28 Eki 2009

Bi Yere Kadar Canım

Kedi milletinden fenalık geldi bana. Evde birdiler iki oldular ondan mıdır, şu sıralar zaten gerginim ondan mıdır nedir bilemeyeceğim ama evde sürekli 'Allah Allaaaaaaaaah!' şeklinde dolaşıyorum.

Ayağımı attığım yerde, kolumu kaldırdığım yerde, kafamı koyacağım yerde, çekmece açtığımda içinde, duvara dayamak için var gücümle ittiğim kütüphanenin arkasında çığlık çığlığa (!), oturacağım yerde, her kapının arkasında, yemek yiyeceğim yerde, dinleneceğim yerde, banyo yaptığım yerde, yemek yaptığım yerde, saçımı tarayacağım yerde, çamaşır yıkacayacağım yerde, bulaşık makinesinin içinde, açtığım her kutunun içinde, açık her camın önünde, gece uykuda üstümde, yorganın altında ayak parmaklarım dişlerinin arasında, en münasebetsiz zamanda oyun oynamakta, en olmayacak şeyi sehpadan aşağıya yuvarlayıp patiyle tak tak yuvarlamakta, en uygunsuz zamanda saçma sapan şeyleri yapmakta...

Aaaaaaaaaaaaaaa heryerde heryerde! Off!

Ne meraklı milletsiniz kardeşim!

Gece uykumda tepemdesiniz, ne o canınız sevgi ister, gündüz elimi sürerim 'hırrrrrrrrrr' diye bir sesle beni defedersiniz. Yemek yiyeceğim daha tabağa koymadan ayağımın dibinde bitersiniz, 'gel kızım şunu ye' dediğimde aptal aptal havalara bakarsınız. Ayağımı uzatır iki satır birşey okumak isterim mutlaka kitapla gözlerim arasındaki en uygunsuz yeri bulur oraya kıvrılır uyumak istersiniz. Haa mis kokulu gazlarınız da cabası!

Herşeyin içindesiniz, herşeyin yanındasınız, ben neredeysem oradasınız. Arada oldu ya gözden kayboldum, hemen içerinden 'miyavvvvvvvvvvvvvvvvvvvvv' diye bir ağıt yakar 'gel kızım buradayım' dedirtmek zorunda bırakırsınız, ben yine yerimi ele veririm.

Tamam anladık beni seviyorsunuz, o pek kıymetli canınız sıkılıyor meraktan geberiyorsunuz ama azıcık rahat verin kardeşim.

Ben de sizi seviyorum, hadi şimdi arka odaya gidin güzellerim yüzünüz eskimesin...

27 Eki 2009

Gülen Sergi

Canım benim...

Ne tatlısın, ne tontonsun, ne kadar yakışıklısın, harika gülüyorsun...

Neye neşelendin acaba bu kadar? Şimdi yaşasan güler miydin yine böyle?

Şimdi yaşasan biz bu kadar mutsuz bir millet olmazdık ki, hep birlikte gülerdik değil mi güzel Ata'm benim?


Gülen Atatürk fotoğrafları sergisine gidebilirsiniz, eğer Ankara'da yaşıyorsanız...

22 Eki 2009

Biiip

Şimdi taşıma şirketinden adam geldi birkaç kutu bıraktı, ayakkabılarını çıkartmadan halıların üzerinde gezdi (!), defolup giderken;

'Ataşehir' e mi taşınıyorsunuz?' diye sordu. Sonra 'sağlık olsun' dedi ya.

Şaka mı bu?
Gerçekten kendimi çok iyi hissettim, sağolsun, varolsun...

İlk kez bloğumda küfür etmek ve kendisine en majiskülünden koca koca bold harflerle GÖT demek istiyorum!

Öyle...

Yorgunum, hala hastayım, ilaç içmekten bıktım...

Yarın taşınıyoruz ama ev, şöyle bir süpürüp toz alsan oturmaya devam edilebilecek düzende. Girişte iki-üç boş kutu var ama o kadar kusur kadı kızında da olur değil mi?

Midemde koca bi yumruk var, gitmek istemiyorum... Hergün ağlıyorum... Her sabah gözlerim şiş uyanıyorum...

