30 Ara 2009

Duygu Yüklü Yeni Yıl Mesajım

En güzel ağaç mutlu olandır, en mutlu ağaç ise kesilmemiş olandır.

İnsanlık olarak niye her haltımızı birşeyleri katlederek yapıyoruz anlayamıyorum. Yeni yıl geldi ya, çakma noelciler olarak ağaç kesmekten geri kalmayız. Hayır hangi şeyden geri kalmışız ki bu güne kadar zaten? Nerede abidik gubidik birşey var onun başını çekeriz, adam akıllı bi halt olsa anında kaçarız.

Bayram de hayvanları katlet, yeni yıl de ağaçları katlet.

Kar yağsın, heryer renkli ışıklarla dolsun biz de seviyoruz ama ağaçları katletmesek olmaz mı? I ıh katiyen olmaz. Birşey kesmedikce nefes alamıyoruz biz, boğuluyoruz. Olmaz, olamaz!

Can alarak kutlayacağımıza, sevincimizi yeni hayatlara can vererek kutlasak olmaz mı?

Geçen yıl yazmıştım, hala aynı fikirdeyim. Yılbaşı da benim için değil dünya için özel bir gündür, o kutlasın!
Buyurun buradan okuyun.

Yarın fazla sapıtmayın, içkili araba kullanmayın e mi?

29 Ara 2009

Arabanı Da Al Git!

Arabayı aldık ama sadece 'arabanın işlerini' halledebilmek için kullanabiliyoruz. Birgün ruhsatını almam lazım (git 10 gün sonra gel demişlerdi), birgün muayenesini yaptırmam, başka bir zamanda genel bakıma sokturmam, vergisini ödemem, cart kağıdı, curt pulunu almam lazım...
Eşim çalıştığı için (biz evden çalışıyoruz ya iş sayılmıyor), bütün bunları benim yapmam gerekiyor. Yapayım ama hiç birinden anlamıyorum, her kafadan ayrı bir ses çıkıyor.
Eşimin babası birşey söyler, eşim ayrı, benim babam ayrı.

Sabah kalkıp bir tanesini halledeyim diyorum, üç kafa farklı şekilde inanılmaz bir 'ben bilirim' kavgasında sanki. Üstelik kimin ne dediğini başkası bilmiyor ama, nasıl iddia ediyorlar size anlatamam. Mutlaka o yapılacak, başka yolu yok.

Polis çevirirse çok büyük ceza yeriz (muayenesini yaptırmazsak), mazallah takla makla atarız (bakımını yaptırmazsak), vergi borcu çıkar, yeni yılda yüzde bilmem kaç zam gelir boşu boşuna fazla para veririz...

Ya bu neymiş be arkadaş? Bıktım! Yıldım!
Yapacağım, sesim çıkmayacak eşşek gibi mecburen uğraşacağım da 'yüce meclis' ne yapılacağına bir karar verebilse, bir yerden başlasam elbet sonu gelir.

Bir sürü işim var, elalemin kokoş karıları yılbaşı alışverişinde, Mango indiriminde, alışveriş merkezi gezmelerinde biz de sanayiye mi gitsek Bayrampaşa Trafik Amirliğine mi diye ikilemdeyiz.

Kadere bak!

24 Ara 2009

Maaşımla Kulaklık Alıcam

Çalıştığım bir yer var, kız arada telefon açıyor, muhabbet aynen şöyle;
Rın rın rınınırınınnn
- Efendim Ayça,
- Heöövhannınn ööhöhöhöhöhöhhh ığğğğyyykkkhhhh pöğğğkkkk ıhıöhöhöh!!!

Anasını satiim sanki kusmak için aramış karı! Lan kusacağın öksüreceğin varsa önce bir ne halt ediyosan et sonra ara. 10 dakika konuşuruz arada tıkanırsın anlarım da, daha alo diyemeden nedir bu sesler bi mana veremiyorum.

İçme şu zıkkımı Ayça, içme! İş yapacağız üç kuruş para kazanalım diye kulaklarım heba oldu be!

Kadın Irkının Yüz Akı

Dün akşam can sıkıntısı sebebiyle google map'te Paris sokaklarına bakınırken 'aa dur dur hızlı geçiyorsun şuradaki kadınlar neler giymş azıcık onlara da bakalım' diyen anneme öpücüklerimi yoluyorum.

21 Ara 2009

Of

Bütün müşteriler mi ÖKÜZ olur ya?!

Biri şu sektörde çalışan su katılmamış danalara, öküzlere, ayılara 'günaydın', 'kolay gelsin', 'teşekkür ederim' ve en önemlisi 'lütfen' demeyi öğretse nasıl olur acaba?
Hayır ben çok denedim de başarılı olamıyorum.

12 Ara 2009

Ortaya Karışık Dedikodu

Şu sıralar kendimden geçmiş durumdayım, hala ev yerleştiriyorum. Birşeyleri değiştiriyorum, eksikleri alıyorum, yenilerini yapmaya çalışıyorum, nasıl olsa nasıl bitse diye kafa patlatıyorum. Sonuç; sabahtan beri belim ağarıyor. Çok hoş...

Araba kullanmaya başladım, zaten yaptığım birşeydi ama en son babamın arabasını kullandım öyle diyeyim. O da tee kaç sene olmuş. Eşimle birlikte alıştırmalar yapıyoruz, çok mutluyum vs vs. Ama yanımda oturup olur olmadık yerde 'duuuur!' 'hadi şimdi bas bassana kızım hadiiii!' diye konuşmaları yok mu delireceğim. Bir de ne yaptığımızı anlasam daha iyi olacak.

Geçen akşam ışıklarda durmuşum, buyurdu ki sola dönmeliymişim. Üç şeritli yolun iki şeridini kestirtti bana yanlamasına durdum. Araba gelecek gömecek diyorum, 'yok yok iyi burası'. Hayır kendi irademle böyle bir abukluk yapsam kesin kızar tehlike yaratıyorsun der. Sonra ışıklar yandı arkadan arabalar tam gaz gelmeye başladı, hava karanlık falan.
Dedim düzelteyim azıcık, 'direksiyonu bana bırak' (hayır deme şansım var mı acaba?)
'bas gaza biraz'
'şimdi dur'
'bas'
'dur'
'şuraya gidelim'.
Eeee?
Üç saniye dur tekrar bas gaza, 'kızım bassanaaaa durulacak yerde basıyorsun basacakken de duruyorsun hayretsin yani'.
Hı? Ne? Ay ne yaptık şimdi ben anlamadım bile? Trafiği katlettik anca onu çözebildim.

Beni benimle bıraksa daha güzel kullanacağım sanki, içimde öyle kuvvetli bir his var.

Şöförler de ayrı bir ayılık örneği zaten, her b.ka zooooooort korna. Zıkkım! Zıkkımın kökü! Noluyo be? Hepiniz ananızın karnından arabayla mı doğdunuz acaba? Yeni öğreniyoruz heralde. Üstelik öyle trafik canavarı falan da değilim yani, dört yollarda falan yavaşlıyorum, şerit değiştirirken dikkat etmeye çalışıyorum. Sen cehennemin dibine iki dakika daha erken gideceksin diye ben kaza yapamam kusura bakma. Ben o arabayı ne kadar aradım sen biliyor musun? Gözümün nuru şu an kendisi, büyük aşk yaşıyoruz. Hele bir çizin, hele bir dokunun bakın adamı kaç parça yapıyorum. Yolun ortasında saçınızı başınızı yolarım demedi demeyin, aha da buraya yazıyorum!

Bir de küfür etmeye başladım (üst satırlarda da sayasım geldi ama kendimi tuttum), benden duyacağınız en fena şey gerizekalı eşşek gibi çok ayıp (!) olan sözcüklerken ağzımdan neler kaçıyor neler. Zaten hiç yakışmıyor çok komik oluyorum ben kiiiim küfür kim? 'Babanların yanında da söylesene bunları nihohahaha' şeklinde kahkalar içerisinde konsantrasyonumu bozmadan araba kullanmaya çalışıyorum sayın okuyucular, zor zanaat.
'Camını açsana'
'Radyo kanalını değiştir bakiim yapabilicek misin?'
'Önüne bak önüne'

Noluyo be? Sanırsın Nasa'ya astronot olacağım da testten geçiyorum. Bi rahat bırak canım hadi, bir dahakine de kapıyı açarken dikkat et duvara çarpma.

Bir de şikayeti var beyefendinin, O sağda solda beğendiği arabaları gösterirken ben önemsemiyormuşum, bir kere bir araba almışım ve sevmişim ya artık gözüm başkasını görmüyorumuş daha iyilerine hiç bakmıyormuşum. Amannn ne kadar kötü bir özelliiiiik Allah düşmanımın başına vermesin a dostlar!
Ay deli mi ne ayol? Ne güzel işte, elimdekiyle mutlu olmasını bilen kendi halimde bir insanım ben. Her saniye daha iyisini, daha pahalısını tuttursaydım hayatımız nasıl olurdu acaba? Bu türden bir kişi her ailede yeterli bence, en azından ben denge unsuruyum. Ne komik kocam var ya.

Son olarakta 'blog yazısı gibi bir insansın ya ne komiksin' dedi bana, a be aklıllıcım, zaten okuduğun tek blog uyuzcadı, e onu da ben yazdığıma göre çok normal değil mi acaba?

Ne çok çekiştirdim be! İyi oldu rahatladım.

9 Ara 2009

Mevsim Dağılımı

Yazları hava sıcak, heryer ışıl ışıl, hem de günler çok uzun güneş geç batıyor. Peki kış? O hain kış nasıl? Hava buz, bulutlar üstümüzde ve 4-4 buçuk arası güneş yatağına çekiliyor.
Ne kadar adaletsiz öyle değil mi?
Hadi soğuk havayı anladım ama bari uzun günler kışta olsaymış, belki ruhumuz bu kadar daralmazdı.

Ayrıca yazın güzel giyinmekte ne kadar da kolay. Pazarı geçtim güzel mağazalarda bile en pahalı yazlık kıyafetler 30-40 lira arası oluyor. Tak sırtına incencik bir tunik, ya da pembe bir etek, altına renk renk sandaletler. Yok yağmur yapdığında su çekmesin, yok karda kaymasın, aman ayaklarım üşümesin derdi de yok nasılsa. Hatta ne kadar üşürse o kadar iyi, serin serin oooh mis.
Kışın ise kalın kazaklar, montlar, botlar, atkılar, bereler, atletler, eldivenler ayyyy yazarken daraldım, üstüne bir de çorap! En nefret ettiğim şeylerden biridir çorap, kefene sokuyorlar sanki beni o çorapları giyince.

Üf kış, senden nefret ediyorum söylemiş miydim? Azıcık adaletli mevsim dağılımı istiyorum yaa böyle de olmaz ki...

7 Ara 2009

B.N.P.

Zaman zaman mutfakla aramız düzelip bozuluyor. Kimi günler -ve devamında haftalar boyunca- canım değişik tadlar denemek ister, açarım yemek kitaplarımı, web sitelerini bakar bakar uygularım. Ama öyle bir çeşit değil kim bilir kaçar tane, hergün... Bazen de bozuşuyoruz kendisiyle, su içmeye bile üşeniyorum kaldı ki yemek yapmak. Biri önüme hazır bıraksa yemeye üşeneceğim neredeyse...

