7 Tem 2010

Süper İlgi

Geçen gün Sevil'e uğradım, Chanel'in nil yeşili ojesinden üretmişler, rafta gözüme çarpan benzer renk bir Chanel ojeyi gösterip elinizde var mı diye sordum.
- Haaa bu renk yok yanlız, dedi kadın.
- Nasıl yok? En son baktığımda vardı, işte bu nil yeşili rengi, dedim.
- Bunun numarası (atıyorum) 525, sizin söylediğiniz 522 gibi birbirine çok yakın iki rakamdan bahsederek olmadığını söyledi.
Ben de dedim ki, 'tam numarasını bilmiyorum işte, böyle bir renk, aynı bu tonlarda'.
Bön bön suratıma baktı, 'yok heralde' dedim.

'Evet' dedi, döndüm tam çıkarken kasadaki adam konuştuğum kadına 'nil yeşili var ya bizde' dedi. Diğer numara takıntılı olan ise 'biliyorum ama o bu değil, bilmem ne numarası' dedi.

Hasta mıdır nedir, sanki her gelen numarasını bilmek zorunda! İnsan onu da gösterir, bu var arzu eder misiniz diye sorar. Böyle mi mağazacılık yapıyorsunuz siz? Amacınız müşteriye yardımcı olmak değil mi? Ben hem numarasını hem markasını bileceksem, bari mağazadaki yerini de bileyim de gidip kendim alayım. Sen de evinde paşa paşa otur.

Aynı gün Sephora'ya da uğradım, iki saat 'kasaya bakar mısınız' diye bağırındıktan sonra bir hanım geldi ağır aksak. Üç parça şeyin işlemi kırk saat sürünce, etraftakilere bakınmaya başladım. Bir paketi merak ettim, bu nedir diye sorduğumda aldığım yanıt aynen bu oldu,
- Kirpik uzatıcı, alacak mısınız?
- Hönk!
Nasıl yani? Önce ne olduğunu bir kavrasaydım, arasında bir nefes kadar boşluk bırakılmadan söylenir mi böyle alacak mısınız diye?
Yani diyorsun ki, beni uğraştırma, ne soruyosun. Alacaksan al, almayacaksan anlatmayayım.

Her iki mağazanın da elemanlarının hastasıyım, o kadar hoş muamele gördüm ki şayet mümkün olsaydı bundan sonraki market alışverişlerimi bile oralarda yapmak isterdim.
Hiç olmadı bana böyle saçma sapan davranan iki görevliden en az biri bana Migros'ta eşlik etsin, müdürlerinden rica ediyorum.
Hoş bunlar böyleyse üstleri nasıldır diye düşünüyor insan, kendilerinden vazgeçtim müdürleri gelsin.

14 yorum:

Makyaj Cantam dedi ki...

Tuhaflıklar silsilesi gerçekten.

Bana da tam tersi oluyor genelde.

"X almaya geldim"

"X çok kötü tü kaka ama burda Y var noooolur onu alın."

"almıcam"

"alın.."

böyle saçmalıklar oluyor genelde bende de. o mağazalara girerken kendimi aslan tarlasından geçen geyik gibi hissediyorum!

uyuz cadı dedi ki...

makyaj çantam, haha aslan tarlasından geçen geyik :)) koptum :) senin yazıyı görünce aklıma düştü yeninden, dedim azıcık söyleneyim. çamur rengi oje var ya.. sabah sabah sinirim zıpladı, kadının yaptıkları aklıma geldi.
çok sinirler ya, insan kasıyo kendini böyle. her an aklım çelinebilir, çok para harcayabilirim falan diye :) bilmiş bilmiş konuşuyolar sinir oluyorum.
bi ara mac'in mağaza görevlilerine sinir oluyodum, nasıl olmuşsa çeki düzen vermişler kendilerine. daha adaplı davranıyolar artık. ukalalıkları kalmamış.

Makyaj Cantam dedi ki...

