30 Haz 2009

Bekliyorum, Hadi...

Herkes benden birşey bekliyor, birtek kendim kendimi rahat bırakmış durumdayım...

Salak mıyım acaba? Bari ben de kendi kendimden birşeyler isteyeyim, sıkıştırayım, huzursuz edeyim tam olsun...

29 Haz 2009

Çingene Blogger

Az evvel blogger'da temamı değiştiriyordum karşıma şöyle bir cümle çıktı; 'Bloğunuzda izleyicilerinizle hava atın'.

Bu nasıl bir pazarlama stratejisi, şaşırdım...

Blogger'da Türk genleri mi var acaba?

Soruyorum, sevgili blogger bize kakalamaya çalıştığın bu bakış açısıyla dünya aleme hava attıktan sonra sevmediğimiz bloggerların ağzını da yırtalım mı?

Tövbe tövbe!..

28 Haz 2009

Düşebilme Özgürlüğü İstiyorum

Koskoca 27 yaşında bir insanım, hiç bisikletim olmadı!

Artık bisiklete binebilmek istiyorum.

Çocukluğumda çok özendim, 'düşersin' dediler. Büyüdüğümde de yapmaya çalıştım pek beceremedim, içimde ukte olarak kaldı.

Üniversite zamanında 2 yıl at binmişliğim var ama iş bisiklete gelince ı ıh babam 'düşersin' dedi. 'Baba' dedim, 'koskoca attan düşmüyorum da bisikletten mi düşerim?'. 'Evet' dedi 'düşersin.

'Paten alalım o zaman' dedim, cevap 'düşersin' oldu.

Büyüdüm, evlendim. Arkadaşlarımdan biri paten aldı tekrardan çok heveslendim eşim 'ı ıh düşersin' dedi.

Şimdi içime yine kurt düştü, pembe bi bisiklet istiyorum. Bugün gittiğimiz alışveriş merkezinde babama 'gel şuradaki bisikletlere bakalım' dedim yerinde çakıldı kaldı, ne bir metre geriye ne ileriye. 'Hadi' dedim, 'düşersin' dedi.
- Dizlik ve dirseklik alırız bişey olmaz,

- Kolun kırılır kızım, o zaman ne yaparız? dedi.
Artık sustum.

Ben bi düşsem de ailecek rahatlasak!

24 Haz 2009

Şarkılı Veda

Eşimin teyzesinin 9 yaşında bir oğlu var, vukuatlarını yazsam buralara sığmaz. Ben sadece en son olayını anlatmak istiyorum, dün sünnet olmak için hastaneye giderken arabada çalan Serdar Ortaç şarkısının bestesini baz alarak kesilecek pek kıymetli tarafına şarkı yazmış!

'Bu seninle son anlarımız, artık yanımda olmayacaksın' gibi saçmalıklar ve büyük bir üzüntü eşliğinde söylene söylene yolculuk etmiş...

Bunu duydum, çok güldüm ve akşam eşime anlattığımda suratıma ciddi ciddi baktı 'ee ben söylemiştim bunu yapmasını. dedim ki, bak bence sen bir şiir yaz ya da şarkı bestele, onunla vedalaş.. Yapmış demek aferin' dedi...

Neden çocuk istemediğimi şimdi daha iyi anlıyorum.

not: sünnet hakkındaki yazım en yakın zamanda burada olacak, ah bir fırsatım ve keyfim olsa...

19 Haz 2009

Bir Kap Su ve 153

Gizem'cim yollamış bana, hemen yazmak istedim. Hayvan Hakları Federasyonu'nun hazırladığı bir afiş...

Yapabilir misiniz? Sadece bir kap temiz su...
Yaz sıcağında çok susadığınız anları düşünün, bence hemen şimdi yaparsınız...


Ayrıca Alis'in bloğunda okudum, ben de yazmak istiyorum, Barınak Gönüllüleri Derneği'nin bir hizmeti olan hayvan ambulansının numarası 153 müş.

Yardıma ihtiyacı olan bir sokak hayvanı görürseniz lütfen arayın, servis ücretsizmiş...

15 Haz 2009

De Get!

Braun'u tebrik etmek istiyorum, çünkü gelişen blog dünyasını nasıl kullanması gerektiğini çözmüş. Burada çok büyük bir potansiyel var bence, değerlendirmek akıllıca.

Ama bir yandan da çek git kardeşim diyesim geliyor, zira braun'un epilasyon makinesi hediyeli soru-cevap yarışmasından fenalık geçirmek üzereyim! İki tane çakasım var!