Şu sıralar bozuğuz, zaten genel anlamda bir bozukluk var üzerimde. Hani ölü toprağı mı derler nedir ondan. Sabahları uyanmak bilmiyorum, nasıl halsizim, nasıl her daim yorgunum size tarif edemem. Kendimi çok yordum, ev yerleştir, eksikler vs derken canım çıktı. Hala daha bitmedi, bir de bunun üzerine hergün yemek yap. Çekilecek işkence değil yani. Benim gibi evden çalışıyorsanız sabah kahvaltınız, öğle ve akşam yemekleriniz de sırtınızda kambur demektir. Zaten sevmiyorum yemeyi, kırk saat düşünüyorum ne yesem ne yapsam dolapta ne kalmış ne bitmiş, üfffff! Dışarıdan söylemekte belki bir çözümdür ama (bknz. alttaki yazı) tıpkı annem gibi kimlerin pişirdiğini bilmediğim yemeklerden istemiyorum artık. Düşüncenin özü şu, bir tas çorba da olsa evimde yiyeyim. Yine saçma birşey çekmişim anneciğim, adamakıllı güzel bir huya elim gitmemiş.

Diyeceğim o ki sevgili blogcu arkadaşlarım hani üşenmeden sık sık yazıyorsunuz ya bugün ne giydim, yok kombindir, odur budur. Bırakalım boş işleri bunu bir elim parmağını geçmeyecek kadar kişi yapsın, şöyle yemekten anlayan birileri çıksın format değiştirsin. Önerim bugün ne giydim yerine, bugün ne yedim.
Olur mu? Bence çok güzel olur. Hergün yazın ya Allah aşkına, lütfen, rica ediyorum. Aklıma yemek gelmiyor hergün, yapayı geçtim bulmak asıl sıkıntı ay öfke nöbetleri geçiriyorum öyle böyle değil. Kocanız da 'aaa canım benim ne istiyorsan pişir bak ne kadar uyumlu bir insanın' deyip bir fikir bile vermiyorsa adamı boğacak gibi oluyorsunuz, evliliğiniz bitme noktasına geliyor, hayatı falan sorguluyorsunuz. Olmak istediğim bu muydu, yaşamayı planladığım hayat aynen bu şekilde miydi falan diye.
Tarifte istemiyorum, sadece ne yediğinizi yazın. Hadi biriniz yapsın çok rica ediyorum.

5 Ara 2009

Annem

Yıllar geçtikçe iyiden iyiye anneme benzemeye başladım, bunda bir sakınca görememiş olabilirsiniz ama benzediğimiz yönler kendimi bildim bileli O'nda eleştirdiğim yönler.
Mesela hiç birşey beğenmez, birlikte alışverişe çıksanız fıktık olur kös kös eve dönersiniz. Aylarca arar arar üstüne başına kıyafet alamaz. Bense her dışarı çıktığımda deli gibi alır(d)ım, bir dolu şeyde de aklım kalır(dı). Ne oldu bana? Alacak doğru dürüst hiçbir şey bulamıyorum. Misal annem yaklaşık ekim ayının başından beri kendisine mont arıyor, ben de aynı zamanlardan beri kışlık bir ayakkabı. İkimizde bulamadık, ümidimiz de kalmadı zaten.
Niye yok anlamıyorum, neden bulamıyoruz? Gitmediğimiz alışveriş merkezi, gezmediğimiz mağaza kalmadı sorun üreticilerde mi bizde mi? Tabi ki bizde.

Dün konuşuyorduk, diyor ki 'kadıköy'e gidelim', 'maltepe'ye baktın mı?', 'bilmem ne alışveriş merkezine bakınsak'. Yok işte, hepsi elden geçti zaten, yok yok yok.

Ablam buluyormuş, dedim 'O da ne bulsa alıyor zaten, azıcık bize benzesin'. İpler koptu sonra, bari içimizden biri giyinebilsin değil mi? Kızdan ne istiyorsak?

Yaptığı garip garip espirilere gülmeye başladım mesela. Babam dedi ki geçen gün, eskiden gülmezmişim bir de üstüne kızarmışım bu ne biçim laf diye. 'Amaaaan' dedim 'baba, ergendim o zaman herşeye kıldım normal yani'. İnsanın kendini eleştirebilmesi çok iyi birşeymiş, öyle dedi babam. Yine bende övecek bir nokta buldu yani, seviyorum kendisini.
Saçma sapan şeylere dakikalarca gülüyoruz gözlerimizden yaşlar akıyor manyak manyak kikirdiyoruz. Tamamen saçmalık yani.

Ucuzluk hastası oldum çıktım, şundan bir sene evvel bile herşeyim Zara, Top Shop, Mango falanken artık pazarları talan ediyorum sevdiğim markaların indirimlerini bekliyorum. Eşim alsana dedikçe 'saçmaladın haaaa kaç para o?' diye çıkışıyorum. Hayra yormak lazım...

Birlikte mutfak alışverişine çıkıyoruz, ne sebze meyve alırsa özenip aynısından istiyorum. Halbuki yemezdim hiçbirini.

Annem aynı da, ben değiştim galiba. Yaşım da kocaman değil ya hani şu bir-iki senede mutasyona uğradım.

Yine annem gibi sosyal olsam, insanları sevsem, herkesle iki dakikada kanka olabilsem etrafıma neşe saçsam, hiç yüzümü asmasam hep gülsem, sabahları 2 saat yürüsem, korkusuzca minübüs şöförleri gibi araba kullansam, Tefal'e girip tezgahtar kıza 'ay içimden geldi demeden yapamayacağım hey düdük düdüklü tencere var mı?' desem altıma edene kadar gülsem, O'nun babama yaptığı gibi eşimi alttan alsam bir dediğini iki etmesem, zehirlendiğinde hastaneye giderken bile evden çıkmadan kazağıma uygun toka-yüzük-ruj üçlüsüyle uğraşabilsem, o kadar bakımlı olabilsem rujsuz ve küpesiz asla dolanmasam, kimseye küsmesem, pozitifliğimle herkesi yola getirsem, herkese kızan amcama ağzına geleni söyler saatlerce gülerler biri ayağını çek dese amcam kırk yıl küs kalır şunu bile becersem mesela ne büyük bir nimet, kimseye kızmasam, enerjim hiç tükenmese, hastane yatağında ağzımda oksijen maskesi kolumda serum iğnesiyle bile kızlarımın başımdaki tokayı çıkartmasına izin vermesem...

Yok işte, dedim ya annemde hep sinir olduğum yönlerine çekmeye başladım diye.
İyi birşey yok bende, cinsim cins.

3 Ara 2009

'Bayram' Mı?

Yazmayayım yazmayayım dedim dayanamadım, her sene kurban bayramı zamanı delirecek gibi oluyorum. Çocukluğumdan beri benim için travmatik bir durum, yıllarca vejetaryen olarak yaşamamda etkisi çok büyük. Yazık günah ya, nasıl kesiyorlar anlamıyorum.

Ayrıca kurban edilmiş hayvanın yerinde olsam, beni öldürmüş birini köprüden möprüden geçirmem arkadaş! Seni karşı kıyıda bırakır, güzelcene yoluma gider, üstüne bir de güler, döner arkamı giderim.

Sen tut zavallının gırtlağını kes, o seni alsın incecik köprüde sırtında taşısın.
Olacak iş değil.

not: yazıyı da yorumlara kapattım, öyle kimsenin din dersini çekecek değilim. bi gidin işinize hadi canım hadi.

26 Kas 2009

Ne Ola Ki?

Offf çok sıkıldım senden blog!
Böyle yüzüne yüzüne söyleyipte kırmak istemezdim ama içimden seninle ilgili hiçbir şey yapmak gelmiyor. Sayende hayatıma giren tatlı arkadaşlarımla günümü gün etmek sonra da dönüp bunları saymak çok büyük bir terbiyesizlik biliyorum ama ne yapabilirim ki? Durum bu.

Kontrol bile etmiyorum seni, günde bir kere açıp 'hey nasılsın?' diye sormak bile gelmiyor içimden. Bana göre en güzel tarafın şu sağda duran Atatürk'üm. Her baktığımda tatlı tatlı gülümsüyor, ne şeker adam. Daha da bir albenin yok yani.

Ne kadar zamandır varsın hayatımda? Bir buçuk seneyi geçti, hiç bu kadar ara vermemiştim galiba...

O ara uzadıkça uzuyor, içimden bir ses artık yazmak istemediğini kendine itiraf et diyor. Sıkılganın tekisin sen bunca zaman devam etmen bile mucize diyor, hiç susmuyor. Dırdırcı ne olacak?

Ara desen ara değil, bırakmak desen bu bir son değil, kaç aydır içinde olduğum durum neyse o işte. Adı da yok...

Geçer... Geçer di mi?

23 Kas 2009

Öyle

- 'Aşkım biz bayramda napıcaaaaaz?'
- 'Bilmem, annenlere gideriz herhalde'
Rın rın rını rın rı rın rını rın rırırırııııın.

Bir, o adam amma kılıbık öyle.

İki, o karı amma yalaka öyle. Senin anan baban yok mu kızım?

Üç, o mahalle sakinleri amma terbiyesiz öyle.
Başkalarının konuşmalarını dinlemek çok ayıptır.
Ayrıca ne kadar ikiyüzlüsünüz öyle, kadın illa da canının içi olan kaynanasına gitmek isteyince biriniz çocuğa şeker kakalıyorsunuz biriniz evire çevire kıyafet satmaya çalışıyorsunuz. Madem bayram diye sevindiniz verin şu ağzı süt kokan bebeye harçlık, ya da 'al evladım bu da benden sana bayram hediyesi' diye bir avuç şeker.. Nerdeeee? Bizdeki esnafta çakal olmuş anacım...

Ananın da zaten maşallahı var çocuk nerde haberi yok düşmüş kaynanasının derdine.

Son madde dört, reklamlardan nefret ediyorum!

21 Kas 2009

Yoromsız


O araba 'boyosız' sa ben de yorumsuzum arkadaş!

19 Kas 2009

Ayşegül İki Kedisiyle

Bir kedi günün kaç saatini kapalı kalarak geçirebilir? Cevap veriyorum, eğer söz konusu şapsişirik bizim Mumu ise, 10!

Şaka değil, kedim bugün toplamda 10 saat hapis hayatı yaşadı. Sabah evden çıkarken havaya bakmak için balkon kapısını açmış bulundum, işte bu büyük bir hata. Kaşla göz arası sen ne zaman kaçtın be hayvan?
Eve döndüğümde Mumuuuu Mumuuuu dedim çıkmadı, ki kapıda karşılar.
- 'Baloş'um Mumu nerde kızım?'
- Mırrrr!
- Hımm o zaman sorun yok?!

En son balkona baktım kapıyı açar açmaz son sürat söylenerek mama kabının başına koştu.
Mırr mır mıııııııır!
Kıtırt kıtırt (mama sesi).
Üşümüş yazık, azıcık ısıtıttım sonra yine azmaya başladı.

Akşam da 'kızlar nerede yaaa?' diyorduk benimkiyle, nerede olacak büyük kraliçe uyuyor yine, diğeri hani?
Tanıdık geldi mi?

Mumuuuuu Mumu kızım neredesiiiiin?
- Baloş'um Mumu nerde kızım?
- Horrrrrrr!

Dolabın kapalı kapısının derinliklerinden bir ses, Mırrrrr?!.
- Kız Allah seni kahretmesin e mi! Ne ara saklandın elbiselerin içine?
- Mırr mır mıııııııır! Kıtırt kıtırt (mama sesi).

İşte bizim evde kedili günler hep birbirinin devamı niteliğinde... Allah herkese nasib etsin, Amin.

11 Kas 2009

Durum Raporu

Geçen gün annemle D&R'daki çocuk kitaplarına bakıyorduk, hani güzel sanatlar mezunuyum ya, hani illustrasyon yapmaya bayılıyorum ya, birini alıyorum öbürünü bırakıyorum pek eğleniyoruz.

