30 Nis 2009

Ara Bakalım Zaman Ne Göstermiş...

İlk arkadaşımdın, herşeyimi paylaştığım sabahlara kadar uyumadan kahkahalar attığım, birlikte olmaktan hiç sıkılmadığım, hayatımın her evresinde yanımda olan sendin...

Üniversitede aynı bölümü kazandık, sonra evlerimiz aynı sokakta oldu, bütün tatillerimiz, bütün sıkıntılarımız herşeyimiz birlikteydi. 23 yıl boyunca birbirimize en yakındık hep, sonra bu durum sana olağan gelmeye başladı. Yanındaydım ya, hep seninleydim ya, hiç küsmedim hiç yüz çevirmedim ya, bütün kıskançlıklarına ufak hesaplarına rağmen bir yere ayrılmadım ya, sanki bunlar zaten olmak zorundaydı, ben kesin orada olacaktım, gidemezdim, gitmezdim imkanı yoktu.

Ne oldu? O kadar olağan gelen, artık sıkıcı bulduğun, değersiz gördüğün ben 4 senedir yanında yokum. Yolda karşılaşınca saklanıyorsun benden, yüzüme bakamıyorsun bakmıyorsun.

Şimdi de gidip anneme ağlıyorsun, 'aramak istiyorum ama cesaret edemiyorum' diye gözyaşları döküyorsun.
Annemin de sana söylediği gibi ara tabi, ben yine aynılarını yapar mıyım, garantide miyim, hala aynı mıyım bilmiyorum ama ara tabi...

Umarım yokluğumda kıymetimi anlamışsındır... Umarım aradığında seninle konuşmak isterim, umarım görüşelim dediğinde ayaklarım geri geri gitmez, umarım telefonda bana da ağlamazsın...
Çünkü sana karşı aynı sevgiyi hissedemiyorum, üzgünüm...

29 Nis 2009

Tık Tık, Kim O? Benim Ben Yabancı Değil Sağ Gözün

Ayın 15'inden beri (dişçi randevum vardı çok net hatırlıyorum) hiç durmadan seyiren sağ gözüme sormak istiyorum, derdin ne?

Yemedim yedirdim giymedim giydirdim bana ettiğin bu eziyet neden? Far dedin renk renk aldım, kirpiğim yok dedin en güzel rimelleri buldum, sürme daha çok yakışır dedin onu da esirgemedim, kremlerin desen çeşit çeşit, altına kapatıcısı üstüne kırışıklık olmasın diye sürdüklerim, değişik renk ve çeşitlerde gözlüklerin daha neler neler...

Zırlamalarımdan mı bıktın? Evet geçtiğimiz iki haftada seni yaşlara bolca boğmuş olabilirim, ama bir o kadar da gezdirip tozdurmadım mı? Hergün biryerdeydin be gözcüm, değişik şeyler gördün azıcıkta kanaat etmeyi bilsen.
Bak yanında duran kardeşin de seninle aynı şartlara sahip, ama elindekiyle yetinmesini biliyor hiç sesi çıkıyor mu? Sen, peki sen? Tık tıkta tık tık...
Hala daha derdin nedir ey gözüm?

Sürekli kapağının olmamasından ve capon görüntünden şikayet ediyorum buna mı alındın? 27 sene durdun durdun da şimdi mi küseceğin tuttu?

Tamam söz bak bundan sonra gördüğün ve istediğin her türlü makyaj malzemesini alacağız, yarın gidip o istediğin rimelden de bakarız sanki kirpiğin varmış gibi durur, hadi be anacım tıklatmayı bırakta uyuyayım bak saat kaç oldu?!

28 Nis 2009

Yine Turkcell Hep Turkcell

Tam 40 dakikadır Turkcell'in müşteri hizmetlerinde karşıma çıkan iki ayrı kişiyle sinir harbi içerisindeyim. Neden? 7 yıl Turkcell kullanıp spam mesajlarından kusma raddesine gelmiş biri olarak bir buçuk yıl evvel hattımı Vodafone'a taşımama rağmen burada da izimi bulup kampanya mesajları atmaları!

Siz kimsiniz ya? Ben kampanyalarınızdan bıkmış kaçmışım Vodafone'dan çok memnunum, ayda sadece bir kere fatura bilgisi mesajı geliyorken siz kimsiniz gelip bana kampanya mesajı yoluyorsunuz? Kendinizi ne sanıyorsunuz?

