29 Oca 2009

Süper Aile

Cadı: 'Aşkıııım, canıııım, birtanem! Bak bakayım bana, bir bak güzeliiim. Haydi gel',
Cadınınki: 'Aaaa dur geleyim',
Cadı: '??, Sana demedim ki kediye diyordum, gel güzel kızım, gel anneciğiiim',
Cadınınki: '?! Amaaan bana desen şaşarım zaten'
Cadı: 'Bi kendi tipine bak bir de Baloş' unkine, o zaman anlarsın kih kih kih'
Cadınınki: 'Üffff'
Cadı: 'Aferinn benim tatlı kızıma, otur aşkım'
Bal: 'Mırrrr tırrrrr'....

25 Oca 2009

Haydi Hayırlısı

Bloğumun okuyucuları, yazdığım yazıdan mıdır başka yerlerden gelip imza atanlardan mıdır nedir bilmiyorum ama durumlarına çok üzüldüğüm Özgürlük Parkı kedilerim için imzalar çoğaldı (bir de bugün pazar, haftaiçi çok daha fazlalaşacaktır)...

Lütfen beni kırmayın, imzalarınızı çok görmeyin... Kediciklerime birşey olmasın olur mu?

Şimdi sıra geldi başka birşeye, bildiğiniz üzre çok gıcık bir insanım. Günlük hayatta, televizyon izlerken, bir-iki site gezerken, sokağa çıktığımda yani herzaman beni sinir edecek birşeyler mutlaka oluyor.
Güldürme kaygısı taşımasam da sizler eğleniyorsunuz, ne güzel...
Herşeye kıl olunca malzemem de çok oluyor, hemen hergün bir ya da daha fazla yazı yazıyorum. Bundan da hiç sıkılmıyorum, tersine canım istemediğinde elimi klavyeye sürmüyorum bile. Sadece içimden geldiği ve istediğim zamanlarda buradayım...

Yazılarını sevdiğim bir blogger ara verince nasıl üzülüyorum bir bilseniz, şimdi ben de kendi adıma yapmak istediğim bazı şeylere daha iyi konsantre olabilmek için bir süre buralarda eskisi kadar sık olamayacağım... Bloğumu tamamen de unutmuyorum tabi, hergün yazıyorsam belki iki-üç günde bire düşebilir.

Unutmak demişkeeeen bir önceki yazımda 'blog yazmayı bırakacağım, desteğinizi eksik etmeyin' dedim, unutmadım...

Nazım size geçiyor, ne yapalım?

Şimdilik hoşçakalın, uyuz kalın...

Vallahi Yaparım

Önce şunu bir izleyin...




Bitti mi? Şimdi benim gibi dakikalarca hıçkıra hıçkıra ağlayın, o da sizi kesmesin 'ya neden aslanımız yok yaaaa' diye arkadaşınızın kafasını ütüleyin..

Yaptınız mı? Hımm tamam o zaman, kendi kendinize 'şu dünyadaki en saf, en temiz, en vefalı varlıklar hayvanlar' deyin. Devamında içinizden 'aslında çocuklar da saf' diye geçirirseniz alışveriş merkezinde oyuncakçı dükkanlarının önünde sırf evdeki sürüye bir tane daha katılsın diye kendini yerlere atan, suratları ağlamaktan ve çığlık atmaktan kıpkırmızı olmuş uyuz veletleri düşünün, hemen hayvanların en saf ve en temiz olduklarına ikna olun...

Bu da bittiyse eğer sıra şu dilekçeyi imzalamakta, onu da yapın...

Diyeceksiniz ki şu dilekçe mevzusu da ne uzadı, yazdın ya ne her dakika tekrar ediyorsun?
Yazarım, istediğim kadar yazarım, hatta sonsuza kadar yazmaya devam ederim..
İmzaladınız mı? Hayır. Sadece bir tane tanıdık gördüm, O da kendini bilir duyarlılığından dolayı teşekkür ediyorum... Listeyi açıp açıp kontrol ediyorum, takıntı haline geldi...

İmzalayın, kedilerimize sahip çıkın. Onlar sadece Sağırkedi' nin, Haydins'in, Puck Robin'in, Gizem'in, Assortiek'in kedileri değil... Hepimizin kedileri, herkes sahip çıkmak zorunda...

Çıkmıyor musunuz, iki dakikanızı ayırıp imzalamıyor musunuz? O zaman beni mecbur bıraktınız, hadi bugün pazar diyorum haftasonudur, herkes geziyor... Pazartesi de toplantılar çok olur, stres vs. onu da geçtim.. Ama salı var ya salı, işte o güne kadar dilekçedeki imza sayısında en azından şu izleyiciler kısmındaki 52 kişi kadar bir rakam artmazsa ben bir daha yazı falan yazmayacağım, hepinize küsüyorum.
Umurunuzda mı? Bilmem.. Umurunda olanlara teşekkür ederim, kedilerimi önemsedikleri için...


Yazmam... Benim bu blogdan ne fayda sağlamışlığım var? Reklam mı alıyorum? Televizyonlara mı çıktım? İş mi buldum? Birşey mi sattım? Ne yararı oldu? Çok güzel insanlar tanıdım, bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar arkadaşım oldu, evet çok büyük bir fayda. Fakat zaten onları görmeye, konuşmaya devam ederim... Alacağımı almışım bu blogdan...

Tek beklentim arada bir de olsa yazdığım yardım yazılarına kulak kabartmanız, çok mu?