Arkamızda da bir adam var dönüp dönüp bana bakıyor. 'Allah Allah, cins midir nedir' dedim ses etmedim, biz kurcalamaya devam ediyoruz. En son her güne bir masal kitabını gördüm, 'aa anne bak bizdeki kitaptan' dedim, O da 'aaaaaaaa İsveç masalı varmış içinde ver bakayım' dedi, büyük bir mutlulukla çocuk taburelerine oturdu okumaya başladı, sanırsın ki zamanında İsveç'ten sürgün edilmişte memleketinin verdiği özlemle hikayeye sarılmış.

Neyse işte, o arada derede iki saattir bana bakan adam;
- 'Sizinki kaç yaşında?' dedi,
Ben de , '27' dedim. Aslında 28 oldum da ağız alışkanlığı işte.
- 'Hımmm o zaman okur, çünkü bizdeki 3 yaşında pek anlamıyor' dedi.
- 'Kendime aldım, kendime' dedim.
O an hızla anlatmakta olduğu beni hiç ilgilendirmeyen saçma sapan şeye ara verip yüzüme öyle bir şaşkınlıkla baktı ki size anlatamam.

Biz gülmeye başladık, adam giderken hala bana bakıyordu.

Ne o yani, bu kitapların içindeki çizimleri de çocuklar mı yapıyor sandı bu denyo? Çocuk kitaplarına 28 yaşındaki büyükler bakamaz, bunları okumaktan zevk alamaz, ya da resimleriyle aşk yaşamaz. Bu mudur?

Hep beni buluyorlar ya, yine buldular işte.

Uzun zamandır canım yazmak istemiyordu. O boşlukta yine beni neler buldu neler de anlatacak halim yok.

Şimdilik hala evle uğraşıyorum, hala bir araba alamadım onun için üfleyip püflüyorum. Sonra da 'sanki çekirdek alıyorsun da ne bu acele salak' diye kendi kendime kızıyorum.
Şöyle temiz bir Golf var mı bildiğiniz, bana satsanız mutlu mesut yaşasak...

Şimdilik böyle, sevgiler...

28 Eki 2009

Bi Yere Kadar Canım

Kedi milletinden fenalık geldi bana. Evde birdiler iki oldular ondan mıdır, şu sıralar zaten gerginim ondan mıdır nedir bilemeyeceğim ama evde sürekli 'Allah Allaaaaaaaaah!' şeklinde dolaşıyorum.

Ayağımı attığım yerde, kolumu kaldırdığım yerde, kafamı koyacağım yerde, çekmece açtığımda içinde, duvara dayamak için var gücümle ittiğim kütüphanenin arkasında çığlık çığlığa (!), oturacağım yerde, her kapının arkasında, yemek yiyeceğim yerde, dinleneceğim yerde, banyo yaptığım yerde, yemek yaptığım yerde, saçımı tarayacağım yerde, çamaşır yıkacayacağım yerde, bulaşık makinesinin içinde, açtığım her kutunun içinde, açık her camın önünde, gece uykuda üstümde, yorganın altında ayak parmaklarım dişlerinin arasında, en münasebetsiz zamanda oyun oynamakta, en olmayacak şeyi sehpadan aşağıya yuvarlayıp patiyle tak tak yuvarlamakta, en uygunsuz zamanda saçma sapan şeyleri yapmakta...

Aaaaaaaaaaaaaaa heryerde heryerde! Off!

Ne meraklı milletsiniz kardeşim!

Gece uykumda tepemdesiniz, ne o canınız sevgi ister, gündüz elimi sürerim 'hırrrrrrrrrr' diye bir sesle beni defedersiniz. Yemek yiyeceğim daha tabağa koymadan ayağımın dibinde bitersiniz, 'gel kızım şunu ye' dediğimde aptal aptal havalara bakarsınız. Ayağımı uzatır iki satır birşey okumak isterim mutlaka kitapla gözlerim arasındaki en uygunsuz yeri bulur oraya kıvrılır uyumak istersiniz. Haa mis kokulu gazlarınız da cabası!

Herşeyin içindesiniz, herşeyin yanındasınız, ben neredeysem oradasınız. Arada oldu ya gözden kayboldum, hemen içerinden 'miyavvvvvvvvvvvvvvvvvvvvv' diye bir ağıt yakar 'gel kızım buradayım' dedirtmek zorunda bırakırsınız, ben yine yerimi ele veririm.

Tamam anladık beni seviyorsunuz, o pek kıymetli canınız sıkılıyor meraktan geberiyorsunuz ama azıcık rahat verin kardeşim.

Ben de sizi seviyorum, hadi şimdi arka odaya gidin güzellerim yüzünüz eskimesin...

27 Eki 2009

Gülen Sergi

Canım benim...

Ne tatlısın, ne tontonsun, ne kadar yakışıklısın, harika gülüyorsun...

Neye neşelendin acaba bu kadar? Şimdi yaşasan güler miydin yine böyle?

Şimdi yaşasan biz bu kadar mutsuz bir millet olmazdık ki, hep birlikte gülerdik değil mi güzel Ata'm benim?


Gülen Atatürk fotoğrafları sergisine gidebilirsiniz, eğer Ankara'da yaşıyorsanız...

22 Eki 2009

Biiip

Şimdi taşıma şirketinden adam geldi birkaç kutu bıraktı, ayakkabılarını çıkartmadan halıların üzerinde gezdi (!), defolup giderken;

'Ataşehir' e mi taşınıyorsunuz?' diye sordu. Sonra 'sağlık olsun' dedi ya.

Şaka mı bu?
Gerçekten kendimi çok iyi hissettim, sağolsun, varolsun...

İlk kez bloğumda küfür etmek ve kendisine en majiskülünden koca koca bold harflerle GÖT demek istiyorum!

Öyle...

Yorgunum, hala hastayım, ilaç içmekten bıktım...

Yarın taşınıyoruz ama ev, şöyle bir süpürüp toz alsan oturmaya devam edilebilecek düzende. Girişte iki-üç boş kutu var ama o kadar kusur kadı kızında da olur değil mi?

Midemde koca bi yumruk var, gitmek istemiyorum... Hergün ağlıyorum... Her sabah gözlerim şiş uyanıyorum...

Yorgunluktan bittim, ne zaman uyumak istesem, yorgunluktan iki dakika sızacak olsam mutlaka ardı ardına telefon çalıyor. Bir cep, bir ev, bir cep, bir ev.
Dışarıya adımımı attığım anda ise kimse beni aramıyor, sözleştiler mi acaba diye düşünüyorum.

Canım hiç birşey yapmak istemiyor, beni kapatın bir odaya günlerce uyuyayım...

Yeni evin yerini her söylediğim insanın, 'hımm' demesi acayip sinirime dokunuyor, kuduruyorum, delirip tekrar ağlıyorum.
Tam kendimi toparlıyorum, tekrar telefon çalıyor. Ardından bir 'hımm' ve gözyaşları...

Evet, Göztepe'de oturuyordum ben. Hayatımda oturmaktan en çok zevk aldığım semt. Burayı çok ama çok seviyordum. Şimdi ise Ataşehir'e taşınıyorum. Uzak mı? Bence çok...

Alıştığım herşeye çok uzak. Ben 'olur' demedim mi? Dedim...

O zaman şimdi 'yine' neye ağlıyorum ben?

Bir süre yokum, sevgiler...

15 Eki 2009

Önemli!

Şimdi sizlerden yardım isteyeceğim (z), yazımın devamını okuyun lütfen olur mu?

Nazo'yu biliyorsunuz değil mi? Geçen gün bloğunda öğretmenlik yaptığı okuldaki çocuklarla ilgili bir yazı yazmıştı. Tamamen içinden gelerek, herhangi birşey talep etmeden sadece anlatmıştı.

Sonra blog dünyasının kanatlı melekleri yorumlarda bir bir çıkmış ortaya. Ben birkaç gün geç gördüm ama hemen birşeyler yapmam gerektiğine karar verdim. Nazo'cum cici öğretmenle bikaç mail yolladık birbirimize, yanlış anlaşılır mıyız, kanunsal problemler yaşar mıyız, ne yapsak ne etsek diye düşündük. Nazo da hemen okulun müdürüyle konuşmuş ve kolları sıvıyoruz.

Olay şudur, Nazo'nun öğretmenlik yaptığı okulda çok zor durumda olan minik çocuklar var. Bizler onlara yardımcı olmak istedik. Kırtasiye vs ikinci planda demiş müdür, öncelikli ihtiyacımız 7-14 yaş arası kız ve erkek çocuklar için kışlık mont ve ayakkabı.

Yazık onlara değil mi? Bizler kışın montsuz kalmıyoruz, hatta derdimiz çok çeşit olsun modaya uysun vs iken onlar orada üşüyorlar. Kendimize de yapalım, yoksa bunalıma gireriz ama :) elimizden geldiğince miniklere de destek olsak diyorum.

Nazo'nun ilgili yazısına bir göz atabilirsiniz, ben dedim ki (İstanbul'da oturanlar için özellikle) çok ucuz, ihracat fazlası ürünler satan yerler var. Biz '99 depreminde böyle birşey yapmıştık çocuklar için. Oralardan uygun fiyata kıyafetler alabiliriz. 1 tane belki 2, gücümüz neye yetiyorsa artık...

Tek bir çocuk bu kışı üşümeden geçirecek, az mı?

Hatta çocuğu, yeğeni, tanıdığı vs si olanlar küçülmüş kıyafetlerden de yollayabilir. Nasılsa hiç eskimeden hemen küçülüveriyorlar.

Eşimle konuştum, şirketinde herkesten bir miktar para toparlanacak (yani yaparız tabi dedi, yüzümü kara çıkartmaz artık) ben o parayla kıyafet alacağım. Sonra PTT ile kargolayacağım, çünkü fiyatları çok uygun.

Bu konuyu elimizden geldiğince yayarsak, bloglarda dolanırsa çok güzel olmaz mı?

Hadi tutalım şu işin ucundan, hı?

not: adres bilgileri ve ayrıntılar için Nazo'ya danışabilirsiniz. Mail adresi şu;
nazoyla@gmail.com

Durum Raporu

Boğaz ağrısını anlık geçirdiği için saat başına yaklaşık 6 tane pastil yemece, göz yanmasına çare olmasa da bol bol ovalamaca, burun tıkanıklığına üzülmece, mecburi ev aramalara devam etmece, iş-güç yetiştirmece, küçük kediyi hergün veterinere götürmece...

Halsizlik, yorgunluk...

Grip olmasına gribim, damarıma basıldığında domuz gibi pisliğim de ikisi bir araya gelmedi umarım.

Geçer... Geçer di mi?

12 Eki 2009

Cadı

Elma gördüğüm zaman eşimin anneannesi aklıma geliyor. Çünkü kendisini Pamuk Prenses'e kırmızı ve parlak elmayı uzatan cadıya benzetiyorum. Ta kendisi, hatta elmayı bile vermez 'vışş anam elma zıkkımlanmak sizin neyize? oturun aşşaaa' der.

Yaşlı dediğin, hele ki söz konusu 'anneanne' sıfatıysa tadından yenmeyen tonton olmaz mı? Olmazmış...
Nasıl öğrendim? Yeni evliyiz, anneanne birilerine şapka örmüş (tabi ki bana değil), aslında umrumda bile değil bana ne şapkadan insanlık olsun diye 'aa ne güzel siz mi ördünüz?' dedim, 'yok dedem' dedi.
Şimdi yaratık değil de ne bu kadın Allah aşkına! Ağzım açık kaldım böyle. Haa ağzımın açık kalışı sadece o seferde kalmadı, geçenlerde eşimin teyzesinde kalabalık misafir vardı ben de bahçede oturdum, anneannesi de yanımda (tabi yüzüme bile bakmıyor), yemek yerken masayı önümden çekip yanında oturan birine yanaştırdı! Şaka?! Herhalde di mi? Şaka!
Cadı kadın, yemek yiyorum ben burada di mi? Çatalım elimde kaldı, masa gitti yarım metre geriye.
Öyle bir pis baktım ki, tabi k.çında değil eminim. Mutlu bile olmuştur beni sinir ettiği için.
Bunun gibi o kadar çok şey oldu ki, kendi kendime 'artık gördüğümde selam bile vermeyeceğim' dedim.
Salak ben! Tabi ki yapmadım, yapamadım -zira kendisi gibi olmayı asla istemem. Neyse geçenlerde yine mecburen karşılaştık, selam verdim kafasını kaldırmadı, 'öpeyim' dedim yanağına uzandım o kafayı var ya neredeyse sandalyenin altına sokacak öyle bir eğil di ki! Sana kaldım sanki, terbiyesizlik olmasın diye öpeyim dedim. Hareketlere bak.


