zaten.
Şimdi size bloğunuzun adını, yada isminizi soyisminizi yazın demiyorum (yazsanız ne olur??) en azından sadece adınızı verebilirsiniz.

Benim de sevmediğim, saçma bulduğum yada yazılanlara katılmadığım bloglar oluyor. O zaman yorum yazmamayı tercih ediyorum, buna vakit ayırmak istemiyorum.

Beğenmesem de o blogger yazısı için vakit ve emek harcamış, neden insanların şevkini kırayım? Neden mutsuz edeyim? O da öyle olsun, o da okumadığım bir blog olarak kalsın, ne olur yani?

Bu şekilde kendinizi mi tatmin ediyorsunuz? Hayatınız boyunca ciddiye alınmadınız da böyle özel mi hissediyorsunuz? Açıkçası yazdıklarınız umurumda değil, mantıklı olanı alıp geri kalanı çöpe yolluyorum zaten, takıldığım nokta isminizi verecek kadar cesaret ve özgüven sahibi olmamanız..

Düşüncelerinize mi güvenmiyorsunuz, lafınızın arkasında mı duramıyorsunuz, karşınızdakinin vereceği tepkiden mi çekiniyorsunuz? Hiçbirini bilmiyorum, ama şunu söyleyeyim, bizi biz yapan düşündüklerimizdir. Bence iyi yada kötü konuştuklarınızın arkasında durun, bu şekilde çok acınası gözüküyorsunuz..

3 Ara 2008

Benim O Ben

Firefox kullananınız vardır elbet, ayarlardan pop-up pencere açılmasını yasakladım.
Bunu isteyen her sitede şöyle bir şikayetle karşılaşıyorum ''Firefox bu sitenin istenmeyen pencere açmasını engelledi''..

Onu yapan Firefox değil canım, benim. Kimi kime şikayet ediyorsun anlamadım..

Bari biz Türkler gibi Google'a da yaz tam olsun..

Turkcell Senden Nefret Ediyorum

İçime fenalık geldi, bütün tv kanallarında reklamlar Turkcelli, bütün web sayfalarında bannerlar Turkcell'li, bütün billboardlar, otobüs duraklarındaki afişler, telefon bayileri her yer her yer Turkcell'li..

Yeter!

Çok uzun zaman ben de kullandım, fakat geçen sene Vodafone'a geçince rahat bir nefes aldım..
Hattım yaklaşık 10 yıllktı ve hergün gelen kampanya sms'lerinden bayılacak hale gelmiştim.
Günde en az on tane, bazen daha fazla 'oraya bağlanın', 'internet yükleyin', 'şu kadar konuşun bu kadar bedava gelsin', 'onu yapın', 'bunu yapın', neredeyse 'akşam yemeğinde onu değil bunu yiyin', 'üstünüz ince çıkmadan bir kazak giyin'e varacak kadar fazla sms geliyordu.

Bütün gün boyunca onları okumak, sonra sinirlenmek, daha sonra istemediklerimi silmek, üstüste gelenleri iptal etmek, bir geldi kabul etmedin olmaaaz ''ikinci şansınız sürüyor, 1o dakika içinde evet yazın kazanın''lara bela okumak gibi bir dolu şeye harcadığım vakitle çocuk büyütürdüm ben be!

Eşim arayıp kampanyalarla ilgili herhangi bir sms almak sitemediğini söylemişti, sonrasında banka onay mesajları bile gözükmez oldu. Öyleymiş, ya hepsini alacakmışız (reklamlar vs) yada herşey kapatılıyormuş...

Süper hizmet!

Üstelik bütün reklamlarınız berbat, o kıro recep ivedik nedir? Sizin şirket prıfilinizin de öyle olduğunu düşündürüyor insana, sanki müşteri hizmetlerini ararsam karşıma küfür edip geğiren bir recep çıkacak.
Hele o tavuk!? Onun o pis poposundan çıkan kampanyalara mı kaldım? Iyyy..

Zaten tavuk değil çikolata mübarek! O renk ve dokuda tavuk hiç görmedim hayatımda...

