26 Şub 2009

Fenerbahçe'ye Dantel Almaya Giderken Yosma Güvercin En İdeal Kıyafetime Kakasını Yaptı

Şu anda televizyonda 'İdeal' adında bir kadın var, ismi gibi ideal mi derseniz hayır değil.
Bu saçma şeyi yazmak için geldiğimden sebebini anlayamadım ama adamın tekiyle kavga ediyordu.

Bu sebeple ben de bildiğim saçma sapan isimleri yazmak istiyorum;
- Kıyafet,
- Dantel,
- Güvercin,
- Yosma,
- Fenerbahçe bunlardan bazıları.

Hangi akıl sahibi anne-baba çocuğuna bu kötülüğü yapar? Hangi akıl sahibi insan yazısına böyle bir başlık koyar?

21 Şub 2009

Kırmızıyı Giy Giy, Nereye Kadar?

Bugün canım fena halde nefret kusmak istiyor, ama o modda değilim. Yani sabahtan beri herşey güzel ve yolunda gidiyor, benim içimden buraya uyuz uyuz şeyler yazmak gelse de konu bulamıyorum.
O zaman ne yapıyoruz? Hemen cepten birşeyler tüketiyoruz, uzuuun zamandır tv'de yayınlanmakta olan Kalbini Sev Kırmızı Giy kampanyasına sataşıyoruz.

Aylardır gördüğüm bu reklama sinir oluyorum, ama yazmamıştım. Bir kere fikrin özü harika, 'kalp sağlığımıza dikkat edelim'. Evet etmeliyiz, çok önemli bir konu. Ama kırmızı giymekle bunun ne alakası var?

Aşağı yukarı 3-4 aydır kampanyanın döndüğünü düşünürsek aklıma ister istemez bir sürü soru geliyor;
- bir insanın kaç tane kırmızı kıyafeti olabilir?,
- onları kaç kere giyebilir?,
- aynı kişi kaç gün üstüste kırmızı giyip psikolojisini sağlılıklı tutabilir?
- okulda renklerin insan psikolojisi üzerinde ne tür etkileri olduğunu öğrenmiştik. Kırmızı iştahı açar, restorantlarda da sık sık bu rengi dekorasyon için kullanırlar. O zaman kalp sağlığımızı koruyacağız diye obez mi olalım? Eee obezlikte kalp sağlığımızı kötü etkilemez mi?,
- bu kampanyanın bir ucu bucağı olması gerekmez mi? Kaç yıl kırmızı giymemiz gerekecek?.

Şöyle deselerdi; 'kalp sağlığına verdiğimiz önemi göstermek için bilmem ne günü hepimiz kırmızı giyelim', olmaz mıydı?

Son olarak bu fırsattan faydalanarak kalbinizi mutlaka kontrol ettirin demek istiyorum.

Bugüne kadar tek hastalığı çektirdiği bir dişi olan, yemesine içmesine son derece dikkat eden, içki içmeyen, hayatında ağzına sigara sürmemiş, gayet mutlu ve huzurlu bir yaşantısı olan, her sabah sahilde annemle birlikte 2 saat yürüyen babam eğer kalp doktoru olan kuzenime sohbet etmek için uğramamış ve kuzenim 'amcacığım bir kontrol edelim, hazır gelmişken seni teste sokayım' demeseydi iki yıl önce babamı ani bir kalp krizi sebebiyle kaybetmiş olacaktık.

Kampanya bana saçma gelse de özü çok güzel ve çok çok önemli, kırmızı giymeseniz de lütfen kalp sağlığınıza dikkat edin.

19 Şub 2009

Animal Testing


Hayvanları ne kadar sevdiğimi ve önemsediğimi biliyorsunuz, ne mutlu bana ki yalnız değilim. Az da olsa benim gibi düşünenler ve gereken hassasiyeti gösterenler var.

