30 Eyl 2009

Sigara

Hayatımda hiç sigara içmedim ben, ailemde, yakın çevremde ve arkadaşlarım arasında da içen yok. Evlendik, adam söz verdi bırakacağına. 4 senedir aynı terane, ha şimdi ha yarın...

Azalttı, beynini yiye yiye bıraktıracağım. Ama o zaman ben ne hal edeceğim?

- Bolcana cola içerim, 'çok zararlı o'. 'Sus bee sen kendi sigarana bak'.
- Nutella götürürüm, 'sivilce çıkacak bak'. 'Sus bee sen kendi sigarana bak'.
- Cips yerim, 'yiyorsun ama bak zararlı şeyler onlar'. 'Sus bee sen kendi sigarana bak'.
- Bonibon tarlası yarattım evde, 'boyalı boyalı onlar pis şeyler yeme'. 'Sus bee sen kendi sigarana bak'.
- Yemek yemem, muzla karnımı doyururum, 'çok sağlıksız besleniyorsun bak hasta olacaksın'. 'Sus bee sen kendi sigarana bak'.
- İnce giyinirim, 'üşüteceksin hırka giy'. 'Sus bee sen kendi sigarana bak'.
- 'Ayağına çorap giy'. 'Sus bee sen kendi sigarana bak'.
- Kışın dondurma zıkkımlanasım gelir 'hasta olursun bu havada'. 'Sus bee sen kendi sigarana bak'.
- Gereksiz yere alışveriş yaparım, 'kızım iyice abarttın haa kaç para o?' 'Sus bee sen kendi sigarana bak, hergün kaç para harcıyorsun'.
- Kendimi accessorize'a vururum ay sonunda abarttığım ortaya çıkar, 'ya azıcık az alsana şuradan. yazık günah, sanki hiç takın yok ev doldu taştı'. 'Sus bee sen kendi sigarana bak'.
- Adam birşey almak ister, 'ya valla ben bayıldım buna alalım mı?' 'Ne gerek var beee zaten hergün sigarraya kaç para veriyorsun. Çarp bilmem kaçla bilmem kaçı. Bak gördün mü? Bırak o mereti, o zaman alırsın ancak.'

Sevgili koca insanı sen bırak sigarayı, söyleyecek sözüm kalmayacağı için ben de bütün kötü alışkanlıklarımdan vazgeçeğim. Söz...

29 Eyl 2009

Ferah?

Bugün kaldırımda arkadaşımla konuşurken biri omuzu, kollarımı okşamaya başladı. Bir dönsem ki mavi döpyesi ve bakımlı saçı başıyla 75-80 yaşlarında minnacık boylu bir teyze.
'Ah kızıııım ne güzel yanmışsın sen öyle, bana gençliğimi hatırlattın pek güzelsin maşallah' diyerek şefkate boğdu beni.
Hem şaşırdım hem teyzeyi çok sevdim, teşekkür ederek gülümsemeye başladım.

Sonra arkadaşıma dönüp onun da tatile gidip gitmediğini sordu, evet yanıtını alınca da 'ah belli belli ferahlamışsın zaten' dedi.

Ah benim minik sevecen teyzem kız zırıl zırıl ağlıyordu o sırada ya. Bu nasıl ferahlamaktır?

Olsun, sen bize öyle cici yaklaştın, tatlı tatlı sevdin ki şahsen ben ferahladım...

28 Eyl 2009

İşaret Değil, Tamamen Saçmalık

Geçen sabah okuldan bir arkadaşım aradı, gece rüyasında beni görmüş. Yok efendim çocuğum varmış, yok bir yaşındaymış, yok anneler gününde beni arayıp kutlamadığı için arkadaşıma kızıyormuşum. 'Ne iş?' dedi, ay ne iş olacak Allah Allaaaah! Güldük bolcana, geçti gitti.

