28 Şub 2010

Beni Taklit Ettiler, Yazılarımı Da Çaldılar!

Ne çok duyuyoruz öyle değil mi? Blog yazanların yazıları sıkca çalınıyor, taklitleri gün geçtikce çoğalıyor, ama taklitler asıllarını yaşatıyor vs.

Az evvel düşündüm de, eğer bir tane blogda daha 'Vogue Artık Türçe' gibi bir başlık ve yazı görürsem düşüp bayılacağım! Bir defile olur, ertesi gün 50 blogda birden aynı haber, aynı fotoğraflarla birlikte, aynı ingilizceden türkçe'ye çevrilmiş haliyle...

Çoğu kişi de haklı aslında, evet, içerikleri taklit ediliyor, evet, yazıları çalınıyor. Gerçekten de doğru.
Ama kaç kişi özgün içerik üretiyor ki?
Hepsi birbirinin aynı konuları işleyip, yazınca ortaya başedilemez bir kopyala+yapıştır sorunu çıkıyor. Sen gidip elin Amerikan sitesindeki fotoğrafları al, üstüne sitenin ismini yaz, altına da çevirisini yap tek kelimesini bile değiştirmeden, kendi yorumunu katmadan yaz. E ne olacaktı ki?Tabi başkasında da aynı haberi göreceksin. Ne yaptın ne kattın ki? Hem ayrıca o fotoğrafı gidip sen mi çektin ki üzerine ismini yazıyorsun? Sanmıyorum ki bunun iznini alan kişiler olsun, varsa da alnından öper özürümü dilerim, o ayrı.

Herkeste dekorasyon önerisi, Victoria B. ne giymiş, ne yapmış, yok efendim Channel 2010 yaz koleksiyonu, odur budur.
Yapılmaya çalışılan şey aynı, bakılan içerik çekilen siteler aynı, fotoğraflar aynı, yorumlar aynı...

Sanıyoruz ki içeriğimiz çalındı, hayır, bence biz yabancı blogların içeriğini çalıyoruz arkadaşlar. Birbirimizde görsek saç baş girip kavga çıkmazsa eğer ben de ne olayım. Ama elin gavuru olunca, nasılsa görmez, görse de ses etmez diye al al koy bloğa. Etsy'den al, designsponge'dan al, ne link ver ne bişey.

Bir de bu açıdan düşünmek lazım bence.

Aslında amacım gerçekten kimsenin kalbini kırmak ya da olay çıkartmak, durduk yerde laf sokmak falan değil. çok severek okuduğum takip ettiğim üstüne alınmaması gereken bloglar da var, alınmak isteyenlere ise yapacak birşeyim yok kendileri bilir.

Bu benim düşüncem, paylaşmak istedim...

23 Şub 2010

Bilinmeyen Numaraları Bilme İsteği

Sayın sivri zekalı yetkililer, kırk yıllık bilinmeyen numaralardan ne istediniz? Sizi bu değişikliğe iten nedir merak ediyorum.

Yılların 118'i işte, gül gibi numarayı aldınız 118 80 yaptınız, uyumlu olsun diye Birsen malını da reklama kattınız. Hadi dedik sesimizi çıkartmadık, kafiyelidir, akılda kalır vs diye. E bu karı iki gün sonra beyine çemkirmeye başladı, yok efendim öğrenememişmişte, kafası basmıyomuşmuşta, bir aydır söyle söyle dilinde tüy bitmişte...

Kızım bu adam bir aydır kimi arıyor onu hiç düşünmedin mi? Elin Rus'unun mu peşinde, Romanyalı'sının mı belli değil, sen tutmuş öğrenemedin şunu öğrenemedin diye kızıyorsun. Vallahi hiç aklın yok! Bırak bilinmeyen numarayı, herif senin arkandan bilinmeyen numaralar çeviriyor azıcık gözünü dört aç!

Hadi onu da geçtim, üç-beş gün sonra Balık Ayhan'ı çıkarttınız, 118 18 diye göbek atıyor. Bu ne şimdi?

Gerçek numara 118 19 mi 118 80 mi?

Bilinmeyen numaraları arayıp, bilinmeyen numaraların numarasını bilmediğimi ve bilmek istediğimi söyleyeceğim ama nereyi aramam gerektiğini bilmiyorum iyi mi?
Kafam karıştı, en az Birsen kadar şapşal hissediyorum kendimi. Acı, hem de çok acı...

22 Şub 2010

Google Arama Sonuçları

Çok uzun zamandır google arama sonuçlarını didiklemedim, en son baktığımda epey güldüm. Haydi yazayım da hep birlikte gülelim dedim.