Geçtiğimiz günlerde sevgili pureabsinthe bana bir mail atmış, hayvanlar üzerinde test yapan firmalar hakkında bir yazı yazacağını ve bunu bloğumda yayınlayıp yayınlayamayacağımı sormuştu.
Cevabım tabi ki evet oldu, onlar için yapabileceğim herşeyin içinde bulunmaya hazırım. Yeter ki ellimden birşey gelsin.
Sizlerden absi'nin yazısını buradan okumanızı ve gereken hassasiyeti göstermenizi rica ediyorum.

Aranızda bakamayanlar olur diye listeyi burada da yayınlayacağım, çok uzun. Bütün bu firmaları aklımızda tutamayabiliriz, ben çıktısını alıp cüzdanıma koyacağım. Böylelikle bu insafsızların hiçbirine para kazandırmamış olacağım. Bir faydası olur mu bilmiyorum, ama elimden geleni yapacağım. Siz de tepkinizi koyun lütfen.

Son olarakta bu listeyi bloglarınızda yayınlamanızı rica ediyorum, çok vaktinizi almaz, sizi yormaz. Ama bu sayede bile onlara biraz faydanız olur, buradan yaptığım yardım çağrılarım çok sonuç vermiyor.
Lütfen bir ucundan da siz tutun...

Hayvanlar üzerinde deney yapılan ürünler/ deney YAPAN markalar:

Always (Procter& Gamble)

Axe (Unilever)

Bic corporation (kalem)

Biotherm ( L’oreal)

Cacharel (L’oreal)

Clean & Clear (Johnson & Johnson)

Colgate (Palmolive Co.)

Dove (Unilever)

Gilette Co. (Procter & Gamble)

Febreze (Procter & Gamble)

Garnier (L’oreal)

Giorgio Armani (L’oreal)

Helena Rubinstein (L’oreal)

Head & Shoulders (L’oreal)

Lancome (L’oreal)

L’oreal USA

Lux (Unilever)

Maybelline (L’oreal)

Neutrogena (Johnson & Johnson)

Olay (Procter & Gamble)

Palmolive (Colgate – Palmolive Co.)

Pantene (Procter & Gamble)

Pampers (Procter & Gamble)

Pearl Drops (Church & Dwight)

Ralph Lauren Fragrances (L’oreal)

Redken (L’oreal)

Rembrandt (Johnson & Johnson)

Signal (Unilever)

Swiffer (Procter & Gamble)

Vaseline (Unilever)

Vichy (L’oreal)

Vicks (Procter & Gamble)

Veet (Reckitt Benckiser)

Speed Stick (Colgate – Palmolive Co.)


Hayvanlar üzerinde deney YAPMAYAN firmalar:

Abercrombie & Fitch

Avon Products Inc.

The Body Shop

Clinique Laboratories


Vücüt bakımı

Clinique Laboratories

Dermalogica

Estee Lauder

Everyday Minerals

Revlon

Tommy Hilfiger

Victoria’s Secret

Weleda Inc.


Deodorant

Clarins of Paris

Clinique Laboratories

Estee Lauder


Ayak bakımı

Montagne Jeunesse

Weleda Inc.

Kozmetik ürünleri

Avon Products Inc.

Bare Escentuals

Body Essence

The Body shop

Clinique Laboratories

Dermalogica

Estee Lauder

Everyday Minerals

Gosh cosmetics

M.A.C cosmetics

Lush cosmetics

Oriflame USA

Revlon

Victoria’s Secret


Parfüm

Bay

Clinique Laboratories

Estee Lauder

Donna Karan

Gosh Cosmetics

Avon Products Inc.

Oriflame USA

Tommy Hilfiger

Kıyafet Dökümü

Sizlere bir keşmekeşten bahsedeceğim, Yaprak Dökümü'nü izliyor musunuz?

Oradaki Fikret ve O'nun üvey kızı hakkında birkaç sorum var, paylaşmak istiyorum. Kız ergendi ya hani, abuk subuk hareketler, asilikler vs vs. Sonra gitti bir adamla kaçtı, pişman oldu geri döndü. Fikret iyi davrandı diye sevmeye başladı, ilişkileri düzeldi. Buraya kadar tamam, sorun yok. Kız zaten ergendir ne yapsa yeridir.