Turkcell'le 15 dakikalık konuşmadan sonra hala 'peki bu durumda size nasıl yardımcı olabilirim?' diyen temsilci beni Vodafone'a yönlendirdi. Vodafone'daki temsilci 'mesaj bizden değil Turkcell'den geliyor ancak onlar iptal edebilir' dedi tekrar Turkcell'i aradım.

Karşıma çıkan kadın gayet dalga geçer bir ses tonu ve cümlelerle bunu Vodafeone'un yapabileceğini tekrardan onları aramam gerektiğini söyleyince nevrim bir döndü pir döndü. Sinirden sesimi yükseltmek, karşı tarafın papağan gibi tekrarladıklarını dinlememek, 'sizin gerizekalı aptal kampanyalarınızdan bana ne bıktım da buraya geçtim iptal edin' gibi şeyler söylemek zorunda kaldım.
Ayıp mı? Ayıp, ama onlarınki de ayıp. Ben Turkcell abonesi değilim bana ne 50 liraya kaç dakika konuşabileceğimden bana ne?!

'Ben buradan yardımcı olamam!
'Ne yapayım o zaman başbakanlığı mı arayayım? Mesajı yollayan sizsiniz kim iptal edecek?'
'Turkcelle numaranız var mı?'
'Yok!'
'Yaaa gördünüz mü bakın yokmuş, o zaman kendi operatörünüzü aramanız lazım'
'Operatörüm mü yolluyor bunu? Sen yolluyorsun, o ne yapsın?'
'Yardımcı olamam'
'O zaman yardımcı olabilecek yere bağlayın'
'Öyle bir yer yok'
'Benim numaram sizde var ki yolluyorsunuz değil mi?'
'Hayır yok'
'Uzaydan mı geliyor bu mesajlar? Yollayan servisten birilerine bağlayın'

Yok, ulaşabileceğim kimse yok.

Hay ben sizin gibi operatörün, hay ben sizin gibi firmanın, hay ben sizin gibi kurumsallığın, hay ben sizin verdiğiniz hizmetin! Hay ben teknolojinin!
Eskiden cep telefonu mu varmış be?!

Tekrardan söylüyorum, Turkcell senden nefret ediyorum!

Bu Dünyada Yaşa(ma)mak

Hayat ne kadar zor, insanlar ne kadar da kötü!

Dün sabahın köründe babam aradı, 'sizin o tarafa geliyoruz şuraya hadi sen de gel'. 'Peki' dedim uyku sersemi, giderken de bir yandan arıyorum ama telefonlar hep meşgul. Yanlarına vardım;
'naber?'
'bizim arka sokaktaki evde teroristler varmış polis geldi çatışma var'
'hı?'
'polis gelmiş işte silah sesleri hatta bomba patladı'
'hadi beeee dalga geçiyorsunuz benimle bak doğruyu söyle'

Birkaç ikna cümlesi sonucunda duyduklarım tüylerimi diken diken etti, gece uyuyana kadar başım zonkladı. Akşam haberleri izlediğimde ise kafayı sıyırmak üzreydim, bizim ev ya arka sokak teroristler mi varmış? O binada çeşit çeşit bombalar mı varmış? İnanamıyorum! Çok korkuyorum, dünden beri gözyaşlarım tam kenarda beklemede her an sinirden hüngür hüngür ağlayabilirim.

Bu tehditler, bu hastalıklar, terör, hırslar bütün bunlar ne için? 70-80 yıllık bir yaşam için mi?

26 Nis 2009

Kabus-Gerçek

Evet, bu benim...
27 yıllık hayatım boyunca en çok korktuğum şeylerden biri de bilinçsiz ve şuursuz bir kuşun kafama kakasını yapmasıdır. İkincisi kestane kokusu...
Eğer birgün yolunun üzerindeki kestaneciden dolayı karşı kaldırıma geçen bir gerzek görürseniz işte o da benim. Her türlü atraksiyonu yapabilirim, yeter ki kokusu üstüme sinmesin...

Her neyse, konumuz birinci ve en büyük takıntım olan kuş kakasıydı değil mi? Geçen pazar ağır bir grip geçiren kocam için ilaç almam gerekti, kendimi sokaklara atıp 'nöbetçi eczane en fazla ne kadar uzakta olabilir?' sorusuna yanıt aramaya başladım. Cevap, 45 dakika! Şaka mı bu ya? Şişli Etfal'e gitseydim eminim daha az yorulurdum (bu arada gittiğim yolu tekrar geri dönmem gerektiğini de belirteyim, yani yol taş çatlasa 20 dakika falanmış, olsun o da çok!).