Önceki hafta da bir düğün vardı, bu anneannenin kardeşi. Öyle tatlı bir kadın ki, hele eşi tıpkı noel baba gibi. Çok tatlılar.
Neyse, düğün salonunda olacakmış nikahları hiç gitmek istemedim ama Zahide teyze'yi çok sevdiğimden yola koyuldum. Aslında ben kimseyi 'düğün salonuna gidecek kadar' sevmem ama, neyse... İşte bu defa 'anneanne'nin yanına gitmedim, içim istemedi.

Ailedeki aşığım olan ufaklıklarla oturuyoruz masada, telefonda oyun oynayıp vakit geçirmek derdimiz. Haa bir de kulaklarımıza pamuk arayışındayız. Galiba bir tek biz rahatsız oluyoruz çünkü oradaki bütün insanlar tek kullanımlık kulaklara sahipmiş gibi davranıyorlar. Bozuldu, kullan at, yenisini tak.
Lazım olmayacak mı yarın sabah o kulak size? Niye sağır ediyorsunuz ki?

Anneanne sanki b.ka bakar gibi üçümüze (ben ve biri 11 diğeri 12 yaşında olan kızlar) bir bakış attı sonra 'ne biçim insansızzz? galhın insan içine çıhın topluma garışın' dedi.

Kızların babası bize bakıp kaş göz etti, hani sallamayın yaşlıdır der gibi. Zaten kalkıpta ağzını yırtacak halimiz yok. Yapsan yapamaz mısın? Elinde yeterince teşvik var ama, yapmıyorsun işte.

Durdu durdu yine b.ka bakar gibi buruşuk suratıyla, 'ne o goca garılar gibi oturursizz galhın topluma garışın' diye bağırdı. Evet bildiğin bağırdı.

Hay o toplum kadar kafana taş düşsün be kadın! Neymiş içine ettiğimin toplumu? Kıro kıro kolbastı yapanlar mı? Kalk sen yap. Bak Ajda Pekkan'la yaşıtsın, kadın taş gibi sen ne haldesin? Desene, o sana b.kmuşsun gibi bakıyor sen de ona desene. Yok denmez, neden? Büyük.

Sonra gecenin kalanında herkes bana onun taklidini yaptırdı, güldü. Bir tek ben eğlenmedim, çünkü davranışlara maruz kalan bizzat bendenizdim.

Yanlış anlaşılma olmasın, bu hareketleri sırf bana değil herkese. İkisi hariç. İçlerinden biri de eşim ya, pek kıymetli torunu ya, herhalde elin paçoz kızını mükemmel torununa layık görememiş kendisi.

Bu yazıyı düğünde 'ben bayılacağım' dedikce 'tatlım öyle deme bloğuna malzeme çıkıyor bak' diyen eşime ithaf ediyorum. Beklediğin gibi bir yazı olmadı galiba, ama senin için değişik cümleler değil. Anneanneni her gördüğümde aynı şeyleri hissedip söylüyorum zaten.

11 Eki 2009

Yoktum, Varım.

'Geçer di mi?' demişim, ooo çoktan geçti arkadaşlar.. Kaç gündür yazı girmedim, farkında bile değilim zaten, totom yer görse yazardım elbet.

Merak edilmek güzel şeymiş, soranlara kocaman teşekkür ediyorum tekrardan. 269 izleyici var sağda, neyinize izliyorsunuz be kardeşim?. İnsan bi öldün mü kaldın mı der. Daha az mail aldım, bu da bana şunu hatırlattı; 'bilmem kaçıncı izleyicime hediye vereceğim' furyasının ne kadar gereksiz olduğunu.

269'dan kaçı arayıp sordu da, hediye dağıtacağım bir de. Peeeh!

Ne varsa eskilerde var diye boşuna dememişler, ne yollacayacağım yok 200. ye bilmem neye? Açın kardeşim ilk 10'a yollayın mesela ya da 1. ye falan. Asıl hak eden o, yanılıyor muyum?

Neyse, belki de hiç böyle '100. izleyicimsin tebrikler' diye bir mail ardından da hediye almadığım için kıskanıyorumdur.
Ben de bundan sonra tesadüfen bile girmiş olsam 99 izleyici gördüğüm an 100 olmak ve hediyeyi kapmak amacıyla izlemeye almazsam ne olayım? Sonra da çıkarım zaten, maksat hediye almak.

Neden yazmadım, 1 annem hastalandı. Çarşamba akşamı bayılmış. Manyaklığıma manyaklık kattı kendisi, çünkü ben zaten hale hazırda ruh hastasıyımdır. Şöyle ki, telefon 3 kere çalar 4. de acaba annemler gazdan mı zehirlendi, başlarına birşey mi geldi, trafik kazası mı geçirdiler diye düşüncelere dalarım. Bir de 'bayılma' sendromu eklendi, hoş oldu. Tanımdan yenmem artık.
Şimdi iyi çok şükür. Annelerinize babalarınıza dikkat edin (biraz yaşlı nasihati gibi oldu ama). En kötü gününüzde yine yanınızda onlar olur çünkü, karşılıksız bir sevgi o. Şahsen ben fakettiğiniz gibi biraz manyağım bu konuda, siz de olun pek bir zararını görmedim.

2, ev arıyorum.
Evet 'yine' ev arıyorum, eşim bugün 'sen de kendini fbı ajanı gibi hissediyor musun?' dedi, 'o niye?', 'hani iz bırakmamak için sürekli ev değiştirirler ya'. Hımm mantıklı aslında.

Demek ki neymiş, cadde üstünde oturmayacakmışsın. Niyeymiş? Cam açınca kulaklık takma ihtiyacı doğarmış.
Demek ki neymiş? Gecenin 4ünde bile polisler megafondan ayı gibi bağırırlarmış.
Demek ki neymiş? Merkezi sistemli bir daire de oturacaksan yakıt parasını iyicene araştıracakmışsın. Nedemiş? Kışın 500 lira doğalgaz parası vermek insanda intahar eğilimi doğurabiliyormuş.
Demek ki neymiş? 2 kişiysen 140 m2 ev senin neyineymiş? Nedenmiş? Çünkü temizlemesi, toplaması çok zormuş.
Demek ki neymiş? Bu şekilde para biriktirilemiyormuş. Nedenmiş? Paran ev sahibini zengin ediyormuşta ondanmış.

Liste böylece uzar gider.

Az evvel emlakçı bizi tam karşısında mezarlık olan bir daireye götürdü, 'ayy istemem ben burayı' dedim, 'aaa yalnız öyle sıradan insanlar değil, özel kişiler yatıyor burada' dedi.
Gülsem mi, ağlasam mı? Ben ikinci şıkkı tercih ettim, kahkaham bütün Göztepe'yi çınlatmış olmalı. Sonra devam etti, 'apartmanda 2 tane Jaguar marka araba var', 'ay ne yapayım?' dedim, 'sanki ortak kullanımda'.
Hımm 3 tane de doktor varmış 'iyi kazanıyorlar ya' dedi, nasıl güldüm anlatamam, sanki parayı kırışıyoruz, ne saçma.

Ev aramalara devam, fırsat buldukca yazarım...

3 Eki 2009

Geçer...

Son birkaç gündür bir sinirliyim bir gerginim sormayın gitsin. Mevsim değişikliğinden kelli vertigom tavan yaptı, yine o gerizekalı mevsim değişikliği yüzünden hemen hergün başım ağarıyor. Herşeye kızıyorum, sabahta bir posta ağladım. Ortada ne varsa? Ben bile bilmiyorum...

Ruh halim nedeniyle sürekli M.F.Ö.'den Mazeretim Var ve Sakın Gelme'yi dinliyorum, o kadar gerginim ki şarkı sözleri kulağıma çalınırken gözlerim doluyor.

Elbet geçer... Geçer, di mi?...

1 Eki 2009

Ne Kahvaltıymış Be

Allah'tan bolcana sabır diliyorum...
Artık arkadaşlarınızla buluşmaya da gelmiyor anacım, her hareketiniz facebook'ta. Hay içine ettiğimin sitesi neymiş be?

Osuruktan bir yere gideriz, herkesin yanında fotoğraf makineleri, olmadı cep telefonları çat çat pat flaşlar şunlar bunlar.

Ne o? Lale limon yedi. Vay be, yarınki gazete manşetleri hazır, 'Flaş Flaş! Uyuzcadı olarakta tanınan Lale Hanım bir pazar sabahı arkadaşlarıyla kahvaltı ederken limon yedi!'
Muhabirlerimizin 'hamile misiniz Lale Hanım? Galiba limon aşerdiniz, erkek mi bekliyoruz? İsim düşündünüz mü? Kardeş ne zaman gelecek acaba?' sorularına kızgın kızgın bakarak hızla yanımızdan uzaklaştı.

Ne oluyor be? Ünlü müyüz anam biz? Her halim facebookta. Limon yemişim, çay içmişim, aa arada ekmeğime tereyağı da sürmüşüm. Bunları kesinlikle belgelemeliyiz, haydi çekelim. Şimdi de facebook'a koyalım da cümle alem görsün.

Ben fotoğraf çektirmeyi hiç sevmem, çok çirkin çıkarım zaten. Üstüne üstlük poz vermeden, üstüme başıma bakmadan çekilmesinden nefret ederim, hem de izin almadan. Yaptın, ne diye siteye koyuyorsun ben adam?

Haydi koydun, ses etmedik. Ama nedir bu pazartesiden beri kah etiketle, kah yorum yaz, kah albüm ismi değiştir gibi farklı yaklaşımlarla sürekli o albümün peşindesin?

Zorla kahvaltıya götürdün mü? Götürdün. İzinsiz abuk subuk pozlar çektin mi? Çektin. Facebook'a koydun cümle aleme gösterdin mi? Gösterdin.
E bir yerde dur artık di mi? Elini çek şu albümden be!

Çocuk yapmayın, asosyal oluyorsunuz. En ufak bir etkinlik sizi en az bir hafta oyalıyor, şahit oldum gördüm, benden söylemesi.

30 Eyl 2009

Sigara

Hayatımda hiç sigara içmedim ben, ailemde, yakın çevremde ve arkadaşlarım arasında da içen yok. Evlendik, adam söz verdi bırakacağına. 4 senedir aynı terane, ha şimdi ha yarın...

Azalttı, beynini yiye yiye bıraktıracağım. Ama o zaman ben ne hal edeceğim?