Yorgunluktan bittim, ne zaman uyumak istesem, yorgunluktan iki dakika sızacak olsam mutlaka ardı ardına telefon çalıyor. Bir cep, bir ev, bir cep, bir ev.
Dışarıya adımımı attığım anda ise kimse beni aramıyor, sözleştiler mi acaba diye düşünüyorum.

Canım hiç birşey yapmak istemiyor, beni kapatın bir odaya günlerce uyuyayım...

Yeni evin yerini her söylediğim insanın, 'hımm' demesi acayip sinirime dokunuyor, kuduruyorum, delirip tekrar ağlıyorum.
Tam kendimi toparlıyorum, tekrar telefon çalıyor. Ardından bir 'hımm' ve gözyaşları...

Evet, Göztepe'de oturuyordum ben. Hayatımda oturmaktan en çok zevk aldığım semt. Burayı çok ama çok seviyordum. Şimdi ise Ataşehir'e taşınıyorum. Uzak mı? Bence çok...

Alıştığım herşeye çok uzak. Ben 'olur' demedim mi? Dedim...

O zaman şimdi 'yine' neye ağlıyorum ben?

Bir süre yokum, sevgiler...

15 Eki 2009

Önemli!

Şimdi sizlerden yardım isteyeceğim (z), yazımın devamını okuyun lütfen olur mu?

Nazo'yu biliyorsunuz değil mi? Geçen gün bloğunda öğretmenlik yaptığı okuldaki çocuklarla ilgili bir yazı yazmıştı. Tamamen içinden gelerek, herhangi birşey talep etmeden sadece anlatmıştı.

Sonra blog dünyasının kanatlı melekleri yorumlarda bir bir çıkmış ortaya. Ben birkaç gün geç gördüm ama hemen birşeyler yapmam gerektiğine karar verdim. Nazo'cum cici öğretmenle bikaç mail yolladık birbirimize, yanlış anlaşılır mıyız, kanunsal problemler yaşar mıyız, ne yapsak ne etsek diye düşündük. Nazo da hemen okulun müdürüyle konuşmuş ve kolları sıvıyoruz.

Olay şudur, Nazo'nun öğretmenlik yaptığı okulda çok zor durumda olan minik çocuklar var. Bizler onlara yardımcı olmak istedik. Kırtasiye vs ikinci planda demiş müdür, öncelikli ihtiyacımız 7-14 yaş arası kız ve erkek çocuklar için kışlık mont ve ayakkabı.

Yazık onlara değil mi? Bizler kışın montsuz kalmıyoruz, hatta derdimiz çok çeşit olsun modaya uysun vs iken onlar orada üşüyorlar. Kendimize de yapalım, yoksa bunalıma gireriz ama :) elimizden geldiğince miniklere de destek olsak diyorum.

Nazo'nun ilgili yazısına bir göz atabilirsiniz, ben dedim ki (İstanbul'da oturanlar için özellikle) çok ucuz, ihracat fazlası ürünler satan yerler var. Biz '99 depreminde böyle birşey yapmıştık çocuklar için. Oralardan uygun fiyata kıyafetler alabiliriz. 1 tane belki 2, gücümüz neye yetiyorsa artık...

Tek bir çocuk bu kışı üşümeden geçirecek, az mı?

Hatta çocuğu, yeğeni, tanıdığı vs si olanlar küçülmüş kıyafetlerden de yollayabilir. Nasılsa hiç eskimeden hemen küçülüveriyorlar.

Eşimle konuştum, şirketinde herkesten bir miktar para toparlanacak (yani yaparız tabi dedi, yüzümü kara çıkartmaz artık) ben o parayla kıyafet alacağım. Sonra PTT ile kargolayacağım, çünkü fiyatları çok uygun.

Bu konuyu elimizden geldiğince yayarsak, bloglarda dolanırsa çok güzel olmaz mı?

Hadi tutalım şu işin ucundan, hı?

not: adres bilgileri ve ayrıntılar için Nazo'ya danışabilirsiniz. Mail adresi şu;
nazoyla@gmail.com

Durum Raporu

Boğaz ağrısını anlık geçirdiği için saat başına yaklaşık 6 tane pastil yemece, göz yanmasına çare olmasa da bol bol ovalamaca, burun tıkanıklığına üzülmece, mecburi ev aramalara devam etmece, iş-güç yetiştirmece, küçük kediyi hergün veterinere götürmece...