Sonra dün benimkinin hiç sevmediğim arkadaşı ve eşiyle kahvaltı etmek zorunda kaldık, tabi ki 8 aylık oğullarıyla da... E tabi konu her saniye çocuğu etrafında döndü dolandı. Neymiş, bizi gaza getireceklermiş, ha ha ha ve bir daha 'yüksek sesle' HA!

Neyinden gaza geleceğim acaba?
Kız olmuş eskisinin 3 katı, saçındaki sarı boya inmiş teeee omuz boyuna, ayrıca yıkayamamışta galiba. Tepeden şöööyle bir tutturuvermiş, üst baş darmadağın. Çanta desen içinde sadece bez ve biberon var, o da Chico marka zaten (accessorize bile değil :)), yemek yerken bir kocası alıyor kucağına bir kendi. İki lokma zıkkımlanamıyorlar anlayacağınız.

Yok şu saatte yatar, yok günde şu kadar sıçar, yok çişi misler gibi bilmem ne.
Bana ne acaba?
O kadar sıkıldım ki sürekli esnedim, herhalde sabah mahmurluğuna yormuşlardır.

Gıcık olduğum kısım bunlar da değil, özendirme gaza getirme çabaları. Ulan salak mıyım ben 4 sene durmuşum bir sabah kahvaltısında fikir değiştireceğim. İki lafın biri 'gaz' 'özenmek' falan. O kadar mutlu mesutlar ve çocuklarına tapıyorlar ki çocuk sevmem de diyemedim.
Keşke 'ulan siz bize özenin asıl, şu tipinize bir bakın yamulmuşsunuz resmen' deseydim, acıdım sustum.
Peki onlar bize acıdı mı? Hayır.
Yok kardeş olsunlarmış, birlikte büyüsünlermiş. Buna da bir cevabım vardı ya neyse, onu da içime attım. Şöyle ki 'ulan ben size var ya çok pis uyuz oluyorum. (okuyucuya not; neden derseniz bknz. 1, 2 ) Yüzünüzü görmeyi o kadar istemiyorum ki çocuk 8 aylık oldu neredeyse düğününe kadar ekecektik sizi de, mecbur kaldık. Şimdi çocuk doğursam bile sizinkiyle nasıl büyüsün? Görüşmeyeceğiz ki, ne kardeş olması?'. Onu da içime attım.

Yok neymiş benimki aslında istermişte, benden korkusundan söyleyemezmiş. Niye? O kadar zavallı mı bu adam? Canının istediğini öyle de bir yaptırıyor ki bana, 14 sene sonra et yemişim onun çenesi sayesinde... Oooo sen arkadaşını hiç tanımamışsın diyecektim, ama beni tanımışsın. Helal. Çocuk yapmak öyle et yemeye benzemez, hayır 'benim rahmimin derdi sana mı düştü acaba?' diyecektim, onu da içime attım sustum.

Bütün bunları da yazmayacaktım aslında, sabah uyandım azıcık tv bakayım dedim, Hülya Avşar ve Beren Saat konuşuyorlar, çocuk dünyanın en harika şeyiymiş falan. 'Amaaan' dedim zap yaptım, bu defa da şarkıcı bir kızımız çocuk doğurmaktan bahsediyor.

'Edicem içine ulenn' diye sinirlendim kapatıp kalktım. Mailimde şöyle bir yorum, 'güzel dileklerin için teşekkür ederim, sen de hamileymişsin galiba tebrik ederim'.

Hönk! O ne ayol? Ne hamilesi, ne çocuğu, ne dileği, ne güzelliği?

Duyan duymayana söylesin, ben çocukları sevmem. Hatta bütün bunlar olduğu için, üstüste geldiği için şu an çocukları sevmemekle kalmayıp nefrette ediyorum. Herkesin dölü kendine be, bi işinize bakın aaaaa!

not: yorum olarak 'ayyy bak işaret bunlar' falan yazan ilk densize dalarım ona göre.

25 Eyl 2009

Sus Allah Aşkına SUS!

Niye böylesin ya niye?

