26 Oca 2010

EZBER

Hep seni sevdim, giderken bile,
Yalnız senin olmak bildiğim tek hayat...


Önceki akşam İz TV'deki belgeselin son dakikalarına denk geldim, neymiş bu neymiş diye çok meraklandım. Tanıtım yazısında 'Ezber' diyordu, oyuncularla sohbet edilirken herkes pek bir neşeliydi fakat yüzleri gözleri çamur içerisindeydi. Hangisi hatırlayamıyorum bir kadın, 'hayvan olmak başka birşey, hayvan sevmemek başka, ama insanken hayvanlaşmak bambaşka' gibi birşey söyledi. Ağzım açık bakakaldım, ne kadar doğru konuştu diye.

Bugün öğlen yine İz TV'de denk geldim, bu defa 20 dakikadan fazla vaktim vardı anlayabilmek için, gözyaşları arasında dinledim, izledim, baktım, düşündüm, dünya ne kadar kötü dedim, insanlık ırkı ne kadar adi, sonra çok güzel çok iyi insanlar da var dedim, keşke o ekipte olabilseydim, çay getirip götürseydim o bile benim için büüyk mutluluk olurdu dedim, neden bu kadar geç haberim oldu diye düşündüm.
Filmin hem yönetmen hem de senaristi olan Tolga Öztorun'un ismini aklıma kazıdım, biter bitmez ilk iş internetin başına geçip filmi izledim. Ne kadar etkilendiğimi anlatmaya gerek yok galiba.
Başta yazdığım ilk dizeler ise en sonda duyduğumuz müziğin içinden iki harika cümle.



Ne diyeceksiniz, belki hala anlamadınız. Hoş anlatamadım da zaten ya, konusu, yıllardır bizim ırkımızın hayvanlara yaşattığı işkencenin yerine bir günlüğüne de olsa kendimizi koymak.

Ben bunu hep düşünüyorum zaten, kendimi koyuyorum yerlerine. Görüyorum, düşünüyorum, hissediyorum, çok ağlıyorum...
Bazen diyorum keşke düşünmesem ben de o bencillerden olsam o zaman dünya gözüme daha güzel gözükürdü. Kar yağdığında sevinç çığlıkları atar, sıcak evimde salak salak hoplardım. Yapamıyorum, buzun üstüne basan minik patileri düşünüyorum çok üzülüyorum.

Ben bu konuda çok konuşur, çok yazar, çok ağlarım.
Eğer ki bu film bir kişinin bile bakış açısını değiştirsen ne mutlu bana. Yapana da, gönüllü çalışan tüm ekibe de sevgilerimi ve kocaman teşekkürlerimi iletmek istiyorum.
Keşke herkes onlar gibi 'insan' olabilse...

Ezber filmi web sitesi.
Ezber filmi facebook grubu, (filmi videolar bölümünden izleyebilirsiniz)

13 Oca 2010

Facebook Ahhh

Annem tutturdu 'bana facebook hesabı aç' diye, oturdum yaptım. Fotoğraflarını yükledim vs, sonra sürpriz olsun diye mutlu mutlu gösterdim, çok sevindi. Buraya kadar herşey harika, sonrası?

- Hımm şimdi nasıl çalışıyor bu site?

Herşey bu soruyla başladı -ki öyle olacağını çok iyi biliyordum zaten.
Anlattım, anlattım, anlattım. Yılmadım anlatmaya devam ettim. Hali hazırda hala da ediyorum.

Bazı şeyleri yapamadı, ben el attım. İlk günler birkaç fotoğrafını ekledik, arkadaş isteklerini onayladık, profilinde fotoğraf&video paylaşmayı gösterdim, mail atmaktır derken epey yol kat ettik. Peki sonra ne oldu?
Hanım üşendi!

Herşeyi ben yapıyorum, birlikteyken birileri facebook chat'te birşeyler yazıyor, hızlı olsun diye ben cevaplıyorum. Sonradan 'ay ne biliim bununla mı uğraşıcam ayol işim gücüm var' moduna geçti, artık hem ne yazmam gerektiğini düşünüyorum hem yazıyorum.

Geçenlerde kuzenim dedi ki 'yengeciğim sen ne kadar hızlı ve düzgün yazıyorsun'. Annem de gülüyor.