Uyuzcadı uyuzcadı dediniz, size uyuzluk yapmayacağımı sandınız, yanıldınız..

Bloğumun düşünceli okuyucuları lütfen kedilerime sahip çıkın, onlara birşey olmasın...

not: linki açamayanlar için adres bu; http://www.sessizkalmasucaortakolma.com/dilekce/dilekce_detay.asp?id=33

Zayıflamak ve Zayıflayamamak Hakkında

Uzun zamandır aklımı kurcalayan bir konudur bu, yazayım dedim...

Yurdumuzun çeşitli ünlüleri var ya ve çeşit çeşit magazin, kadın, sağlık programları.. Bu programlara konuk olan ünlülere neredeyse hep aynı sorular sorulur, zayıf olanlara 'formunuzu nasıl koruyorsunuz?' derler. O çokbilmiş ünlü de cak cak cak ötmeye başlar... Takıldığım nokta işte tam da burası, mesela Ebru Şallı diyelim..

Ben bu kadını bildim bileli hep çok zayıftır, hiçbir zaman tombik yada balık etli olmadı ki.. Bu ne demek? Genetik birşey yada kadının yapısı öyle. Hamileliğinde bile 7 kilo almış bir insandan bahsediyoruz değil mi? Türk kadınlarının birçoğu hamilelikte tombişko olurken, bu hatun nohut yutmuş sivrisinek gibi değil miydi? Evet.

Yani demek ki, zayıf olabilmek yada zayıf kalabilmek için özel bir çaba sarfetmiyor. Sağlıklı olmak için çabası varsa ona diyecek birşeyim yok, takdir ederim. Ama zaten hep zayıftı, 'şunu yapıyorum, bu yüzden zayıfım' falan denmesi bana saçma geliyor... Bir ara çimen suyu içiyor demişlerdi, kim bilir kaç kadın içti o sudan? Bence Ebru gibi olamamışlardır, çünkü o suyu içse de içmese de zaten zayıf.

Sonra bir de Sezoş'umuz var, anacığım bu hatun hiç zayıf olmadı ki herzaman balık etlidir.. En azından yaşım itibariyle ben hep öyle hatırlıyorum, daha eskisini bilemem..
Bu televizyon programlarında çeşitli insanlar 'ayyy Sezen Aksu var yaaa, işte o kayısı diyeti yapmıııış bir zayıflamış bir zayıflamıııış' diyorlar... Ayol neresi zayıflamış? Hep aynı, hep klasik Türk kadını boyutlarında...

Diyeceğim o ki, 'aaaaaayyy o şunu yapmış zayıflamış, bu bunu yapmış tığ gibi olmuş' diyenlere kanmayın. Kendi vücudunuza-kilonuza-bünyenize göre bir program oluşturmak için diyetisyene gidin...

Niye bu kadar sosyal içerikli, faydalı olmaya çalışan bir yazı yazdığımı ben de bilmiyorum, oldu bir kere...

24 Oca 2009

Lütfen İmzalayın

Geçen gün yazdığım yazıyla ilgili olarak Kadıköy Belediyesi' ne ait Göztepe Parkı' nda yaşayan kısırlaştırılmış kediler için hazırlanan dilekçe sisteme yüklenmiş. Lütfen imzalayalım, çok az vaktinizi alır ama o savunmasızların buna çok ihtiyacı var..

Buraya tıklayarak dilekçeye ulaşabilirsiniz.

not: linki açamayanlar için adres bu; http://www.sessizkalmasucaortakolma.com/dilekce/dilekce_detay.asp?id=33

Her Kasadan Bir Çürük Elma Çıkarmış

Türk milletine hastayım!
Ülkemi hem çok seviyorum, hem de bazı tiplere iki tokat atasım geliyor... Hatta belki üç, dört, beş...

Oturduğumuz yerden hiçbir emek harcamadan, sadece bakarak pislik atmakta üstümüze yok maşşallah!

Bunlar içimdeki yazma, çizme, üretme azmini yok edemeseler de bloğumda paylaşma isteğimi çok güzel yok ediyorlar. Sonra da diyorum ki, 'bana bunu yapanlar 3-5 taneyse, yazılarımı severek okuyan, canı sıkıldıkça bloğuma göz atan, yaptığım resimleri beğenen insanlar daha fazla'...

İşte o an tekrardan 'bu salaklara pabuç mu bırakacağım? ' deyip sevdiğim şeyleri yapmaya devam ediyorum...
Biliyorum ki birçok bloğu olan yazan-çizen insanın başına gelen şeyler bunlar...

Özellikle şu 'adsız' lar, ya da adı ve bloğu olan ama baktığınızda kendi emeği-fikri-zamanıyla ortaya hiç birşey koyamamış insanlar... İşte en çok onlar sever laf atmayı, kötülemeyi, boş boş konuşmayı...

Gecenin bu saatinde içimden bunları söylemek geldi, daha fazlası da var hatta içimden söylüyorum. Dışa vurmayayım, çok hoş değil...

22 Oca 2009

Yo Yo Uuuuuuuuu

Bloğumun okuyucularından Deniz dün bir yorumla beni dürtükledi, zaten sinir oluyordum 'şu reklamı bir eleştireyim' dedim...

Efendim kahramanımız ''Selena Selena'', hatta ''yo yo Selenaaaa uuuuuuuu''...

Bu pek ünlü, çocuklar tarafından deli gibi sevilen bu hatun (zaten çocukların çok sevdiği kim varsa arkana bakmadan kaçacaksın) evlerinin en az bizim salon büyüklüğünde olan banyosunda annesine hesap sormakta, nedeni ise çamaşırların misssler gibi kokmasıdır...

