23 Nis 2010

Freelance'in Türkçe Meali, Çalıştığın İçin Suçluluk Duyma Durumu.

Freelance olarak evden çalıştığım için kimse işime saygı duyumuyor, ben bunu anladım.

Son haftalarda üzerinde çok vakit harcamamı gerektiren, aynı zamanda sözleşmesi vesilesiyle cezai şartları da imzaladığım bir işle uğraşıyorum. Sabahtan geceye kadar çiziyorum, araştırıyorum, beğenmeyip atıyorum, yenisine başlıyorum. Eskiden beri hayalini kurduğum bir iş aynı zamanda, beni benimle bir bıraksalar, aramasalar, sormasalar, gel demeseler, yap demeseler, huzurla ve mutlulukla işime konsantre olabilsem.
Çok şey mi istiyorum?

Evdeyim ya hani, kalkıp bir ofise gitmiyorum, patronum beynimi yemiyor, trafikte bütün iç organlarım yer değiştirmiyor ya, benimkisi işten sayılmıyor.
Zaten uyuduğunuz odanın tam yanındaki ofisinizde çalışmak çok zor. Size bakan adi çamaşır&bulaşık ikilisi, akşam yemeğine ne pişirsem sıkıntısı, televizyondaki bir filme takılıp saatleri unutma salaklığı, internette azıcık araştırma yapayım diye oturup nasıl akşam olmuş anlayamama kekoluğu durumlarıyla mücadele ediyorum.
Hava güzel oluyor, ayyy atlayayım arabaya çimenlere yayılayım, uyuyayım moduna giriyorum.

Nasılsa patronum yok başımda, istediğim dakika çıkabilirim ofisimden. Az eksik var evde markete uğrayayım, eve iki adımlık Migros'a mı gitsem, yoksa alışveriş merkezindeki Carrefour'a mı rotayı çevirsem? Hadi azıcık D&R gezerim, yeni çıkan kitaplara bakarım, aa Accessorize'a neler gelmiş bakayım iki dakika, dur şu Bershka'ya da bi uğrayayım, Mac zaten yolumun üstü derken toplamda yarım saatte bitirebileceğim basit bir Migros alışverişini 3 saate çıkarıyorum.

Yaklaşık bir yıldır bu şekilde çalışma gayretinde olduğumdan alıştım sayılır, eskisine göre içimdeki dünyevi isteklerle daha kolay başa çıkabiliyorum.

Fakat gel gör ki, yeni moda, 'aaa işin hala bitmedi mi?' cümlesi. Bitmedi abicim! Bitmesi mi gerekiyordu?!

'Yok' deyince de bozuluyorlar haa, diyemezsin. Sen kimsin ki işini bitiremedin hala, hım? Ne zaman nereye çağırılırsan gideceksin, sana her buyurulan işi gık demeden yapacaksın, kimi kıçının keyfine birşey ister, kimi iş buyurur kafasına göre. Her türlüsü mevcut bende.
Yapacaksın!

Misafirliğe mi davet edildin? Gideceksin! Sen kimsin ki sana sorulmadan, gidip gidemeyeceğin belli olmadan hazırlanmış yemekler için hemen harekete geçmiyorsun? Hım?!
Kimsin ki sen, sadece can sıkıntısını dağıtmak için arayan arkadaşlarınla buluşmuyorsun?
Kimsin, kim? Yap denildiğinde yapacaksın.
Ama aynı zamanda işini gücünü de bitireceksin. Adam olacaksın adam. Vaktini düzgün kullanacaksın. Gündüzleri ve akşamları sana buyurulanları yerine getir, gece de otur sabaha kadar ne iş yapacaksan yap. Bu kadar basit!

Vallahi o kadar sıkıldım, içime öyle fenalık geldi ki neredeyse çalıştığım için suçluluk duyacağım.
Ben kötü birşey mi yapıyorum acaba? Yanlış mı? Adi bir insan mıyım diye kendimi sorgulamaya başlayacağım... Neden yeteneklerimi, becerilerimi, vaktimi sorgusuz sualsiz herkesle paylaşmıyorum? Kötüyüm, evet! Allah canımı alsın benim! Çok kötüyüm!