14 Haz 2009

Cif'ten Ayakkabı Yapsalar Mis Mis Giyerdim :)

Az evvel marketteydik, raflar arasından en büyük boy cif'i kucaklayıp arabaya doğru götürürken yüzümde kocaman bir sırıtma farkettim ve o dakika kendi kendime dedim ki; 'nerdeeee o 4 sene öncesinde sadece beğendiği ayakkabıyı bağrına basıp sırıtaraktan mağaza kasasına doğru ilerleyen ben?'... ''Bak şimdi o aşkın aynısını cif'lere de besliyorsun'...

Temizlik tam bir hastalık!

Sevgili Değil, Bildiğin Koca!

Sevgili hergün görmediğiniz bir adamdır.
Sevgili üstünüz başınız harika, saçlarınız yapılı ve makyajlı karşısına çıktığınız, yanındayken dünyanın dönmediği, sarılınca zamanın donduğu, yaptığı hiçbir şeyin sizi rahatsız etmediği, bütün hayatınız boyunca gözlerinin içine bakmak isteyeceğiniz, birbirinizle buluşacağınız günlerde kalbinizin küt küt attığı, yanınızdayken asla küfür etmeyen, çok düzgün araba kullanan, ailesini sallayan ve zamanını size ayıran, harcamalarınıza laf etmeyen, size sıklıkla hediyeler alan, dünyanın en harika adamıdır...


Koca ise; eve gelince ayağına en dandiğinden eşortmanını geçiriveren, sabah gözündeki çapağı gördüğünüz, tıraşsız haline alışmak zorunda olduğunuz, çorabını bile makineye sizin koyduğunuz, ortalığı dağıtan, arkasından banyoyu temizlediğiniz, trafikte sinirlenen ve küfür eden, size kırk yılda bir hediye alan, annesi ya da kızkardeşi yüzünden mütemadiyen kavga ettiğiniz, genelde işten başını kaldıramayan, nasılsın yerine bugün ne yemek var diyen, yaptığınız makyajı görmeyen, boyattığınız saçı farketmeyen, dönüpte yüzünüze bakmayan, alelade, sıkıcı, kesinlikle romantik olmayan klasik bir Türk erkeğidir...

Şimdi soruyorum, nikahı basıp, karı-koca ilişkisi üzerine yılları deviren, olmadı bir de çocuk yapan, hayatın bütün sıkıcılığına ve zorluğuna birlikte göğüs gererken sizi bilmem kaçıncı plana atmış erkeklere nasıl oluyor da hala 'sevgili' diyebiliyorsunuz?

Ey kadınlar gözlerinizi açın, aklınızı başınıza devşirin. Böyle sevgili mi olur? Olsaydı bile o adam bu adamken hayatınıza alır bir de nikahı basar mıydınız?

Koca değil de sevgiliymiş... Hadi canım! Ciddi ciddi bildiğin KOCA işte! Ne kadar farklı olabilir ki? Kimi kandırıyorsun?..

not: bu yazı benimkine sinirle yazılmamıştır ve yazıdaki bütün olumsuzlukları üstüne alınmasına gerek yoktur. fakat takdir edecektir ki bir kısmı açık ve seçik onu tarif etmektedir.

10 Haz 2009

Esra Ceyhanlaaaaaaaaaaa Dıdırıt Dıt Dıt Dıt


Önüne gelene cak cak cak konuşan, herşeyi bilen, türlü türlü konunun uzmanı, velinimetimiz Esra Ceyhan boşanmış!

Aaaa olacak iş mi canım?
Bence Esra Ceyhan Esra Ceyhan'ı Esra Ceyhan'la programına konuk olarak alsın ve bu evliliği kurtarsın...

not: adamcağız ne yapsın anacım? yine iyi cesaret bir de bu kadından üremiş. hayır çocukta aynı olabilir yani, demek ki vakti zamanında iyice gözünü karartmış.

Saatlere Gıcığım

Zaman nasıl bu kadar hızlı akabiliyor? Sabah gözümü açıyorum bir de bakıyorum akşam olmuş.
Yapmam gereken işler neden hiç bitmiyor? Neden aldığım onca filmden birini bile izleyemedim? Evimin üç adım ötesindeki sinemaya bile bir kere gidemedim, kitaplarım aylardır bitmedi beni bekliyorlar, aldığım dergiler şöyle bir karıştırılıp sehpanın üzerine koyulmuş neden? Neden doya doya fotoğraflara bakamıyorum? Neden içlerinden beğendiklerimi işaretleyip kendim de yapamıyorum? 4. taksitini ödediğim dikiş makinemin başına sadece 7 kere oturabilmişim, neden? Balkonumda bir kez oturamadım, şu önümdeki caddeden sahile doğru bir kere bile salına salına yürüyemedim, istediğim eteğe başlayamadım bile, aklımdaki çantalar ise sadece aklımda...