O anne de anne mi ki? Ben olsam ağzının ortasına bir yapıştırırım Selena olur Yamula...

Bir kere karnımda onca ay taşımım, sancılar çeke çeke doğurmuşum, totosundan kakasını temizlemişim, para akıtıp okutmuşum, hanımefendi iki fıs parfümünü kullanma 'ihtimaline' karşı bile ortalığı ayağa kaldırıyor...

Çamaşırları yıkanmış, mis gibi kokmuş, ütülenmiş, dolabına yerleştirilmiş bir de üstüne azar mı işiteceğim? Gelip 'anneciğim çok yorulmuşsun gel güzel kok sana parfümümü sıkayım' diyeceğine utanmazın yaptığına da bak!

Anneye maşşşşallah demek istiyorum sabrından dolayı...

Şimdi gelelim diğer saçmalıklara;

- Sabırlı ve kızına bir damla olsun benzemeyen annemiz 'senin parfümünün adı ne?' dediğinde kızı;
' benim parfümümün adı..' diye cümleye başlıyor.

Sorarım size, orası ingilizce sınıfı mı ki böyle herşeye düzgün cümlelerle başlangıç yapıyorsunuz? Hani 'what is your name?' der öğretmen siz de ona 'my name iiiiis..' diye başlarsınız ya. En gıcık olduğum şeydir, gerçek hayatta kim o kadar kurallı ve uzun cümle kurar ki? Direk dalarsın işte konuya;
- 'what is your name?
- 'laleee'
Bu kadar! Bitti! Nokta!

Neymiş öyle 'benim parfümümüm ismiiii' diye cevap vermeler.
Madem Türkçe'yi o kadar harika kullanıyorsun o zaman oynadığın dizide palyaço yerine 'palyanço' demeseydin şekerim. Gözümden kaçmadı, kaç zaman olmuş unutmadım da...

Hem anne 'şşş reklama girer! diyor, sanki orası bir reklam seti değilmiş, bunları yapmak için bir ton para almıyorlarmış, biz salakmışız gibi... Bak o Selena'ya daha bir sinir oldum, madem biliyorsunuz kamera olduğunu o zaman biraz daha terbiyeli davran annene karşı! Cık cık cık...

Şimdi o deterjanın markası ne bilmiyorum ama, nasıl ki ayı Recep tiplemesinden sonra Turkcell' den iyice nefret ettiysem o deterjandan da nefret edip bir daha asla almayacağım.. Ta ki tüketiciyi salak yerine koymayan, bebeklere anlatır gibi anlatmayan bir reklam yapana kadar...


not: bir üstteki yazıyı istemeden kaldırmak zorunda kaldım, okuyan-yorum yazan herkesten özür dilerim...

21 Oca 2009

Kedilerim




üzerlerine tıklayarak rahatça okuyabilirsiniz

Yukarıda gördüğünüz bröşürleri ve duyuruyu herzaman olduğu gibi yine
Sağırkedi'nin bloğunda okudum.

Broşürleri HAYTAP Kadıköy Özgürlük Parkı kedileri için hazırlamış, farklı biçimleri de yapılıyormuş.
HAYTAP' ın ricası üzerine tabi ki ben de elimden geldiğince destek olmaya çalışacağım, hayvanlar için her zaman varım!

''Lütfen bu bröşürleri isterseniz internet ortamından isterseniz matbaadan bastırarak Kadıköy' deki tüm resmi kurumlara, parkla ilgili tüm görevlilere ve parka gelen vatandaşlara, ayrıca park içinde kafe, restaurant, kasap, bakkal v.s. varsa oralara dagıtmalarınızı rica ediyorum.'' demişler, anladığım kadarıyla yaklaşan seçim nedeniyle belediyeler tarafından kedilerin alınıp barınaklara götürülmesinden endişe ediyorlar.. Çokta haklılar, barınakların hali içler acısı...

Şimdi ben de buradan sesleniyorum, Özgürlik Parkı kedilerini lütfen almayın, 'insan' olanlar tarafından parkta çok iyi bakılıyorlar. Yemekleri, ilaçları ellerinden geldiğince karşılanıyor.
Hatta parkın içinde bizim evlerimizde kediler için kullandığımız kumlardan bile mevcut. Ben de elimden geldiğince onlara yemek vermeye çalışıyorum...

Bırakın hayvanlarımızla mutlu mesut yaşayalım, barınaklarda sefil olmasınlar!

Yazımı okuyupta bloğu olan-olmayan herkesten ricam bu ilanı mail-blogda yazı-baskı yapıp dağıtma artık aklınıza ne geliyorsa, elinizden gelen neyse o şekilde yaymamıza yardım edip bu masumların bir ellerinden de siz tutar mısınız?

Çağrımı dikkate alacak herkese şimdiden sonsuz teşekkür ediyorum...

20 Oca 2009

İstemem Yan Cebime Koy

Kaktüslere bayılan uyuzcadı yolda gördüğü bir çiçekçinin vitrinine yapışır ve kocası insana ''aaaa şu minik pembe çiçekleri olan kaktüsü alalııııım'' der. Kocası insan da ''bizim ofisin köşesinde bir adam var bunlardan renk renk satıyor, çok güzeller ben alacağım sana onlardan'' diye karşılık verir.

Uyuzcadı; ''eee bunca zaman gördün neden almadın?''

