30 Ara 2009

Duygu Yüklü Yeni Yıl Mesajım

En güzel ağaç mutlu olandır, en mutlu ağaç ise kesilmemiş olandır.

İnsanlık olarak niye her haltımızı birşeyleri katlederek yapıyoruz anlayamıyorum. Yeni yıl geldi ya, çakma noelciler olarak ağaç kesmekten geri kalmayız. Hayır hangi şeyden geri kalmışız ki bu güne kadar zaten? Nerede abidik gubidik birşey var onun başını çekeriz, adam akıllı bi halt olsa anında kaçarız.

Bayram de hayvanları katlet, yeni yıl de ağaçları katlet.

Kar yağsın, heryer renkli ışıklarla dolsun biz de seviyoruz ama ağaçları katletmesek olmaz mı? I ıh katiyen olmaz. Birşey kesmedikce nefes alamıyoruz biz, boğuluyoruz. Olmaz, olamaz!

Can alarak kutlayacağımıza, sevincimizi yeni hayatlara can vererek kutlasak olmaz mı?

Geçen yıl yazmıştım, hala aynı fikirdeyim. Yılbaşı da benim için değil dünya için özel bir gündür, o kutlasın!
Buyurun buradan okuyun.

Yarın fazla sapıtmayın, içkili araba kullanmayın e mi?

29 Ara 2009

Arabanı Da Al Git!

Arabayı aldık ama sadece 'arabanın işlerini' halledebilmek için kullanabiliyoruz. Birgün ruhsatını almam lazım (git 10 gün sonra gel demişlerdi), birgün muayenesini yaptırmam, başka bir zamanda genel bakıma sokturmam, vergisini ödemem, cart kağıdı, curt pulunu almam lazım...
Eşim çalıştığı için (biz evden çalışıyoruz ya iş sayılmıyor), bütün bunları benim yapmam gerekiyor. Yapayım ama hiç birinden anlamıyorum, her kafadan ayrı bir ses çıkıyor.
Eşimin babası birşey söyler, eşim ayrı, benim babam ayrı.

Sabah kalkıp bir tanesini halledeyim diyorum, üç kafa farklı şekilde inanılmaz bir 'ben bilirim' kavgasında sanki. Üstelik kimin ne dediğini başkası bilmiyor ama, nasıl iddia ediyorlar size anlatamam. Mutlaka o yapılacak, başka yolu yok.

Polis çevirirse çok büyük ceza yeriz (muayenesini yaptırmazsak), mazallah takla makla atarız (bakımını yaptırmazsak), vergi borcu çıkar, yeni yılda yüzde bilmem kaç zam gelir boşu boşuna fazla para veririz...

Ya bu neymiş be arkadaş? Bıktım! Yıldım!
Yapacağım, sesim çıkmayacak eşşek gibi mecburen uğraşacağım da 'yüce meclis' ne yapılacağına bir karar verebilse, bir yerden başlasam elbet sonu gelir.

Bir sürü işim var, elalemin kokoş karıları yılbaşı alışverişinde, Mango indiriminde, alışveriş merkezi gezmelerinde biz de sanayiye mi gitsek Bayrampaşa Trafik Amirliğine mi diye ikilemdeyiz.

Kadere bak!

24 Ara 2009

Maaşımla Kulaklık Alıcam

Çalıştığım bir yer var, kız arada telefon açıyor, muhabbet aynen şöyle;
Rın rın rınınırınınnn
- Efendim Ayça,
- Heöövhannınn ööhöhöhöhöhöhhh ığğğğyyykkkhhhh pöğğğkkkk ıhıöhöhöh!!!

Anasını satiim sanki kusmak için aramış karı! Lan kusacağın öksüreceğin varsa önce bir ne halt ediyosan et sonra ara. 10 dakika konuşuruz arada tıkanırsın anlarım da, daha alo diyemeden nedir bu sesler bi mana veremiyorum.

İçme şu zıkkımı Ayça, içme! İş yapacağız üç kuruş para kazanalım diye kulaklarım heba oldu be!

Kadın Irkının Yüz Akı

Dün akşam can sıkıntısı sebebiyle google map'te Paris sokaklarına bakınırken 'aa dur dur hızlı geçiyorsun şuradaki kadınlar neler giymş azıcık onlara da bakalım' diyen anneme öpücüklerimi yoluyorum.

21 Ara 2009

Of

Bütün müşteriler mi ÖKÜZ olur ya?!

Biri şu sektörde çalışan su katılmamış danalara, öküzlere, ayılara 'günaydın', 'kolay gelsin', 'teşekkür ederim' ve en önemlisi 'lütfen' demeyi öğretse nasıl olur acaba?
Hayır ben çok denedim de başarılı olamıyorum.