- Bolcana cola içerim, 'çok zararlı o'. 'Sus bee sen kendi sigarana bak'.
- Nutella götürürüm, 'sivilce çıkacak bak'. 'Sus bee sen kendi sigarana bak'.
- Cips yerim, 'yiyorsun ama bak zararlı şeyler onlar'. 'Sus bee sen kendi sigarana bak'.
- Bonibon tarlası yarattım evde, 'boyalı boyalı onlar pis şeyler yeme'. 'Sus bee sen kendi sigarana bak'.
- Yemek yemem, muzla karnımı doyururum, 'çok sağlıksız besleniyorsun bak hasta olacaksın'. 'Sus bee sen kendi sigarana bak'.
- İnce giyinirim, 'üşüteceksin hırka giy'. 'Sus bee sen kendi sigarana bak'.
- 'Ayağına çorap giy'. 'Sus bee sen kendi sigarana bak'.
- Kışın dondurma zıkkımlanasım gelir 'hasta olursun bu havada'. 'Sus bee sen kendi sigarana bak'.
- Gereksiz yere alışveriş yaparım, 'kızım iyice abarttın haa kaç para o?' 'Sus bee sen kendi sigarana bak, hergün kaç para harcıyorsun'.
- Kendimi accessorize'a vururum ay sonunda abarttığım ortaya çıkar, 'ya azıcık az alsana şuradan. yazık günah, sanki hiç takın yok ev doldu taştı'. 'Sus bee sen kendi sigarana bak'.
- Adam birşey almak ister, 'ya valla ben bayıldım buna alalım mı?' 'Ne gerek var beee zaten hergün sigarraya kaç para veriyorsun. Çarp bilmem kaçla bilmem kaçı. Bak gördün mü? Bırak o mereti, o zaman alırsın ancak.'

Sevgili koca insanı sen bırak sigarayı, söyleyecek sözüm kalmayacağı için ben de bütün kötü alışkanlıklarımdan vazgeçeğim. Söz...

29 Eyl 2009

Ferah?

Bugün kaldırımda arkadaşımla konuşurken biri omuzu, kollarımı okşamaya başladı. Bir dönsem ki mavi döpyesi ve bakımlı saçı başıyla 75-80 yaşlarında minnacık boylu bir teyze.
'Ah kızıııım ne güzel yanmışsın sen öyle, bana gençliğimi hatırlattın pek güzelsin maşallah' diyerek şefkate boğdu beni.
Hem şaşırdım hem teyzeyi çok sevdim, teşekkür ederek gülümsemeye başladım.

Sonra arkadaşıma dönüp onun da tatile gidip gitmediğini sordu, evet yanıtını alınca da 'ah belli belli ferahlamışsın zaten' dedi.

Ah benim minik sevecen teyzem kız zırıl zırıl ağlıyordu o sırada ya. Bu nasıl ferahlamaktır?

Olsun, sen bize öyle cici yaklaştın, tatlı tatlı sevdin ki şahsen ben ferahladım...

28 Eyl 2009

İşaret Değil, Tamamen Saçmalık

Geçen sabah okuldan bir arkadaşım aradı, gece rüyasında beni görmüş. Yok efendim çocuğum varmış, yok bir yaşındaymış, yok anneler gününde beni arayıp kutlamadığı için arkadaşıma kızıyormuşum. 'Ne iş?' dedi, ay ne iş olacak Allah Allaaaah! Güldük bolcana, geçti gitti.

Sonra dün benimkinin hiç sevmediğim arkadaşı ve eşiyle kahvaltı etmek zorunda kaldık, tabi ki 8 aylık oğullarıyla da... E tabi konu her saniye çocuğu etrafında döndü dolandı. Neymiş, bizi gaza getireceklermiş, ha ha ha ve bir daha 'yüksek sesle' HA!

Neyinden gaza geleceğim acaba?
Kız olmuş eskisinin 3 katı, saçındaki sarı boya inmiş teeee omuz boyuna, ayrıca yıkayamamışta galiba. Tepeden şöööyle bir tutturuvermiş, üst baş darmadağın. Çanta desen içinde sadece bez ve biberon var, o da Chico marka zaten (accessorize bile değil :)), yemek yerken bir kocası alıyor kucağına bir kendi. İki lokma zıkkımlanamıyorlar anlayacağınız.

Yok şu saatte yatar, yok günde şu kadar sıçar, yok çişi misler gibi bilmem ne.
Bana ne acaba?
O kadar sıkıldım ki sürekli esnedim, herhalde sabah mahmurluğuna yormuşlardır.

Gıcık olduğum kısım bunlar da değil, özendirme gaza getirme çabaları. Ulan salak mıyım ben 4 sene durmuşum bir sabah kahvaltısında fikir değiştireceğim. İki lafın biri 'gaz' 'özenmek' falan. O kadar mutlu mesutlar ve çocuklarına tapıyorlar ki çocuk sevmem de diyemedim.
Keşke 'ulan siz bize özenin asıl, şu tipinize bir bakın yamulmuşsunuz resmen' deseydim, acıdım sustum.
Peki onlar bize acıdı mı? Hayır.
Yok kardeş olsunlarmış, birlikte büyüsünlermiş. Buna da bir cevabım vardı ya neyse, onu da içime attım. Şöyle ki 'ulan ben size var ya çok pis uyuz oluyorum. (okuyucuya not; neden derseniz bknz. 1, 2 ) Yüzünüzü görmeyi o kadar istemiyorum ki çocuk 8 aylık oldu neredeyse düğününe kadar ekecektik sizi de, mecbur kaldık. Şimdi çocuk doğursam bile sizinkiyle nasıl büyüsün? Görüşmeyeceğiz ki, ne kardeş olması?'. Onu da içime attım.

Yok neymiş benimki aslında istermişte, benden korkusundan söyleyemezmiş. Niye? O kadar zavallı mı bu adam? Canının istediğini öyle de bir yaptırıyor ki bana, 14 sene sonra et yemişim onun çenesi sayesinde... Oooo sen arkadaşını hiç tanımamışsın diyecektim, ama beni tanımışsın. Helal. Çocuk yapmak öyle et yemeye benzemez, hayır 'benim rahmimin derdi sana mı düştü acaba?' diyecektim, onu da içime attım sustum.

Bütün bunları da yazmayacaktım aslında, sabah uyandım azıcık tv bakayım dedim, Hülya Avşar ve Beren Saat konuşuyorlar, çocuk dünyanın en harika şeyiymiş falan. 'Amaaan' dedim zap yaptım, bu defa da şarkıcı bir kızımız çocuk doğurmaktan bahsediyor.

'Edicem içine ulenn' diye sinirlendim kapatıp kalktım. Mailimde şöyle bir yorum, 'güzel dileklerin için teşekkür ederim, sen de hamileymişsin galiba tebrik ederim'.

Hönk! O ne ayol? Ne hamilesi, ne çocuğu, ne dileği, ne güzelliği?

Duyan duymayana söylesin, ben çocukları sevmem. Hatta bütün bunlar olduğu için, üstüste geldiği için şu an çocukları sevmemekle kalmayıp nefrette ediyorum. Herkesin dölü kendine be, bi işinize bakın aaaaa!

not: yorum olarak 'ayyy bak işaret bunlar' falan yazan ilk densize dalarım ona göre.

25 Eyl 2009

Sus Allah Aşkına SUS!

Niye böylesin ya niye?

Kaç yaşındasın ha? 60? 65? Atıyorum kafadan ama belki de 40 senedir bu işi yapıyorsun. Heyecan mı? Beceriksizlik mi?
Rus musun sen? Amerikalı? Afrikalı? Türk değilsin sanki, ya da bu yaşına gelmiş hala anadilini konuşamayan garip biri...

Sus o zaman Mehmet Ali Birand sus!
Çekil artık ekranlardan, genç birine bırak ana haber bültenlerini.
Kekelemeyen, sürekli ııııııh demeyen, tutulmayan, düşük cümleler kurmayan, işine, ekran başında izleyenlere saygı duyan biri olsun orada. Konuştuğunu anlayabildiğim, ben kundaktayken de orada oturmuş olmayan, her yanlışında tekrar tekrar gerilmediğim, yeni bir yüz olsun artık YENİ.

Ara Ara, Zıkkımın Kökünü Bulursun Elbet...

Şu yaratık var ya, geçenlerde yine msn'de kancayı taktı bana. Kamerasını da açmış, hem yazıyor hem burnunda define arıyor.

- 'Oğlum' dedim, niye öyle yapıyorsun?
- Ne yapıyorum?
- Burnunu karıştırma, pis misin sen?
- Ne burnu ya?
- Senin burnun
- Karıştırmıyorum ben uydurma
- Ne uydurucam be? Açmışsın kamerayı görüyoruz heralde. Gitte ellerini yıka!
- Ya ne burnu ne burnuuuuu?! Karıştırmadım diyorum niye öyle söylüyorsun?

ÇAT!

Hem kamera, hem msn kapandı bir anda. Beyefendi afra tafra yapıyor.
Çocuklar neden hep burunlarını karıştırır ki? Şeyine şarkı yazacağına gitte ellerini yıka.
Hey güzel Allah'ım! Çattık.

23 Eyl 2009

Yani?

Eee, ne yapayım?
Uzaylılar varmış. Varsa var totoma kına mı yakacağım yani?! Olsa ne işime yarar olmasa ne işime?

Taksim'de ufo müzesi adı altında çeşitli gazete küpürlerinin sergilendiği müthiş 'müze'nin sahibi bilmem ne bey çıkmış Saba'nın programına. Saçlar uzamış, ha bire geriye atıp duruyor. Baba parası yiyerek ufoların b.klarını bile araştırırım ben, iş mi yani?

Gelmişsin kaç yaşına hala ufo da ufo. Demezler mi kardeşim ne canını dişine taktın sen? Amacın nedir? Ne yapmaya çalışıyorsun? Hadi tut ki ufo var, eee? Ne işimize yarayacak? Dünyayı mı kurtaracaklar? Bize ne faydası var?
Tutturmuş illa da uzaylı uzaylı. Yok mu bir tane uzaylımız zaten? Neydi adamın adı? Şarkıcı hani... Birinin aklına gelir elbet, işte o adam uzaylı abicim. Daha ne uğraşıyorsunuz?

Bence uzaylı muzaylı yok, olsa da çok totomda! Düşmüşüm kendi derdime, başımıza bela ufololar eksikti.

Bu arada o şapşalak müzenin önünde uzaylı kıyafetiyle dolanan yaratıktan öyle çok korkardım ki... Yolun karşısından, olabilecek en uzak noktadan beni görmemesine özen göstererek ve üç buçuk şekilde geçmeye çalışırdım... Eminim varsa da gerçeği o kadar korkunç değildir.

Ağzına sağlık mail atan kişi, demiş ki 'yıllar içinde teknoloji gelişti, herşey değişti bu ufolar neden hep aynı?' Kurban olayım sana be.
Ama cevap nedir? 'Bu arkadaş herhalde çok fazla bilgiye sahip değil'.

Ayyy kusura bakma canııım, ekonomik kriz almış yürümüş, 3. dünya ülkesi memleketimde seller kaç can almış, okul kayıtları için bilmem kaç milyon para isteniyor, insanlar emekli maaşıyla sadece ev kirasını bile ödeyemiyor biz ufo şekillerini ezbere bilemiyormuşuz. Vah vaaah! Cahil milletiz arkadaş, tüüü bizim suratımıza. Adam olmayız benden söylemesi.

Bu arada varsanız da hakkınızda atıp tuttum diye gece mece gelip beni basmayın, çok fena dalarım haa! Uzaya nasıl kaçacağınızı bilemezsiniz. Hele ki ayağımın ucuna kıvrılıp uyuyan 'bizim uzaylı'nın hırıltısıyla karşılaşırsanız seke seke kaçarsınız demedi demeyin.

Aaaa bıktım be, uzaylıymış! Hadi bakayım hadi herkes kendi gezegenine, kış kışşş!

18 Eyl 2009

Erkek Irkı ve Pislik

Başlığı gören ve içeriğini tahmin edemeyen dişi var mı aramızda? Varsa okumaya devam etsin...