Koca insanı; ''ne bileyim?.. alacağım ama mutlaka''

Uyuzcadı; ''bu hafta al o zaman''.


Aradan günler geçer...

Uyuzcadı; ''ne oldu benim kaktüsler?''

Koca insanı; ''aa unuttum ya, sen bana hatırlat alayım'''


Böyle hediye olmaz olsun arkadaş! Hem görmüş, sevdiğimi bildiği halde almayı ertelemiş hem de hatırlatacakmışım... Şşşşş uyuzcadı'nın kocası olacak insan, lafım sana! Ben o çiçekleri yoluma halı eder üstüne basar geçerim, beni delirtme! Kabul ediyorum kaktüslerin üzerine basmak pek sağlıklı olmayabilir ama şu an canım atıp tutmak istiyor.

Ne Saçma

Her ne kadar son yıllarda çok şikayetçi olsam da, yine de inatla 'iyi ki Türk olarak doğmuşum' diyorum. Beni o kadar güldürüyorlar ki sağolsunlar...

Bugün pek keyfim yok, evde durayım ı ıh, dışarı çıkayım çıktım hemen döndüm o da açmadı, resim yapayım ı ıh, kitap okuyayım olmaz, blogları gezeyim ı ıh.
Hiç birşey yapmak istemiyorum, neyseki son anda şu Google arama sonuçlarına bakmak aklıma geldi... İyi ki bu bloğu açmışım, iyi ki Analytics eklemişim, iyi ki bu sonuçlara bakmak aklıma gelmiş. Amacının dışında ama olsun, canım sıkıldıkça bakıp eğleniyorum... Hadi bakalım bu geçtiğimiz bir haftanın en komikleri nelermiş;

''acıkan koca ıcın yemek''; Zıkkım.

''angelina jolie kaç santimlik ayakkabı giyer''; Tek derdimiz bu olsa. şimdi öğrendin diyelim, giydin de.. eee, benzeyecek misin kadına? pek sanmıyorum...

''ayol sözcüğü kimler tarafından kimlere hitap ediliyor?örnekler veriniz''; 'Ne diyorsun, ne biçim şeyler soruyorsun ayol?'. Bu cümle uyuzcadı tarafından bloğunu ziyaret eden birine söylenmiştir, örnekse zaten cümlenin kendisidir..

''ayılara yazık değil mi?''; Yazık tabi, olmaz mı? Kim bilir ne gördün ne okudun da bunu yazdın, umarım kötü birşey olmamıştır...

''baba ya genc işi bi çanta lazim ya''; Bunu Google'a değil babana söylesen belki daha etkili olur. Tamam zengin şirket ama bu kadarını beklemekte biraz fazla değil mi?

''benim yerim ne sözünü açıklayınız''; Bak sana ikidir dikkat ediyorum, yukarıda açıklamayı da örnek cümleyi de verdim, bunu da sen bul artık hayret bişey!

''bilgisayarda girdigim butun siteleri gosteren bir yer varmış orasi nere ve orayi nasil temizlerim''; History o history! Ctrl+h yap çıkar, silersin...

''birilerine makyaj yapmak istiyorum''; E yaap, bize ne?

''bitmez çilem''; Kaynanasal bir sorun mu, bana mı öyle geldi?

''bu olsa nolur olmasa nolur şunun tipine bi bak''; Amaaan boşver o zaman sen onu, elini sallasan ellisi ayol!

''doğuştan sanatın herhangi bi olay birisi mutlaka bir gün sanatçı olur''; Hiç anlamadım.

''dünyanın en güzel çocuğu kim''; Herkesin çocuğu kendine güzel galiba, hep öyle derler.

''ebru şallı hergün duş alır mı''; Sana ne be!

''esim iki evli benim cocugum olmuyo diye kendi cocuklariyla kiskandiriyor'' ; Çok ayıp, ne biçim insanmış...

''evdeki poşetlerin dağılması''; Çok büyük bir problem!

''firefox bu sitenin pencere açmasını engelledi ne demek''; Ee gayet açık işte, firefox bu sitenin pencere açmasını engelledi demek, popup yani şekerim, reklam meklam gözükmesini engelliyor. Ne yapsa yaranamıyor canım!

''güzel bi bayanı sevgili olmaya nasıl ikna edebilirim''; Ne kadar akıllısın sen öyle, istersen Google bir servis açsın bu işler için.

''hayvan barınaklarından köpek satın almak için napılır''; Eşimin teyzesi için iki tane köpek almıştık önceki yıl barınaktan, gidip konuşman lazım sana güvenmeleri lazım bir de bakılacağı evi görmek istiyorlar. Dahasını da onlar anlatır zaten..
Ama ne güzel olur herkes barınaklardan alsa, tebrik ediyorum seni...

''hülya avşar saçına kullandığı şampuan''; Sen şu üstteki Ebru Şallı'nın yıkanma alışkanlıklarını merak eden deli değil misin?

''iki tane ayakkabi resmi bi ayakkabi diğerinin üstüne basmiş''; Ya İstock'a bakıcaksın, yada düzgün bir arama cümlesiyle Google imajlarda arayacaksın.

''internetten de sıkıldım yaaaaaa''; Amaaan sen de benden beter misin nesin? Git o zaman bir işe yara, haret bişey!

''izmir den kırk yaş ve üstü bayanların telefon numaraları''; Çüş!

''kadınları çileden çıkaracak 10 cümle''; Hemcinslerimi delirtmek için eline koz vereceğimi sanıyorsan çok yanlıyorsun, hadi ikile!