Evden çıkarken 'ne kadar uzakta olabilir ki canım?' diye düşünüp üstüme dandik birşeyler geçirdim. Yolda herbir eczanenin camına bakıp adresi bulmaya çalışırken 'VICIIIKKK' diye bir ses duydum! Allah'ım o ne?! Hırkamın üzeri koooocaman bir kaka!
O kuşu bir bulsaydım var ya!
Zaten çirkin giyinmişim, hırkamı da çıkartmak zorunda kaldım iyice garibana döndüm. Yürüye yürüye ha buldum ha bulacağım derken kendimi Caddebostan'da buldum, o halimle herkes mi bana bakıyordu yoksa kuruntu mu yaptım bilemiyorum ama fena göründüğüme eminim...

Şimdi asıl sorum kuş milletine, nedir bu rahatlık kardeşim? Tuvaletin geldiyse in aşağıya edebinle yap tekrar hangi cehenneme uçuyorsan uç.
Nereye yetişiyorsun? Acelen mi var? Uçağı mı kaçıracaksın? Kaçır, ne olur yani uçarak gidersin. Bu telaş, bu görgüsüzlük neden? Zaten güvercinlere gıcığım, heryerde varlar. Azıcık değişik renkte başka görüntüde olsalar?! Kafalarını bi ileri bi geri götürerek yürümek ve sürekli tıkınmak dışında yaptıkları hiçbir halt yok.
Hayatta bir gayen mi var? Yapman gereken işler mi var? Bir ailen, işin, temizlemen gereken ev, yapman gereken ütüler, kontrol edilecek ödevler, aaa yoksa yemeği ocakta mı unuttun?

Hasta mısın kardeşim? Kafanı bir ileri bir geri sallayarak yürümeyi iki dakika ertelesen ne olur? İn çimenin birine yap ne yapıyorsan sonra cehennemin dibine mi uçuyorsun ne zıkkıma yetişiyorsan yetiş!

Buradan o sorumsuz ve bilinçsiz güvercine sesleniyorum, sakın ola bir daha karşıma çıkma. Hayvan sevgisi falan demem alırım ayağımın altına!

23 Nis 2009

Koca Dediğin

Kredi kartımı defalarca kaybetmem ve birkaç kere de bankamatik kartı vasıtasıyla dolandırılmama ramak kalması sebebiyle eşim yaptığım her harcamanın cep telefonuna mesaj olarak gitmesi için ayarlama yapmış. Böylece bir dahaki kaybedişimde yapılan harcamayı 'hayıııır o ben değilim' diye durdurup kartı iptal etme imkanımız olacakmış.
Yıllardır süren bu uygulamayı ben 10 dakika evvel öğrendim.

Demek ki neymiş?
Bir daha 'Bunu yeni mi aldın?' diye sorduğu kıyafet, çanta, kozmetik, ayakkabı ve accessorize alışverişlerime 'aaa ne alakası var ya? cık cık cık sen bana hiç dikkat etmiyorsun üstüme başıma bakmıyorsun ki artık. Kaç zamandır var aşkolsun' demeyecekmişim çünkü adam ne zaman ne harcadığımı zaten biliyormuş.

Yıllardır yaptığım saçma sapan alışverişleri yüzüme vurmayan, birgün olsun 'zaten bana bilgileri geliyor yaptığın ayıp değil mi?' diye beni morartmayan kocama buradan sevgi ve selamlarımı yolluyorum.
Gözüme girdin, çok şekersin :)

16 Nis 2009

Atatürk

Bu sabah bloglara bakınırken önce Zehra'da sonra da Nilüfer'de bir mimle karşılaştım, çokta sevdim! Kendi kendimi mimleyerek aralarına katılmak istiyorum.

Beni okuyan herkesi de bugün bloglarında Atatürk fotoğrafları yayınlamaları için mimliyorum, yapar mısınız?

Konu 'O' olunca çok şey yazmak isterim, fotoğrafları içerisinden en sevdiklerimi seçtim. Bir tane daha var Nilüfer seçtiği için atlıyorum, o da harikadır bakmaya doyamam. Görmek isterseniz tık.

