26 Tem 2009

Bu Büyük Bir Sorun

Bu Allah'ın dağında bile (Bodrum Gündoğan) internet bağlantısı var, gerçekten medeniyet seviyemiz çok yükseklerde!

Neyse, tatil matil dinlemedim yine sinirlendim. Mevzu şu, slip mayolar!

Erkekler anlamaz, o iğrenç şeyi kendilerine yakıştırıp havuz&deniz kenarlarında ağzı süt kokan bebelerin içinde o şekilde arz-ı endam edebildiklerine göre yakarışlarım direk kadın milletine olacak, lütfen sizlere yalvarıyorum kocanızın, sevgilinizin, arkadaşınızın artık o densiz her kimse slip mayo giymesine izin vermeyin!

Bir iki insan gibi söyleyin, 'etraftaki insanların midesi kalkabilir, görmek zorundalar mı?' vs deyin olmadı karşı taaruza geçin. Unutmayın onların kapatacaları tek bir yer var bizim iki tane, yani ne demek? 2-1 öndeyiz.

Sen slip giyersen ben de üstsüz güneşlenirim deyin, hem daha estetik. Ne bileyim yemedi mi, g-string bikini giyerim deyin. Yapın birşeyler işte. Kadınsınız, aklınızın bunlara daha çok çalışması lazım.

Giydirmeyin ya! Iykkkk!

23 Tem 2009

Azıcık ara veriyorum, dinlenip İstanbul'a geri geleyim. Bu sırada bloglarımda inler cinler top oynayacak yazı falan hazırlamadım.

Herkes hoş beş kalsın.

22 Tem 2009

T-Reks Babaanne

Bugün akşamüstü evin oradan taksi dolmuşlara bindim. Normalde 4 yolcu alabilen arabalara elinde birsürü poşet olan bir yaşlı teyze binince önde oturan kadın bana dönüp '3 kişi paylaşalım mı? teyzenin elindekilerle zaten sığmayız' dedi, kabul ettim.
Söyledik, teyze duymadı. Kapıyı kapattık hareket ettik, teyze vermesi gereken parayı vermedi öndeki kadın yine bana 'gel onun parasını da ikimiz verelim kulakları duymuyo anlayamaz şimdi yazık' dedi, kabul ettim.

Aradan biraz zaman geçti, yaşlı teyze çıkartıp şöföre 1 lira uzattı (vermesi gerekenden çok az), adam da biz zaten çoktan ödediğimiz için şaşırdı 'al teyze' falan dedi ama bizimki anlamadı.

Rahat gidelim diye az kişi bindiğimiz arabada dibime kadar girmiş olan teyze bana dönüp 'amaaaan öyle olsun oğlum iyi o kadar al' dedi. Anlamadım ama gülümsedim, o minnoş ve yaşlı kadın minicik yumruğunu teee arabanın tavanına kadar kaldırıp bir hışımla bacağıma geçirerek 'herkesin gözü de bende açılıyöööörrr' dedi.

Yine anlamadım, 'şuncacık yol için aldığı paraya bak' gibi söylenmeye ve bu arada beni dürtüklemeye devam etti.

A be benim saftirik, minnoş ama yumruğu t-reks kuvvetinde olan teyzem sen ne verdin ki? Bugün bizdendin, ama bacağım hala acıyor. Paranla rezil olmak diye buna diyorlar galiba.

16 Tem 2009

Ninja Ayşe

Ayşe Arman'ı okur musunuz? Ben genel anlamda çok eğleniyorum, yaptığı ve söylediği bazı şeyleri onaylamasam da (ki buna ihtiyacı olduğunu hiç sanmıyorum) yine de hemen her yazısını okuduğum nadir yazarlardan birisi.

Son zamanlarda çok fazla gündemde, neden? Soyundu diye. Şimdi yine çekiştiriyorlar, neden? Kapandı diye.