''kahkül genç gösterir?''; Derler...

''kaynanaya anne demem''; Deme tabi.

''kaynanaya sabır''; Sana mı O'na mı?

''kayınvalideyle kavga nasıl çözülür''; Konu ne bilseydik yardımcı olurduk elbet.

''kediler neden birini sever''; Neden sevmesin ki?

''kedisi olen sahibine teselli''; Ah canım, o zor ya...

''kestirdim+saç''; iyi halt ettin.

''kötü kaynanalara neler yapılır''; Amaaaan bıktım sizden de be, gidin başka yere. Bana ne sizin kaynanalarınızdan?

''msn de adamı deli etmede bire bir''; Kullanma o zaman hayret birşey.

''of google amca teyzem yanımda canımız çok sıkılıyor napalım''; Cehennemin dibine gidin, orası çok eğlenceliymiş...

Of ya, ne biçim yazılar yazıyorum ki hep böyle abuk subuk tipler geliyor... Yanlız aralarda azımsanmayacak kadar barınaklarla ilgili aramalar yapanlar var, umarım bir faydası dokunur...

16 Oca 2009

Eğer

Eğer evde yalnız yaşasam hiç yemek yapmam,
temizliğe gerek kalmaz,
bir sürü hayvanım olur,
küllük olmaz,
aksiyon filmi izlemem,
sadece bir tane bilgisayarım ve kendime yetecek kadar programım olur,
banyo tertemiz olur,
daha az ütü yaparım,
eşyalarımın yeri değişmez,
heryer kablo olmaz,
kocaman bir dolap dolusu çivi, çekiç ve matkap olmaz,
hergün tamirci çağırmak zorunda kalırım,
çok sıkılırım,
geceleri çok korkarım...

Eğer evde yalnız yaşasam temiz banyonun, bir sürü hayvanın, küllüksüz olmanın, çivi ve çekiçsiz dolapların, kablosuz salonun, yerli yerinde duran eşyalarımın, yemek yapmamamın, ütüye gerek olmamasının, kısacası hayatımın hiçbir anlamı olmaz...


İyi ki evde yalnız yaşamıyorum...

14 Oca 2009

Sırf Gıcıklığına Açık Süt Alasım Var

Derya Baykal bir reklamda oynamış ya, sütle ilgili... Ne saçma!

Giyinmiş kuşanmış milletin evine teftişe çıkmış, yanında da 'hoca'sı... Elinde tenceresi, ayağında en dandik ev terlikleriyle 'aaaaaaaaaaaaaaaaa Derya Hanıııııııııım' diyen kadının hayran hayran bakışlarını gördünüz mü?

Ev kadını gayet tarzsız basit bir etek ve erkek terliğine benzeyen birşeyle dolanırken, Derya Hanım' ımız döpyesi, fönlü saçları ve topuklu ayakkabılarıyla ev ev geziyor..
Bir kere o kadın tencerede değil de kutuda süt almış olsa ne olur? Feleğin sillesini yemiş, karşılaşmaya ilk andan itibaren görüntüsüyle 1-0 geriden başlıyor...

Derya Hanım' ın kankası, yanından ayrılmayan doktor iken, kadın evde esmerler esmeri bir erkek çocukla tıklımış kalmış.. Üstelik çocuğuna ne yedirmesi gerektiğini bile bilmiyor! Tüüüüü senin suratına! Ne biçim annesin sen? Sorumsuz, bilinçsiz, cibiliyetsiz seniiii!

Doktor da işi gücü bırakmış yanında laptop ve hazırlanmış sunumla gezici hizmet veriyor...

Unutmadan yazayım, bilinçsiz ev kadınımız konuşurken tenceredeki süt üstüne döküldü dökülecek, her defasında gözüm oraya takılıyor...

Bir de Derya'nın tüm bu şafşata, güzel kıyafetler, topuklu ayakkabılar, bilinçli tüketici, kanka doktor imajının üstüne para aldığını, kadının ise o terliklerle televizyona çıktığı yetmezmiş gibi ezildikçe ezildiğini düşünüp üzülmemek elde değil.. Neyse ki evi derli topluydu...

Mesajı anlatmanın başka bir yolu yok muydu yahu? Ne biçim reklam bu?

not: derya baykal 'harika harika' demedi ya, bence hiç olmamış!

13 Oca 2009

H&M' e Gıcığım!

Gitmişim H&M'in e-bültenine üye olmuşum! Salak mıyım neyim?

Zaten Türkiye'de yok diye deliriyorum, bir de indirim haberleri geliyor.. Oh ne güzel, hiç ucuz değildi ya iyice ucuzlasın, o gıcık gavur hatunlar da alıp alıp giysin!


İnşallah hepiniz oradan ne alıyorsanız ilk giydiğiniz gün üzerine vişne suyu dökülür!

not: ingiltere'de olan canım arkadaşım Gülnur, seninkilere hiç bişey olmasın.. tertemiz giy, hatta yıllarca giy giy, hiç eskimesin..

Kara Büyü

Biz üç yakın arkadaştık..

Birimizin hakkımdaki gerçek düşüncelerini hiç tahmin etmediği zamanda, düşünemeyeceği bir yoldan öğrendim ve ilişkimi bitirdim... Diğerimiz de o kişiyle bağlarını kopardı, çünkü o da hoş olmayan şeyler öğrendi...
Bu olaydan beri yaklaşık iki yıl geçti, ve bu geçen sürede biz kalan iki arkadaş hep ters şeyler yaşadık.. Hayatımız istemediğimiz şekillerde gelişti, yapmak istediğimiz şeyleri beceremezken yapmak istemediklerimiz burnumuzun dibinde bitti. Çok üzüldük, psikolojimiz çok bozuldu, yıprandık, bıktık, ağladık, sıkıldık... Çok şeyler oldu...