Ya şey, bilmiyorum ama tr'deki Sevil, Tekin Acar, Boyner vb tarzı standlı kaliteli kozmetik olayında ciddi bir problem var ve yıllardır bu tavırlarını değiştirmiyorlar. Genelde aslan gibi saldırıp zorla birşeyler satmaya çalışırlar ve senin ne dediğini önemsemezler. Senin karşılaştığın durum tam tersi olmuş, herhalde o sırada başlarında kimse yoktu, veya hatun bir an evvel senden kurtulup molaya filan çıkacaktı :))

Çünkü normalde ben kaç kez sevil'e OPI bakmak için girdiğimi ve içerisindeki tazıların bana zorla Sevilla satmaya çalıştığını hatırlarım :)

Sephora'larda da durum mağazaya göre değişiyor. Kimi feciyken kimi normal oluyor, seninki de iyice talihsizlik olmuş. MAC'tekiler son 2 seferdir çok iyiydi, gerektiğinde soru cevaplamak için ortaya çıkıp gerektiğinde kayboldular (Taksim-IstinyePark)

Sonuç olarak öyle ya da böyle neden online alışverişi tercih ettiğimiz aşikar. Ben elimden gelse, herşeyi bulabilsem tr'den, hayatta mağazalara gitmem online alırım ama bizde hala daha mağazadan satış popüler, çoğu marka online ürün satmıyor :/

Höh amma yazmışım, blogundan atılmadan hemmen iyi günner diliyorum ben :)

uyuz cadı dedi ki...

ya evet acayip yapışıyolar ve mutlaka insanda bin tane kusur buluyolar. yok cildiniz şöyle yok kirpikleriniz böyle. ya bi moralin bozulucak kendini çok çirkin hissedip o çaresizlikle bi ton para harcicaksın en azından geleceğe dair bi umudun olacak :) ya da para harcamayıp kendini çok çirkin hissederek çıkacaksın.
yani her şekilde bi sürü kusurun bulunmuş ve yüzüne çarpılmış oluyo.
bence de internetten alışveriş çok daha harika.
ayrıca, blogdan atılmak ne demek :) mutlu oluyorum ben..

sevgiler..

nergisce dedi ki...

deli olmamak elde degil, yani insan okurken bile sinir oluyor!
pess.

a. gizem dedi ki...

Yine bir uyuzluk ornegi, yine bir uyuz cadi yazisi ;) anlatişina hayranim arkadasim desem ? Sen ilerde metin yazari da olursun kuzum:) optum!

uyuz cadı dedi ki...

nergis, öyle valla. çok gıcıklar.

gizo, yok kuzum ya. nerdeeeee

tatlisubaligi dedi ki...

bu kometik magazaları gorevlileri nasıl bir hişzmet anlayısına sahipler yahu...

sevil icin konusamam zira pek ugramam ama sephoraya sık sık giderim nars icin, ben de tam aksine surekli agzımın icinde olmalarından haz etmiyorum... ben gloss bakarken agzıma burnuma fondoten denenemeye calısılmasından hoslanmıyorum... bana denk gelenler de ozellesmiş bir tur anladıgım kadarıyla :))

seda dedi ki...

düşünce yapısı sınırlarla dolu insanlar, yararlı olacaklarına zararlı oluyor! sinir yaa!

uyuz cadı dedi ki...

tatlisubaligi, çok sıkılıyorum bu mağazalardan ben ya. acayip sıkıcı ve bunaltıcılar.

seda, çok sinirler gerçekten.

cigdem dedi ki...

ben de hep tam tersi durumlarla karşılaşıyorum, benim istemediğim ne varsa gözüme sokmaya çalışıyorlar. Alacağımı da almayıp ortamdan kaçıyorum

Ayşe dedi ki...

bi ayarlari yok sagolsunlar.. ya uzerine 2 fis Poeme sıkıp kufrettirirler, ya da 300 milyonluk kremi almadik diye surat asarlar...

uyuz cadı dedi ki...

cigdem, genellikle bana da öyle oluyo aslında. ama o gün heryerde bi terslik vardı :)

ayşe, heh aynen ayarları yok yani. bi de surat asarlar :) sanki kendileri alıyo da herşeyi. gökten zembille iniyo o paralar da bize har vurup harman savuralım

Tombul Peri - Sıla dedi ki...

Bu yazı bana Derishow Bağdat Caddesi'ndeki diyaloğumu hatırlattı;
Ben: Pardon bu elbisenin bedenleri kaldı mı acaba?
D: Hangi beden giyiyorsunuz?
Ben: 42
D: Elbise dar kesimli
Ben: OK o zaman 44 olsun :))
D: Hmmm bu elbise dar bir elbise
Ben: Ok 44 beden kaldı mı?
D: Çok dar kesimli bir elbise bu ama
Ben: OK yine de 44 beden yok mu?
D: 44 beden var ama dar kesim
Ben dumur
D hala "elbise dar kusura bakmayın yani üstünüze alınmayın ama dar" durumunda
Bu nedir biri bana açıklayabilir mi???
Sevgiler
Sıla