Soyunmasına değinme hakkım var mı bilmiyorum ama ben onun yerinde olsam öyle fotoğraflar çektirmezdim. Hadi yaptım diyelim, gazetelerde yayınlanmasına asla izin vermezdim. Neyse, kendi tercihi.

Asıl kapanması hakkında birşeyler söylemek istiyorum, ilk okuduğumda çok şaşırdım. Ne kadar cesur ve radikal birşey yapıyor dedim. Kendine güvenine, aklına esenleri yapabilmesine, korkusu çekingesi olmamasına şaşırdım, takdir ettim. Yazı dizisini okurken de pek eğlendim. Sonuçta farklı bir bakış açısıyla yazıyor bütün bunları. Mesela Fatih'te dolaşırken ödünün kopmasına, gece kulüplerinde içeriye alınmayışına, türbanla bütün albenisinin yok oluşuna baktım, okudum hoşuma gitti.

Özellikle de teseddürlüyken kendini ninja kaplumbağaya benzetmesi çok komik geldi bana. Bu kadar açık sözlü nasıl olabiliyor? Bu ülkede, şu şartlarda, basının nasıl bir baskı altında olduğunu hepimiz biliyoruz. Yarın öbür gün başbakan çıkıpta azarlamasın! Ben olsam korkarım vallahi.

Ama hatunun gözü kara, aklında neyse dilinde de o.

Diyeceğim o ki, kimseyle dalga geçtiğini düşünmüyorum. Farkındaysanız kendi teseddürlü haliyle dalga geçiyor. Hem gülse ne olur? Herkes birbirininin seçimlerine ayılıp bayılmak zorunda mı? Saygı duyarsın ama beğenmek ya da harika bulmak zorunda değilsin bence.

Söyledim, rahatladım, bitti, nokta.

Seramoni?

Dün akşam dışarıdaydık. Sohbet esnasında konu benim evlilik yıldönümü listemden açıldı, koca da aldı eline telefonu açtı yazıyı 'gel biz içlerinden eleyelim' dedi. Alayım dediği bazı şeylere hık mık yaptım da seçenekler pek bi azaldı.

Neyse, konuşurken dedi ki 'o kadar şey söylüyoruz ama acaba sen bana ne aldın? onu hiç konuşmuyoruz haksızlık değil mi?'. Hay demez olaydım, 'seninki çoktan hazır' dedim.

Yandım! Eve dönene kadar 'ne acaba?' 'ne almış olabilirsin ki?' 'peşin mi aldın?' 'taksitse karttan bakarım şimdi' 'hımm peşin demek, kaç para verdin?' 'e bari kaç paran kaldığını söyle oradan çıkarırım ben' 'ne tarz bişey' 'nereden aldın' 'ne renk' 'bana şimdi vermen lazım yoksa çatlarım' gibi sonsuzluğa ulaşan ısrarlar eşliğinde beynimi yedi bitirdi.

Eve döndük 'ayyy nasıl karnım ağarıyo bi bilsen... çok merak ediyorum hadi ver, şimdi ver hediyemi'.
Ben hayır dedikce, iyice alevlendi konuştu konuştu. Özel günlerin aslında bizler tarafından oluşturulduğunu, önemli olanın iki insanın birbirini sevmesi olup olmadığını, onun bana hayatını verdiğini ama benim bir hediyeyi veremediğimi konuştuk durduk.

O kadar düşünmüşüm, iki haftadır gezmediğim alışveriş merkezi kalmadı, aradım taradım içime sinen birşey aldım, evlilik yıldönümümüzden iki gün evvel, gecenin 1 buçuğunda, ve 'zorla' hediye verilir mi yahu?
Verilirmiş...

Sprey Ana

Gün: Pazar
Saat: Sabahın körü
Durum: Uyuzcadı erken uyanıp giyinmiştir, kocayı dürtükler 'hadi kalk ben çıkıyorum',

- aa neden kot giydin?

- çıkıyorum dedim ya

- nereye sabah sabah?

- ekmek alacağım.

Yalan! Saç spreyi almaya gidiyorum. Kısa olan saçlarım spreysiz istediğim şekilde olmaz ve benim ayrılmaz ekürim bitmiş. Yedek? Tüh o da yok.