Yanlız belirtmem gereken birşey var, son zamanlarda herkes en ufak birşeyi sahiplenir oldu. Yok ilk ben yaptım, yok ilk ben gördüm, herkes benden özendi, sonra türedi vs. Yiğidi öldür hakkını yeme (buradaki yiğit ben oluyorum) ben yazmadan evvel kimse böyle birşey yapmamıştı, baktım iyiden iyiye türemeye başladı. Lütfen arkadaşlar!
İlk önce ben gördüm, akıl ettim, yazdım, güldüm&güldürdüm. Ayağınızı denk alın, yazan çizen görürsem fena yaparım.
Millet pırt yapsa ulan hepiniz benden gördünüz demeye başladı, alemin salağı ben miyim? Sahip çıktım emeğime, yaratıcılığıma.
Eğer ki ciddiye almayın, twitterdan çok pis laf sokarım, günah benden gitti.

Edebinizle okuyacaksanız, bittikten sonra önümde saygıyla eğilecekseniz eğer, buyurun;

ayların mevsimlere dağılımı;
bunu tee ilkokulda öğrenmedik mi yahu?

kaynanadan nasıl kurtulur; o mümkün değil canım. yorma kendini.

ilginç saçma dügünler; hemen hepsi.

iğrenç barbieler; valla geneli taş gibi ama, istersen aramaya devam et, yine de sen bilirsin.

kötülük yapan cezasız kalmaz; o biraz zor canım. genelde iyilik yapan cezasız kalmıyo.

türkcell hep; Allah o turkcell'i kahretsin!

adetliyken mezarlığa gidilir mi; bu soruyu yıllardır soruyorsunuz hala bıkmadınız. ne olur kardeşim gidersen? zaten mezardakiler 'ölü', anlatabildim mi? senin bi tarafınla ne ilgisi var? toprak olacaklar ya da olmuşlar yani. azıcık akıl yaaa, azıcık.

adetliyken yeni doğmuş bebek görmeye gidilirmi; çüş artık bu kadarına da çüşşşşş! kızım götünle mi seviceksin çocuğu? ne alakası var?

akşam mezarliğa gidilirmi; gidilmez. gidilirse de üç buçuk olunur gelinir.

bende hamileyim ama kocam sanki 11 aylık gibi göbeği var, huysuzluk yapıyor, benden çok yiyiyor utanmadan; vay öküz vaaaay! bu erkekler böyle kızım. ama o herifte değil de soyunu sürdürmek için ondan çocuk yapan kadında suçu bulurum ben.

bir adım atsaydın koşmaya başlardım belki; canımm. yazık sana.

alo sen nerdesin; onu alo denilebilen bir alete sorsan nasıl olur? mesela 't' ile başlıyor hani kulağımız tutuyoruz falan.

ara bakalım ara bulursun ben gibi; bulamaz tabi nerden bulacak. derdine yansın şimdi.

ay halini geciktiri habın ismi; ay hali ne ya? hani ayın dolunay hali gibi mi? ayrıca tabi ki de hab değil, hap canım. göçmen misin ki acaba, ana dilini öyle yamuk yumuk konuşuyosun?

ağaçların kesilmesinin duyguları; bir insan, bir hayvan, bir ağaç.. bunların hepsine yapılan şiddet aynı duyguyu uyandırır, çünkü canlıdır. yapma yani, kesme e mi?

aşkı memnudaki mor koltuk; haaa seni hatırladım ben. bi tane mal vardı benim yaprak dökümünü eleştirmeme sinir olmuştu da, neymiş efendim nette aşkı memnudaki koltuğu arıyormuşta tesadüfen görmüş hepimiz kompleksliymişiz. de bakiim osun di mi?

barınaklar olmasaydı nolurdu; türkiye'de barınaklar çokkkk kötü durumda, ama yine de olmasalardı daha kötü olurdu.

başlarım sevgililer gününe; bence de yaa. sıktı yani.

benden maskemi çıkartmamı istemeyin; ne maskesi be?

benim itim kayıp oldu; salak burada mı bulacaksın onu? blog blog geziyo hayvan sanki.

beni çok sinir ettiniz; sen de beni sinir ettin

bi programcı seç ve hemen döv; esra ceyhan. bence de hemen döv.

birileri facebook hesabımı çalmaya çalısıyor ne yapabilirim; şifreni değiştir kuş beyinlicim.

birilerini dövmek istiyorum; ben de.

bu erkeklerle ne konuşulur; ay ne konuşucasksın Allah aşkına? bir öküzle ne konuşulabilir? düşün, elbet bulursun.