12 Ara 2009

Ortaya Karışık Dedikodu

Şu sıralar kendimden geçmiş durumdayım, hala ev yerleştiriyorum. Birşeyleri değiştiriyorum, eksikleri alıyorum, yenilerini yapmaya çalışıyorum, nasıl olsa nasıl bitse diye kafa patlatıyorum. Sonuç; sabahtan beri belim ağarıyor. Çok hoş...

Araba kullanmaya başladım, zaten yaptığım birşeydi ama en son babamın arabasını kullandım öyle diyeyim. O da tee kaç sene olmuş. Eşimle birlikte alıştırmalar yapıyoruz, çok mutluyum vs vs. Ama yanımda oturup olur olmadık yerde 'duuuur!' 'hadi şimdi bas bassana kızım hadiiii!' diye konuşmaları yok mu delireceğim. Bir de ne yaptığımızı anlasam daha iyi olacak.

Geçen akşam ışıklarda durmuşum, buyurdu ki sola dönmeliymişim. Üç şeritli yolun iki şeridini kestirtti bana yanlamasına durdum. Araba gelecek gömecek diyorum, 'yok yok iyi burası'. Hayır kendi irademle böyle bir abukluk yapsam kesin kızar tehlike yaratıyorsun der. Sonra ışıklar yandı arkadan arabalar tam gaz gelmeye başladı, hava karanlık falan.
Dedim düzelteyim azıcık, 'direksiyonu bana bırak' (hayır deme şansım var mı acaba?)
'bas gaza biraz'
'şimdi dur'
'bas'
'dur'
'şuraya gidelim'.
Eeee?
Üç saniye dur tekrar bas gaza, 'kızım bassanaaaa durulacak yerde basıyorsun basacakken de duruyorsun hayretsin yani'.
Hı? Ne? Ay ne yaptık şimdi ben anlamadım bile? Trafiği katlettik anca onu çözebildim.

Beni benimle bıraksa daha güzel kullanacağım sanki, içimde öyle kuvvetli bir his var.

Şöförler de ayrı bir ayılık örneği zaten, her b.ka zooooooort korna. Zıkkım! Zıkkımın kökü! Noluyo be? Hepiniz ananızın karnından arabayla mı doğdunuz acaba? Yeni öğreniyoruz heralde. Üstelik öyle trafik canavarı falan da değilim yani, dört yollarda falan yavaşlıyorum, şerit değiştirirken dikkat etmeye çalışıyorum. Sen cehennemin dibine iki dakika daha erken gideceksin diye ben kaza yapamam kusura bakma. Ben o arabayı ne kadar aradım sen biliyor musun? Gözümün nuru şu an kendisi, büyük aşk yaşıyoruz. Hele bir çizin, hele bir dokunun bakın adamı kaç parça yapıyorum. Yolun ortasında saçınızı başınızı yolarım demedi demeyin, aha da buraya yazıyorum!

Bir de küfür etmeye başladım (üst satırlarda da sayasım geldi ama kendimi tuttum), benden duyacağınız en fena şey gerizekalı eşşek gibi çok ayıp (!) olan sözcüklerken ağzımdan neler kaçıyor neler. Zaten hiç yakışmıyor çok komik oluyorum ben kiiiim küfür kim? 'Babanların yanında da söylesene bunları nihohahaha' şeklinde kahkalar içerisinde konsantrasyonumu bozmadan araba kullanmaya çalışıyorum sayın okuyucular, zor zanaat.
'Camını açsana'
'Radyo kanalını değiştir bakiim yapabilicek misin?'
'Önüne bak önüne'

Noluyo be? Sanırsın Nasa'ya astronot olacağım da testten geçiyorum. Bi rahat bırak canım hadi, bir dahakine de kapıyı açarken dikkat et duvara çarpma.

Bir de şikayeti var beyefendinin, O sağda solda beğendiği arabaları gösterirken ben önemsemiyormuşum, bir kere bir araba almışım ve sevmişim ya artık gözüm başkasını görmüyorumuş daha iyilerine hiç bakmıyormuşum. Amannn ne kadar kötü bir özelliiiiik Allah düşmanımın başına vermesin a dostlar!
Ay deli mi ne ayol? Ne güzel işte, elimdekiyle mutlu olmasını bilen kendi halimde bir insanım ben. Her saniye daha iyisini, daha pahalısını tuttursaydım hayatımız nasıl olurdu acaba? Bu türden bir kişi her ailede yeterli bence, en azından ben denge unsuruyum. Ne komik kocam var ya.

Son olarakta 'blog yazısı gibi bir insansın ya ne komiksin' dedi bana, a be aklıllıcım, zaten okuduğun tek blog uyuzcadı, e onu da ben yazdığıma göre çok normal değil mi acaba?

Ne çok çekiştirdim be! İyi oldu rahatladım.