Neyse yola koyuldum, en yakın kozmetik dükkanına girdim yok. Ne yapacağım şimdi? Migros! Açılmış mıdır? Bakalım...
Oh be açıkmış, kapıdan girdim kozmetik reyonuna daldım herzaman kullandığım sprey yok. Hımm o zaman günü idare edecek birşey alıp acilen çıkalım.
Bir kadın, 55 yaşlarında. Saçlar yaşlı sarısı (kesinlikle iddalı değildir, tamamen yaşlandım ama havamdan birşey kaybetmedim amacıyla boyanmış küllü mü desem ne desem berbat bir renk işte, gerisini anlayın canım aaa), fönlü, kokoş. Tezgahtar kızın iliğini kurutmakla meşgul;
- Olur mu diyorsun şimdi?,
- Evet söyledim ya hanımefendi, bu sizin istediğinizden.

- Hımmm orta sert yani kaskatı yapmasın saçımı,

- Eveeet bu işte.


Sonra kadın bana döner fonda rın rın rın rın rın rın diye Jaws melodisi çalmaktadır;

- Bu nasıl bir sprey?

- Bilmiyorum hiç kullanmadım

- Ben yumuşak kalsın istiyorum kaskatı yapmasın

- İyi

- Olur mu bu?

- Kullanmadım bilmiyorum

- Gözlüğüm yok bir okuyuversene

- Hımm bu orta sertlikteymiş

- İyi mi diyorsun yani?

- Bilmiyorum hiç kullanmadım
- Bak bir elle saçımı, gördün mü böyle olsun istiyorum

- İyi

- Olur mu?

- Bilmiyorum ki işte orta sertlik demediniz mi? Bunun üzerinde de öyle yazıyor

- Olur yani?
- Bilmiyorum

- Seyahate gideceğim de yarın, almam lazım

- Hımmm :S

- Dur bir sıkayım elime

- İyi sık

- Aaaaa su gibi bu ayol

- Ay hanımefendi hiç saç spreyi elde olur mu? Tabi ki su gibi olacak

- Ay yapış yapış. Yok yooook bu kesin sert yapıcak. Bak bir elle saçımı ben böyle istiyorum.
- ??

- Gel bir senin saçına sıkayım ben gel gel

- Aaaaa ne münasebet canım ayıp. Biri bişey der raftaki sprey yani, parasını ödediniz mi?

- Amaaan ne olacak? Gel bir sıkayım ne olur?
- Olmaz

- Alayım mı ben bunu?

- Alın

- Güzel diyorsun yani olur

- Bilmiyorum ki kullanmadım dedim ya aaaaa

- Ne yapayım peki birşey söyle

Çaktırmadan yandan yandan kaçtım, dakikalarca arka reyonlarda dolaştım. En son rafın arkasından gizli gizli baktım ki teyze iki tane sprey almış kasaya gitmiş parayı ödüyor bir yandan da kasadaki kıza 'bu güzel midir? ben kaskatı olsun istemiyorum' diyor.

Allah'ıııımmmmm! Sen bu kadının gelinine, damadına, kocasına, kardeşine herkese sabır eyle Ya Rabbim! Amiiiin!
Eve gelsem ki koca kahvaltı sofrasını kurmuş elinde telefon defalarca beni aramış ve meraktan çatlamış vaziyette fırça kaymaya hazır.
Benim suçum değil ki sprey ana tuttu.

11 Tem 2009

Uğraş Dur

Bu da yeni moda!

Blog yazmak çok emek isteyen bir iş, kabul ediyorum çünkü ben de yapıyorum. Zaman zaman o emeğin çalındığı, fotoğrafların izinsiz kullandıldığı, yazıların kopyalandığı da oluyor, kabul.

Bunu önlemek amaçlı bir kod yapıştırıyorsunuz, sağ tıkla fotoğraflarınızı kaydedemiyorlar, yazılarınızı kopyalayamıyorlar. İyi, hoş yapamasınlar. Zaten yapmasınlar da...