Sonra ablam tutturdu ben de isterim diye. Başladık aynı şeyleri yapmaya. İyi, hoş ablam çat diye çözüverdi, yine de bazen ben bakıyorum.

İşin komedi kısmına gelelim, facebook'tan kendi hesabımı açınca yan tarafta önerme zımbırtıları var ya, orada her defasında ablamın ya da annemin profili çıkıp 'arkadaşlarını bulmalarına yardım et', ya da 'facebook'u daha etkin kullanmalarına yardım et' diyor.
İyi de bütün bunları ben yapıyorum zaten, aynı anda 3 hesap yönetiyorum, bir de üstüne yapmıyormuşum gibi tavsiyeler alıyorum. Hoş mu? Bence değil.

Bu akşam üstü de kendi çocukluk fotoğraflarımdan ekledim, tekinde iki halam, dedem, babam, ben ve babaannem var. Çok eski, çok güzel bir kare bence.
Herkesi etiketledim, isim verdim. Amcam sen gel topunu değiştir, benim 'babaannem' yazdığım etiketi 'annem' yap, 'dedeciğim' dediğimi 'babam' yap, '... halam' dediğimden halam sıfatını çıkart falan. Bi sinir oldum anlatamam. Bu amcam da ailede en çok sevdiğim insandır, bişey de diyemedim ama kendisini arayıp sormak istiyorum,
1- O fotoğraf kimin arşivindeydi?
2- Facebook'a koyupta bütün akrabaların görmesini sağlamak kimin aklına geldi?
3- Kimin profilinden eklendi?
4- Senin baban aynı zamanda benim de dedeciğim olamaz mı? Niye gereksiz bir sahiplenme yaşadın?
5- Şu anda Lale'nin fotoğrafları diyor ama etiketlerde dedem babam olarak, babaannem de annem olarak gözüküyor. Teknik olarak mümkün değil yani.

Amca, sen bir yerinde dursan.

12 Oca 2010

Sahaf? I ıh...

Asla sahaflardan birşey alamıyorum ben.

Neden derseniz, en önemlisi, Türk milleti pistir, şimdi doğruya doğru. El yıkamaya bile domuz gribi sonrası başladık -ki tam yapıyor muyuz şüpheliyim.
O adam kitabı okurken burnunu mu karıştırdı da sayfaları çevirdi, ya da parmağını tükürüğüyle mi ıslattı ne bileyim?
Hem erkeklerin % kaçı tuvalet sonrası ellerini yıkıyor hım, Allah aşkına?.. Kadın da olsa farketmez gerçi, ıyyyy hayatta elimi süremem o pis kitaba ben...

İkincisi de, büyü müyü yapmışlardır eve dadanırlar şimdi Allah korusun... Üç kuruş tasarruf edeceğiz diye başımıza bela almayalım...

Hani vardır ya, 'o kitaplardaki yaşanmışlık hissini seviyorum ben. Sayfa aralarından notlar çıkıyor, kurutulmuş çiçekler dökülüyor' falan laga lugaları. Hadi len! Bildiğin cimrisin işte, bir kitap olmuş en aşağı 15-20 lira arası. Okumak istesen para dayanmıyor (bknz. ben), sahaftan gidip almakla kar ediyorsun ama şöyle düşün, notlarla, solmuş çiçeklerle birlikte kaç tane mikrop dökülüyor acaba? Bir dur ya, adam kıçını kaşıdı belki sonra da sayfayı çevirdi. Ne o? İki roman okuyacağım diye türlü tevir hastalığa mı yakalanayım?

Takıntılı mıyım? Evet.

Ya her yazımın sonunu birşeye bağlamak zorunda mıyım? Bir defalık olsun mükemmeliyetçiliğimden vazgeçmek istiyorum :p

Niye?

Tamamen içimden geçenleri yazıyorum şimdi, kim alınır falan düşünmek istemiyorum, çünkü bakıyorum ki kimsenin de umurunda değil zaten.

Ne oldu blogculara? Niye herkes bu kadar sinirli, asabi, gergin, birbirine çatıyor? Birileri grup olmuş, kızgın kızgın konuşuyor. Niye ki?

Hırstan mı? Daha çok okunma hırsı mı? Okunacaksınız da ne olacak arkadaşlar? En fazla üç-beş tane firma size ya bir paket ped yolluyor, ya da zaten artık marketlerde bile 10 liraya satılan kozmetik ürünü hediye ediyor. Bunun için bir hırs mı?