Asıl gariplikler bundan sonra başlıyor, o kız ne çabuk ergenlikten çıktı? Bir gecede?! Aniden?! Sonrasında ne zaman görsem sürekli sırıtıyor. Gülümsemekte değil bu, anlamsız bir sırıtma.
Neden bu kadar mutlu?
'Yaşasın ergenlikten kurtuldum' diye mi? Aramızda büyümüş olanlar çoğunlukta, bizler sürekli sırıtıyor muyuz?
Anladığım kadarıyla o kız artık çok iyi, üvey annesiyle anlaşıyor, babasını hiç üzmüyor etkisi yaratılmaya çalışılıyor. Hadi onu da anladık diyelim, o zaman dizide neredeyse en harika ve iyi yürekli insan olarak anlatılan Fikret neden hiç gülmüyor?

Madem iyi olmanın kriteri gülmek, O da gülsün! Yok değilse o kızda ağzını kulaklarından aşağı çeksin, beni sinir etti.

Ayrıca Ferhunde yıllardır neden hep aynı demode siyah çantayı kullanıyor? Bu kadın zevk düşkünü değil miydi? Herkesten para alıyor, zengin olmadı mı? Eee o zaman neden kendine bir çanta alamıyor? Sosyete nişanlısı kafam kadar pırlanta alacağına bir çanta hediye etseydi bence daha makbule geçerdi.

Hımm giyinmek demişken, Necla kot pantolonun altına topuklu siyah ayakkabı giymekten vazgeçsin, azıcık genç görünsün. Converse falan daha iyi durmaz mı? Ne o öyle kocaman kadınlar gibi topuklular? Okula öyle gidilir mi? Bizim okula öyle gelsen herkes sana güler kızım, iyi ki güzel sanatlarda okumuyorsun.

Fikret'te kendine bir palto alsın! Yıllardır gri birşey, üzerinde paralandı. O kadar fakirler mi? Kocasının eski bir mercedesi vardı, satmış minübüs almış. Karısına bir palto alamıyor mu? Cık cık cık...

Hadi bakayım, düzeltin hepsini.

17 Şub 2009

Bu Ne Ki Şimdi?

Bu akşam çok komik birşey oldu, Migros'a gittim, şarküteri reyonundaki adam gelip ne istediğimi sordu. Ben de 3-5 çeşidin içinden gözüme kestirdiğim zeytinleri göstererek 'tadına bakabilir miyim?' dedim.
'Tabi hanımefendi' diyerek yanda duran poşetlere uzandı, söylediğim zeytinlerden yaklaşık 150 gr. doldurdu, tarttı, etiketleyip bana uzattı.
Şaşkınlıkla yüzüne bakarken 'şu yeşilleri de sormuştunuz değil mi?' dedi, evet dememe kalmadan yine aşağı yukarı 150 gr. kadar da onlardan paketleyip elime tutuşturdu.

Ağzımı açıp hiç birşey diyemedim, aslında hem tadına bakacak hem de daha fazla alacaktım. Adama da üzüldüm, kim bilir ne derdi var? Ne çok yorulmuşta karıştırdı birbirine diye sustum.

Ama anlamadığım şu ki, neden o kadar az verdi?
Fakir mi görünüyorum acaba? Fena da değildim halbuki, marketin yolu merkezi olduğundan mutlaka düzgün giyinirim hani yolda tanıdık falan görürsem arkamdan dedikodu yapmasınlar, ne paspaldı demesinler diye (neler düşünüyorum Allah'ım!)..


Zeytinlerin güzel olup olmadığını da bilmiyorum, yarın sabah öğreneceğiz.

16 Şub 2009

Postal'cım...

Bekir Coşkun yine bütün düşündüklerimi harika bir dille kaleme almış...
Okumak ister misiniz?

''Postal'dan Başbakan'a...

"BENİM adım Postal...

Bu evde, henüz süt emerken anneleri öldürülmüş Çıtır ve Suşi ile birlikte yaşıyorum.

İki tane de kedi var; Sarışeker ile Karabiber...

Onlar da yetim...

Benim adım; Postal...