Dün bir iş görüşmesine gittim, internette portfolyomu görmüşler mail atıp davet ettiler. Nerede? Eve çok yakın, oh ne ala. Bizim sektör genelde bi b.k varmış gibi Maslak, Beşiktaş ve Şişli civarına konumlanmış olduğu için Anadolu Yakası'nda bir yerden ses gelince çok mutlu oluyorum.

Adresi buldum, ofise çıktım kafamı çevirdim ki hayatımda gördüğüm en harika manzarayla karşı karşıyayım. Caddebostan'da lüks bir bina, en üst kat ve lebi derya denebilecek bir deniz manzarası. Kafanızı sağa çevirdiğinizde Kadıköy'ü sola çevirdiğinizde de Bostancı görebiliyorsunuz, öyle söyleyeyim. Koltuğa oturdum bir yandan 'amaaan ben hergün görüyorum böyle yerler size mi kaldım?' gibi gereksiz bir tavır içerisine girmek istiyorum bir yandan da ağzımdan akan salyaları silmeye çalışıyorum. 'Ayol çalışırım ben burda' dedim kendi kendime, yönetici asistanı (asla sekreter değil!) kız bana dedi ki 'Lale Hanıııııaaam sizi diğer ofisimizde bekliyorlar, arka bina 2. kat.'

İyi hoş, manzarayı bırakıp tıpış tıpış aşağı indim, bir arka binaya yöneldim bahçesine ip gerilmiş ve çeşitli renklerdeki donların, pantolonların, dandik geceliklerin arasından kapıya yürüdüm ama genzim cayır cayır yanıyor. Nasıl bir acı anlatamam, bunu en son ev ararken girdiğim iğrenç yerlerdeki tuvaletlerden hatırlıyorum. Fakat bu kez farklı, genzimi temizlik kokusu yakıyor yani arap sabunu. Asansöre binmedim kalırım içinde al başına bela. Sonra arap sabunu zehirlenmesinden hakkın rahmetine kavuşmakta var bu genç yaşımda.
Merdivenleri çıkarken nefesimi tuttum, yine yönetici asistanı (!?) beni arka odalardan birine aldı, giderken koridordaki kovalar, yerlere bin yıl önce döşenmiş ve muhtemelen ondan sonra da asla temizlenmemiş halıfleks gözümden kaçmadı.

Odaya girdim, burası ne ardiye mi diye düşüniyorum. Oturdum, solumda üstü karman çorman bir masa arkasında ayaklı lamba, sağımda ise yere alelade atılmış klavyeler, kırık eski püskü bilgisayar kasaları, pis pis kutular var. Dalmış onlara bakınırken kapıdan değil de arkamdaki balkon kapısından biri girdi. 'Hiiii' diye sıçradım, çünkü ne alaka? Örümcek adam mısın sen atraksiyon yapıyorsun? Neyse.

Yüzümdeki şaşkınlığı göre adam bana dedi ki ' biraz dağınık etraf di mi?'. 'Evet' dedim, 'az daha bekletseydiniz toplayacaktım, kendimi zor tuttum'.

Konuşuyoruz, çok güzel. Sürekli birşeyler anlatıp durdu, fakat dinleyemiyorum ki. Gözüm hep duvardaki iğrenç mavi renkte, onun üzerine yağıştırılmış berbat şeritlerde, yerdeki kirli yeşil halıflekste, sağdaki yığıntıda...

'Burası hakkında ne düşünüyorsun?' dedi, 'bizimle çalışmak ister misin?'. 'Ben burada çalışamam ki' dedim, 'yoksa tadilat falan mı yapıyorsunuz ya da yeni taşındınız?'
'Yoo, 1 senedir buradayız. Ben böyle rahat ediyorum. Aradıklarımı bulabiliyorum'.
'Mesela' dedi, şurada üstüste duran klavyeler var ya hani, işte onlardan yan duran f olduğu için öyle. Hepsinin birer anlamı var yani'.

'Hımmm' dedim güldüm, 'ama ben böyle bir yerde çalışamam sinirim bozulur. Çok pis.'
Kızlar varmış, ben onlarla olacakmışım, o oda temizmiş. Ama erkeklerin olduğu yerler böyleymiş.

Marifet sanki, hayret bişey.

Düşüncelere dalmışken yüzüğüm elimden düştü, bakındım bulamadım. 'Birşey mi düşürdün?' dedi, 'yüzüğüm... ama bu karışıklıkta nasıl bulacağım ki zaten baksana' dedim, kahkaha attı. Ben olsam utanırdım...

Basmaya bile iğreneceğiniz halıfleksin üzerine attı kendini, yüzükoyun yere yatıp dolapların altına bakınmaya başladı. 'Lütfen' dedim 'bırak istemiyorum. Yatma yerlere.'

Ne yaptı ne etti buldu yüzüğümü, çamaşır suyuna mı yatırsam acaba?

Çıkarken de soğan kokusu burnuma çalındı, yemekleri orada yiyorlarmış. Hiç belli olmuyordu sanki, iyi ki de söyledi?!

Bu zamana kadar öyle çok ajansa gittim ki, türlü türlü yerler gördüm ama böylesine hiç rastlamamıştım... Dağanık, pis...

Eve çok yakın, referansları tatmin edici, maaşı istediğim gibi, şartları güzel ama PİS be PİS! Acaba tasarımı falan bıraksam da temizlikçi olarak mı başlasam şuraya?

Erkekler neden bu kadar pis?

Yardım...

İstanbul'u sular seller götürdüğünde ben şehir dışındaydım, olanları şaşkınlıkla ve üzüntüyle izledim. Nasıl oluyor aklım almadı bir türlü...

Felaketten insanlar gibi zavallı hayvancıklar da etkilendi ne yazık ki... Bahçeşehir hayvan barınağı çok kötü etkilenmiş, fotoğrafları gördüm fakat buraya ekleyemedim... Bakmaya içim el vermedi, bakmak istemesem sayfadan çıksa(k)m da bunlar gerçek, işte link bir göz atın.

Biz elimizden geldiğince birşeyler yapmaya çalıştık, lütfen siz de ufak bir paket sütte olsa yollayın olmaz mı? Satıb alıyorsunuz kangurum sizin için kargo ücreti almadan barınağa teslim ediyor.

Yapamayanlar da bloglarında ya da mail yoluyla tanıdıklarıyla paylaşsınlar, olmaz mı?

İşte ihtiyaçların listelendiği link burası.
Açılmaz falan bir de böyle yazayım; http://www.kangurum.com.tr/kangurum3-web/donationProducts.do?donationinstituteid=3

16 Eyl 2009

Akıllıya Da Bak

Vichy bana mail atmış, (tabi ki copy-paste olarak) ürünleri varmışta mümkün olduğunca fazla kişiye duyurmak istiyorlarmış benim zengin içerikli sayfam da onlar için çok büyük önem taşıyormuş.
Ha ha ha ve yine ha!

Bir kere kopyala yapıştır olur da bu kadarına diyecek söz bulamadım. Bari mailin başında bana bir hitap etselermiş, ne bileyim kuru kuru 'merhaba' yerine 'merhaba uyuzcadı' ya da madem sayfam büyük önem taşıyor ismimi bileslermişte 'Lale Hanım' falan deselermiş?! Olmaz mıymış?

Bir de anlamadım alemin akıllısı Vichy mi? Niye durduk yere senin ürününün reklamını yapayım ki ben? Aklımı peynir ekmekle mi yedim?
Birşey vaad ediyor musun? Loreal ürün teklif etti mesela, yine istemedim. Benim bloğumun amacı farklı, para kazanmaya falan çalışmıyorum. Hem makyaj ya da moda bloğu bile değilim bir senedir uyuz olduklarımı yazmışım şimdi durduk yerde birden Vichy'i mi tanıtacağım?!

İnsan bir rica eder, neymiş o 'yazarsam sevinirlermiş'. Bana ne? Niye sizi sevindireyim ki?
Sen ne zaman beni sevindirdin derler adama?

Ancak bu şekilde adınız geçer işte, hayret birşey ya!

15 Eyl 2009

Döndüm

Dün gece evime geldim, tatil bitti... Yoksa zaten hiç başlamamış mıydı desem?
İki haftada kaç gün istediğim gibi geçti acaba? Hımm düşünelim, 4-5 i geçmez galiba...

Bodrum' a gider gitmez havuz-deniz olayına başlamadan nokta koymuş oldum... Sonra boynum tutuldu roboccop gibi gezdim.
İki-üç gün keyif yaptım bu defa yağmurlar başladı, havalar buz gibi oldu. Sonra da döndüm zaten... Neyse tatil tatildir diyoruz ve halimize şükrediyoruz.

Bu arada 3 metre boyundaki pitonla sarmaş dolaş fotoğraflar çektirdim desem inanır mısınız? Ben olsam kafayı yediğimi düşünürdüm, ama yemedim valla.
Canım sıkıldı, bir tanıdığımızın binicilik kulübüne gittik. Veterinerle sohbet ediyordum pitonu gösterip sevmek isteyip istemediğimizi sordu, ciddiye bile almadım ama annem çoktan kafese girmişti bile. Dur yapma dememe kalmadan hayvana pat pat vuruyordu 'oy çokta güzelmiş, ne de pürüzsüzmüş' diye. Eee anasına bak kızını al... Birkaç dakika sonra hayvanı cimciklerken doktora 'aa ben bunu dürtüyorum niye bana birşey yapmıyor ki?' diye soruyordum, yok yok cidden sıyırdım... Yeseydi beni rahat ederdim heralde. İşin ilginç kısmı hiç korkmadım, niyeyse gözüm kararıverdi.

Dönüşte uçakta çok fena oldum, basınç vertigoyu tetikliyor ama daha önce hiç böyle olmamıştım. Yanımdaki kocakarı da beni sinir etti, sanki kıtlıktan yeni çıkmış hayatı boyunca ne bi lokma ekmek ne de bir damla su içmiş. Zaten toplamda 40 dakikada gelmiş oluyorsun İstanbul'a, in git evinde zıkkımlan. Yoook bedava ya illa sonuna kadar değerlendirecek. Varsa yoksa yemek...

Bana portakal suyu ver
Yok yok domates suyu ver bakayım
Hadi ama çok susadım ya aaaaaa
Hadisene kızımmm

'Teyze' diyecektim, 'zaten üç beş güne kalmaz ölürsün, sen ne bu açlık...' Moral bozmak istememdim, sustum.
Manyak karı ikide bir de koltuğu tekmeleyip arkadakilere kızmasaydı daha hoş olacaktı tabi. Cadı kılıklı ne olacak...
İnerken de iki arada bir derede ruj sürüverdi, düşündüm acaba ben de o yaşlara kadar ölmezsem böyle süslü olur muyum diye... Yok yok olmam, zaten şimdi bile makyaja süse o kadar düşkün değilim.
Ay neyse, geldim işte... Görüşürüz...

23 Ağu 2009

Mim ve Bir Dolu Zırvalık

Sevgili Nazo, Guguk Kuşu ve Juvenil bana "Kreativ Blogger" ödülünü vermişler, yerinde bir seçim olmuş :p Çok teşekkür ediyorum kendilerine.

Buraya yazdım, içinde abuk subuk ilginç şeyler yazısı var azıcık güler kendi normal halinize şükredersiniz belki.

Görseli de Edoş'tan aldım, ikisini birleştirmiş daha bir güzel olmuş.

Bu ödülü 7 yaratıcı bloggera vermem gerekiyormuş. Hemen herkes yazdı galiba ve blog dünyasındaki hatınların 10 parmağında 10 marifet ama ben yine de aklıma ilk gelen 7 kişiyi söylemek istiyorum.