Size son birşey söyleyeyim mi? Bütün bu hengamenin içinde benden akşam yemeği bile beklemeyen, gık demeyen, her türlü işime gücüme yardım etemeye çalışan kişi eşim. Aslında O'nun bıdı bıdı yapması gerekmez mi?
Yapmıyor, aferin O'na.
İşlerim bitsin, ilk fırsatta akşam yemeğine makarna pişireceğim canım. Merak etme.

13 Nis 2010

Minicik Bir Yalan, Olmaz Mı?

Blog Ödülleri'nin web sayfasını tasarlayan canım eşime çok yalvardım, 'azıcık katakulli et, bana bi ödül verdir forsum olsun, hadi beaaa, nolurdu sanki, lütfen lütfen lütfen' diye.

Olmazmış, öyle numaralar yapamazmış, ayıpmış, cartmış curtmuş, söylemem bile yanlışmış, o ekiple ciddi bir iş ilişkisi varmış, nasıl teklif etsinmiş, ne ayıpmış falan feşmekan.
'Sen ara bana ver telefonu, teklif etmezsem ne olayım' dedim, yine kızdı...

'Herkes neler yapıyo akıllım' dedim, 'değişik mail adresleri alıp kendi kendini izleyenler mi dersin, adsızdan yine kendi kendine yorum yazıp acıtasyon yapanlar mı dersin'.
'Bize ne?' dedi, her dedikoduya şalterlerini kapatmış erkek gibi beni susturdu.

Alemin namuslusu bi biziz anasını satiim, ne dedikodu yapabiliyoruz ne iki yalan söyleyebiliyoruz.

Olmadı, olamadı... Yaptıramadım...
Şimdi alnının teriyle kazanacak olana, hakkımı helal etmiyorum...

Hıh!

10 Nis 2010

Gagalı Tavşan

Kadın milleti enteresan anacım, nerede abidik gubidik birşey var, biz buluruz. Saçmalama kapasitemiz çok yüksek.

Bugün toz ve pislik içerisindeki yamulmuş kumaş parçaları satışında rekorlar kıran cuma pazarı'ndaydık, arkadaşım kendini kaybetmiş şekilde toz soluyup hapşırırken ben de etrafı süzüyordum. Hemen yanımızdaki tezgahta tahminen 50'li yaşlarında olan iki kadın var, cins cins bakıyorum. Tekinin avucunun ortasında pis pis yünlerden yapılmış yamuk yumuk bir ponpon, ama gayet şefkatle tutuluyor, incinmesin diye (burada anaç duyguları devrede), diğeri 'ayyy hiii ne olacak buu?' diye sırıtarak soruyor. Ponponu seven de, 'tavşan yapıyorlar bunlardan' diyor.
'Hı??'
Yanındaki de, ben de aynı tepkiyi verdik, 'ne??'.

Devam etti, 'gaga koyuyorlar bir tane, iki de göz. Al sana tavşan' derken gözlerinin içi parlıyordu. Evet, onca tozun pisliğin içinde bile o ışığı gördüm!
50'lik teyzem diy yaptı iki dakikada, helal olsun. Sonra birkaç ponponu daha güvenli ve şefkat dolu avuçlarına alıp, gittiler.

Düşündümde, ne işe yarayacak o ponpon tavşan?
Bir gagası ve iki gözüyle sana ev işlerinde yardım mı edecek? Hergün üç çeşit yemek mi pişirecek? Haftalık erzak alışverişini mi yapacak? Toz mu alacak, evi mi süpürecek? Bari bulaşık makinesini boşaltsın her sabah, olmaz mı?

Lütfen daha manalı işlere yönelelim, ırk olarak... Madara oluyoruz erkek kısmına.
Lütfen dedim bak...