Yoksa düşünülmeden yapılan birşey mi? Hani herkes bir gazlarda bir havalarda ben de olayım. Farkında olmadan mı?

Az kişi var bloğundan para kazanan, birşeyler satan vs. Ama onlar da ne kazanacak ki? Bir sürü emek verip iyi kötü üretiyorlar, üstüne ekledikleri azıcık bir kar payı, biliyorum. Çünkü zaten hak ettiği fiyata satmaya kalksalar kimse almıyor. Bunun için mi onca kavga, gürültü, patırtı, sinir, stres?

Çok üzülüyorum gerçekten... İçim sıkılıyor... Canım yazmakta istemiyor...
Nerde çokluuuuuuk...

Eskiden ne güzeldi herşey...

8 Oca 2010

Yok Senlen

Bugün annemi bir yerden almaya gittim. Masuz arabadan inmedim, biraz yabaniyimdir de üstünüze afiyet, 'tanımadığım insanların evinde ne işim var' bakış açısıyla anamı bekliyorum. İçerideki yaşlı teyze benim gördü çıktı dışarı. Yanıma gelirken 'maşşşşşşşallaaaaaaaaaaaaah!' diye bağırdı, tü tü tü.
Hani Tarzan 'a aaaaaaa' diye yırtınırken ellerini göğsüne vurur, ya da Bülent Ersoy şarkı söylerken böğrünü dağlar, işte o şekilde geldi, beni öptü. Sonra dedi ki;
- Gaynanan var mı?
- Hıı
- Senlen mi?
- ?
- Amaaan gaynanaları da kimse sevmir.

O ne ya şimdi? Teyze sen manyak mısın acaba? Derdin ne ki? Sana ne var mı yok mu, nerde falan?
Belli bir yaş grubu üstündekiler amma salaklaşabiliyorlar ya. Camı kapattım kaçtım, yoksa eviniz sizin mi, sobalı mı, kaç oda, çocuğun niye yok, olmuyor mu, gocandan mı senden mi diye devam edecekti.

Allah'ım sen bana sabır ver. Neden saçma sapan şeyler hep benim başıma geliyor?

7 Oca 2010

Hayırlara Vesile

Gece rüyamda Tayyip'i gördüm. Nasıl kavga ediyoruz tarif edemem, üzerinde yine en şekilsizinden bir siyah takım elbise (önü iliklenmiş), karşımda yumruğunu masalara vuruyor. Ben delirmişim, 'emekliye yaptın 20 lira zam, elektirik, su, köprü zamları nedir? bıktık senden' diye carlıyorum, 'adın ne senin adın?!' diye üstüme yürüyor.
Söylemedim adımı, kovacak zahar. Elinde de benim kredi kartım vardı, okusa üstünü görecek akıllı. Ancak bağırmayı bilsin zaten!

Neyse uyanıyorum, 'üff ne biçim rüya be' diyip tekrar yatıyorum yine Tayyip. İki-üç seans kavga ettik kendisiyle, en son kanka olduk, birlikte Şaşkınbakkal Starbucks'a kahve içmeye gidiyorduk. O kullandı, son model siyah bir mercedes, arabanın heryeri poşetle kaplı. Nedenini sordum yeni aldık dedi, cevabım 'hımmm istersen ben kullanayım' oldu.

Yuh diyorum kendime yuh! Herkesin arabasına sulanılır mı ya? Gerçek hayatta da sürekli 'ben kullanayım isterseniz' şeklindeyim, rüyamda bile aynı moddan çıkamamışım...

Hem Tayyip'le kanka niye oluyorsun kızım? Onca kavga gürültü boşuna mıydı yani? Kendimden utandım...

5 Oca 2010

D.İ.Y. Navigasyon Kolyesi

Doğuştan yön duygularım eksik benim, eşim geçenlerde bana 'sen sadece bostancı'dan minübüse binip kadıköy'e gitmeyi biliyorsun galiba' dedi. Gıcık oldum, 'halt etmişsin sen' diye söylendim ama haklı galiba.
Bir insan hiç mi bilmez ya? Hadi bilmiyorsun ne demeye iddia ediyorsun, arada tutuyor damarım benimkine 'şuradan sap' diyorum, genelde dinlemiyor çok sinirlenip kavga çıkarmaya çalışıyorum, kırk yılda bir de dinleyeceği tutunca kesinlikle yanlış gitmiş oluyoruz.