Diyeceğim o ki, sizden kurtuldum Vodafone'a geçtim, ne reklamlarınızdaki gibi müdür olacağım zaman ses kesiliyor, ne de günde onlarca sms alıyorum..
Ayda sadece bir kere fatura bedelimi ve son ödeme tarihimi yolluyorlar...

Paranız da mı bitmedi onca senede anlamıyorum ki, bu reklamlar ayda-yılda kaç paraya mal oluyor? Bir batsanız yada yönetiminiz el değiştirse süper olacak..

Marka bilnirliği mi yaratmaya çalışıyorsunuz yoksa bölünen pazarda azalan payınızı mı yükseltmeye çalışıyorsunuz bilemiyorum ama reklam sektörüne 'marka bıkkınlığı' 'marka kusmuğu' gibi terimler kazandırdığınız kesin..

Oh be , rahatladım..

Bir Diş Macunu, Bir Güvensiz Anne, Bir Sorumsuz Baba

Bir İpana reklamı var ya, hani kız çayına şeker atarken annesi 'çaya dört şeker atarsan dişlerin çürür, en iyisi babaya soralım' diyor.

Şimdi bazı sorularım var bu reklamın metin yazarına, şöyle ki;

Kızcağız annesinin 'şeker atma' demesine itiraz etmedi ki zaten, fırsat verseydi belki de 'tamam anne' diyecekti.
Galiba bu hatun kocasının sekreteriyle yada hastalarıyla falan fingirdediğinden şüpheleniyor ki, daha kız ağzını açmadan torlayıp toplayıp babasının muayenehanesine götürdü.. Orada da çaktırmadan ortalığı süzecek, olay mahalinde herhangi bir ipucu var mı diye bakınacak ve eğer fingirdenen kişi sekreterse 'bak ben buradayım, henüz ölmedim. bu adam sahipsiz değil, sana kaptırmam' diye gözdağı verecek..

Bir başka takıldığım noktaysa, bu doktor olacak baba hiç eve gelmiyor muymuş? Akşamı bekleyemediler mi sormak için? Yada bir telefon açıp soruverin, ne diye dalıyorsunuz adamın işyerine?

Baba kızına ne kadar ilgisizmiş böyle anacım! Dişlerinin durumuna hiç mi bakmamış? Hadi onu da geçtim, kız çayına şeker atarken hiçmi görmemişte uyarmamış?

Anladım ben, bunlar haftada bir defa sadece pazar kahvaltısı sebebiyle bir araya geliyorlar.

Doktor olacak o baba da kafasını gazeteden kaldırmıyor. Kızının yüzüne bile bakmıyor.

Doktorsun, iyi kazanıyorsun aladık. Ama babalık öyle sadece para vermek, boş vakitlerinde de sekreterinle fingirdemekle olmuyor canım. Ağaç yaşken eğilir!

Doğurup atmak kolay.

İşte günümüz gençliğinin de en büyük problemi bu bence, anne baba herşeyi önlerine serip yüzlerine bile bakmıyor..

Lütfen tv' de halkımızı bu şekilde olumsuz etkileceyek örneklere yer vermeyelim. Sayın RTÜK uyuyor muyuz?!

Sizi Üşengeçler Siziiii

Hani hep arama motorlarından siteme gelenleri yazıyorum ya, bir de hergün onlarca sayıda 'uyuzcadi' 'uyuzcadi.blogspot.com' 'bi uyuzun uyuz olduklari' 'bi uyuzun uyuz' 'www.uyuzcadi.blogspot.com' gibi aramalarla siteme gelenler var.

Bunlar tamam, ama bazen şu oluyor 'bi uyuzun'..
Bu ne ki şimdi, üşengecin en önde bayrak sallayanı değilsin de nesin?
Yakında 'u' yazsanız ben çıkacağım karşınıza, ha gayret..