Bizi ancak biz anladık, hep konuştuk, çareler aradık, çıkış yollarına baktık.. İyi yada kötü hayatımız bir şekilde devam ediyor, hala birbirimize sahibiz.. Hiç kopmadık, kopmayacağız da...
Çünkü ne O ne de ben kötü niyetli, ikiyüzlü insanlar değiliz.. Birbirimizi çok seviyoruz, hem derdimizde hem sevincimizde hep yanyanaydık...

Bütün bunları neden anlattım? Hayatımdan çıkarttığım o şahıs bu bahsettiğim arkadaşımdan beni hep kıskanırdı, aramızı bozmaya çalışırdı, tatsızlık çıkartırdı..

Onu sildikten sonra biz birlikte kaldık, hiç bozulmadık.. Fakat bütün işlerimiz ters gitmeye başladı..

Arkadaşım diyor ki 'acaba bize büyü mü yaptırdı?'....

Çok saçma! Ben bu tarz şeylere inanmam, ilgilenmem.. Ama o kadar çok terslik hep üstüste geldi ki, bunu düşünmeden edemiyorum.. Gerçekten yaptı mı?

Şu an evlerimiz çok yakın, karşılaşırsak sorasım var... Aslında daha çok bana yaşattığı üzüntüler için yüzüne tükürmek isterim ama bunu da merak etmiyor değilim...

Evet, çok saçma bir yazı oldu... Ama iki-üç gündür bunu düşünüp duruyorum, yazmadan edemedim....

not: umarım arama sonuçlarında bu başlık yüzünden abuk subuk şeyler çıkmaz...

12 Oca 2009

Bu Ne Biçim Hikaye Böyle? Hasta Mısın Nesin Bana Söyle!

Dün telefonum çaldı, arayan kişi cv'mi x bir sitede gördüğünü, işlerimi inceleyip çok beğendiğini, onların daha evvel çalıştıklarım gibi büyük ve ismi duyulmuş bir firma olmadığını fakat ellerindeki proje için benimle freelance olarak çalışmak istediklerini söyledi.

Maille proje detaylarını anlattıktan sonra benden fiyat istedi. Ben de yazdım, yolladığı cevapta istediğim ücretin yarısını vereceğini söylemiş ve eğer yarın sabah ofislerine gidersem beni bu konuda ikna edeceğini de belirtmiş..

İşe göre zaten çok az bir rakam istediğim için pazarlığa açık olmadığını söyledim, daha sonra gelen cevap aynen şöyle ''Sizin bu projeyi problemsiz bir şekilde bitirebilecek nitelikte olmadığınızı düşünüyorum.''

Lafa bak! Sabahın köründen akşamın bir saatine kadar gerek maiile gerek telefon yoluyla işlerime ayılıp bayıldığını, onlarla çalışmamı çok istediklerini söyleyen adam konu paraya gelince istediğim ücretin yarısını kabul etmedim diye bana 'niteliksiz' ve 'sorunlu' diyor..

Boşver dedim, söz gümüşse sükut altındır.. Sonra tabi duramadım, yazdım birşeyler. Olay fazla uzamadı..

Aslında ben hiç sinirlenmedim, adama kızmadım, bana bu şekilde hakaret etmesini de umursamadım. Benim kızdığım içinde olduğum piyasanın bu tarz firmalarla dolu olması.. Son iki ayda bu yaşadığım kaçıncı abuk olay. Hep bana mı denk geliyor? Sanmam..

Benden tavsiye; güzel sanatlara girmek isteyenler, grafik tasarım okumak için yırtınanlar! Lafım size, hiç bulaşmayın...

9 Oca 2009

Çok Az Kaldı

Eskiden kışı severdim, şimdi havanın erken kararmasından nefret ediyorum!

Günde kaç defa saate bakıp, 'az kaldı az, bilmem kaç saat sonra hava kararmış olacak offf...' diye söyleniyorum.
Sanki hava karardığında beni asacaklar, son dakikalarımı sayar gibiyim..
Kararsın, ne olur ki?
Çok şey olur, havayla birlikte benim de içim kararır, canım bişey yapmak istemez, miskinlik çöker, çok sıkılırım çok!..

Şimdi burada yazı yazmakla vakit kaybetmemeli, kalan bir-birbuçuk saatimi de iyi değerlendirmeliyim...

Bana müsade...

6 Oca 2009

Deli Bunlar

Yine Google arama sonuçları. Bu defa 2009'dan seçtim, yine Çağla Şikel'ler bolca, onları eledim artık okumaktan da yazmaktan da fenalık geldi çünkü.

''aaa!kış gelmiş herkes kış geldi diyorlardı minik tavşan'';
internet kullanım yaşı iyice düştü yada bunu yazan gerizekalı.

''diş macunu ile ilgili reklamlardan ne anlıyorsunuz bu reklamlardan verilen mesaj nedir''; bu da tez mi yazıyor nedir? hemen kolayına kaçmış. benim anladığım mesajı ver hocana da bak nasıl sınıfta kalıyorsun..

''ben kim ile evleneceğim''; falcı sanki google

''bacak almak icin aada nasil yapilir''; aaaaada yanlız, dikkatinizi çekerim!