Ayaklarım büyük olduğu için, bu ismi verdiler. Sokak köpeğiyim aslında, ama sanki av köpeğiymişim gibi gözüküyorum.

Düne kadar bizim evde her şey yolundaydı. Kediler, köpekler, hatta kar yağdığında terasa dolan kuşlar, bir arada mutlu yaşıyorduk.

Ta ki babam eve gelip "Şimdi de köpekleri diline doladı..." diyene kadar...

*

Siz Başbakan'
sınız; hayvanları sevmek kötü bir şey değildir.

Niye her evde mutlaka bir hayvanın olduğu AB'ye girmek istiyorsunuz, hiç düşündünüz mü?..

Çünkü; o ülkeler zengin, barış içinde yaşıyorlar, çocukları mutlu, yoksulları-açları yok... Ama sizin aklınızdaki ülkelerde kan ve gözyaşı dinmiyor...

Sebebi; bir küçük köpeğin-kedinin, ya da kuşun sorumluluğunu yüklenen, onu seven, onu yaşatmaya çalışan çocuklar büyüdüklerinde, başka bir canlıya kıyamazlar... Ağzı-dili olmayan bir başka canlı ile iletişim kura kura büyüyen çocuk, öbür insanlarla hayda hayda iletişim kurabilir, anlaşır, uzlaşır...

Çocukları öldürdükleri günü hatırlıyorum...

Eşinizin ağladığı gündü, bizim evde de annem ağlamıştı.

Ama o çocukları öldürenlerin çocukluklarında birer yavru köpeği olsaydı ve yüreklerinde tüm canlıları sevme-koruma duygusu bulunsaydı...

*

Sayın Başbakan; hayvanları sevenlere, onlara sahip çıkanlara niye kızıyorsunuz, ben bile anlayamadım.

Hiç sevmekle öldürmek bir olur mu?..

Bir de arkasından "Yaradılanı yaradandan dolayı severiz" gibi bir laf ettiniz... Bu mudur bizi de yaratan "Yaradana" saygınız-sevginiz?..

Bizim dünyamızda siyaset-miyaset yoktur. Bizler sevince kuyruk sallar, sevmeyince havlarız.

Saf ve temizdir dünyamız.

Keşke çocukluğunuzda bir köpek yavrusunu sevseydiniz, herkesi sevecektiniz, beni de...

Benim adım; Postal..."

13 Şub 2009

Olmaz Böyle Şey

Blogculara takmış vaziyetteyim...

İnternette dolanırken çok güzel bir blog görüyorum, hemen yazarın profiline tıklayıp başka bloğu da var mı bakmak istiyorum. O da ne? Tıklayınca 'davetli okuyuculara açık' diyor..

Neden ama ya? Ben de okumak istiyorum, merak ediyorum. Neden beni dışlıyorsunuz anlamadım ki..

Şöyle bir önerim var. Eğer belli kişilerle paylaştığınız bloglarınız varsa profilinizdeki gösterimini kaldırın kardeşim!

Benim de tıpkı bana benzeyen sonsuz saçmalama kapasitesine sahip arkadaşım ile yazdığımız gayet saçma sapan, abuk subuk içeriği olan bir bloğum daha var...

Ama tıklayın bakın, profilimde gözüküyor mu? Hayır...

Madem tadını çıkartamayacağım ne diye gösteriyorsunuz yahu?.. Meraktan çatlayalım diye mi?

12 Şub 2009

Cool Blogcular

Geçenlerde Merveyle konuşuyorduk, bazı blog yazarları var onlar havalı, onların burunları kocaman. Herkesin kendi tarzıdır, böyle istiyordur ama ben de uyuz olma hakkına sahibim değil mi?

Blog yazmaya başlayalı çok uzun zaman olmadı, eskiden beri takip ettiğim birkaç yazar var. Hep yorum yazarım, yazdıklarına tepkiler veririm, birşeyler sorarım, konuşurum vs.
Ama benim bloğum olduktan sonra bir kere bile bana birşey dediklerini bilmem. Bir ses, bir nefes...