blogunu duyur; haaa o mu? çok kolay. diyeceksin ki, size iki tane don hediye edeceğim, ama önce izleyicim olun, sonra bloğunuzda beni ve donlarımı yazın, ardından haftasonu gelip evi temizleyin, bir kısmınız ütüye girişsin, bazılarınız ayaklarımı yıkasın suyunu içsin. sonra düşünüp taşınıp birinizi bu ödüle layık göreceğim. don bu, hava değil!
bu kadar basit!

cinden top getirsem nasıl olur; çin herhalde di mi? valla gülüm burda top mu yok be?

dana ile ilgili lakap; ne istiyorsun danadan? işin gücün mü yok?

doğal çektirilmiş doğal fotolar; ama illa doğal olsun yani.

dünyanın en uyuz köpegi; ahan da bizim sitenin köpeği. o kadar şirinlik yapıyorum bi takla atmadığım kaldı kafasını bile kaldırmıyor. anca bütün gün malak gibi yatsın.

emlakçıların üçkağıtçılığı; anam hangi birini anlatayım? bunlar hep üçkağıtçı, ne yazık ki.. bi tanesi vardı ama çok iyi insandı.

eeee bişeyler izlemek istiyorum örnek verin;
bize ne be?

erkekleri nasıl peşimden koşturabilirim; bu zekayla biraz zor.

esraceyhan kocasindan neden ayrildi; adamın canına tak etmiştir kızım naapsın zavallı.

ezber film izle; doğru buraya.

evdekı esyaları yenıleme; para lazım paraaaaaa

eşim benim yemeklerimi beğenmiyor; zıkkım yesin, kesin anam daha güzel yapıyor falan da der. boşver.

face de tanımadığın kişilerin fotolarına bakma; tanımadığın birinin fotoğraflarını açıp bakmayı denedin mi canım? hani belki işine yarar diye söylüyorum.

facebookum yok facebook hesabi aç; lan amma kıtsınız haa. git sayfaya eşşek kadar yazıyo zaten hesap aç diye. anaaam ne biçimsiniz be!

gercek kızlara giydirme oyunu; çüşşşşş!

gidi gidi verdim istanbula; aferin iyi halt ettin.

görümceyle anlaşamamk; hiç çabalama bence, o da boşa emek.

gıcıklığına neden abla derler; gerizekalı onlar ya. al bi tane de bizde var.

hanımın çifliğinde bebek düşecekmi; bekle de gelecek bölüm yayınlanınca öğrenirsin. google dediğin de müneccim boku yememiş herhalde.

hayvan barınakları yemek artıklarını alır mı; alır tabi almaz mı hiç.

hayanlara eziyet edeleri izle; Allah o eziyeti yapanaların da senin gibi ruh hastalarının da belasını versin! pislikler sizi!

hiçbir iyilik cezasız kalmaz; hah işte ben de tam onu diyodum.

insanların hayvanlara karşı saygıları; yok canım. ne yazık ki yok...

iran kedisini nasıl alıştırırım; o var ya öyle zor ki. aslanı bile terbiye edersin de bu cadılar burunlarından kıl aldırmaz. hemen bir örnek vereyim, bizimki akşam eşimin yanına geldi mırıldadı azıcık, koskoca 35 yaşındaki adamı maymun etmiş ki tepkisi şu oldu 'ayyy kızım yanıma gelmiş sevdirmek istiyo çabuk olmalıyım'. elinde ne işi varsa attı bi kenara hanımın gönlünü yaptı, 2 dakika sonra bi de zılgıt yedi oturdu aşağıya. zor zanaat yani.

istanbul kopek barınaklarından satın alma hemen simdi; napıcaksın o kadar acil??

içime şeytan kaçtı ne yapmalıyım?; hakkaten manyaksınız ya

japon balıkları neden ters yüzüyor bide yemeğini yemiyor; güzelcim o gidici ben sana diyim..

kadının üstündeki bütün çamaşırları çıkarmış resmi hadi çıksın lütfen; haaa lütfen diye yalvarınca olacak sanki. belli mi olur belki google amca insafa gelir. mal seni!

kaç yaşındasın google amca; bilemicim

kaş ekimi ebru şallı kime yaptırdı; paran yetmez be gülüm.

kediler niçin uyuzdur; hoşşşt sensin uyuz!

kedi uyutma makineleri; istersen ayağında salla bazen uyuyorlar o şekilde.

keşke herşey rüyalardaki gibi olsa; keşkeeeeeeee

kekolar foto; haha işte buna çok gülerim. elimde çok acayip keko fotoğrafları var, bana mail at sana blog adresleriyle birlikte yollayayım istemediğin kadar keko görürsün.