Beni bu kadar meşgul eden nedir? Neden gözüm sürekli saatte? Neden bir çırpıda akşam oluveriyor?


Hayat böyle birşey mi ki? Günler bu telaşlarla akıp gidiyorsa bu demektir ki haftalar da aynı, hatta aylar, mevsimler, yıllar...

Ne olacak böyle? Hayatım bir çırpıda bitecek mi? Ne yaptığım işten birşey anlayabiliyorum ne de yapmak istediğim ve hep ertelemek zorunda olduğum işlerden...

Bir ben miyim perişan? Yoksa herkes mi böyle?

Manasız

Dün gece Altın Örümcek ödül töreni vardı, biz de oradaydık (olmasaydık daha iyiymiş).

Organizasyon Kuruçeşme Aren'da yapıldı ve BERBATTI. Hiç birşey vaktinde başlamadı, 8:30-10:30 arası olacak tören 9:30'da nihayet başlayabildi. Sunuculuğunu da Yoşi midir Yogi midir nedir öyle bir adam yaptı. Bir zamanlar sabah şekeriymişte onu anlattı, bence organizasyonu yapanlar O'na tazminat davası açmalılar çünkü rezaletti. Herşeyi birbirine karıştırdı, komik olmaya çalıştı ama değildi.


Arada insanlara hakaret mi etti ne yaptı anlayamadım. 'Lütfen ağzınızla için' dedi sahneden. Doğru da söyledi, bu reklam camiasının otuzunda ama hala ergen tipleri içki görünce sapıtırlar çünkü. Sanırsınız ki hayatlarında hiç içmemişler, neredeyse kahvaltıda bile bira içiyorlar... O kadar görmemiş, o kadar şapşallar ki içip içip sapıttılar. Adam da bunu söylemek zorunda kaldı, ama yine de ayıp. Sahneden söylenmez, bana bıraksaydı oturduğum yerden bayaa bi söylendim zaten.

Sonra biri sahneye gelecekti gecikti, bekledik. 'Burada yok galiba' dedi, birisi 'geliyor' diye bağırınca 'ne zaman gelecek? beklesin birlikte gelelim' dedi. Kaldım... Eşime göre o manada söylemedi ama bence bariz o anlamdaydı ve çok ayıpladım.

Arada eski ajansımızda ne yazık ki birlikte çalıştığımız gerizekalılardan biri çalıştığı yer adına aldığı ödülü elinden düşürdü, aykırılık yapacak ya herkesi beklemeden ödülünü aldı ve iniyordu elinden kaydı küüüt! Sunucu da 'dur dur kalan parçaları al' dedi, dönüp aldı mı göremedim gülüyordum çünkü. Belli ki herzamanki gibi ağzıyla içmemiş.

Alana girer girmez eski patronu, kızkardeşini, zamanında arkasından her türlü cinsel içerikli şakayı yapan eski çalışanı ve toplantı odasında çiftleşirken defalarca bastığım proje yöneticisini de gördüm. Hepsini ayrı ayrı tebrik ediyorum, birbirlerinin arkasından onca iğrençliği yaptılar ama hala birlikteler bravo!

Çok üşüdüm, acıktım hayatımda tattığım en kötü köfteyi yiyip en çok parayı verdim. Tören uzadı da uzadı... Neden oradaydık? M.F.Ö konseri için. Güya 10:30-12:00 arası konser olacaktı. Aptal tören uzaya uzaya ancak 11:30 civarı sona erebildiğinden konser geç başladı, öyle 1 buçuk saat falan da sürmedi 7-8 şarkı söyleyip sahneden indiler.

Neden buraya yazdım? Seneye Sezen de çıksa, Hayko'da çıksa bu yazıyı okuyup gitmeyeyim diye. Belli olmaz, belki bir sene sonra unuturum.

8 Haz 2009

Bir Fikir

Aklıma şöyle birşey geldi, ben o kadar çok zırvalıyorum bir cümleyi alıp alakasız yerlere götürüyorum ki uzuyor da uzuyor. Bu durumdan en çok Merve şikayetçi olsa gerek, çünkü onun yazılarını hep bulandırıyorum abuk subuk alakasız yorumlar yapıyorum. Evet üşenmiyorum, bunu yapıyorum...