Kaç yaşındasın ha? 60? 65? Atıyorum kafadan ama belki de 40 senedir bu işi yapıyorsun. Heyecan mı? Beceriksizlik mi?
Rus musun sen? Amerikalı? Afrikalı? Türk değilsin sanki, ya da bu yaşına gelmiş hala anadilini konuşamayan garip biri...

Sus o zaman Mehmet Ali Birand sus!
Çekil artık ekranlardan, genç birine bırak ana haber bültenlerini.
Kekelemeyen, sürekli ııııııh demeyen, tutulmayan, düşük cümleler kurmayan, işine, ekran başında izleyenlere saygı duyan biri olsun orada. Konuştuğunu anlayabildiğim, ben kundaktayken de orada oturmuş olmayan, her yanlışında tekrar tekrar gerilmediğim, yeni bir yüz olsun artık YENİ.

Ara Ara, Zıkkımın Kökünü Bulursun Elbet...

Şu yaratık var ya, geçenlerde yine msn'de kancayı taktı bana. Kamerasını da açmış, hem yazıyor hem burnunda define arıyor.

- 'Oğlum' dedim, niye öyle yapıyorsun?
- Ne yapıyorum?
- Burnunu karıştırma, pis misin sen?
- Ne burnu ya?
- Senin burnun
- Karıştırmıyorum ben uydurma
- Ne uydurucam be? Açmışsın kamerayı görüyoruz heralde. Gitte ellerini yıka!
- Ya ne burnu ne burnuuuuu?! Karıştırmadım diyorum niye öyle söylüyorsun?

ÇAT!

Hem kamera, hem msn kapandı bir anda. Beyefendi afra tafra yapıyor.
Çocuklar neden hep burunlarını karıştırır ki? Şeyine şarkı yazacağına gitte ellerini yıka.
Hey güzel Allah'ım! Çattık.

23 Eyl 2009

Yani?

Eee, ne yapayım?
Uzaylılar varmış. Varsa var totoma kına mı yakacağım yani?! Olsa ne işime yarar olmasa ne işime?

Taksim'de ufo müzesi adı altında çeşitli gazete küpürlerinin sergilendiği müthiş 'müze'nin sahibi bilmem ne bey çıkmış Saba'nın programına. Saçlar uzamış, ha bire geriye atıp duruyor. Baba parası yiyerek ufoların b.klarını bile araştırırım ben, iş mi yani?

Gelmişsin kaç yaşına hala ufo da ufo. Demezler mi kardeşim ne canını dişine taktın sen? Amacın nedir? Ne yapmaya çalışıyorsun? Hadi tut ki ufo var, eee? Ne işimize yarayacak? Dünyayı mı kurtaracaklar? Bize ne faydası var?
Tutturmuş illa da uzaylı uzaylı. Yok mu bir tane uzaylımız zaten? Neydi adamın adı? Şarkıcı hani... Birinin aklına gelir elbet, işte o adam uzaylı abicim. Daha ne uğraşıyorsunuz?

Bence uzaylı muzaylı yok, olsa da çok totomda! Düşmüşüm kendi derdime, başımıza bela ufololar eksikti.

Bu arada o şapşalak müzenin önünde uzaylı kıyafetiyle dolanan yaratıktan öyle çok korkardım ki... Yolun karşısından, olabilecek en uzak noktadan beni görmemesine özen göstererek ve üç buçuk şekilde geçmeye çalışırdım... Eminim varsa da gerçeği o kadar korkunç değildir.

Ağzına sağlık mail atan kişi, demiş ki 'yıllar içinde teknoloji gelişti, herşey değişti bu ufolar neden hep aynı?' Kurban olayım sana be.
Ama cevap nedir? 'Bu arkadaş herhalde çok fazla bilgiye sahip değil'.

Ayyy kusura bakma canııım, ekonomik kriz almış yürümüş, 3. dünya ülkesi memleketimde seller kaç can almış, okul kayıtları için bilmem kaç milyon para isteniyor, insanlar emekli maaşıyla sadece ev kirasını bile ödeyemiyor biz ufo şekillerini ezbere bilemiyormuşuz. Vah vaaah! Cahil milletiz arkadaş, tüüü bizim suratımıza. Adam olmayız benden söylemesi.