Ama diyeceğim o ki, bu sayede biz hırsız olmayan ve çalma çırpma amacı gütmeyen saftirik okurlar da rahat hareket edemiyoruz.

Nedir? Mesela blog sahibi koymuş güzel bir saç fotoğrafı, elbisedir, takıdır, dekorasyondur vs. Şimdi ben onu sağ tık yapıp kaydedemeyeceksem ne anladım?
Hadi onu geçtim, en sinir olduğum şey bir ürün tanıtımı var diyelim, e ben onu hemen 'kopyala google'a yapıştır' şeklinde araştıracağım, ya da bir link verilmiş, atıyorum youtube'dan birşey. O linki yorumlardan ya da yazıdan kopyalayıp adres çubuğuna yapıştırarak merakımı gideremedikten sonra ne anlamı kaldı okumanın?

Bildiğiniz üzre diğer bloğumda yaptığım resimleri vs paylaşıyorum, bi ara ben de denesem mi dedim... Hani maksat izinsiz kullanılmasın yaptıklarım. Sonra düşündüm, başka şeyler de yazıyorum ben ne gerek var. Koyarım resimlerimin üzerine adımı kocaman, al kullan bakalım eşşek kadar uyuzcadı yazarken.

Diyeceğim o ki, arkadaşlar bilgisayar ekranında gördüğünüz herşeyi zaten kaydedebilirsiniz. Sağ tıkla olmuyor mu o zaman prt scr'e basarım yine kaydederim. Metinleri de kopyalarım, bu bi engel değil ki... Sadece iki-üç fazladan düğmeye basıyorsunuz o kadar...

Siz iyisi mi uğraştırmayın bizi, niyeti kötü olanlar zaten bir yolunu bolur yapar. Bari bizler rahat edelim.

8 Tem 2009

Barbieler Kovalasın Seni E Mi?!

Dün akşam haber bültenlerinde dinleyince kulaklarıma inanamadım, döndüm eşime baktım O da aynı şeyi duydu mu, acaba şaka mı diye.
Meğer doğruymuş, bir 'hoca' barbie bebekler için 'insanı tahrik ediyorlar' demiş.


Allah'ım, sen bizi bu düşüncelerden bu sapkın ruhlardan koru.

Plastik bir bebek parçasından tahrik olabiliyorlarsa eğer kadınları çarşafa, örtülere sarıp sarmalamaları, bu yaz sıcağında pardesülerle dolaştırmaları, sadece gözleri gözükecek şekilde karalara bağlatmaları çok normal. Hatta az bile!


Ne de olsa tahrik ediciyiz hepimiz, mazallah erkekler günaha falan girer.

Benim bir önerim var, bizleri alın kapkara tabutların içine koyun, üstüne nefes alabileceğimiz kadar iki minik nokta delin sonra da 'dikkat tahrik edici organizma' diye bir uyarı yazısı yazın. Etrafımızda olan o yüce varlıklar yani erkekler de bilinçli olsunlar. Tahrik olacaklarsa hazırlıklı, bilinçli olsunlar. Öyle olmadık yerde yok barbie bebek, yok kadın, yok o, yok bu!

Ne bu canım aaaa? Her dakika tahrik ol ol nereye kadar?!

Günaha sokuyoruz, ne haddimize? Bi kendimize gelelim ey kadınlar!

Öhöm Öhöm!

Aman da aman, bakın burada ne varmış.

'Yapmayın' dedim, 'ben henüz çocukta yapamadım kariyer de'. 'Hem öyle bir iddiam da yok zaten, siteniz için doğru kişi değilim'. Dinletemedim :)

Şaka bir yana benimle ilgililenen ve iletişime geçen Habibe Hanım'a buradan kocaman teşekkür.

7 Tem 2009

Saçma! Hem De Çok Saçma!..