Şimdi kendi kendime dedim ki, sizler bana bir cümle söyleyin bakalım ben onu nasıl alakasız bir hale getirip ne kadar uzun bir yazı yazabileceğim? Tabi içinden bir tane seçicem, hepsini yazamam (birden fazla yorum geleceğine de nasıl eminim oluyorsam?).

Gördüğünüz üzre bugün canım sıkıldı, kendime eğlence arıyorum. Ama hemen bugün yazamayabilirim onu da söyleyeyim, tıpkı nobel ödüllü yazarlar gibi düşüneceğim, inzivaya çekilip kafa patlatacağım ondan sonra eserimi sizlerle paylaşacağım...

İşte burada bile saçmaladım, benim misyonum da bu galiba... Neyse efendim, hadi biraz da siz saçmalayın...

not: terbiyesiz şeyler yazmayın, yapana dalarım!

Zıkkım Oldu

Kırk yılda bir eşimden geç uyanayım dedim, çıkarken kapıyı açık unutmuş! Yaklaşık 1 saat sonra kapıcı ve karşı komşumuz geldi, bana birşey oldu sanıp korkmuşlar.

Kedim nerede? Dış kapı açık mıydı? Kaçtı mı?

Bütün apartmanı dolaş, sonra kız evin bir köşesinde uyuyakalmış olarak bulunsun. Nasıl mı? Tabi ki konserve mama vaadiyle.

Bu arada rahat etmek için giydiğim robinson crusoe eşortmanımla rezil olduğuma mı, saçım başım yamuk yumuk halde insan içine çıktığıma mı, şiş gözlerle olayları kavramaya çalıştığıma mı yanayım bilemedim.

Demek ki neymiş? Bir saatcik bile fazla olsa uyku bana haram zıkkımmış.

2 Haz 2009

Bekir Coşkun'dan O Yargıca

Yine Bekir Coşkun, yine harika bir yazı, yine gözlerim doldu, yine kendime saklayamadım, yine paylaşmak istedim...

''Bir yargıç vardı...


ADAPAZARILI Namık'a adam yaralamaktan 10 ay hapis cezası verdiler. Ama iyi halini, mahkemedeki davranışlarını gören yargıç, bu cezayı “yedi sokak köpeğine 20 ay bakmaya” çevirdi.

Sakarya adliyesinden çıkan Namık söylene söylene işe koyuldu, kimsesiz yedi köpeğe bakmaya başladı.

Önceleri bunu laf olsun diye yaptı, kaytardı, köpekleri unuttu kimi zaman, kimi zaman kahvede lafa dalıp onlara su bile vermedi.

Bir zaman sonra köpeklerin yemek zamanı için saatine bakmaya başladı. Oyununu-arkadaşlarını bırakıp onların karnını doyurmaya gitti...

Birisi eksik olduğunda telaşlandı.

Birisi hastalandığında canı sıkıldı.

Çoğu zaman köpeklerden söz ederken gözlerinin içi parladı...

Ve kahveye onlarla gelmeye başladı, önde Namık, arkasında yedi köpek...

(.......)

Aslında sevgi onu ele geçirmişti...

Sevmekti bu...

Sevmek...

Artık dünyanın en güzel şeyinin mahkûmu olmuştu o:

Sevginin...

Şimdi artık köpeklerinden ayırmak, ona verilmiş ceza sayılır...

Ve kahvehanede arada bir saatine bakar Namık...

*

Karşısına getirilen suçluya “köpeklere bakma cezası” veren o Sakarya 3. Asliye Mahkemesi yargıcını tanımıyorum.

Tanısaydım; boynuna sarılıp yanaklarından öpmek isterdim...

O yüce bir yargıç olmalı.

Yüce ve önemli...

(.......)

Yargıçlar sadece insanların değil, kuşların, kedilerin, sincapların, balıkların, ağaçların, ormanın da yargıçlarıdır.

Çünkü hukuk; sadece insanlarla insanların değil, insanlarla varlıkların ilişkisini de düzenler.

Bir çınarın da hukuku vardır ve gerektiğinde hukuk onu korur... Bir ırmağın da, bir kumsalın da, bir tavşanın ya da bir kedinin de...

(.......)

Bizim yargıçlara ihtiyacımız var...

Yargıçlar sevdiğimiz canlıları korumalı...

Canımız yandığında...

Sığınacak başka yerimiz yok...''