- Takılarına bayılıyorum, kendisini apayrı seviyorum şeker Gizom, canım arkadaşım.
- Merve'cim... Yaptığı aksesuarlar harika ama onun yanında tam bir dekorasyon cadısıdır. Ne cimcime o, nişan fotoğraflarını gördünüz mü? Ne kadar harika yaptı herşeyi...
- Salıncakta İki Kişi, şeker Banu. Çok iyi kalpli bir insan, bloğu harika. Bazı tespitlerine çok gülüyorum onsuz blog dünyasından aynı tadı alamazdım imkanı yok.
- Ebruş. Resimleri ve diğer işleri çok çok güzel. İkinci bloğunu gördünüz mü? Kabartmalı tablolarını çok seviyorum. Ayrıca bodrum günlükleri serisi de beni benden aldı, bu yaratıcılık değil de nedir? :)
- Lori... Söyleyecek fazla sözüm yok Lori anlatılmaz yaşanır :) Okumuyorsanız çok şey kaybediyorsunuz.
- Guguk Kuşu.. Yaratıcı sen değilsen kim olabilir ki? Uzun zamandır okuyorum ama hala bazı yazıları için 'alıntı mı acaba? Yok canım belirtmemiş baksana.. Aaaa harika yazmış' diye düşünüyorum. Zamanlamaları harika, hep hissettiğim şeyleri yazıveriyor. Yanlız son zamanlarda aynı şeyleri hissetmemiz biraz zor çünkü O bebek bekliyor :)
- Puck Robin, yine hislerime tercüman olan biri.. Ayrıca itine de bayılıyorum, kendisinde gözüm var :)

Kendimle ilgili 7 ilginç şey yazmam gerekiyor, o kadar cins bir insanım ki ne yedisi başlasam 77 ye kadar yazarım. Deneyelim,

- Yemek yemekten nefret ederim. Herkes bayılır değil mi? Ben resmen yaşamaya devam edebilmek için yiyorum. Neyse ki eşim de benim gibi, o yüzden öyle binbir çeşitli sofralar beklemez benden. Fakat ne yiyeceğimize karar vermek hep çok sancılı olur. Yemeksepeti'nde her defasında 1 ile 2 saat arasında süre boyunca seçim yapamadığımızı söylesem dalga geçmezsiniz değil mi? Abartmıyorum, gerçekten iki saat oluyor.

- Tam 10 aylıkken hem yürümüş hem de konuşmuşum, belli oluyor mu? Hiç susmam da...

- Hayatımda hiç sigara içmedim, hatta düşünmedim bile. Alkolle de aram pek yoktur, en son kaç sene önce içtiğimi bile hatırlamıyorum. Fakat muz ve cola hayatımdan asla çıkaramayacağım iki şeydir. Benim bağımlılıklarım da bunlar galiba. Hatta eşim bazen bana takılır 'şu muz ve cola gibi olmazsa olmaz değilim hayatında' diye. Allah akıl versin kendisine :)

- Hayvanları çok sevdiğim bilinir de, bu nedenle sürekli ağladığım bilinmez pek. Pet shop camlarına yapışıp ağlarım ben. Ya da sokakta bir hayvan göreyim hemen gözlerim dolar. Nedenini ise genelde 'ama çok tatlılaaaar' diye açıklarım. Tatlıysa tatlı anacım niye ağlıyorsun?
Kedilerden ziyade sokak köpekleri için daha çok üzülürüm, kedilerden daha büyükler ne yiyecekler de doyacaklar diye...
Sonra mesela cadde ortasında durmuş her gelene geçene kuyruk sallayan bir köpek gördüğümde direk ağlarım, neymiş 'kimse onu sevmiyormuş, tek istediği bir yuva ve azıcık başının okşanmasıymış'. Doğru ama, o gözleri yok mu hele.. Çok dokunuyor bana.

- Şıpsevdiyim. Her 2-3 ayda bir başka şeye yoğunlaşırım. Mesela bir ara her dakika resim yaparım, sonra evin dekorasyonuyla bozarım, film izlerim gece gündüz, dikişe sararım, kitap okumaktan kafamı kaldırmam, evden çıkmam, eve girmem, makyaj malzemelerine sararım, takılara dadanırım, her dakika çanta alırım, hiç sürmediğim halde bir sürü oje alırım...
O dönemlerimde de herkes benim gibi olsun isterim. Mesela dikişe mi sardım, aaaa neden diğer bloglar yeteri kadar bu konuda yazmıyor? Sonra gözlerim kör olana kadar kitap okuyasım gelir ya, neden çok seveceğim tarz kitaplar önermiyorlar aaa? Ay millet beni ne bilsin? Hem benim her ilgilendiğimle meşgul olmak zorunda mı? Öyle saçma bir psikoloji işte...

- İnatçılıkta bir numarayım. Evet dediğime hayır, hayır dediğime evet dedirtmez kimse, ilk kararım hep geçerlidir. Fikrimi değiştirmek istesem de keçi inadım yüzünden söyleyemem.

- Bir defa hırsızlık yaptım. Şöyle ki, ilkokuldayken amcamlara gitmiştik ve ev çok kalabalıktı. Bir kuzenim var benim o zamanlar tam genç tabi. Tıp fakültesinde okuyordu ve çok çapkındı kızlar sürekli mektuplar kartlar falan yollardı.
Neyse canım sıkıldı evde dolanmaya çıktım, kuzenimin odasına baktım masanın üzerinde kalp şeklinde bir Milka kutusu, hiç açılmamış. Zamanın kaşar kızlarından biri yollamış :) Minik minik kalpli çikolatalar var. Gittim geldim dayanamadım açıp bir tane yedim, ama ambalajını bozmuş oldum. Azıcık tutuştu eteklerim ama battı balık yan gider hesabı salona babamların yanına gidiyor hoop odaya kaçıp çikolata yiyordum. O yıllarda Türkiye'de Milka ne gezer? O kadar lezzetli geldi ki bana içinde ancak 2-3 tane bırakabildim. Sonra da ne halt edeceğim diye düşünmeye başladım, evde olan halamın ağzından bir mektup yazdım kutunun üstüne bıraktım güya başka başka çocuklar gelmiş kutuyu açmış yemiş (ama kesinlikle o terbiyesiz çocuk ben değilim) halam da görmüş kızmış notu yazıp çikolatayı dolaba saklamış.
Abim kesin anlamamıştır di mi? :) Üstünden kaç sene geçti, anneme daha geçen ay itiraf edebildim :)

- Herkesin hayvanında gözüm var. Mesela biri ayrılır ortak köpekleri vardır ay bana verirler mi acaba diye düşünürüm. Eşimin teyzesinin köpeği vardı, bakamaz oldu yapıştım benim olsun diye. Bir diğer teyzesininki de çok yaramazdı, gece gündüz konuştum da eşim istemedi. Şimdi çok pişmanlar ama. Çünkü hınzır Dost efendi evden kaçtı 1 senedir bulunamıyor. Keşke sana verseydik diyorlar, gerçi onlar verdi de benim koca almadı. Neyse..
Misal üstteki çapkın abimin daha yeni bebeği oldu ve köpeği biraz üzülüyormuş ilgi dağıldı diye, utanmasam bana verin Candy'i diyeceğim... Belki burada daha mutlu olur kızım nereden bilebiliriz? :)

Evet, 8 tane olmuş abarttım. Şu sıra kör olmak istiyorum o yüzden kitap okumaya geri dönmem lazım. Hımm siz de güzel öneriler yazarsanız iyi olur :)

Bu arada annem 10 aylıkken konuştuğuma emin mi acaba? Sanki doğarken bile bunu yapabiliyormuşum gibi bir his var içimde...

19 Ağu 2009

Sivri Zeka

Hayvanların içinde 'akıllı' diye düşündüğünün bile bu kadar gerizekalı olmasının bir nedeni var mı acaba?

Az evvel sivri zeka kedim Bal'ı klozetten su içerken yakaladım. 3,5 yaşında, ama bu huyunu yeni öğrendim. Yani ayakta uyuyormuşum.

A benim gerizekalı kızım sen köpek misin klozete dadandın?

Biz gidelim en güzel mamaları alalım, yediğin önünde yemediğin arkanda olsun, kabını Allah'ın her günü yıkayıp içindeki suyu tazeleyelim, kışın sıcak yazın soğuk koyalım, hastalanınca üzüntüden ve iyi bakamıyor muyum acaba diye düşünüp vicdan azabından geberelim, haaa unutmadan maaşımızın yarısını da veteriner efendi'ye verelim sen gel klozetten su iç.

Hiç aklın yok mu yavrum? Tabi ki hastalanırsın, bunca zaman ölmediğine şükretmek lazım.

Salak!

Üf Püf

Bazı günler sıkılırsınız, hiç olmaz mı?

Canınız gelir burnunuza yapışır. Değil etrafta kimseyi görmek aynadaki yansımanız bile fazlalık gelir. Gözyaşları her saniye tetiktedir sanki. Bir bardak su bile almaz içiniz, nedensiz yere oflar uçuşur etrafınızda, ne kedinizin ayaklarınızın dibinde yuvarlanması, ne havanın aydınlık güneşli fakat esiyor olması, ne alışveriş fikri, ne dışarı çıkmak, ne içeride kalmak, ne bir arkadaş sesi, ne bir müzik sesi... Hiçbiri neşenizi yerine getiremez, zaten bunu istemezsiniz de. Bıraksınlar da rahat rahat kendi kör karanlığınızda, pis derin küflü derin kuyunuzda can çekişin istersiniz.
Olmaz mı?

Bana olur, işte bugün yine böyleyim. Pek bir mutsuz kalktım yataktan, kendimi zorladım ı ıh olmadı. Bütün gün öyle sürdü, işin acı kısmı gün hala daha tükenmiş değil... Üstüne bir de şu kitabı okuyup bitirdim, umudu kestim daha iflah olmam.

Niye yazıyorum? Çünkü ben bugün kendi kendime kalmak istedim, hatta mümkünse kendim de işin içinden çıkıp gitse de sadece kalsam. Yanımda kimse olmadan somurtmak, saçım başım berbat, ne giysem derdi olmadan üstüm gecelik ayaklarım pofuduk terlik öylesine durmak istedim. Salondaki koltuktan yatak odasındaki yatağa, oradan çalışma odamdaki koltuğa savrulayım istedim. Hep yatay pozisyonda olayım kafam yastıktan ayrı durmasın istedim.

Çok şey mi istedim? Şunu bile bana çok görenler utansın, ne diyeyim...

13 Ağu 2009

İçime Şeytan Kaçtı

Gzötepe Özgürlük Parkı'nı bilir misiniz? İçerisinde mekan olarak çok güzel ama servis olarak berbat bir cafe var. Eşimle işte orada kahvaltı ediyorduk geçen gün, gerçi kim yiyor belli değil. Parasını ben ödüyorum ama etrafımı kediler sarmış herşeyi onlar yiyor.

Neyse, eşşeğin sevmediği ot mevzusu yine 9-10 yaşlarında salak bir kız çocuğu geldi yanımıza (evren sana sesleniyorum gelmesinler!), ayağımın dibinde yemek bekleyen kediye tekme atmaya başladı.

- Napıyosun şşşşş?
- Seviyoruuuuuuaaaaam
- Öyle sevilmez ama canını acıtıyorsun
- Hayıııııaaaaaaar! Seviyoruuuuuaaaam
- Annen seni öyle mi seviyo çocuk? Ayağıyla itekleye itekleye, hı?
- ??!!

Sonraki adım ben kediyi tekmelemedim aslında sevdim demek istercesine eğilerek hayvanla burun buruna gelmek oldu.

- Kızım çekil aaaa tırmalayacak şimdi korsan gibi gezeceksin. Annen nerede senin?

Dana anne öndeki masasa kahve ve sigara zıkkımlanıyor, kızın burda gözü çıkacak haberi yok. Sanki ben doğurdum elin cadaloz çocuğunu da ben sahip çıkacağım.