kediler ve köpekler regl olur mu; e heralde yani.

kocadan araba kullanmak öğrenilmez; bak o tecrübeyle sabit. bir de şu boyutu var ki, öğrendikten sonra ne güzel kullanıyorsun iyi öğrettim diyorlar, bu da tecrübeyle sabit.

kızgınlık anında hanıma seni boşuyorum demek geçerli olur mu?; o hanım var ya, seni öyle bir yolar ki feleğin şaşar. demedi deme edebinle otur aşağıya. kim bilir ne yaptın da kadını çileden çıkarttın.

manda boku niye yemez; aaaa yenmez mi hiç?? kim dedi sana öyle? bi dene bakalım nasıl seveceksin.

nasıl yaptın bunu bana bir daha dönme sakın ha; aldattı mı hayvan?

nasıl araban var; ayy çok şeker. böyle küçücük bişey, ama aramızda büyük bir aşk var.

neden piskopatlar beni buluyor; ben de bu soruyu kendime sıkca soruyorum.

niye kilo vereceksiniz manyakmıyız; kardeş yaz geliyo haa sen de ver bence.

hasta site:blogspot.com; sen bütün hepimize birden toptan hasta diyosun şimdi, doğru mu?

Bir de işin ayrı boyutu var(mış), yahu ne kadar onun kıyafeti bunun çantası araması oluyormuşta ben ayakta uyuyormuşum. Boşa geçen yıllarıma yazık arkadaş! Kendi kendime diyordum ki bazı moda blogları neden embesillerin anlayabileceği seviyede başlık atıyorlar? Meğer bundanmış, bakın aramalara;

neclanın kıyafetleri nişan ve bütün kıyafetleri
aşkı memnudaki sarışın kız
neclanin kiyafetleri
neclanin nisan kiyafeti
neclanin sac modeli
neclanın saçı
ferhundenin çantasi
yaprak dokumu kiyafetler
aşkı memnu peykerin gözleri lens mi
aşkı memnudaki nihal kısamı
fahriye evcenin makyaj çantasında neler var
nihalin nişan kıyafeti
ferhundenin botları
ferhundenin çantası
yaprak dökümü necla nişan kıyafeti
aski-memnu daki nisan kiyafetleri foto.

İsteyen bu başlıkları da kullanabilir arkadaşlar, benim için sorun yok.Tamamen helaliniz yani.

11 Şub 2010

Oyuncuymuş, Bana Ne?

Ne zaman tv açsam, abidik gıbidik programlardan birinde 'mutlaka' şöyle tartışmalar oluyor;
1- Mankenden oyuncu olur mu olmaz mı?
2- Eğitim şart mı?
3- Dizi çekmek çok zor.
4- Haftada 90 saat dile kolay, bir film gibi adeta.
5- Aşk-ı Memnu bi taraflarına batmış olacak ki, o sıkıntıyla tam isim de veremeden laf sokma çabası içerisinde; artık uyarlamalardan sıkıldık, o onun amcasına bu bunun yeğenine sulanıyor, öpüşme sahneleri gırla, nereye gidiyor bu toplum?.
6- Şarkıcılar, türkücüler dizilerde oynasın mı?.
7- Herkes tiyatroya gitsin, tv izlemesin tiyatro kültürdür, tv ise avam.
8- Sinema sektöründe bir birlik beraberlik yok, haklarımızı koruyamıyoruz.

Ya bıktım sizin sorunlarınızdan be kardeşim! Ne oyuncuymuşsunuz, ne tiyatrocuymuşzunuz, ne bitmez dertleriniz varmış konuş konuş sonunu getiremediniz arkadaş! Vay be!
Yok dizisi 90 dakikaymışta, çok zormuşta, öpüşüyolarmış, yalan dolan varmış, ayıpmış oymuş buymuş. Her hafta bilmem kaç para maaş alırken öyle cak cak ötüyo musun acaba? Dizinin uzunluğuna burun kıvırırken maaşının çokluğu hakkında bir kelime duyamıyoruz nedense.

Bi susun, bi gidin. Ülkemde başka meslek grubu mu yok be? Niye hep sizi dinliyoruz? Neden hem para kazanıyorsunuz hem de bıdı bıdı ediyorsunuz?

Ben sizden sıkıldım, biraz da taksicilerin sorunlarını dinlemek istiyorum, kasaplar hiç mi yorulmuyor acaba? Ya da manifaturacılar? Onların canı yok mu? Bakalım gruplaşmışlar mı? Haklarını koruyabiliyorlar mı? Hımm? Toptan çivi ithalatı yapan bir firmanın müdürünü çıkarın tv'ye, onu izleyeceğim. Ya da arap sabunu üreticileri, ne bileyim, iş mi yok Allah aşkınıza? Hep oyuncular hep tiyatrocular, bize ne ya?