2 Ara 2008

Sanki Bilmiyoruz

Eşim de, iş ortağı da her yaptıkları yeni sitenin adresini gtalk'larına yazıyorlar, bu yaklaşık iki senedir böyle..
Anlamadığım şu, zaten hepimizin gtalk'u msn'den hallice, yani az kişi var. Bir de yine hepimizin listesi üç aşağı beş yukarı aynı insanlarla dolu, yine hepimiz neyin yeni, neyin online olduğunu biliyoruz.
Bu haberdar etme sevdası nereden çıktı? Her açtığımda ikisinde de aynı yazıları görmekten içime fenalık bastı, körler sağırlar birbirlerini ağırlar durumu olmuş iyice..

1 Ara 2008

Çıkarcı Bir Uyuzum

Önceki gün abuk bir yere freelance iş görüşmesi içi davet edildim, dün de gittim...
Sitemi nereden buldunuz dedim, İngiltere'de biriyle iş yapmışım ordanmış. Nasıl yalan!
Ben hayatımda hiç freelance iş yapmadım, İngiltere'de de olsa olsa Siemens olur, onların da tutup beni referans etmekle uğraşacak vakitleri olduğunu hiç sanmıyorum..


Neyse, gittim..
Bana neler yaptığımı sordular, ben herzamanki gibi anlatmaya başlayınca ilk cümlemin sonunda 'ya sizin işleriniz hep birbirine benziyor, neden?' dedi biri. Diğeri de arkasından 'evet, sanki template gibiler, hazır alınmışta ufak tefek uygulamalar yapılmış gibi geldi bana' dedi.

Eşim de yanımdaydı, o sırada telefonla konuşuyordu olanı biteni duymadı..
Benim o anda ne kadar sinirlendiğimi tahmin edebilirsiniz herhalde, kaşlarımı olabildiğince çatıp, sesime ve duruşuma verebildiğim en kızgın şekli verdikten sonra 'siz benimle ne biçim konuşuyorsunuz?' diye başlayıp susmadan uzunca bir süre konuştum.
'Benim işlerimden kaç tanesi ödüllü haberiniz var mı?' dediğimde salak salak bana bakıyorlardı, en son şişko olan toparlamak için 'yanlış anlamayın, ben öyle hissettim' dedi, 'çok yanlış hissetmişsiniz, çok.. Ben hayatımda hiç böyle bir ithamla karşılaşmadım. O işlerin hepsine gözümün nurunu akıttım ben, her bir santimi ne kadar özenle çalışıldı haberiniz yok tabi konuşuyorsunuz ileri geri' dedim..


Sonrasında kırk kere lafı düzeltip 'kusura bakmayın' falan dediler. Eşim de o anda konuşmasını bitirmişti, ne olduğunu anlamaya çalışırken bir anda O da çok sinirlendi, yalnız olsam kesin çıkar giderdim, ama bir saat kadar daha kaldık.

Olayın sonrasında ben bir daha hiç konuşmadım, etrafa baktım, anlattıkları saçma sapan şeyleri dinledim.. Sıkıldım, pıkıldım, ofladım, pufladım..


En sonunda biz kalkarken şişko olan ithalatlarını yaptıkları inci tozu kreminden, bir de vermek istediğim birkaç kilo için bir zayıflamaya destek ürün hediye etti, benim açımdan olay bir güzel tatlıya bağlanmış oldu.
Şu an hem şişkoya hem de zayıfa karşı herhangi bir kızgınlık hissetmiyorum, bu adam böyle eli açık olsun ben oralara daha çok gider gelirim ne olacak ki?


İşte görüyorsunuz, biz dişiler (benim gibi uyuz ve kindarları bile) herhangi bir kozmetik ürününe ve gideceği vaad edilen iki-üç kiloya hemen tav oluyoruz..

Şu an dün sabah yaşadığım olaya bakış açım budur; Hayat herşeye rağmen güzel!

Bir Berber Bir Berbere...

Yine Googel arama sonuçları;

''gerdeğe girmeden önce gerdek gecesinde napılır''

Gerdeğe girmeden gerdek gecesi olamayacağı için senin önce gerdeğe girmen lazım..