Bu arada varsanız da hakkınızda atıp tuttum diye gece mece gelip beni basmayın, çok fena dalarım haa! Uzaya nasıl kaçacağınızı bilemezsiniz. Hele ki ayağımın ucuna kıvrılıp uyuyan 'bizim uzaylı'nın hırıltısıyla karşılaşırsanız seke seke kaçarsınız demedi demeyin.

Aaaa bıktım be, uzaylıymış! Hadi bakayım hadi herkes kendi gezegenine, kış kışşş!

18 Eyl 2009

Erkek Irkı ve Pislik

Başlığı gören ve içeriğini tahmin edemeyen dişi var mı aramızda? Varsa okumaya devam etsin...

Dün bir iş görüşmesine gittim, internette portfolyomu görmüşler mail atıp davet ettiler. Nerede? Eve çok yakın, oh ne ala. Bizim sektör genelde bi b.k varmış gibi Maslak, Beşiktaş ve Şişli civarına konumlanmış olduğu için Anadolu Yakası'nda bir yerden ses gelince çok mutlu oluyorum.

Adresi buldum, ofise çıktım kafamı çevirdim ki hayatımda gördüğüm en harika manzarayla karşı karşıyayım. Caddebostan'da lüks bir bina, en üst kat ve lebi derya denebilecek bir deniz manzarası. Kafanızı sağa çevirdiğinizde Kadıköy'ü sola çevirdiğinizde de Bostancı görebiliyorsunuz, öyle söyleyeyim. Koltuğa oturdum bir yandan 'amaaan ben hergün görüyorum böyle yerler size mi kaldım?' gibi gereksiz bir tavır içerisine girmek istiyorum bir yandan da ağzımdan akan salyaları silmeye çalışıyorum. 'Ayol çalışırım ben burda' dedim kendi kendime, yönetici asistanı (asla sekreter değil!) kız bana dedi ki 'Lale Hanıııııaaam sizi diğer ofisimizde bekliyorlar, arka bina 2. kat.'

İyi hoş, manzarayı bırakıp tıpış tıpış aşağı indim, bir arka binaya yöneldim bahçesine ip gerilmiş ve çeşitli renklerdeki donların, pantolonların, dandik geceliklerin arasından kapıya yürüdüm ama genzim cayır cayır yanıyor. Nasıl bir acı anlatamam, bunu en son ev ararken girdiğim iğrenç yerlerdeki tuvaletlerden hatırlıyorum. Fakat bu kez farklı, genzimi temizlik kokusu yakıyor yani arap sabunu. Asansöre binmedim kalırım içinde al başına bela. Sonra arap sabunu zehirlenmesinden hakkın rahmetine kavuşmakta var bu genç yaşımda.
Merdivenleri çıkarken nefesimi tuttum, yine yönetici asistanı (!?) beni arka odalardan birine aldı, giderken koridordaki kovalar, yerlere bin yıl önce döşenmiş ve muhtemelen ondan sonra da asla temizlenmemiş halıfleks gözümden kaçmadı.

Odaya girdim, burası ne ardiye mi diye düşüniyorum. Oturdum, solumda üstü karman çorman bir masa arkasında ayaklı lamba, sağımda ise yere alelade atılmış klavyeler, kırık eski püskü bilgisayar kasaları, pis pis kutular var. Dalmış onlara bakınırken kapıdan değil de arkamdaki balkon kapısından biri girdi. 'Hiiii' diye sıçradım, çünkü ne alaka? Örümcek adam mısın sen atraksiyon yapıyorsun? Neyse.

Yüzümdeki şaşkınlığı göre adam bana dedi ki ' biraz dağınık etraf di mi?'. 'Evet' dedim, 'az daha bekletseydiniz toplayacaktım, kendimi zor tuttum'.