Al işte grafik tasarım okudum ben, güzel sanatlar sınavına hazırlandım inek gibi çalıştım 6 ay evden dışarı çıkmadım. Kurs-ev, ev-kurs. Sonra sınava girdim, 4000 kişi de benimle birlikte yarıştı, kazandım, okudum binbir zorlukla, sınav stresleriyle. Mezun oldum, şimdi her eli mause tutan tasarımcı geçiniyor. Ne yapalım? Program program gezelim, anlatalım mı? Kim konuk alır kim dinler? Kimi ilgilendirir ki? Ben bile anlatırken sıkıldım yani. Eee bu tiyatroculara ne oluyor? Onların sorunundan bize ne ki? manken oyunculuk yapıyorsa yapsın, çokta tınn. Size müstahak! Herkes yapsın!

Hatta dağılın len, ben de yapıcam!

8 Şub 2010

Öncesi-Sonrası

Geçenlerde araba işlemlerini hallederken bir kendini bilmez (noter olabilir) bana, 'kızlık soyadınız?' dedi. O an öyle bir sinirlendim ayrıca utandım ki kalakaldım, 'hı? ne?' diye saçmalamış bile olabilirim.
Düşündüm, erkekler için niçin böyle bir ayrım yok? Evlenince onların soyadını alıyoruz buna ayrı bir gıcığım zaten (bknz.) ama bizler için bir de cinsel hayat ayrımı yapılıyor. Yani yaptın mı yapmadın mı? Seviştikten önceki ve sonraki soyisim, çok komik değil mi?
Bazı salaklar anlatır, 'ben kızken bıdı bıdı'. O ne ya? Bana ne yani fi tarihinde yaptığın aktivite öncesi sevişip sevişmediğinden?

Kız-kadın.

Düşündülkce gıcık oluyorum, ayırca bunun sağlamasını nasıl yapacaksınız ki? Belki kız gitti evlenmeden yattı adamla, ama hala kızlık soyadını kullanıyor, olur mu? Ya da evlendiler ama bir takım sorunları var, dişi kişi hala kız. Ne olacak şimdi? Kadın kadın diye sesleniyoruz.

Ya erkekler için de böyle abidik gubidik bir kıstas olsun, ya da bizi kendi halimize bırakın arkadaş! Azıcık adalet istiyorum.

6 Şub 2010

İstanbul, Bir Kitap, Alıntılar ve Sokak Köpekleri

- 'Kore'den insanlar getirmeyi düşünüyorum, bu sokaktaki köpekleri toplasınlar yesinler.'
Bedrettin Dalan (1986 sonlarında, bir hayvansever ekibiyle görüşmeden).

- 'Hayatımda hiç bu kadar perişan, aç, sefil, mahzun bakışlı, kalbi kırık sokak köpekleri görmedim.'
Mark Twain

- 'Hepimiz biliyoruz, hiçbir Avrupa şehrinde sokak köpekleri sokakta gezmiyor. İstanbul sokakları ise köpekten geçilmiyor. Ben diyorum ki bunu bir sorun olarak görmekten vazgeçelim. Sokak köpeklerinin bakımı ile ilgili olarak bir proje geliştirelim ve İstanbul sokak köpekleriyle ünlü bir şehir olsun.'
Ezel Akay

- 'Kuşsuz, ceylansız, kelebeksiz, tavşansız, kedisiz, köpeksiz bir dünyada kimse mutlu olamaz, bunu bilmenizi isterim. Öyle bir dünya isteyen ruhsuzlara izin vermeyin. Biz yok oluyoruz, siz olmayın.'
Pako (Hürriyet, 26 Aralık 1999)

- 'Belediyeler artık, bu saçma sapan sokak köpeği severlerin baskısından kurtulup, uygar dünyanın yöntemleri ile sokaklarda bir tek başı boş ve sahipsiz köpek bırakmamalıdırlar. Yolu bin kez yazdım. Bir kere daha yazayım.. Her belediye kendi köpek toplama ve bekletme merkezini kurar. Merkezin kapasitesi ve toplanan köpeklerin sayısı dikkate alınarak bir süre belirlenir. Her getirilen köpek merkezde bu süre içinde kendisini sahiplenecek birini bekler. (...) Süre içinde sahiplenilmeyen köpek uyutulur.'
Hıncal Uluç (Sabah, 29 Ekim 1999)


Alıntılar mideme yumruk gibi oturan, içimi küle çeviren bu kitaptan.