Halsizlik, yorgunluk...

Grip olmasına gribim, damarıma basıldığında domuz gibi pisliğim de ikisi bir araya gelmedi umarım.

Geçer... Geçer di mi?

12 Eki 2009

Cadı

Elma gördüğüm zaman eşimin anneannesi aklıma geliyor. Çünkü kendisini Pamuk Prenses'e kırmızı ve parlak elmayı uzatan cadıya benzetiyorum. Ta kendisi, hatta elmayı bile vermez 'vışş anam elma zıkkımlanmak sizin neyize? oturun aşşaaa' der.

Yaşlı dediğin, hele ki söz konusu 'anneanne' sıfatıysa tadından yenmeyen tonton olmaz mı? Olmazmış...
Nasıl öğrendim? Yeni evliyiz, anneanne birilerine şapka örmüş (tabi ki bana değil), aslında umrumda bile değil bana ne şapkadan insanlık olsun diye 'aa ne güzel siz mi ördünüz?' dedim, 'yok dedem' dedi.
Şimdi yaratık değil de ne bu kadın Allah aşkına! Ağzım açık kaldım böyle. Haa ağzımın açık kalışı sadece o seferde kalmadı, geçenlerde eşimin teyzesinde kalabalık misafir vardı ben de bahçede oturdum, anneannesi de yanımda (tabi yüzüme bile bakmıyor), yemek yerken masayı önümden çekip yanında oturan birine yanaştırdı! Şaka?! Herhalde di mi? Şaka!
Cadı kadın, yemek yiyorum ben burada di mi? Çatalım elimde kaldı, masa gitti yarım metre geriye.
Öyle bir pis baktım ki, tabi k.çında değil eminim. Mutlu bile olmuştur beni sinir ettiği için.
Bunun gibi o kadar çok şey oldu ki, kendi kendime 'artık gördüğümde selam bile vermeyeceğim' dedim.
Salak ben! Tabi ki yapmadım, yapamadım -zira kendisi gibi olmayı asla istemem. Neyse geçenlerde yine mecburen karşılaştık, selam verdim kafasını kaldırmadı, 'öpeyim' dedim yanağına uzandım o kafayı var ya neredeyse sandalyenin altına sokacak öyle bir eğil di ki! Sana kaldım sanki, terbiyesizlik olmasın diye öpeyim dedim. Hareketlere bak.


Önceki hafta da bir düğün vardı, bu anneannenin kardeşi. Öyle tatlı bir kadın ki, hele eşi tıpkı noel baba gibi. Çok tatlılar.
Neyse, düğün salonunda olacakmış nikahları hiç gitmek istemedim ama Zahide teyze'yi çok sevdiğimden yola koyuldum. Aslında ben kimseyi 'düğün salonuna gidecek kadar' sevmem ama, neyse... İşte bu defa 'anneanne'nin yanına gitmedim, içim istemedi.

Ailedeki aşığım olan ufaklıklarla oturuyoruz masada, telefonda oyun oynayıp vakit geçirmek derdimiz. Haa bir de kulaklarımıza pamuk arayışındayız. Galiba bir tek biz rahatsız oluyoruz çünkü oradaki bütün insanlar tek kullanımlık kulaklara sahipmiş gibi davranıyorlar. Bozuldu, kullan at, yenisini tak.
Lazım olmayacak mı yarın sabah o kulak size? Niye sağır ediyorsunuz ki?

Anneanne sanki b.ka bakar gibi üçümüze (ben ve biri 11 diğeri 12 yaşında olan kızlar) bir bakış attı sonra 'ne biçim insansızzz? galhın insan içine çıhın topluma garışın' dedi.

Kızların babası bize bakıp kaş göz etti, hani sallamayın yaşlıdır der gibi. Zaten kalkıpta ağzını yırtacak halimiz yok. Yapsan yapamaz mısın? Elinde yeterince teşvik var ama, yapmıyorsun işte.

Durdu durdu yine b.ka bakar gibi buruşuk suratıyla, 'ne o goca garılar gibi oturursizz galhın topluma garışın' diye bağırdı. Evet bildiğin bağırdı.