Sonra durdu durdu dibimdeki sandalyeye yaslandı, öne doğru eğildi. Beni bir güzel süzdü, saçıma, kıyafetime, ayakkabılarıma, ellerime herşeyime baktı baktı (o sırada güya eşimle başbaşa kahvaltı ediyoruz) ve eşime;
- Aaaaaa kulağında küpe var ahahahhahahaahah diye bağarmaya başladı.

- Uzayda mı yaşıyorsun kızım sen hı? Hayatında hiç televizyon da mı izlemedin? Yaratık mısın nesin hadi git bakayım ananın yanına hadi!

Bu ne rahatlıktır be çocuk? Kalkmışsın sabah sabah dibime kadar girmişsin, yemek yiyoruz değil mi? Car car konuşup saçma hareketlerinde rahatsız ediyorsun bir de müthiş bir özgüven patlaması sonucu küpeyle dalga geçiyorsun.

Ben senin o yaşına rağmen 60 kilo olmanla dalga geçtim mi? Taranmamış kıvırcık karman çorman saçlarınla? Gereksiz özgüveninle?
Şeytan diyor ki çak iki tane ağzının orta yerine oh olsun.

Çocuklar neden böyle? Daha doğrusu anneler babalar neden böyle? Doğurdun sahip çık, azıcık terbiye ver millete askıntı olmasın, rahatsız etmesin. Kendileri için birtanecik ya, dünyanın en muhteşem ve harika yaratığı ya, güzeller güzeli zeka küpü ya, onu sevmeyen ölsün ya sanıyorlar ki herkeste aynı düşünüyor.

Al o çocuğunu yoksa elimde kalacak karışmam!

12 Ağu 2009

Derdime De Bak Hele

Dün gece rüyamda tatile gidiyorum, ama öncesinde sabah duş aldığım için bavuluma jöle ve saç spreyimi koymuyorum. Unutup evden çıkıyorum sonra vardığım tatil mekanında çok önemli bi yere gidecekmişim ve duş alıyorum ama o da ne? Jöle yok, sprey yok!
Hele derdime bakın!

Bir tane alışveriş merkezi varmış, orada dolanıyorum deli gibi 'watsons falan da mı yok burda ya?' diye diye. Küçük bi kız çocuğu iniyor yürüyen merdivenlerden, üstünde pembe birşey var ve altı tekerlekli spor ayakkabılardan giymiş onlar da (tabi ki) pembe. 'Gel' diyor elimden tutup 'seni bir yere götüreceğim orada istediklerinden var'. 'Nerede?' diyorum, 'yakın yakın' diyip beni çekmeye başlıyor. Sormaya devam ediyorum 'nerede?', en son anlıyorum ki 90 dakika yürümemiz lazımmış. Gitmiyorum çünkü o çok önemli yer (neresiyse) geç kalabilirim, sonra başka birileri imdadıma yetişiyor, 'kuaför yok mu burada?' diyorum. Bir yer buluyoruz ama briyantin varmış, istemem öyle parlak parlak Memoli gibi diyorum. Üstelik iki tatlı kaşığı briyantin için 15 lira istiyor, değmez diyip çıkıyorum.

Uyandım, ah neyse evdeyim hem jölem hem de spreyim var diye sevindim.

Manyak mıyım? Evet.

Peki bütün bu saçmalıklar eşimin sürekli gece uykusunda ve uykumda bana vurmasından kaynaklanıyor olabilir mi? O da evet.
Her gece dayak yer mi bir insan ya? Sağa dön çotaaaaa sola dön çotaaaaa. 'Ay afedersiiiiin yine mi vurdum?'

Evet evet evet! Aaaaaaaa!

11 Ağu 2009

Aaaaa

Pek sevgili takipçiler, öyle alttan alttan zırt bırakıp pırt tekrar izlemeye almayın beni hasta etmeyin haaa!

Sonradan ekleyen biri olunca anlaşılıyor da bakıyorum en son sıradaki kişi duruyo ama sayı azalmış, yok çoğalmış. Bi durun oturduğunuz yerde sıkıldım vallahi aaaa!

10 Ağu 2009

Aşk Kadar Taş

D&R'daydık geçen gün, gecenin 11'i kapanmasına 5 dakika kala attım kendimi içeri birileri kolumdan tutup kapının önüne koyana kadar oradayım.

Büyük bir yüzsüzlükle kitap sormak için hala çalışan zavallı görevlinin yanına giderken 55 civarı yaşlarda olan ve fakat bunu kabullenmemek için elinden gelenleri ardına koymamış bir kadın (bolca sarı saç, kötü bir fön, hafiften botoks, makyaj, daracık jeanler, topuklular gibi ayrı bir konuya malzeme olabilecek birçok şey vs vs) yanındaki daha az yaşlı olana 'ya şeyyy ımmmm neydi yaaa üfff? hani herkes okuyo yaaa çok güzel diyolar işte.. herkesin sevdiği kitap?!' gibi ipuçları vererek kıvranıyordu.

Sonra önüme atladılar ve aynı cümleleri kızcağıza da söylediler;
- herkes okuyo ya canııııım

- adı ne hanımefendi?
- bilmiyorum kiii
- yazarı?
- ya bilmiyorum işte herkesin elinde amaa çok beğeniyolaaaaar

Ne diye kıvrandığını anladım ama sinir olduğumdan söylemedim, arkadan bir görevli daha geldi;
- 'Aşk mı?' dedi,
- Aaaaa tamam işte galiba oydu adı?
- Elif Şafak?
- Haaaa evet evet oydu evet. Pembe di mi?

Sonra kitabı aldı çıktı gitti.

A be gerizakalı! Adını bilmezsin, yazarını tanımazsın, sorsam konusundan bi habersin ne demeye aldın o kitabı şimdi?
Yoksa tatile mi gidiyorsun?

Havuz başında 5 kişi kitap okuyorsa 3 tanesinde Aşk vardı, hatta kadının teki elinde bir kalemle altını çize çize okuyordu. Dönüşte sınav var herhalde diye düşündüm.

Merak etsemde sırf bu popülaritesi yüzünden aşk'ı okumayı reddediyorum. Göre göre bıktım be!

7 Ağu 2009

Otobüs Tiplemeleri

Tatil için son anda karar verirseniz, belediye otobüsü kalitesindeki en dandik havayolunda bile bilet fiyatı 250-300 tl civarı olabilirmiş, bunu öğrendim. Mecburen otobüse bindik. Araba ve özellikle otobüs yolculuğunda NEFRET ederim. Uzun yoldan çok daha fazla nefret ederim. Resmen bir işkence...

Dedim ki bari gece olsun hiç değilse uyurum belki 11 saatlik yol daha çabuk geçer.

Dönüşte aynen şöyle insanlarla karşılaştım;

Model 1: Öldürülesi çocuk:
Hiç şaşırmadım, eşşeğin sevmediği ot misali nereye gitsem en gerizekalısından bir çocuk tam dibimde bitiverir. Arka koltuğukta 9-10 yaşlarında malın en önde bayrak sallayanından bir velet vardı. Yanında da annesi, ben babaannesi falan sandım ama değilmiş. O çocuğun çatlak ve kısık sesi hala kulaklarımda. Neymiş, acıkmış!

Terminalde araba kalkmadan iki saniye evvel dedesi sandığım baba elinde 'sucuklu tost'la geldi, nasıl koktu anlatamam. Bari lahmacun alsaydınız! Neyse çocuk tazmanya canavarı gibi etrafa saça saça zıkkımlandı ama bu defa ağlayıp yalvarmaya başladı ' ama çok açıııııım doymadım kiiiiii lütfen baba sana yalvarıyorum bir tane daha allll'.
Ne ayısın sen be! O doymadığım dediğin şey var ya senin iki katın olan benim sabah kahvaltım oluyor ve öğlene kadar acıkmıyorum. Yuh! Getirelim önüne bi öküz koyalım sırtından dişlemeye başla. Ağladı ağladı o sırada otobüs hareket etti bir tost daha alamadılar.
Bu defa tekerlek döner dönmez çocuk başladı muavinden kek istemeye. 'Pardooooooon bişey vermicek misiniz artık? Acıktık ama!'. Bu sırada bağarıyor tabi, o ses normal olamaz ki.

Söylendi söylendiii, 'ay anneeee! o kekleri çok seviyorum ben olsa yesem. niye gelmedi? vermeyecekler mi bize kek?'. Keki zıkkımlandı da sustu. Ama içecek olarak hem ice tea, hem cola hem de su istiyormuş! Çüş!

Sonradan zıbardı da rahat ettim. Haaa bu arada sürekli pırt yapıyordu, yine rahat edemedim.

Babası ise otobüsün verdiği iki mola+1 vapur seyahatinde ne bulduysa yedi. Gece 1 buçukta izmir köfte mi yenir? Sanki her gece kalkıp köfte yiyorsunuz gerizekalılar?! Sonra 4te de çorba içmiş, dürüm mü ne yemiş. Gelip karısına anlatıyor iyi bir haltmış gibi.
Sanırsın kıtlıktan çıkmışlar ailecek. Ya her imkanın olan yerde yemek zorunda mısın? O nasıl bir midedir? Acaba nerende bekledi o kadar yemek sabaha kadar merak ettim.

Model2: Yaşlı Teyzeler:
Severim ben yaşlıları, ama normallerini. Yaşlı dediğin sevecen, tonton falan olur. Eşimin anneannesi var mesela dersin ki Pamuk Prenses'e elmayı veren cadı. Tek farkı elma bile vermeyecek olması, 'vışşşş anam ne elması? oturun aşşaaaa' der büyük ihtimal.
Neyse bu teyzeler de gece 2 civarı birbirlerine hastalıklarından bahsediyorlardı, yok şekeri varmış yok iğne oluyormuş. İyi de insanlar uyumaya çalışıyorlar bi sussanız?! Yok gelini torununu da alıp caddede geziyormuş. Ay sana ne? Ne yapsın kadın acaba? Senin çenenden kaçıyordur büyük ihtimalle.

Model3: Gerizekalı Terbiyesiz Kart 'Kızlar':
30una merdiven dayamış ama yeni sözlenmiş efendim. Nereden mi biliyoruz? Bağıra çağıra telefonda bunları anlatıyordu da ondan. İnsan da biraz anlayış, terbiye olur ne diye bağarıyorsun ki anlamadım.
Gecenin ilerleyen saatlerinde yanında oturan annesinden bişey istedi mızmızlandı kadın anlayamadı 'ne sitiyorsun?' diye sordu. Sen misin o haltı eden?
O sessizlikte annesine nasıl bağırdı size anlatamam. 'Defooool kapa çeneniiiii! Kendinden nefret ettiriyorsun gerizekalııı!. Ağzım açık kaldı, bir yandan da kadına yumruk atıyordu tabi o da ayrı.

Model 4: Otobüs Oryantalleri:
Tamma gece yolculuğudur, uykumuz gelir koltuğu azıcık arkaya yatırabiliriz ama benimki öyle miydi canım? Önümde oturan kadın birde caaaart diye bi çekiverdi kolu öyle yattı öyle yattı ki neredeyse alnına para yapıştıracaktım. Dansöz müsün nesin be kadın? Kaldır şunu! 'Ama benim önümdeki de öyle yapmış'. 'Hanımefendi görebildiğiniz gibi benim bacaklarım sizinkilerden uzun, dizimi göğsüme kadar çekmem gerekecek. Olmaz böyle.'
O senin sümsüklüğün kızım bana ne diyecektim ama yolda saç saça girmenin bi manası yoktu, yine de kaldırttım ama.

Diyeceğim o ki, biletlerinizi erkenden alın salak salak otobüslere binmeyin sinirinizi bozmayın...

Haydi esen kalın.