''dudaktan kalbe lamia çok çirkin''; birisi de 'yaprak dökümü necla çok çirkin' demişti, yine sen misin yoksa?

''erkeklerle buluşunca neler konuşulur''; onlara sorsan konuşmaya gerek yok derler, sen dinleme bence

''külkedisi kaç kişiliktir''; ne diyorsun ya?!

''melgesel izle''; istersen belgesel de olabilir

''masanın ödü kopmuş''; vah vah

''tikican ne demek''; salakcan'ın kardeşi

''çirkınken guzel olmak fotografları''; biri gaza gelmiş galiba

''ebru gündeş öğelerini yazsın alnıma dinle''; bu ne demek? bloğumla ne alakası var hiç anlamadım...

5 Oca 2009

O Döndü, Bana ne?!

Yılbaşı tantanasından fenalık geldi!

Zaten herkese - herşeye gıcık bir tip olarak doğa olaylarının bu kadar abartılmasından hiç hoşlanmıyorum.

Dünya dönmüş işte, eee??
Yok illa göbek atalım, televizyona dansöz çıksın, birbirimize hediyeler alalım, dans edelim, içelim, sapıtalım, gereksiz para harcayalım, kırmızı giyinelim, dilekler yazalım, planlar yapalım vs vs.. Nedir yani? Elinize ne geçti?

Gezegenimiz güneşin etrafındaki bir turunun tamamladı diye bunca tantana saçma değil mi? Senin hayatınla ilgili kararlarla bunun ne alakası var? Yada kırmızı çamaşır giyinmenin?

'Amaaaan eğlence canııım' dersiniz şimdi, hadi ordan! Bir deli kuyuya taş atmış, kırk akıllı çıkaramamış misali herkes yapıyor ben de yapayım.. Bütün insanlık eğleniyor ben de eğleneyim..

Madem derdiniz bu olayı kutlamak o zaman ne diye etrafınızdakilere hediyeler alıyorsunuz?

Dönen dünya değil mi kardeşim? Bütün enerjiyi, çabayı o harcamadı mı? O koca göbeğiyle ıkına ıkına, zorla ve alnının akıyla bir turu daha tamamlamadı mı?

O zaman dünyaya bir hediye ver, git bir çam dik mesela.. Yada sokağa çöp atma, ne bileyim tepinmekten ve içki içmekten daha manalı birşey yap...

Biz bir de insanlık alemi olarak dünyanın dönüşünü kutlayalım derken gidip çam ağaçlarını keser, işimiz bitince de atarız.. Peki yenisini dikiyor muyuz? Tabi ki hayır!

Ben özel günleri kutlamam... Zaten yılbaşı da benim için değil dünya için özel bir gündür, o kutlasın!

4 Oca 2009

Üfff Püfff

Çok sıkıldım, dünden beri o kadar iğrencim ki ben bile kendime tahammül edemiyorum..

Canım hiç birşey yapmak istemiyor, sürekli üfleye püfleye dolanıyorum.. Nedenini ben de bilmiyorum çünkü zaten yok.. Etrafımdakilere bulaşıp duruyorum..

Dün eşime dedim ki 'iyi ki bugün işte değilsin, yoksa sinirimi kimden çıkaracaktım?'.
Çekiyor beni zavallı, ben olsam hayatta çekmem.

Diyaloglarımız şöyle;

- üfffff çok sıkılıyorum yaaa!
- ne yapmak istiyorsun?
- hiç bişey işte! anlamıyor musun?
- gel dışarı çıkalım
- napıcaz yaaa
- nereye istersen gidelim işte, evde sıkıldın sen
- havaya bak ne biçim yağmur var ıyyy, araba da bozuk zaten.. yürüyemem ben bu yağmurda
- evde bişey yapalım
- üffff canım istemiyo
- gel kuaföre gidelim, saçlarımızı kestiririz
- çekemem şimdi onları
- o zaman ben gideyim
- iyi git..

İğrenç olduğum için gelirken yemek getirmiş, tabaklara koyarken;
- üf en güzel tabaklarımızı neden kirletiyosun ki? şunlara koy
- alla allaaaa
- cola yok mu?
- evde var ya
- iyi de o sıcak, gece dolaba koymamışsın ki
- ice tea iç o zaman
- ya sevmiyorum bilmiyor musuuun?!
- git bana cola al
- ya iç işte ice tea
- sevmiyorum diyorum yaaa! şimdi aldığın yemek makbule mi geçti? colasız yemem ben onu
- fanta var bak
- hah iyi bari, onun da asiti kaçmıştır kesin...

Yemek yiyoruz;
- ya ne çok yedin ya
- al ister misin?
- ben senin gibi miyim? doydum. yeme daha...

Sonra;
- çikolata almadın mı sen bana?
- aldım işte bak
- ya benim istediğim değil o yaaa! bilmiyor musun neyi sevdiğimi?
- işte onu da aldım
- aman iyi bari. sen bunu yeme ben yicem.

Arkadaşımla chat yapıyorum;
- üf ben çok sıkıldım bana güzel site bul yolla,
- ay dur bakayım. hah al bak bu güzel
- niye daha önce yollamadın ki sen bunu bana? ne güzelmiş cık cık cık
- aa bak bunu da seversin. kutu yapıyolar videoda. çok şirin
-...
- beğendin mi?
- hiç beğenmedim. ne biçim yapmışlar hiç anlaşılmıyor
- dur bakayım o zaman
- üf ben zaten bi giydiğimi bi daha giymek istemiyorum
- ?
- canım giydiklerimi atmak istiyor
- ay ben de öyle. bıdı bıdı bıdı
- üf çok sıkıldım hadi bye...