9 Ara 2009

Mevsim Dağılımı

Yazları hava sıcak, heryer ışıl ışıl, hem de günler çok uzun güneş geç batıyor. Peki kış? O hain kış nasıl? Hava buz, bulutlar üstümüzde ve 4-4 buçuk arası güneş yatağına çekiliyor.
Ne kadar adaletsiz öyle değil mi?
Hadi soğuk havayı anladım ama bari uzun günler kışta olsaymış, belki ruhumuz bu kadar daralmazdı.

Ayrıca yazın güzel giyinmekte ne kadar da kolay. Pazarı geçtim güzel mağazalarda bile en pahalı yazlık kıyafetler 30-40 lira arası oluyor. Tak sırtına incencik bir tunik, ya da pembe bir etek, altına renk renk sandaletler. Yok yağmur yapdığında su çekmesin, yok karda kaymasın, aman ayaklarım üşümesin derdi de yok nasılsa. Hatta ne kadar üşürse o kadar iyi, serin serin oooh mis.
Kışın ise kalın kazaklar, montlar, botlar, atkılar, bereler, atletler, eldivenler ayyyy yazarken daraldım, üstüne bir de çorap! En nefret ettiğim şeylerden biridir çorap, kefene sokuyorlar sanki beni o çorapları giyince.

Üf kış, senden nefret ediyorum söylemiş miydim? Azıcık adaletli mevsim dağılımı istiyorum yaa böyle de olmaz ki...

7 Ara 2009

B.N.P.

Zaman zaman mutfakla aramız düzelip bozuluyor. Kimi günler -ve devamında haftalar boyunca- canım değişik tadlar denemek ister, açarım yemek kitaplarımı, web sitelerini bakar bakar uygularım. Ama öyle bir çeşit değil kim bilir kaçar tane, hergün... Bazen de bozuşuyoruz kendisiyle, su içmeye bile üşeniyorum kaldı ki yemek yapmak. Biri önüme hazır bıraksa yemeye üşeneceğim neredeyse...

Şu sıralar bozuğuz, zaten genel anlamda bir bozukluk var üzerimde. Hani ölü toprağı mı derler nedir ondan. Sabahları uyanmak bilmiyorum, nasıl halsizim, nasıl her daim yorgunum size tarif edemem. Kendimi çok yordum, ev yerleştir, eksikler vs derken canım çıktı. Hala daha bitmedi, bir de bunun üzerine hergün yemek yap. Çekilecek işkence değil yani. Benim gibi evden çalışıyorsanız sabah kahvaltınız, öğle ve akşam yemekleriniz de sırtınızda kambur demektir. Zaten sevmiyorum yemeyi, kırk saat düşünüyorum ne yesem ne yapsam dolapta ne kalmış ne bitmiş, üfffff! Dışarıdan söylemekte belki bir çözümdür ama (bknz. alttaki yazı) tıpkı annem gibi kimlerin pişirdiğini bilmediğim yemeklerden istemiyorum artık. Düşüncenin özü şu, bir tas çorba da olsa evimde yiyeyim. Yine saçma birşey çekmişim anneciğim, adamakıllı güzel bir huya elim gitmemiş.

Diyeceğim o ki sevgili blogcu arkadaşlarım hani üşenmeden sık sık yazıyorsunuz ya bugün ne giydim, yok kombindir, odur budur. Bırakalım boş işleri bunu bir elim parmağını geçmeyecek kadar kişi yapsın, şöyle yemekten anlayan birileri çıksın format değiştirsin. Önerim bugün ne giydim yerine, bugün ne yedim.
Olur mu? Bence çok güzel olur. Hergün yazın ya Allah aşkına, lütfen, rica ediyorum. Aklıma yemek gelmiyor hergün, yapayı geçtim bulmak asıl sıkıntı ay öfke nöbetleri geçiriyorum öyle böyle değil. Kocanız da 'aaa canım benim ne istiyorsan pişir bak ne kadar uyumlu bir insanın' deyip bir fikir bile vermiyorsa adamı boğacak gibi oluyorsunuz, evliliğiniz bitme noktasına geliyor, hayatı falan sorguluyorsunuz. Olmak istediğim bu muydu, yaşamayı planladığım hayat aynen bu şekilde miydi falan diye.
Tarifte istemiyorum, sadece ne yediğinizi yazın. Hadi biriniz yapsın çok rica ediyorum.