Öyle değil mi? Yazılarınız yorum aldıkça içinizdeki yazma isteği ateşlenmiyor mu? Mutlu olmuyor musunuz? Kimse okumasada ben yine yazarım, ama bu kadar şevkle değil...

Kendi kendime dedim ki, demek ki hoşlanmıyorlar yazılarımdan. Öyle ya, herkes sevmek zorunda değil.

Şimdi bu sabah itibariyle birkaçının yazılarımı okuduğundan emin olarak soruyorum, beğenmediğiniz, kıymetli totolarınızı kaldırıp bir yılda tek bir yorum yazmadığınız bloğumu neden taklit ediyorsunuz? Benimki sizin bloğunuz gibi 'cool' değil şekerim, ben gelen yorumlara cevap yazarım, bloğum sayesinde arkadaşlarım oldu, beni düşünen, beni hiç görmedikleri halde hediyeler yollamak isteyen, üzüldüğümde üzülen, sıkıldığımda bana destek olan arkadaşlarım oldu. Ben blogları takip eder insanların yazılarına tepkiler veririm. Üstelik bunu para ya da rant elde etmek için değil sevdiğim için yaparım. Sizin gibi sayfalarımın heryeri reklam kaynamaz, yazılarımın içinde 'hadi reklamı tıklayın da bana para kazandırın' demem. Resimlerimi bile aylarca bana ısrar edildikten sonra utana sıkıla satışa koydum.

Ne diye kendi fikrinizmiş gibi pişkin pişkin yazılarımı kopyalıyorsunuz? Hepiniz aptal ve uyuzsunuz!

10 Şub 2009

Altın Kızlar

Diğer bloğumu takip ediyorsanız biliyorsunuz, etmiyorsanız şimdi öğreneceksiniz.
Hani resim yapıyorum ya, hani yaptığım resimleri diğer bloğuma ekliyorum ya, hani orayı da okuyanlar var ya, işte onların yüreklendirmesi ve ısrarı üzerine bazılarını Pasaj'a koydum...

Buyurun buradan bakın.


5 Şub 2009

Eziyetli Sürpriz

Pazartesiden beri kocamı görmeden yaşıyorum, ne enteresan!
O da o günden beri hiç eve gelmeden, sürekli ofiste yaşıyor... Bu kadar uzun süreceğini bilseydim Pazartesi sabahı 'beni bir daha göremezsen evlen olur mu? yalnız kalma' gibi birşeyler tembihlerdim... Bu ne ya? Böyle iş mi olur?

Sevgililer günü projesiymiş, hıh! Ben başlarım öyle sevgililer gününe, herkese sürpriz bize eziyet! Üstelik bu kadar içi dışı sevgililer günü olmuşken bana hediye falan da almaz şimdi iyi mi? Amaaa zaten kutlamıyoruz öyle günleri, eee kutlamıyorsak bu eziyet ne? Salak bir firmaya yapılan, onların düşük kalitesiyle uyuşmayan gayet güzel bir oyun projesi... Kıymetini bilseler bari, kime o firmadan bahsetsem 'aman sakın birşey almayın' diyorlar. Bizim müşterimiz olabilirler, ben de aynı şeyi söylüyorum...

İlk gün yani Pazartesi gecesi 'ben sabah 6-7 gibi gelebileceğim' dediğinde kendi kendime 'O orada sabahlıyorsa ben de burada sabahlarım' dedim. Geç saatlere kadar birşeyler karaladım, sonra uykum geldi. Uyuyamam ki, tek başımayken hiç rahat edemem. Salonda televizyonun karşısında debelendim durdum, gözlerim kapandığında beş buçuk civarıydı... Sonra Salı oldu, ben uyuyakaldım, Sonra Çarşamba oldu ben yine uyuyakaldım... Her sabah uyanıyorum yine yok, sadece başımda nöbet tutan kedim ve ben varız evde...

Üf artık gelsin ya!

4 Şub 2009

Adaletsizlik Diz Boyu

Şu sıralar bir çocuk furyasıdır gidiyor, bütün arkadaşlarım ya doğurdu ya da hamile... Afaganlar bastı, benim gibi 'çocuk' kelimesini duyduğunda verebildiği tek tepki 'ıyyy' olan biri için gerçekten çok düşündürücü bir konu...