Bu fotoğraf beni herzaman çok etkiler, Atatürk'ün hayvan sevgisi O'nu gözümde çok daha sevimli kılıyor. Evet evet 'sevimli' dedim, bence Atatürk karizmatik olduğu kadar tatlı ve neşelidir de...
Bir sonraki fotoğrafa bakın, benimle aynı fikirde olacağınıza eminim.



Neşesine ve doğallığına bakar mısınız? Ne kadar eğleniyor. Bu fotoğraf Ege Vapuru'ndaki yolculuğu sırasında çekilmiş. Salıncağa ayakta binen, çok eğlenen sempatik, sevimli ve bu pozda bile karizmasından birşey kaybetmemiş Atatürk'üm...


O'nu çok seviyorum!

14 Nis 2009

Kumaşı da Kendim Dokusam Daha İyi

Ben: 'Alo, merhaba kumaş üzerine baskı fiyatlarınızı öğrenmek istiyorum'
Karşıdaki bir kadın: 'Sesiniz gelmiyo'
Ben: 'Kumaş üzeri baskı diyorum baksıııııııııııı! Fiyat, ne kadar? Geldi mi sesim?'
Yine aynı kadın: 'Nereden arıyorsunuz?
Ben: 'Nasıl yani? Ne önemi var?'

Nırınırınırınırınırınınırı nırınııı nı nırırınırııııı every night in my dreams I see you I feel you that is how I know you go onnnnnnnnnnn

Ben: 'Hı?'
Bir tur daha;

Nırınırınırınırınırınınırı nırınııı nı nırırınırııııı every night in my dreams I see you I feel you that is how I know you go onnnnnnnn

Şimdi başka bir kadın : 'Alo'
Ben: 'Merhaba kumaş üzerine baskı fiyatlarınızı öğrenmek istiyorum'
O kadın: 'Kumaşı kendiniz mi getireceksiniz yoksa tshirtü buradan mı alacaksınız?'
Ben :'Kendim getireceğim'

Nırınırınırınırınırınınırı nırınııı nı nırırınırııııı every night in my dreams I see you I feel you that is how I know you go onnnnnn

Delirmiş ben: 'Aloooo Alooooooooooooooooo!'

Telefonun ucunda olması gereken kişilik başkasıyla hoş beş yapmaktadır, bense hala Alooooooooooooooooooooooooooooo!

Bu da başka kadın: 'Evet'
Ben: 'Kumaş diyorum, fiyat fiyat!'
Kadın: 'Nasıl bir kumaş?'
Ben: 'Ya üffff bildiğiniz kumaş işte, t-shirt yok mu hani? Penye işte'
Kadın: 'Haaaa biz kumaş üzeri baskı yapmıyoruz.'
İçimden 'Hay ben sizin gibi!!' Dışımdan sadece 'Çat!'

Evet bu kurumsallık kumkuması ozalitçi Seda isimli firma, adını da yazıyorum umurlarında olacağını sanmam ama çok kötü hizmet veriyorsunuz, benden söylemesi!

Ödeyemezseniz Ben Kefilim

''Ben Ebru Şallı, sizlere bilmem ne bankasının kredisini tavsiye ediyorum!''

O ne be?! Şaka mı?
Bunu dinleyen biri de sanır ki Ebru Şallı bir ekonomi profesörü! Ne alakası var?

Şahsen ben o reklamın metin yazarı olsaydım şöyle değiştirirdim; ''Ben Ebru Şallı, sizlere önce manken olarak takılmayı sonrasında Türkiye'nin en zenginlerinden biriyle evlenip burnunuza estetik, kaşınıza kaş ektirmeyi tavsiye ediyorum. Bütün bunlar bitip bir de çocuk doğurunca canınız isterse hobi şeklinde birkaç tv programı yapabilir ardından kendinizi pilatese adayabilirsiniz.. Hımmm inci tozu maskemizi de ihmal etmeyelim hihihi.''

Fonda da lüküs hayat lüküs hayat bak keyfine yan gel de yat şarkısı olsun!

10 Nis 2009

Adı: Mercimek Soyadı: Köfte

Bir süre önce birkaç yemek sitesinde mercimek köftesi tarifi bakmıştım aman iyi halt etmişim!
Şimdi kullanıcı adı girmem gereken her sitede 'mercimek köftesi' diye bir seçenek çıkıyor, hayır gerizekalı adım o değil!