Hay o toplum kadar kafana taş düşsün be kadın! Neymiş içine ettiğimin toplumu? Kıro kıro kolbastı yapanlar mı? Kalk sen yap. Bak Ajda Pekkan'la yaşıtsın, kadın taş gibi sen ne haldesin? Desene, o sana b.kmuşsun gibi bakıyor sen de ona desene. Yok denmez, neden? Büyük.

Sonra gecenin kalanında herkes bana onun taklidini yaptırdı, güldü. Bir tek ben eğlenmedim, çünkü davranışlara maruz kalan bizzat bendenizdim.

Yanlış anlaşılma olmasın, bu hareketleri sırf bana değil herkese. İkisi hariç. İçlerinden biri de eşim ya, pek kıymetli torunu ya, herhalde elin paçoz kızını mükemmel torununa layık görememiş kendisi.

Bu yazıyı düğünde 'ben bayılacağım' dedikce 'tatlım öyle deme bloğuna malzeme çıkıyor bak' diyen eşime ithaf ediyorum. Beklediğin gibi bir yazı olmadı galiba, ama senin için değişik cümleler değil. Anneanneni her gördüğümde aynı şeyleri hissedip söylüyorum zaten.

11 Eki 2009

Yoktum, Varım.

'Geçer di mi?' demişim, ooo çoktan geçti arkadaşlar.. Kaç gündür yazı girmedim, farkında bile değilim zaten, totom yer görse yazardım elbet.

Merak edilmek güzel şeymiş, soranlara kocaman teşekkür ediyorum tekrardan. 269 izleyici var sağda, neyinize izliyorsunuz be kardeşim?. İnsan bi öldün mü kaldın mı der. Daha az mail aldım, bu da bana şunu hatırlattı; 'bilmem kaçıncı izleyicime hediye vereceğim' furyasının ne kadar gereksiz olduğunu.

269'dan kaçı arayıp sordu da, hediye dağıtacağım bir de. Peeeh!

Ne varsa eskilerde var diye boşuna dememişler, ne yollacayacağım yok 200. ye bilmem neye? Açın kardeşim ilk 10'a yollayın mesela ya da 1. ye falan. Asıl hak eden o, yanılıyor muyum?

Neyse, belki de hiç böyle '100. izleyicimsin tebrikler' diye bir mail ardından da hediye almadığım için kıskanıyorumdur.
Ben de bundan sonra tesadüfen bile girmiş olsam 99 izleyici gördüğüm an 100 olmak ve hediyeyi kapmak amacıyla izlemeye almazsam ne olayım? Sonra da çıkarım zaten, maksat hediye almak.

Neden yazmadım, 1 annem hastalandı. Çarşamba akşamı bayılmış. Manyaklığıma manyaklık kattı kendisi, çünkü ben zaten hale hazırda ruh hastasıyımdır. Şöyle ki, telefon 3 kere çalar 4. de acaba annemler gazdan mı zehirlendi, başlarına birşey mi geldi, trafik kazası mı geçirdiler diye düşüncelere dalarım. Bir de 'bayılma' sendromu eklendi, hoş oldu. Tanımdan yenmem artık.
Şimdi iyi çok şükür. Annelerinize babalarınıza dikkat edin (biraz yaşlı nasihati gibi oldu ama). En kötü gününüzde yine yanınızda onlar olur çünkü, karşılıksız bir sevgi o. Şahsen ben fakettiğiniz gibi biraz manyağım bu konuda, siz de olun pek bir zararını görmedim.

2, ev arıyorum.
Evet 'yine' ev arıyorum, eşim bugün 'sen de kendini fbı ajanı gibi hissediyor musun?' dedi, 'o niye?', 'hani iz bırakmamak için sürekli ev değiştirirler ya'. Hımm mantıklı aslında.

Demek ki neymiş, cadde üstünde oturmayacakmışsın. Niyeymiş? Cam açınca kulaklık takma ihtiyacı doğarmış.
Demek ki neymiş? Gecenin 4ünde bile polisler megafondan ayı gibi bağırırlarmış.
Demek ki neymiş? Merkezi sistemli bir daire de oturacaksan yakıt parasını iyicene araştıracakmışsın. Nedemiş? Kışın 500 lira doğalgaz parası vermek insanda intahar eğilimi doğurabiliyormuş.
Demek ki neymiş? 2 kişiysen 140 m2 ev senin neyineymiş? Nedenmiş? Çünkü temizlemesi, toplaması çok zormuş.
Demek ki neymiş? Bu şekilde para biriktirilemiyormuş. Nedenmiş? Paran ev sahibini zengin ediyormuşta ondanmış.