Yanlış anlaşılmakta istemem, tabi ki canavar değilim. İnsan yavruları çok sevimli ve şirin olabiliyor (tersi de çok mevcut), çocukları severim sayılır. Ama kendi çocuğum olması fikri, hatta o iki-üç saniyelik düşünce bile tüylerimi diken diken ediyor... Verdiğim 'ıııııyy' tepkisi de ondan...

Neyse, okul arkadaşlarım teker teker doğurdu, Facebook sayfamda yaklaşık 100 kiloya merdiven dayamış, kafalarında kırmızı kudelalar, kocaman olmuş memeler, şişmiş burunlar, boyanamamış saçlar ve çok çirkin görünen arkadaşlarımla dolu.. Aman Yarabbi! Onları gördükçe çocuk fikri beni iyice sinir ediyor...

Ama annelik nasıl 'yüce' bir durumsa hepsi bu hallerine rağmen ağızları yırtılacak gibi sırıtmaktalar... Nasıl oluyor yahu? Hem o kadar çirkinsiniz, hem de mutlu... Kadın milleti için bunlar çok uzak bir ikili değil mi? Çirkinlik ve mutluluk...
Burada bahsettiğim çirkinlik doğuştan olan değil, sonradan büyüyen ve 15-20 kilo ağırlığına ulaşan memeler, yüzlerinin 4/3'ünü kaplayan burunlar ve bakımsız saçlarla alakalı...

Bari kafanıza o kırmızı kurdelayı takmayın anacım, dünya güzeline taksan yine yakışmaz. Neyinize güvenerek onu bağlıyorsunuz anlamıyorum...

Ama bazısı var ki, mesela bir arkadaşım ve başka bir arkadaşımın ablası... İşte onlar hem hamileyken hem doğumdan birkaç saat sonrasında bile o kadar güzel ve fitlerdi ki inanamazsınız. Arkadan baksanız hamile demezsiniz, yandan ve önden gözüken göbek işi karıştırıyordu sadece...

Yakınlarda bebeği olan bir arkadaşımız doğumdan sadece 12 saat sonra onu görmeye gittiğimde süper gözüküyordu. Bir allık fena olmazdı tabi, ama öyle bile iyiydi... Nasıl oluyor? Bazı kadınlar şiştikçe şişerken bazısı süper kalmayı başarıyor?

Aslına bakarsanız çokta umursamıyorum, herzaman dediğim gibi çocuk kiiiim ben kim? Ama arkadaşlarım adına bu adaletsizliğe de bozulmuyor değilim...

3 Şub 2009

Krizin Tilkileri

Dün akşam şiddetli bir sırf ağrısı sonucunda biraz uzanmaya karar verdim, kanallar arasında dolaşırken bir programa rastladım... İsmi 'Krizdeyiz'.

Bir tane gazeteci kadın var, adını bilemiyorum gözlüklü, tombişce. Ailelerin evlerine gidip harcamalarını gözden geçiriyor, sonra toplayıp-çıkarıyor ve ne kadar çok para harcadıklarını gösteriyor. Bir hafta boyunca en az parayı harcayan da ödül alıyormuş galiba, o kısmına kadar tahammül edemedim...

Şaka gibi değil mi? Artık her türlü 'yiz', 'yız' larla programlar yapılmaya başlandı... 'Yemekteyiz', 'Krizdeyiz' 'Çat Orada Çat Burada Çat Kapı Arkasındayız' gibi...

Her türlü sıkıntıyı reytinge nasıl dönüştürürüz çabası, kafada dolaşan kırk türlü tilki... Takdir mi etsem dalga mı geçsem bilmiyorum.

Ama dikkat ettim, 'Yemekteyiz'le 'Krizdeyiz' arasında çok fark var, birinde tek bir akşam yemeği için 300-400 lira harcanırken diğerinde her harcamada azar işitiliyor...

Enteresan bir ülkedeyiz...