Konuşuyoruz, çok güzel. Sürekli birşeyler anlatıp durdu, fakat dinleyemiyorum ki. Gözüm hep duvardaki iğrenç mavi renkte, onun üzerine yağıştırılmış berbat şeritlerde, yerdeki kirli yeşil halıflekste, sağdaki yığıntıda...

'Burası hakkında ne düşünüyorsun?' dedi, 'bizimle çalışmak ister misin?'. 'Ben burada çalışamam ki' dedim, 'yoksa tadilat falan mı yapıyorsunuz ya da yeni taşındınız?'
'Yoo, 1 senedir buradayız. Ben böyle rahat ediyorum. Aradıklarımı bulabiliyorum'.
'Mesela' dedi, şurada üstüste duran klavyeler var ya hani, işte onlardan yan duran f olduğu için öyle. Hepsinin birer anlamı var yani'.

'Hımmm' dedim güldüm, 'ama ben böyle bir yerde çalışamam sinirim bozulur. Çok pis.'
Kızlar varmış, ben onlarla olacakmışım, o oda temizmiş. Ama erkeklerin olduğu yerler böyleymiş.

Marifet sanki, hayret bişey.

Düşüncelere dalmışken yüzüğüm elimden düştü, bakındım bulamadım. 'Birşey mi düşürdün?' dedi, 'yüzüğüm... ama bu karışıklıkta nasıl bulacağım ki zaten baksana' dedim, kahkaha attı. Ben olsam utanırdım...

Basmaya bile iğreneceğiniz halıfleksin üzerine attı kendini, yüzükoyun yere yatıp dolapların altına bakınmaya başladı. 'Lütfen' dedim 'bırak istemiyorum. Yatma yerlere.'

Ne yaptı ne etti buldu yüzüğümü, çamaşır suyuna mı yatırsam acaba?

Çıkarken de soğan kokusu burnuma çalındı, yemekleri orada yiyorlarmış. Hiç belli olmuyordu sanki, iyi ki de söyledi?!

Bu zamana kadar öyle çok ajansa gittim ki, türlü türlü yerler gördüm ama böylesine hiç rastlamamıştım... Dağanık, pis...

Eve çok yakın, referansları tatmin edici, maaşı istediğim gibi, şartları güzel ama PİS be PİS! Acaba tasarımı falan bıraksam da temizlikçi olarak mı başlasam şuraya?

Erkekler neden bu kadar pis?

Yardım...

İstanbul'u sular seller götürdüğünde ben şehir dışındaydım, olanları şaşkınlıkla ve üzüntüyle izledim. Nasıl oluyor aklım almadı bir türlü...

Felaketten insanlar gibi zavallı hayvancıklar da etkilendi ne yazık ki... Bahçeşehir hayvan barınağı çok kötü etkilenmiş, fotoğrafları gördüm fakat buraya ekleyemedim... Bakmaya içim el vermedi, bakmak istemesem sayfadan çıksa(k)m da bunlar gerçek, işte link bir göz atın.

Biz elimizden geldiğince birşeyler yapmaya çalıştık, lütfen siz de ufak bir paket sütte olsa yollayın olmaz mı? Satıb alıyorsunuz kangurum sizin için kargo ücreti almadan barınağa teslim ediyor.

Yapamayanlar da bloglarında ya da mail yoluyla tanıdıklarıyla paylaşsınlar, olmaz mı?

İşte ihtiyaçların listelendiği link burası.
Açılmaz falan bir de böyle yazayım; http://www.kangurum.com.tr/kangurum3-web/donationProducts.do?donationinstituteid=3

16 Eyl 2009

Akıllıya Da Bak

Vichy bana mail atmış, (tabi ki copy-paste olarak) ürünleri varmışta mümkün olduğunca fazla kişiye duyurmak istiyorlarmış benim zengin içerikli sayfam da onlar için çok büyük önem taşıyormuş.
Ha ha ha ve yine ha!