Liste böylece uzar gider.

Az evvel emlakçı bizi tam karşısında mezarlık olan bir daireye götürdü, 'ayy istemem ben burayı' dedim, 'aaa yalnız öyle sıradan insanlar değil, özel kişiler yatıyor burada' dedi.
Gülsem mi, ağlasam mı? Ben ikinci şıkkı tercih ettim, kahkaham bütün Göztepe'yi çınlatmış olmalı. Sonra devam etti, 'apartmanda 2 tane Jaguar marka araba var', 'ay ne yapayım?' dedim, 'sanki ortak kullanımda'.
Hımm 3 tane de doktor varmış 'iyi kazanıyorlar ya' dedi, nasıl güldüm anlatamam, sanki parayı kırışıyoruz, ne saçma.

Ev aramalara devam, fırsat buldukca yazarım...

3 Eki 2009

Geçer...

Son birkaç gündür bir sinirliyim bir gerginim sormayın gitsin. Mevsim değişikliğinden kelli vertigom tavan yaptı, yine o gerizekalı mevsim değişikliği yüzünden hemen hergün başım ağarıyor. Herşeye kızıyorum, sabahta bir posta ağladım. Ortada ne varsa? Ben bile bilmiyorum...

Ruh halim nedeniyle sürekli M.F.Ö.'den Mazeretim Var ve Sakın Gelme'yi dinliyorum, o kadar gerginim ki şarkı sözleri kulağıma çalınırken gözlerim doluyor.

Elbet geçer... Geçer, di mi?...

1 Eki 2009

Ne Kahvaltıymış Be

Allah'tan bolcana sabır diliyorum...
Artık arkadaşlarınızla buluşmaya da gelmiyor anacım, her hareketiniz facebook'ta. Hay içine ettiğimin sitesi neymiş be?

Osuruktan bir yere gideriz, herkesin yanında fotoğraf makineleri, olmadı cep telefonları çat çat pat flaşlar şunlar bunlar.

Ne o? Lale limon yedi. Vay be, yarınki gazete manşetleri hazır, 'Flaş Flaş! Uyuzcadı olarakta tanınan Lale Hanım bir pazar sabahı arkadaşlarıyla kahvaltı ederken limon yedi!'
Muhabirlerimizin 'hamile misiniz Lale Hanım? Galiba limon aşerdiniz, erkek mi bekliyoruz? İsim düşündünüz mü? Kardeş ne zaman gelecek acaba?' sorularına kızgın kızgın bakarak hızla yanımızdan uzaklaştı.

Ne oluyor be? Ünlü müyüz anam biz? Her halim facebookta. Limon yemişim, çay içmişim, aa arada ekmeğime tereyağı da sürmüşüm. Bunları kesinlikle belgelemeliyiz, haydi çekelim. Şimdi de facebook'a koyalım da cümle alem görsün.

Ben fotoğraf çektirmeyi hiç sevmem, çok çirkin çıkarım zaten. Üstüne üstlük poz vermeden, üstüme başıma bakmadan çekilmesinden nefret ederim, hem de izin almadan. Yaptın, ne diye siteye koyuyorsun ben adam?

Haydi koydun, ses etmedik. Ama nedir bu pazartesiden beri kah etiketle, kah yorum yaz, kah albüm ismi değiştir gibi farklı yaklaşımlarla sürekli o albümün peşindesin?

Zorla kahvaltıya götürdün mü? Götürdün. İzinsiz abuk subuk pozlar çektin mi? Çektin. Facebook'a koydun cümle aleme gösterdin mi? Gösterdin.
E bir yerde dur artık di mi? Elini çek şu albümden be!

Çocuk yapmayın, asosyal oluyorsunuz. En ufak bir etkinlik sizi en az bir hafta oyalıyor, şahit oldum gördüm, benden söylemesi.