5 Ara 2009

Annem

Yıllar geçtikçe iyiden iyiye anneme benzemeye başladım, bunda bir sakınca görememiş olabilirsiniz ama benzediğimiz yönler kendimi bildim bileli O'nda eleştirdiğim yönler.
Mesela hiç birşey beğenmez, birlikte alışverişe çıksanız fıktık olur kös kös eve dönersiniz. Aylarca arar arar üstüne başına kıyafet alamaz. Bense her dışarı çıktığımda deli gibi alır(d)ım, bir dolu şeyde de aklım kalır(dı). Ne oldu bana? Alacak doğru dürüst hiçbir şey bulamıyorum. Misal annem yaklaşık ekim ayının başından beri kendisine mont arıyor, ben de aynı zamanlardan beri kışlık bir ayakkabı. İkimizde bulamadık, ümidimiz de kalmadı zaten.
Niye yok anlamıyorum, neden bulamıyoruz? Gitmediğimiz alışveriş merkezi, gezmediğimiz mağaza kalmadı sorun üreticilerde mi bizde mi? Tabi ki bizde.

Dün konuşuyorduk, diyor ki 'kadıköy'e gidelim', 'maltepe'ye baktın mı?', 'bilmem ne alışveriş merkezine bakınsak'. Yok işte, hepsi elden geçti zaten, yok yok yok.

Ablam buluyormuş, dedim 'O da ne bulsa alıyor zaten, azıcık bize benzesin'. İpler koptu sonra, bari içimizden biri giyinebilsin değil mi? Kızdan ne istiyorsak?

Yaptığı garip garip espirilere gülmeye başladım mesela. Babam dedi ki geçen gün, eskiden gülmezmişim bir de üstüne kızarmışım bu ne biçim laf diye. 'Amaaaan' dedim 'baba, ergendim o zaman herşeye kıldım normal yani'. İnsanın kendini eleştirebilmesi çok iyi birşeymiş, öyle dedi babam. Yine bende övecek bir nokta buldu yani, seviyorum kendisini.
Saçma sapan şeylere dakikalarca gülüyoruz gözlerimizden yaşlar akıyor manyak manyak kikirdiyoruz. Tamamen saçmalık yani.

Ucuzluk hastası oldum çıktım, şundan bir sene evvel bile herşeyim Zara, Top Shop, Mango falanken artık pazarları talan ediyorum sevdiğim markaların indirimlerini bekliyorum. Eşim alsana dedikçe 'saçmaladın haaaa kaç para o?' diye çıkışıyorum. Hayra yormak lazım...

Birlikte mutfak alışverişine çıkıyoruz, ne sebze meyve alırsa özenip aynısından istiyorum. Halbuki yemezdim hiçbirini.

Annem aynı da, ben değiştim galiba. Yaşım da kocaman değil ya hani şu bir-iki senede mutasyona uğradım.

Yine annem gibi sosyal olsam, insanları sevsem, herkesle iki dakikada kanka olabilsem etrafıma neşe saçsam, hiç yüzümü asmasam hep gülsem, sabahları 2 saat yürüsem, korkusuzca minübüs şöförleri gibi araba kullansam, Tefal'e girip tezgahtar kıza 'ay içimden geldi demeden yapamayacağım hey düdük düdüklü tencere var mı?' desem altıma edene kadar gülsem, O'nun babama yaptığı gibi eşimi alttan alsam bir dediğini iki etmesem, zehirlendiğinde hastaneye giderken bile evden çıkmadan kazağıma uygun toka-yüzük-ruj üçlüsüyle uğraşabilsem, o kadar bakımlı olabilsem rujsuz ve küpesiz asla dolanmasam, kimseye küsmesem, pozitifliğimle herkesi yola getirsem, herkese kızan amcama ağzına geleni söyler saatlerce gülerler biri ayağını çek dese amcam kırk yıl küs kalır şunu bile becersem mesela ne büyük bir nimet, kimseye kızmasam, enerjim hiç tükenmese, hastane yatağında ağzımda oksijen maskesi kolumda serum iğnesiyle bile kızlarımın başımdaki tokayı çıkartmasına izin vermesem...

Yok işte, dedim ya annemde hep sinir olduğum yönlerine çekmeye başladım diye.
İyi birşey yok bende, cinsim cins.

3 Ara 2009

'Bayram' Mı?

Yazmayayım yazmayayım dedim dayanamadım, her sene kurban bayramı zamanı delirecek gibi oluyorum. Çocukluğumdan beri benim için travmatik bir durum, yıllarca vejetaryen olarak yaşamamda etkisi çok büyük. Yazık günah ya, nasıl kesiyorlar anlamıyorum.

Ayrıca kurban edilmiş hayvanın yerinde olsam, beni öldürmüş birini köprüden möprüden geçirmem arkadaş! Seni karşı kıyıda bırakır, güzelcene yoluma gider, üstüne bir de güler, döner arkamı giderim.

Sen tut zavallının gırtlağını kes, o seni alsın incecik köprüde sırtında taşısın.
Olacak iş değil.

not: yazıyı da yorumlara kapattım, öyle kimsenin din dersini çekecek değilim. bi gidin işinize hadi canım hadi.