Efendim eskiler ve biraz tutucu düşünenler için şu regl meselesi pek bir ayıptır, herkesin içinde konuşulmaz açık açık söylenemez vs.
Hiiiiç kusura bakmasınlar, bu kadar uyuz olduğum bir konuya değinmeden geçemezdim.

Yaz geldi değil mi? Herkes tatillere, denizlere, havuzlara gidiyor. Biz kadınların çektiği nedir yahu? İş var güç var, patron var, izin meselesi var, diğer çalışanlarla aynı anda izin kullanamama durumun var, gideceğin yerlerin doluluk oranları var, uçaklarda boş koltuk olan gün var olmayan gün var, önceden planlanan tatil var, pat diye son anda ortaya çıkan tatil var.
Şimdi bu nedir ya lütfen biri bana söylesin? Reva mı, hımm?

Neymiş, önceden hesaplayacakmışsın, bütün dünya hazır ola geçip herşeyi senin reglinin keyfine göre ayarlayacakmış. Bence şirketlerde tatil zamanını seçebilme önceliği kadın çalışanların olmalı, erkekler nasılsa rahat. Ama genelde yöneticiler erkek olduğunda nerede onlarda bu incelik?!

Bir kere her açıdan adaletsiz bir durum, iş sadece olduğun dönemle bitmiyor ki. Öncesinde 1 hafta kadar karnın davul gibi şişer, sinirli olursun, gerginsindir, canın abur cubur çeker vs. Sonra oldun, karnın ağırır, şişlik devam eder, sinir katlanarak büyür, her saniye elin nutella kavanozuna gider.

Bir kadın bikini içerisinde 1 cm. bile olsa daha ince görünebilmek için kaç hafta diyet yapıyor kimsenin haberi var mı? O kadar uğraş didin, ondan sonra göbeğin fırlasın! Olacak şey mi?

Şu regl olayı bari yaz aylarında kalksaydı ortadan, şu üreme meraklısı insanlık 3 aycık çoğalamasaydı ne olurdu?

Hadi cevap olumsuz diyelim, madem ürememiz için oluşturulmuş sistem bende de mevcut o zaman içimde çocuk sevgisi olsaydı. Çocuk sevgisi nasip olmamış o zaman şu regliden temelli kurtulsaydım.

Faydasını görmeyeceğim bir sistemin sıkıntılarını çekiyorum, isyanım bunadır!

2 Tem 2009

Neden?

İlk duyduğumda kanım dondu, inanamadım... Sonraki gelişmelere, Ayşe Arman'ın konuyla ilgili röportajlarına, gün yüzüne çıkan ayrıntılara, her sabah gazetede okuduklarıma inanamadım...

Bahsettiğim vahşet Münevver Karabulut cinayeti... Küçücük bir kız... Genç bile diyemeyeceğim, neredeyse daha çocuk çünkü. Kendi halimi hatırlıyorum da, ondan 10 yaş büyüğüm ne kadar da çocuktum o zamanlar...

Çok üzüldüm, 'insan olan' herkeste böyledir eminim.


Asıl kızdığım şey şu, son günlerde haber bültenlerinde ve gazetelerde konuyla ilgili gelişmelerden bahsedilirken katil zanlısı için 'C.G.' deniyor, neden? Neden isminin açık hali telaffuz edilmiyor? Desenize katil zanlısı Cem Garipoğlu diye.

Niçin kısaltıyorsunuz? Tanınmasın diye mi? Unutulsun diye mi? Daha az dikkat çeksin, isim aklımızdan uçsun gitsin diye mi? Yoksa sadece kısaltma amaçlı mı? Hani msn dili denilen şey, 'teşekkür ederim' yerine 'tşk', 'selam' yerine 'slm' gibi üşendiğinizden mi?


Anlamıyorum, anlayamıyorum...

Ama Cem Garipoğlu'nun babası, yani Münevver Karabulut cinayetinin birinci derece suçlularından biri olarak şu an hapiste olan kişi bana da dava açarsa işte ben buna inanırım arkadaş! Ne de olsa Burası Türkiye değil mi?