Görüyorsunuz değil mi? Ne iğrencim! Oluyor işte arada, kısa zamanda geçer umarım..

not: benim bu pislik halimi çekenlere teşekkürü borç bilirim... umarım acısını çıkartmak gibi hain planlarınız yoktur

Sobe

Salıncakta İki Kişi beni sobelemiş, ben de cevapladım.. Kendimi anlatmam istendiğinde biraz zorlanıyorum ama aklıma ilk gelenleri yazıverdim..

1.En sevdiğiniz kelime nedir?
Alalım :)

2.En nefret ettiğiniz kelime nedir? Hayır.

3.Sizi ne heyecanlandırır? Yeni bir resime başlamak.

4. Heyecanınızı ne öldürür? Birşey yapmak isterken sürekli araya giren işler ve etrafımda benden birşeyler isteyen insanların olması.

5. En sevdiğiniz ses nedir? Babamın sesi.

6. Nefret ettiğiniz ses nedir? Korna, bir de ağız şapırtısı.

7. Hangi mesleği yapmak istemezsiniz? İçinde yoğun matematik olan herşey, mesela muhasebe.

8. Hangi doğal yeteneğe sahip olmak istersiniz? Jamie Oliver gibi çeşit çeşit lezzetli yemekler uydurmak isterdim.

9. Kendiniz olmasaydınız kim olurdunuz? Picasso.. Ne de olsa hayattayken değeri anlaşılmış ender ressamlardan biri. Picasso gibi kıymetimi bilsinler ama resimlerim Caravaggio tarzında olsun isterim..

10. Nerede yaşamak isterdiniz? İstanbul'u çok seviyorum, semt biraz değişebilir mesela Kalamış.

11. En önemli kusurunuz nedir? İnatçılığım.

12. Size en fazla keyif veren kötü huyunuz hangisi? Birilerine laf sokuşturmak.

13. Kahramanınız kim? Babam.

14. En çok kullandığınız küfür nedir? Gerizekalı.

15. Şu anki ruh haliniz nasıl? Yeni uyandım, miskinim.

16. Hayat felsefenizi hangi slogan özetler? Bir felsefem yok aslında. Kafama göre takılıyorum.

17. Mutluluk rüyanız nedir? Dekore ettiğim bir ev ve her metrekare başına bir hayvanın düştüğü dev gibi bahçe.

18. Sizce mutsuzluğun tanımı nedir? Ailemden uzak kalmak.

19. Nasıl ölmek istersiniz? Bunu hiç düşünmedim, ama uyurken olabilir.

20. Öldüğünüzde cennete giderseniz Tanrı’nın size kapıda ne söylemesini istersiniz? Biz de seni bekliyorduk, gel şuradaki gezegene biraz renk ver. yeni hayvanlar yaratalım, ağaçlar, ormanlar, denizler... Canın ne isterse söyle yapacağım.. O kadar yetenek vermişim ki sana, bunu kullanırken izlemek istiyorum :P

Ben de 'neden beni kimse sobelemiyo' diye söylenen Serpil'e 'seni seçtim pikaçu' demek istiyorum. Hadi bakalım..

2 Oca 2009

Kırıştık, Bitti..

Ablama bir yerden büyük bir para çıkarsa hemen yarısını bana verecekmiş..
İyi de abla, sen ne sayısal ne piyango ne başka birşey almıyorsun ki.. Nasıl çıksın?
Hadi yolda önüne içi para dolu bir çanta çıktı desen, gider karakola veririz. Çünkü babam kızar..
Hiç hal çaresi yok yani, hayal..

Eniştem Var Mısın Yok Musun'a katılsaymış, kazandığı paranın yarısını ablam kendine alacakmış yarısı da benim olacakmış.. Enişteme soran yok bu arada!

1 Oca 2009

İltifat Mı Ettin?

Bahsettiğim misafirler (daha doğrusu misafir diyelim, ablam evin insanı nasılsa) geldi.. Hoş beş ettik, sohbet muhabbet derken ablam ve arkadaşı mutfağa yemek yapmaya girdiler. O sırada telefonum çaldı, arayan arkadaşım Sevnur;

- laloş evde misin?
- evet
- zile bassana aşağıdayım
- deli, hadi gel

Bu haftada bir-iki olan bir durum. Normalde çat kapı misafirden nefret etmeme rağmen Sevnur'un bunu yapması çok hoşuma gidiyor, neyse.. Ablamla kucaklaştılar, sonra arkadaşı Gül Abla'yla tanıştırdık..
Bizimkiler yemekleri yapıp çıktılar, kapıda Gül Abla'ya dedim ki 'yüzün ne kadar yumuşak'.. Hayret ettim, gerçekten o kadar pürüzsüz ki...

Sevnur da baktı, sonra yarım saat evvel ilk kez gördüğü ve tanıştığı insana ''aaa gerçekteeeen! bebek poposu dedikleri bu olsa gerek'' dedi!

Ben birkaç saniye anlayamadım, kaldım.. Ablamlar çıktıktan sonra güldüm, güldüm, güldüm.. Gözlerimden yaşlar aktı, yine güldüm, hala gülüyorum..

Ah Sevnur ah, insan hiç ilk kez gördüğü insanın yüzünü popoya falan benzetir mi?
2008 yılını da bir patavatsızlıkla kapattık, sen çok yaşa!