Şimdi bu durumda tarifi bulamamış olmama mı, annemden aldığımda ince bulgur demesine rağmen evde olmadığı halde gecenin bir saatinde illa da mercimek köftesi diye tutturduğum için eklediğim pilavlık bulgurla hiç güzel olmayışına mı, üstüne üstlük her formda çıkan 'mercimek köftesi' yazısının bana bu kötü tecrübeyi ve beceriksizliğimi hatırlatıyor olmasına mı yanayım?

7 Nis 2009

Zeka Testi?!

Facebook'tan bir reklam...

Öyle sanıyorum ki aşağıda bahsedilen zeka testi üstteki vaade inanıp inanmamanız...

3 Nis 2009

Kendini Düşünmüyorsan Beni Düşün

Bazı insanlar vardır bakarsınız bakarsınız ama güzel mi çirkin mi karar veremezsiniz ya, işte Ece Sükan da bunlardan biri benim için.
Son kararımı verdim dayanamayıp yazıyorum, güzel yüzlü kadın o kaşlarla dağlı gibi gözüküyor. Sanki yıllarca bir mağarada tutsak edilmişte kaçıp ancak canını kurtarabilmiş gibi.

Bence azıcıkta olsa incelt o kaşlarını şekerim!

Hamileler Nasıl Beslenmelidir?

'Hocam, söyleyin bize hamile bayanlar nelere dikkat edecekler? Ne yiyip ne içecekler?'

Memleketimin hiç derdi tasası kalmamış, çeşitli televizyon programlarında haftanın 4 günü en az birer saatten bu konu tartışılıyor.

Babam dün bana sordu; 'Bu konu kimi ilgilendiriyor?',
Dedim 'hamileleriiiii'...
Aferin bana, üstünüze afiyet çok akıllıyımdır da..

Sonrasında düşündük dedik ki, ulusal bir kanalda yayın yapıyorsun tut ki 70 milyon tv başında sana kilitlenmiş ağzından çıkacak bir söze bakıyor.

Ufaktan hesaplayalım, ülke nüfusunun yarısı erkek olsa, diğer yarının birazını çocuklar (yani doğuramayacak olanlar) kaplasa, bir çeğreğini 'hey gidi günler heeeeey ne doğururdum ben peş peşe peeeeh' diye iç çeken menapozlu teyzeler oluştursa. Kalan yarıya zaten doğuracağını doğurmuş bu işlerden elini eteğini çekmiş insanlar desek, kaldı mı elimizde ülke nüfusunun yarısının yarısının yarısı. Zaten çocuğu olamayan bir kesim var, bunlar tüp bebek vs ile uğraşıyor. Aklı beş karış havada olan, saçlar boyalı, suratta makyaj tiki tiki dolaşan ergenleri de hesaplayalım.

Ne oldu şimdi? Çeğreğin yarısına kaldın mı? Kaldın.
O çeğreğin yarısı da olsun mu sana benim gibi 'iyyy çocukta neymiş ne gerek varmış ik ik ik bik bik bik' tip.

Sonuç: 'hamileler neyle beslenmelidir hocam?' sorunsalıyla ilgilenen kısım ülke nüfusunun yarısının yarısının yarısının yarısınının yarısı.

Hesaplamalara bakacak olursak ben o çeğrekle aynı çoğunluğa sahibim, o zaman söz hakkı istiyorum!
Birgün sabahtan başlayıp akşama kadar bütün kadın programlarını tek tek gezip bu soruya şu yanıtı vereceğim;
'Yapmasını bildiniz de ne yiyeceğinizi mi bilemediniz?!'
'Aaa olur mu hiç hocam?'
'Sus kız yiyeceğini yemişsin sen zaten! Hadi bakalım at atabilirsen sat satabilirsen.'

Oldu mu? Bencde çok güzel oldu...


İstasitiki bilgilerimi anlayamayan varsa (ben de dahil) buyursun şemaya baksın. Büyütmek için üzerine tıklayabilirsiniz.

1 Nis 2009

Neyim?

Megaloman?
Özgüveni tavan yapmış?
Burnu beş karış havada?
Kimseyi beğenmeyen?
Her halta bir kulp takan?
Aslında kendi bir halt olmayan?
Aşağılık komplekslerinin içinde çırpınan?
Deli?