Bir kere kopyala yapıştır olur da bu kadarına diyecek söz bulamadım. Bari mailin başında bana bir hitap etselermiş, ne bileyim kuru kuru 'merhaba' yerine 'merhaba uyuzcadı' ya da madem sayfam büyük önem taşıyor ismimi bileslermişte 'Lale Hanım' falan deselermiş?! Olmaz mıymış?

Bir de anlamadım alemin akıllısı Vichy mi? Niye durduk yere senin ürününün reklamını yapayım ki ben? Aklımı peynir ekmekle mi yedim?
Birşey vaad ediyor musun? Loreal ürün teklif etti mesela, yine istemedim. Benim bloğumun amacı farklı, para kazanmaya falan çalışmıyorum. Hem makyaj ya da moda bloğu bile değilim bir senedir uyuz olduklarımı yazmışım şimdi durduk yerde birden Vichy'i mi tanıtacağım?!

İnsan bir rica eder, neymiş o 'yazarsam sevinirlermiş'. Bana ne? Niye sizi sevindireyim ki?
Sen ne zaman beni sevindirdin derler adama?

Ancak bu şekilde adınız geçer işte, hayret birşey ya!

15 Eyl 2009

Döndüm

Dün gece evime geldim, tatil bitti... Yoksa zaten hiç başlamamış mıydı desem?
İki haftada kaç gün istediğim gibi geçti acaba? Hımm düşünelim, 4-5 i geçmez galiba...

Bodrum' a gider gitmez havuz-deniz olayına başlamadan nokta koymuş oldum... Sonra boynum tutuldu roboccop gibi gezdim.
İki-üç gün keyif yaptım bu defa yağmurlar başladı, havalar buz gibi oldu. Sonra da döndüm zaten... Neyse tatil tatildir diyoruz ve halimize şükrediyoruz.

Bu arada 3 metre boyundaki pitonla sarmaş dolaş fotoğraflar çektirdim desem inanır mısınız? Ben olsam kafayı yediğimi düşünürdüm, ama yemedim valla.
Canım sıkıldı, bir tanıdığımızın binicilik kulübüne gittik. Veterinerle sohbet ediyordum pitonu gösterip sevmek isteyip istemediğimizi sordu, ciddiye bile almadım ama annem çoktan kafese girmişti bile. Dur yapma dememe kalmadan hayvana pat pat vuruyordu 'oy çokta güzelmiş, ne de pürüzsüzmüş' diye. Eee anasına bak kızını al... Birkaç dakika sonra hayvanı cimciklerken doktora 'aa ben bunu dürtüyorum niye bana birşey yapmıyor ki?' diye soruyordum, yok yok cidden sıyırdım... Yeseydi beni rahat ederdim heralde. İşin ilginç kısmı hiç korkmadım, niyeyse gözüm kararıverdi.

Dönüşte uçakta çok fena oldum, basınç vertigoyu tetikliyor ama daha önce hiç böyle olmamıştım. Yanımdaki kocakarı da beni sinir etti, sanki kıtlıktan yeni çıkmış hayatı boyunca ne bi lokma ekmek ne de bir damla su içmiş. Zaten toplamda 40 dakikada gelmiş oluyorsun İstanbul'a, in git evinde zıkkımlan. Yoook bedava ya illa sonuna kadar değerlendirecek. Varsa yoksa yemek...

Bana portakal suyu ver
Yok yok domates suyu ver bakayım
Hadi ama çok susadım ya aaaaaa
Hadisene kızımmm

'Teyze' diyecektim, 'zaten üç beş güne kalmaz ölürsün, sen ne bu açlık...' Moral bozmak istememdim, sustum.
Manyak karı ikide bir de koltuğu tekmeleyip arkadakilere kızmasaydı daha hoş olacaktı tabi. Cadı kılıklı ne olacak...
İnerken de iki arada bir derede ruj sürüverdi, düşündüm acaba ben de o yaşlara kadar ölmezsem böyle süslü olur muyum diye... Yok yok olmam, zaten şimdi bile makyaja süse o kadar düşkün değilim.
Ay neyse, geldim işte... Görüşürüz...