Ben neden yol bilmiyorum ya? Sanki Kars'ta doğdum, İstanbul'a da daha geçen hafta yerleştim. Doğma büyüme buralıyım, neden sadece minübüse binip kadıköy'e giderken kaybolmuyorum? Taksim' e giderim herhangi bir dükkandan çıktığımda kesin yanlış yöne ilerlerim, sağdan geldiysem sola dönerim. Neden acaba?

İş görüşmelerine giderken normalden iki kat erken çıkıyorum, ve kesin kez dolanıp duruyorum.
Şu güne kadar 'kolay buldunuz mu?' geyiğine hiç 'evet' diyemedim, her defasında 'ay bi kaybolduuuum sormayın' diye anlatmaya başlıyorum.
Bir defasında otobüsten erken indim, (neyime güveniyorsam?) yine bulamadım, birisi dedi ki taksiye bin. Ben diyeyim 15 siz deyin 20 dakika inin cinin top oynadığı caddemsi yerde salak salak bekledim. Meğer taksi dedikleri kaçakmış, sarı bile değiller. Bildiğin baba arabası, en büyüğünden, en koyu renginden bir şey işte. Onu bulana kadar ayrı, gideceğim yerde inene kadar acaba başıma birşey gelir mi diye ayrı korkmuştum. Para üstü bile beklemedim, arkama bakmadan kaçtım. Kolay buldunuz mu geyiğine ise, 'taksi bekledim durdum yahu, buralarda sarı birşey bile yok' diye saçmalamıştım.

Şimdi araba kullanmaya başladım ya, kör topal idare ediyoruz işte. Ama yol? Navigasyon cihazları var ya, işte onlardan alıp arabaya koyalım diye bir düşüncem var ama takip etmeye çalışırken kaza yaparmışım. Bak bak! Salağım ya ben, yok artık yani. Abartının da bu kadarı!
Aslında o navigasyonlardan alıp ucundan bi zincirle boynuma assam, insanlık için küçük ama benim için büyük bir adım olur eminim.

Neyse konumuza dönelim, yol bilmiyorum ya, annemlere her gittiğimde dönüş yolunu düşünüyorum. Babam bir yol öğretti bana kestirmeymiş, ama beni kesecekler o yolda. Tırlar var bir sürü, hatta dün akşam teki beni ezecekti. Pis öküz! Şöyle tepeden tepeden baktı bana ayı, 3. kat gibi zaten tırı, tek başımayım, dişiyim, kesin yol vermek zorundayım ya. Bu benim asli görevim ya, anam beni bunun için doğurmuş çünkü, ben de o koca danaya yol vereceğim sonra önümü göremem diye çekindim bastım gaza (20yle gidiyorum yanlız, nasıl basmaksa?), ben gidiyorum öküz gidiyor. Yol benim yolum arkadaş ne fırladın oradan adabınla bekle sonra geç. Herif benim tarafa bakmıyor bile, baştan baktı gördü ya tek başına kadını gidiyor. Cehennemin dibine git! Son anda durdum, baktım beni sallamıyor. Arabanın önü gidecek, gururumdan onurumdan ödün vermeyi tercih ettim.
Kader utansın!

İşte babamın bana önerdiği yol bu, eşim bir yere kadar aynı yoldan gelip sonrasında asla ama asla aklımda tutamayacağım kadar karışık yollardan gidiyor. Navigasyon kolyem bile işe yaramaz yani, o derece.
Annemse tutturmuş Carrefour'un ordan git diye, anlamıyor ki e-5 e çıkmamak için dört dönüyorum ben. Ödüm kopuyor, istiyorum ki hep ara sokaklarda olayım...

Bu durumda en iyisi evden hiç çıkmamak galiba. Çünkü mübarek Ataşehir'de elinizi nereye uzatsanız bir e-5 bağlantısına çıkıyor. Çok mutsuzum...

Kıl

'Burnundan kıl aldırmaz' deyimi ne ya?
Sanki insanların burunlarındaki her kıl birer velinimetmişte, kimseyle paylaşmaz o der gibi. Pislik içerisinde yapış yapış bir kıl işte. Kılın temizi bile iğrençken (misal saçımızdan düşen bir parça) üstüne üstlük burnumuzun içinden çıkan pislik ötesi iğrenç nesne neden böyle bir atasözüne malzeme olmuş anlayamıyorum.