Hangisiyim? Kendimi ne sanıyorum? Neden herşeye kulp takıyorum?

Bütün bunlardan çok sıkıldım, bu bir konsept anlatabiliyor muyum?
Bloğumun başlığına bakın ne yazıyor 'bi uyuzun uyuz oldukları'. Yani? Dank etti mi? Algılayabiliyor musun? Neymiş? Uyuz olduğum şeylermiş. Neymiş? Sadece onlarmış.

Hayatım bunlardan ibaret değil yani, ben de insanım. Hislerim, duygularım var. Seviyorum, üzülüyorum, ağlıyorum, aa inanabiliyor musun gözyaşlarım bile var! Olabilir mi? Benim gibi bir uyuz! Hiç yakıştı mı? Etrafımda insan var mıdır benim? Kim çekebilir? Kim katlanabilir? Kocam hele o kocam yok mu, yazık O'na zavallı kimbilir benden neler çekiyordur. Ama gerizekalı ya katlanıyor işte, beyni yok çünkü aciz. Vur kafasına al ekmeğini!

Uyuzcadı'ya Mayıs 2008'de başlamış bugüne kadar 310 yazı, diğer bloğuma da eylül 2008'den bugüne kadar 142 yazı yazmışım, daha bir yıl bile olmadan...

Bloğumla ilgili herhangi bir hırsım olmadı, yaymak için kimselere yalaka yorumlar yazmadım, hadi link verelim link alalım oyununa dahil olmadım, kimseye sevgi pıtırcıklığı yapmadım, sadece yazmış olmak için yazmadım, canımın istediği gibi davrandım, okuduğum blogları gerçekten istediğim için okudum, sevmediklerime beğenmediklerime bir daha bakmadım, insanları sadece beni seviyorlar diye sevmedim, iki bloğumdan da vasıtaları ile tanıdığım ve sevdiğim yeni insanlar dışında herhangi bir kazancım olmadı...

Sonuç? Hayatı başkalarının yaptığı gibi mükemmel göstermeye çalışmamak, birçok insanın aklından geçenleri yazmayı tercih etmek, 'hiçbir sıkıntım yok ki benim, herşey harika, kocam dünyanın en mükemmel insanı, beni zaten hiç sorma kadın milletinin yüz akıyım, çocuğum hele o çocuğum yok mu dünyanın en zeki ve en sorunsuz yaratığı. hiç sinirlenmem ki ben, ailecek gül bahçesinde yaşıyoruz' imajının dışına çıkmak, uyuzum kardeşim ben diyebilmek...

Şimdi çok sıkıldım, ne yapabilirim;
Bloğumu davetli okuyuculara açabilirim,
Bloğumu tamamen kapatabilirim,
Bir süre hiç yazmayabilirim,
Yazılarımı yoruma kapatabilirim,
Aman bana ne başkalarından deyip bu şekilde devam edebilirim.

'Sıkıldım ben bloğumu kapatacağım' diye yazı yazan bloggerlara da uyuz oluyorum! Bunu yapmak istemiyorum, bloğumu kapatmayı da hiç istemiyorum. Ama inanın son birkaç gündür bunlarla uğraşıyorum.
Yazmadan edemedim. Yersiz özgüvenimin nedenini sorgulayan 'adsız' tiplerden, evlilik hayatıma burnunu sokmaya çalışanlardan, tavsiye verenlerden, seni kim çeker ne biçim bir insansın diyenlerden, kendini ne sanıyorsun deyip küfür yazanlardan fenalık geldi...

Anladım ki eğer yazıyorsanız kimseye bulaşmayacaksınız, herkesi seveceksiniz.
Yeliz' e yollanan küfürlü mesajları, Defne' nin annesine yazılan abuk subuk yorumları, Merve' nin yaptığı taçların fiyatlarını sorgulayanları, bana 'aaa bunu çalmışsıın sen yapmamışsın' diye gelen mailleri. Bilmiyor muyum? Aptal mıyım? Okumuyor muyum başka yerlerde de?

Evet hepsini biliyorum, okuyorum, kızıyorum, üzülüyorum... Ama niye çekeyim? Niye katlanayım? Zaten sıkıntılarla dolu zor hayatlarımıza hiç tanımadığımız, adını bile yazamayan ama benim özgüvenimi yersiz bulan tiplerin komplekslerini neden sokalım?

İşte bugünlerde ben bunları düşünüyorum...