Aldırmıyorum tabi.
Hayır aldırsam ne olacak sanki? Kim ne yapacak? Ne işine yarayacak? Müzeye mi kaldıracak? Altın değerine mi satacak? Ününe ün, servetine servet mi katacak? Ne olacak?

Hadi buyurun ben burnumdan kıl aldırıyorum arkadaş, var mı talip?
Iyyyy, kendimden iğrendim.

3 Oca 2010

Teknolojiye Sardım, Korkun Benden

Türk milletinin 'ayranım yok içmeye cebimde en son model cep telefonu olmak zorunda' bakış açısına sinir oluyorum arkadaş!

İphone çıktı ya, herkesin elinde bir tane mevcut. Bin lira mı bin beş yüz mü nedir, dünya para yani. Nerden bulurusunuz onca parayı, sadece iletişim için kullanacağınız bir alete niçin yatırırsınız, içiniz cız etmez mi, 'kız dur azıcık dişimi sıkayım da Zara&Mango indirimden ben üç yıllık kreasyonumu tamamlarım bu paraya' diye düşünmez misiniz ben anlamadım gitti.
Şahsen benim için alt tarafı 'alo hödö hödö bıdı bıdı hadi bye' diyeceğim bir alet 300 liradan fazlasını hak etmez. 100'e de yok mu? Var da, rengi kötü oluyor genelde, pembe membe öyle neşeli olsun istiyorum diye aranıyorum azıcık.

1996 mıydı 97 miydi babamın eskiyen cep telefonunu almıştım, Nokia, kapaklı, hantal birşey. 2002 de artık çalışmaz hale geldi de yenisini aldık. Şu an 4. telefonumu kullanıyorum galiba, hepsini de yine eskisi bozulduğu için aldım, mecburiyyetten. Annem arar da merak eder, ablam düştüm kafamı kırdım sanır etrafı panikle ayağa kaldırır vs, yoksa hiç kullanmasam mı diye düşünmedim de değil. Radyasyon saçıyor mübarek!

Şimdi İphone'unuz var da ne yapıyorsunuz? Üst düzey şirket yönetici misiniz ki her saniye mailleriziniz kontrol etmeniz gerekiyor? Yani o anda bakmazsan holdingin başına çok kötü şeyler mi gelecek? Evde bak, sabah git işyerinde bak. Görende bizi Japon sanır, hani işkolik, üretme meraklısı, verim hastası vs. Alakası yok, yıl boyunca g.tümüzü yaya yaya bi hal oluyoruz, yine 2012'da 197 gün resmi tatil varmış (haftasonu, yıllık izin dışında) gerisini siz düşünün. Ne yapıyorsunuz maili okuyupta?
Müzik mi dinleyeceksiniz? 1500 tl'ye???
Fotoğraf mı çekeceksiniz? İğrenç, kalitesi berbat. O rezaletlikte fotoğraflar için 1500 tl??
Oyun mu oynayacaksınız? 1500 tl'ye? Gidin PSP alın 400 e mi ne indi en son cillop gibi oyunlar var içinde. Özellikle o iş için üretilmiş bir alet, takılın.

Geçenlerde vardı birinin elinde, gerçekten maaşı telefonun yarısı kadar. Aşağılamıyorum kimseyi tabi ki özenmiş almış olabilir ama şimdi ben gidip maaşımın iki katı ve elzem olmayan birşey alsam kendimi çok kötü hissederim. Tabi ben öyleyim diye herkeste olmak zorunda değil, ayrı.

Bir de elden düşmeme durumu var tam komedi, sanki her saniye telefon çalıyor. O tuş kilidi üç-beş dakikada bir açılır boş ekrana bakılır tekrar kapatılır. Sanki bilmiyoruz ne olduğunu ilk kez gördük.

Bana çok saçma geliyor, almak istemiyorum. Kenara atarım paramı daha manalı bir iş için kullanırım ihtiyacım olunca.

Kadınlara çok kızamıyorum yakışıyor da keratalara.
Çok zengin değilseniz, holding başkanı değilseniz, hava atma telaşesindeseniz hele bir de üstüne erkekseniz almayın kardeşim komik oluyor.